Monday, March 9, 2026

Yetkin Report - Yazar : Filiz Pehlivan - 08 MArt 2026 - 8 Mart Mesajları, Savaşın Görünmeyen Cephesi ve Kadınlar

 

8 Mart Mesajları, Savaşın Görünmeyen Cephesi ve Kadınlar

/ / Siyaset

Dünyanın dört bir yanında kadın ve çocuklar savaşların görünmez kurbanları. Bu fotoğraf İsrail saldırısıı altındaki Gazze’den. (Foto: Samar Abu Elouf/UN Women)

Dünya yeni bir savaşlar döneminden geçerken 8 Mart yine çoğu zaman sözlerde kalan temennilerle anılan bir gün olarak karşımıza çıkıyor. Oysa bugün dünyanın birçok yerinde, en yakın olarak, kapı komşumuz İran’da kadınlar savaşın, göçün ve ekonomik krizlerin en ağır yükünü taşıyor.
Her yıl bu tarihte gazeteler, kurumlar ve sosyal medya benzer mesajlarla doluyor. Kadınların eşitlik mücadelesi hatırlatılıyor, dayanışma çağrıları yapılıyor, iyi niyetli sözler söyleniyor. Ancak bu yoğun mesaj trafiği bazen tuhaf bir sonuç da doğuruyor: Mesajların çoğaldığı yerde dikkat azalıyor.
Toplumsal cinsiyet eşitliği gibi ciddi bir mesele, bir süre sonra sembolik cümlelerin tekrarlandığı bir iletişim ritüeline dönüşebiliyor. Herkes konuşuyor ama çoğu zaman kimse gerçekten yeni bir şey söylemiyor.

Başta Afganistan Felaketi

Bugün dünya yeni bir çatışmalar döneminden geçiyor. Ukrayna’daki savaş üçüncü yılına girdi. Gazze’de ağır bir insani kriz yaşanıyor. Sudan’da milyonlarca insan yerinden edildi. Afganistan’da ise kadınların eğitim ve çalışma hakları ortadan kaldırıldı; kölelik sistamine dönüldü.
Orta Doğu’da ise İran merkezli gerilim bölgesel bir sıcak çatışmaya dönüşme riski taşıyor.  Savaş öncesi protestoların bir kısmının kadınların özgürlüğü olduğu bugün İran’da bugün tırmanan savaş çatışmaların en ağır bedelini çoğu zaman cephede olmayanların, yani kadınlar ve çocukların ödediğine bir başka örnek.
Bu krizlerin her biri farklı siyasi ve askeri dinamiklere sahip olsa da ortak bir gerçek var: Savaş ve çatışma koşulları kadınların hayatını doğrudan ve derinden etkiliyor.
Birleşmiş Milletler verilerine göre zorunlu göç nedeniyle yerinden edilen nüfusun yaklaşık yüzde 80’ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Buna karşılık barış müzakerelerinde kadınların temsil oranı hâlâ tek haneli rakamlarda kalıyor. Bu çelişki, savaşın kararını verenlerle bedelini ödeyenler arasındaki uçurumu açıkça gösteriyor.

Ukrayna, Gazze, Sudan

Ukrayna savaşında ülkeyi terk etmek zorunda kalan milyonlarca insanın önemli bir bölümünü kadınlar ve çocuklar oluşturdu. Erkeklerin önemli bir kısmı ülke içinde kalırken, milyonlarca kadın yeni bir ülkede hayat kurmaya çalıştı.
Gazze’de ise savaşın ortasında doğum yapan kadınların koşulları dünya kamuoyunun dikkatini çekti. Elektrik ve temiz suyun kesintiye uğradığı, sağlık sisteminin büyük ölçüde çöktüğü bir ortamda gebelik ve doğum süreçleri ciddi riskler taşıyor.
Sudan’da devam eden çatışmalar sırasında kadınlara yönelik şiddetin arttığı uluslararası raporlara yansıyor. Suriye’de ise kadınlar ve kız çocukları ayrımcı uygulamalar, şiddet ve kaçırılma vakalarıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Bu koşullar kadınların hem adalete erişimini zorlaştırıyor hem de kamusal karar süreçlerinden dışlanmalarını derinleştiriyor.

