28 Haziran 1914...

Saraybosna’da bir suikast...

Avusturya-Macaristan Veliahtı Franz Ferdinand öldürüldü.

Bir ay sonra Avusturya-Macaristan, Sırbistan’a savaş ilan etti.

Avrupa’nın büyük devletleri, birkaç ayda biteceğini düşündükleri bir savaşa girdiler.

Dört yıl sonra geride yaklaşık 20 milyon ölü, yıkılmış imparatorluklar ve harabeye dönmüş ülkeler vardı.

Ama insanlık ders almadı.

★★★

1 Eylül 1939...

Hitler’in orduları Polonya’ya saldırdı.

İngiltere ve Fransa, Almanya’ya savaş ilan etti.

İkinci Dünya Savaşı başladı.

Altı yıl sürdü.

Avrupa şehirleri yerle bir edildi.

ABD, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombaları attı.

Yaklaşık 70-85 milyon insan yaşamını yitirdi.

Ama insanlık ders almadı.

İki dünya savaşı, insanlığa aynı acı gerçeği gösterdi:

Savaşı başlatabilirsiniz ama ne zaman, nasıl ve hangi felaketlerle sona ereceğini kestiremezsiniz.

★★★

15 Ekim 2026...

İngiltere Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Sir Roly Walker, askerlere seslendi.

Sözleri ürperticiydi.

Ülkenin siyasi liderlerinin, dünyadaki tehlikeleri halka anlatacağını söyledi.

Ardından asıl uyarısını yaptı:

İngiliz vatandaşlarından, ülkenin savunması için özveride bulunmaları ve ülke güvenliğinin sağlanmasında sorumluluk üstlenmeleri istenecekti.

★★★

Bir yıl önce, Fransa’dan daha ürpertici bir açıklama gelmişti...

18 Kasım 2025...

Fransa Genelkurmay Başkanı Orgeneral Fabien Mandon, Rusya ile olası bir çatışmaya karşı Fransız toplumunun hazırlanması gerektiğini anlattı.

Fransa, evlatlarını kaybetmeye ve ekonomik fedakârlıklara hazır olmalıydı.

Fransa ve Almanya, nükleer caydırıcılık konusunda işbirliğini derinleştirme kararı aldı.

Yani Avrupa, sadece konvansiyonel savaşı değil, nükleer savaş tehlikesini de dikkate alıyor.

★★★

Almanya’da savaş hazırlığı...

Kasım 2025...

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Avrupa’nın giderek daha tehlikeli bir güvenlik ortamına sürüklendiğini vurguladı.

Almanya, ordusunu büyütüyor.

Savunma sanayiini güçlendiriyor.

★★★

17 Kasım 2025’te, Polonya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Wieslaw Kula, ülkesinin “savaş öncesi aşamaya” girdiğini söyledi.

Polonya, Rusya ve Beyaz Rusya sınırındaki savunma hazırlıklarını artırıyor.

İsveç, vatandaşlarına savaş ve kriz koşullarında nasıl davranmaları gerektiğini anlatıyor.

Finlandiya, sığınakların 72 saatte kullanıma hazır hale getirilmesi ve kritik altyapının korunması için önlemler alıyor.

Sivil savunma tatbikatları düzenliyor.

Avrupa Birliği, savunma sanayiinin üretim kapasitesini ve mühimmat stoklarını artırıyor.

★★★

NATO’ya üye 32 ülkenin toplam askerî harcaması:

2024’te, 1 trilyon 483 milyar dolar.

2026’da ise, 1 trilyon 810 milyar dolar.

Bu, iki yılda yüzde 22’lik artış demek.

Dünyanın toplam askerî harcaması, 2025’te 2.9 trilyon dolara ulaştı.

İnsanlık, silahlanmaya günde yaklaşık 7,9 milyar dolar harcıyor.

★★★

Bir devlet savunma için silahlanır; rakibi bunu tehdit sayıp daha fazla silahlanır. “Güvenlik ikilemi” denen bu döngü, savaş olasılığını artırır.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa silahlanıyordu.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa yeniden silahlanıyordu.

Bugün, 2026 yılında, Avrupa bir kez daha silahlanıyor.

Estirilen Üçüncü Dünya Savaşı’nın rüzgârı...

★★★

Peki ya Türkiye?

Türkiye, NATO’nun güneydoğu kanadını korumanın ötesinde, ittifakın askerî harekât gücüne de önemli katkı sağlayan bir ülke.

Ancak bu durum, Türkiye’nin bölgesel krizlerden etkilenme olasılığını da artırıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı, Karadeniz’i Avrupa güvenliği açısından en tehlikeli bölgelerden birine dönüştürdü.

Türkiye, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uygulayarak savaş gemilerinin Boğazlardan geçişine ilişkin hukuki sınırlamaları koruyor.

Bu uygulama, Karadeniz’deki tırmanmanın sınırlandırılmasına önemli bir katkıdır. Montrö, Atatürk’ün stratejik öngörüsüdür.

Suriye ve Irak’ta güvenlik sorunları sürüyor.

PKK terör örgütü ve bağlantıları henüz silahlarını teslim etmedi.

İran-İsrail/ABD savaşı, Türkiye için riskler yumağı...

Ve Mekke İttifakı Türkiye’yi, İran’a ve Yemen’deki Husilere karşı konumlandırdı.

★★★

Ve Azerbaycan...

Güney Kafkasya’da Türkiye’nin güvenliği açısından Azerbaycan’ın özel bir yeri var.

Askerî eğitim, ortak tatbikatlar, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında güçlü bir işbirliği bulunuyor.

Üstelik bu ilişki, “İki devlet, bir millet” anlayışına dayanıyor.

Bu nedenle, Türkiye ile Azerbaycan arasında esecek soğuk rüzgârlar, sadece iki ülkenin ilişkilerini değil, Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki stratejik konumunu da olumsuz etkiler.

Türkiye’nin asıl gücü, krizleri önleyebilecek diplomatik ağırlığa sahip olmasındadır.

Bu da, ancak liyakatli ve ulusal çıkarları önceleyen kadrolarla mümkün.

★★★

Atatürk, savaşın ne olduğunu cephelerde yaşayarak öğrenmiş bir komutandı.

Bu nedenle, Cumhuriyet’in dış politikasına şu ilkeyi miras bıraktı:

“Yurtta barış, dünyada barış.”

Bu söz, güçsüzlüğün değil, savaşın yıkımını bilen bir devlet adamının öngörüsüydü.

Hatay, bu politikayla tek kurşun atılmadan alındı.

Boğazlar, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle Türk egemenliğine girdi.

Bu politikayla, İkinci Dünya Savaşı’nın dışında kalındı...

Ve bu politikayla, Kıbrıs Barış Harekâtı zafere ulaştırıldı.

Savaş, onu yaşamayanlara tatlı gelir...

Kaynak olarak ekle