YazarlarMelih AşıkBir Hastane Serüveni

Pazar günü... Hava güzel. Eşim Akasya AVM’den birkaç parça alışveriş yapacağını söyledi. Birlikte gittik. O, mağazaları teftişe çıktı. Ben her zaman olduğu gibi elime kitabımı alıp bir kafeye oturdum. Derken bir telefon. Eşim arıyor:
- Ben falanca mağazadayım biraz gelir misin?
Hayrola, diyerek mağazaya indim. Eşim acılar içinde bacağını tutuyor. Meğer tesadüf eseri bir çarpışma olmuş, yan tarafına düşmüş, sonradan öğrendiğimize göre kalça kemiği kırılmış... Ambulans çağırdık. Gelen ilk yardım şefine bir özel hastaneden söz ettik, orada tanıdığımız doktorlar olduğunu anlattık, bizi oraya götürmelerini istedik... Bunu yapamayız, dediler, sizin istediğiniz hastanede uygun hizmet olmayabilir, kararı merkez verir. Ufak bir tartışma sonuç vermedi. Ambulans bizi Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’ne götürdü. Eşim sedyeye acılar içinde binmişti, hastanede acılar içinde indirildi. Milim kımıldayamıyor. Önce tomografi çekildi. Net sonuç alamadık dediler. Bu defa sedye üstünde röntgene gidildi.
Günlerden pazar. Acil servis kalabalık. Yaralanmalar, kırıklar, çıkıklar... Personel iyi niyetli ve gayretli. Ama hasta baskısı ağır. Röntgende kırık görülünce sizi odaya çıkartalım, dediler, orada ameliyat gününü beklersiniz.
Ne zaman ameliyat olunabilir? Hastane yoğun, dedi, bir genç doktor, üç beş gün bekleyebilirsiniz, bazen bir hafta da sürebilir. Eşimin üç beş dakika bekleyecek hali yok. Telefonla dostları aradık. Kozyatağı Yeditepe Hastanesi’nde Prof. Faik Altuntaş’la temas kuruldu. Bu defa hastaneden ambulans istedik. Hastanenin sağladığı ambulansla Yeditepe’nin yolunu tuttuk. En doğru adresi bulduk.
Geçen hafta bu yüzden yazamadık, özürle...
AYAMAMA DERSİ
2009 yılında İkitelli-Mahmutbey hattındaki Ayamama Deresi üzerinde yoğunlaşan selde 21 kişi öldü.
Yetkililer peş peşe açıklama yaptı...
“Bu dere üstündeki suyun akışını engelleyen bütün binaları yıkacağız!” dediler.
Ders alındı, artık eskisi gibi olmayacak sanıldı.
Ancak dere üstüne imar çılgınlığı devam etti.
Ayamama Deresi’ne gökdelenler bile dikildi.
Şimdi sel fotoğrafları yayımlanan Ayazağa bölgesi de bir dere yatağı.
Üst tarafına Galatasaray Stadyumu yapıldı; dere tarafına Vadi İstanbul adıyla bir şehir kuruldu.
Tam derenin içine AVM’ler dikildi.
Sel suyu buralardan geçemiyor; geri basıp evlere, dükkanlara doluyor.
Rant iştahı, müteahhit azgınlığı ve denetim görevinin duygusal ilişkilere takılıp kalması günümüzdeki acı sonuçları doğuruyor.
Son yaşananlar biraz olsun ders olur mu? Sizce olur mu?
Derslerin sadece felaketlerden sonra hatırlanıp sonra unutulması acaba ders niteliğini bitirir mi?
PALAMUT
Karadeniz’de onlarca ton palamut, fiyatlar çok ucuzladı diye denize dökülüyor...
Yazık günah...
Sosyal medyada şu not var:
“Çok ucuzladı diye balığa çıkmazsın anlarım. Ama balık avlayıp çok ucuz diye tonlarca balığı denize dökersen bunun adı cehalete dayalı cinayettir”
YRP
Yeniden Refah Partisi Muğla İl Başkanı Fatih Kocabıyık emir vermiş...
DEM Parti’nin basın açıklaması yaptığı yeri 40 gün sirkeli suyla yıkayacaklarmış...
Bunlar PKK’nın da aradığı
Ucuz provokasyonlar...
Parti Lideri Fatih Erbakan, bu il başkanının durumunu görüştüklerini bildiriyor... Etkili bir karar almaları beklenir...
SPOİLER
Spoiler fobisi üzerine bir yazı ilişti gözüme...
Daha önce duymamıştım.
Aslında hepimizde az çok bulunan bir korku...
Kısa tanımıyla: Bir film, dizi veya kitabın sonunu ya da önemli sürprizlerini önceden öğrenmekten aşırı derecede kaçınmaya verilen admış spoiler fobisi... Kişi “Sonunu öğrenirsem bütün keyfi kaçar” düşüncesiyle yorumları okumaz, fragmanları izlemez, o eser hakkında konuşulurken ortamdan uzaklaşırmış.
Gerçekten de örneğin bir filmin sonunu öğrenmek bütün bir filmin keyfini kaçırır.
Aklımıza Rahmetli Hüseyin Baş’ın anlattığı olay geliyor.
Eskiden sinemalarda yer göstericiler vardı. Geç kalırsanız görevli elindeki fenerle karanlıkta sizi yerinize götürür, siz de üç beş kuruş bahşiş verirdiniz. Vermezseniz yer gösterici biraz kızardı. Böyle asabi biri varmış, yer gösterdiği seyirci bahşiş vermezse kulağına eğilir:
- Katil uşak, diye filmin sonunu söyleyiverirmiş...
METRO
Sabiha Gökçen Havalimanı’na uzanan metro gece saat 23:59’da servisten çekiliyor. Bir havalimanı için çok erken bir saat. Uzatılması isteniyor. Duyuralım...
No comments:
Post a Comment