Savaşın Görünmeyen Yükü

Bu örnekler savaşın yalnızca cephede yaşanan bir askeri mücadele olmadığını gösteriyor. Savaş aynı zamanda bir toplumsal düzen krizidir. Sağlık hizmetlerinden eğitime, gıda güvenliğinden barınmaya kadar uzanan geniş bir alanı etkiler.
Bu alanların büyük bölümünde ise yük çoğu zaman kadınların omuzlarına biner. Çatışma bölgelerinde ailelerin gündelik yaşamını sürdürme sorumluluğu çoğu zaman kadınların üzerinde kalır. Çocukların bakımı, yaşlıların korunması, sınırlı kaynakların yönetimi gibi görevler savaşın görünmeyen yüklerini oluşturur.
Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi yalnızca bir hak ve temsil meselesi değildir. Aynı zamanda krizlere karşı toplumların dayanıklılığıyla da yakından ilgilidir.

Ekonomik Etkiler ve Türkiye

Savaşların etkileri yalnızca çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmaz. Küresel ekonomide yaşanan sarsıntılar enerji fiyatları, gıda maliyetleri ve tedarik zincirleri üzerinden başka ülkelerin toplumlarını da etkiler. Türkiye de bu dalgalanmalardan bağımsız değildir.
Son yıllarda yaşanan savaşlar ve jeopolitik gerilimler enerji ve gıda fiyatlarında önemli artışlara yol açtı. Bu durum özellikle düşük ve orta gelirli haneler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.
Ekonomik krizlerin toplumsal etkileri incelendiğinde bu yükün çoğu zaman kadınlar üzerinde daha ağır hissedildiği görülüyor. Hane bütçesini dengelemek, artan bakım yükünü yönetmek, çocukların ve yaşlıların ihtiyaçlarını karşılamak çoğu zaman kadınların sorumluluğuna dönüşüyor.
Bu nedenle savaşların ekonomik dalgaları henüz cepheye uzak olan toplumlarda bile kadınların gündelik hayatını doğrudan etkileyebiliyor.

Gerçek Eşitlik Sınavı

Belki de 8 Mart’ın asıl sorusu hâlâ aynı: Kadınların eşitliğini ne kadar konuştuğumuz değil, hayatın en zor anlarında onları gerçekten ne kadar koruyabildiğimiz.
Çünkü eşitliğin gerçek sınavı çoğu zaman kutlama günlerinde değil, kriz zamanlarında alınan kararların içinde görünür hale geliyor.

Yetkin Report - Mehmet Öğütçü - 09 Mart 2026 - İran Savaşı Kaybederse Bir de Tazminat Ödemek Zorunda Kalabilir mi?

 

 İran Savaşı Kaybederse Bir de Tazminat Ödemek Zorunda Kalabilir    mi?/ / Ekonomi, Siyaset

İran’ın savaşı kaybetmesi durumunda, petrol ve doğal gaz gelirlerinin

 bir kısmını dış kayıplar için tazminat olarak ödemek zorunda kalması 

ülke ekonomisi üzerinde ayrıca yıkıcı etkiye yol açabilir. Fotoğrafta 

İran’ın en önemli petrol işleme tesislerinden Bender Abbas rafinerisi

 görülüyor. (Foto: Wikimedia)


Savaşlar çoğu zaman silahlar sustuğunda bitmez. Çoğu durumda asıl hesaplaşma hemen sonrasında başlar, daha acımasız ve maliyetlidir — mahkeme salonlarında, tahkim panellerinde ve uzun süren finansal müzakerelerde. Avukatlar sahaya inerler. Körfez’de kritik enerji altyapısı, limanlar ve ticari gemiciliğe yönelik saldırılarla tırmanan son çatışmalar, zamanla uluslararası tazminat davalarının uzun ve karmaşık bir zincirini tetikleyebilir. Eğer sorumluluk İran’a atfedilirse ki öyle olacağı anlaşılıyor, ülke onlarca yıl sürebilecek hukuki ve mali yüklerle karşı karşıya kalabilir.

Dünyanın Enerji Damarındaki Hasar

Körfez’in stratejik önemi abartılamaz. Küresel petrol tüketiminin yaklaşık %20’si — günde yaklaşık 20 milyon varil — ve dünya LNG arzının neredeyse beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu da burayı dünyanın en kritik enerji dar boğazlarından biri haline getiriyor. Kısa süreli kesintiler bile küresel piyasalarda zincirleme etkiler yaratabiliyor.

Son çatışmalar bu sistemin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Tankerler hasar gördü, bazı limanlar geçici olarak kapatıldı ve sigorta primleri hızla yükseldi. Bazı durumlarda tankerler için savaş riski sigortası gemi değerinin yüzde 0,25’inden yaklaşık yüzde 3’üne kadar çıktı. Bu da tek bir seferin maliyetine milyonlarca dolar eklenmesi anlamına geliyor.

Ancak geciken sevkiyatlar ve artan sigorta maliyetleri hikâyenin yalnızca bir parçası. Enerji trader’ları, sigorta şirketleri ve lojistik firmaları şimdiden kesintiye uğrayan tedarik zincirleri, zarar gören gemiler ve durdurulan ihracat nedeniyle oluşan kayıpları hesaplamaya başladı.

Enerji Kesintisinin Ekonomik Bedeli

Enerji piyasaları jeopolitik şoklara son derece hassastır. Analistler ve Katar Enerji Bakanı, gerilim sürer veya daha da tırmanırsa Brent petrol fiyatının 120–150 dolar bandına çıkabileceğini öngörüyor. Bu seviyeler en son büyük küresel kriz dönemlerinde görülmüştü.

Ancak ekonomik hasar bununla sınırlı kalmayabilir. Üretimin durması, yükleme terminallerinin hasar görmesi ve deniz taşımacılığındaki aksaklıklar milyarlarca dolarlık gelir kaybına yol açabilir. Körfez üreticileri sürekli ihracat akışına bağımlıdır ve bu akıştaki herhangi bir kesinti küresel tedarik zincirleri boyunca yankılanır.

Uluslararası petrol şirketleri, tanker operatörleri ve liman işletmeleri için bu tür kayıplar genellikle sessizce ortadan kaybolmaz. Çoğu zaman hukuki süreçlere taşınır.

İkinci Cephe: Uluslararası Hukuk

Silahlar sustuğunda devreye genellikle hukukçular girer. Devletler, şirketler ve sigorta kuruluşları zararlarının karşılanması için uluslararası mahkemelere ve tahkim mekanizmalarına başvurabilir. Talepler altyapı hasarı, kaybedilen ihracat gelirleri, gemi zararları ve çevresel tahribatı kapsayabilir.

Tarih bunun çarpıcı bir örneğini sunuyor. Irak’ın 1990’da Kuveyt’i işgalinden sonra Birleşmiş Milletler BM Tazminat Komisyonu’nu (UNCC) kurdu. Bu komisyona toplam 352 milyar dolarlık tazminat başvurusu yapıldı. Irak sonunda 52 milyar dolar tazminat ödedi ve bu ödemeler petrol gelirlerinden yapılan kesintiler yoluyla yaklaşık otuz yıl sürdü.

Benzer bir mekanizmanın — resmi ya da gayri resmi — mevcut çatışmanın ardından da ortaya çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.

Tazminatlar Nasıl Tahsil Edilebilir?

Büyük ölçekli tazminatlar genellikle nakit ödemeler şeklinde yapılmaz. Uluslararası sistem daha karmaşık mekanizmalar geliştirdi.

Bunlar arasında:

• Dondurulmuş yabancı varlıkların kullanılması
• Enerji ihracat gelirlerinin bir bölümünün kesilmesi
• Uluslararası kurumlar tarafından yönetilen escrow fonlarının kurulması
• Ticaret akışlarına bağlı uzun vadeli mahsuplaşma düzenlemeleri

Irak örneğinde petrol gelirlerinin yüzde 25’e kadarı tazminat fonuna aktarılmış, daha sonra bu oran düşürülmüştü. Ödemeler otuz yılı aşkın süre devam etti.

Benzer bir model İran için uygulanırsa, ülkenin ekonomik toparlanmasını ciddi biçimde sınırlayabilir.

İran İçin Çifte Ekonomik Şok

İran özellikle zor bir tabloyla karşı karşıya kalabilir. Ülke ekonomisi zaten ağır yaptırımlar ve yapısal sorunlar altında. Uzayan bir çatışma altyapıya zarar verebilir, yatırımları caydırabilir ve finansal sistemi daha da zayıflatabilir.

Petrol ve doğal gaz ihracatı İran’ın başlıca döviz kaynağı olmaya devam ediyor. Eğer bu gelirlerin bir kısmı dış kayıpların tazmini için yönlendirilmek zorunda kalırsa, hükümet hem iç ekonomiyi yeniden ayağa kaldırmak hem de uluslararası yükümlülükleri yerine getirmek arasında zor bir denge kurmak zorunda kalacaktır.

Savaşın Faturası Sonradan Kesilir

Tarih bize savaşların mali sonuçlarının çoğu zaman çatışmanın kendisinden çok daha uzun sürdüğünü gösteriyor. Yeniden inşa maliyetleri, tazminat davaları ve hukuki mücadeleler bir ülkenin ekonomik kaderini on yıllar boyunca şekillendirebilir.

İran için de çatışmaların sona ermesi, yeni ve zorlu bir dönemin başlangıcı olabilir. Bu dönem askeri çatışmadan çok ekonomik baskı, hukuki mücadeleler ve uzun yıllar sürebilecek tazminat yükleriyle tanımlanabilir.

Yetkin Report - Özdem Sanberk -09 Mart 2026 -- İkinci Hamaney Döneminde İran ve Ortadoğu’da Yayılan Savaş

 

İkinci Hamaney Döneminde İran ve 

Ortadoğu’da Yayılan Savaş

/ / Siyaset

ABD-İsrail saldırısında öldürülen İran dini lideri Ali Hamaney’in 

yerine, din adamlarından oluşan Uzmanlar Meclisinin oğlu 

Mücteba Hamaney’i getirdiği ilan edildi. Şahin görüşleriyle 

tanınan ve İran’daki radikal dinci Türklerin yanı sıra Irak 

Şiilerinin de desteğine sahip ikinci Hamaney, Devrim Muhafızlarının

 adayıydı.



ABD ve İsrail 28 Şubat sabahı karşı, İran’a yönelik büyük bir saldırı başlattı. Saldırının daha ilk gününde İran’ın “Yüce” (dini) Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürüldüğü açıklandı. On gün kadar sonra, 9 Mart’ta din adamlarından oluşan Uzmanlar Meclisinin yerine oğlu Mücteba Hamaney’i getirdiği ilan edildi. Şahin görüşleriyle tanınan ve İran’daki radikal dinci Türklerin yanı sıra Irak Şiilerinin de desteğine sahip ikinci Hamaney, Devrim Muhafızlarının adayıydı.

İran karşılık veriyor. On günden beri bölge semalarında füzeler uçuşuyor. Her iki taraf füze stokları tükenene kadar havada savaşa devam edeceğe benziyor. Stokları alarm verince muhtemelen kara savaşına geçebilirler. İran’ın niyeti de esasen ABD Başkanı Donald Trump’ı kara savaşına çekmek. ABD ise, Orta Doğuda geçmişteki acı tecrübeleri ışığında artık bölgede kara savaşı yapmaya pek niyetli değil.

Tahran-Kum, Dünyevi-Ruhani

İran İslam Cumhuriyetinin başkenti Tahran, çağdaş bilimleri ve ileri teknolojik gelişmeleri ülkesinde ve dünyada kullanmakta ehliyet ve ustalığa sahip modern bir teknokrat sınıfına ve muktedir siyaset adamlarına sahip.

Öte yandan İslam Cumhuriyetinin kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin doğduğu kent olan ve Mollaların dini kurumlarının yer aldığı Kum şehri, ülkenin gerçek yaşamında bir nevi ikinci bir başkent gibi siyasi ve idari etki icra ediyor. Mollalar, halk ile yüz yıllardır aynı dalga boyunda olmalarından ötürü, halk nezdinde ve özellikle nüfusun çoğunluğunu oluşturan eğitimsiz kitleler üzerinde ciddi bir nüfuza sahip.

Kum’da geçerli olan ve Şia inancı temelli siyasi düşünce tarzı, ülkenin Yüce Liderliğinin ve parlamentosunun bulunduğu ve siyasi, ekonomik ve askeri ve “dünyevi” başkenti Tahran’da alınan kararları, dün olduğu gibi bugün de derinden etkilemekte.

Arkasında İsrail Etkisi Var

Trump, ilk günden beri İran’a yönelttiği saldırının “önleyici” savaş olduğunu söylüyor. Ancak ABD’nin İran’a saldırıya karar vermesinde temel etkeninin İsrail olduğu açık. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Şubat’ın son iki haftası içinde hemen hemen iki günde bir Vaşington’a gittiği anımsanacaktır. Bu ziyaretlerin sebebinin Trump’ı İran’a saldırıya ikna etmek olduğu açıktı.

İçerde ekonomik zorluklar ve Epstein skandalı gibi başka ciddi sorunlar ile de başetmek durumunda olan Trump’ın ise, bu yıl 4 Kasım’daki ara seçimlerinde bir başarı hikayesine ihtiyacı var. Tabi İran macerası tam tersi bir sonuç da verebilir. Neticede 28 Şubat’ta Amerika, İsrail ile birlikte İran’a yönelik bu saldırıyı gerçekleştirdi. Bunu yaparken ne Kongre’ye ne de BM’lere danıştı.

Yanı başımızdaki bu tehlikeli gelişmeler bizim güvenliğimizi doğrudan ilgilendiriyor. Özellikle İsrail’in savaşı yaygınlaştırmak istemesi, gelişmeleri bizim için daha şimdiden ciddi bir tehdit haline getirmekte. Sonuç olarak bizim nasıl bir politika geliştirmememiz gerektiğini tüm yönleriyle iyi düşünmemizi zaruri kılmakta.

Hukuksuzluk, Anti-Semitizm ve Tepkiler

Trump bu operasyonla ülkesinde gündemi değiştirdi ve Epstein bulutlarını bir süreliğine daha dağıttı. Ama İran’a karşı bu operasyon Amerika’da çoğunluk tarafından desteklenecek bir hamle değil. Üstelik olumsuz sonuçları netleştikçe, Trump ve Cumhuriyetçiler açısından maliyeti sandığa yansıyacaktır.

Çünkü savaş ABD için bir zaruret değildi. Trump’a oy verenlerin bir kısmının Başkana savaş yapmayacağını söylediği için destek verdiği biliniyor. Bu tablonun onları da mutlu etmediği düşünülebilir. Üstelik son dönemde Amerika’da, İsrail ve Yahudiler için eleştirel yaklaşımın yükselişte olduğu dikkate alınınca, bu savaşın ABD’de, İsrail ve Yahudiler için olumsuz etkilerin artmasına ve antisemitizmin çoğalmasına yol açması da muhtemeldir.

Hamaney’in öldürüldüğü açıklanınca savaşın Kongre ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı olmadan gerçekleştiği ve dolaylı olarak hukuksuz yapıldığı meselesi gündeme getirildi. Böyle bir operasyon nedeni ile Amerika’nın asker kaybetme olasılığı zaten gündemde kolayca tutulmaya elverişli bir konu.  Önümüzdeki dönemde farklı radikal Şii grupların saldırıları gerçekleşir ve ABD askerleri ölürse Trump’a tepkiler artabilir.

Savaşın Siyasi Amacı

ABD başlangıçta İran’a saldırıyı nükleer silah edinme ve İsrail’e saldırı ihtimalleriyle izah ediyordu. Ancak Hamaney’in öldürülmesinin ilanıyla birlikte operasyonun amacını İran’daki rejimi değiştirmek şeklinde değiştirdi.

Başta ABD ve İsrail’in mevcut kaynaklarıyla savaşı hızla kazanacağı izlenimi verdi. Ama gelişmeler bir noktadan sonra bu izlenimini ortadan kaldırmakta; şimdilerde en az 4-6 haftadan bahsediyorlar.

Bu durumun temel sebebi savaşın siyasi hedefinin belirsizliği. Trump savaşın başlangıcından itibaren sık sık aşırı başarı ifadelerini dile getiriyor. Kendisini bu söylemlerinin cazibesine kaptırırsa savaşın erken sonra ermesini geciktirebilir.

Tam tanımlı olmayan siyasi hedef çerçevesinde, normal koşullarda bir araya gelmeyecek muhalif gruplar bir araya getirildi. Kürtler kendi aralarında birleştirildi. Amaç kara işgali olmadan, hava gücü ve ekonomik baskıyla “düşük maliyetli rejim değişimi” sağlamaktı. Ama bundan da vazgeçildiği bilgileri geliyor. Kara savaşının da konuşulmaya başlaması, savaşın, İsrail ve ABD için çok iyi bir yere doğru gitmediğini kanıtlamakta. Trump sıkıştığı bir noktada operasyonu, bölgeyi yanarken bırakıp, çekilirse söndürmek Türkiye gibi bölgede istikrar isteyen ülkelere kalabilir.

Hamaney Sonrası İran

Diğer taraftan Hürmüz Boğazının kapatılması ve enerji fiyatları ve arz-talepteki bozulma ABD ekonomisini etkileyebilir.  Savunma bütçesi şişerken sosyal harcamalar üzerindeki baskı artar. Halihazırda ABD’de ekonominin seyri üzerinden Trump’a yönelik ciddi eleştiriler var. Savaş uzar, ekonomik ve askerî maliyet büyür, İran’da kaos derinleşirse, bu hamle Trump’ın siyasi kariyerinin de riski hâline gelir.

İran ise kaynaklarını bu savaşta caydırıcılık oluşturmak için tüketecek. Nispeten tecrübeli yöneticilerini kaybetti. Bu aşamadan sonra düze çıkması çok olası durmuyor. ABD ve İsrail’i geriye püskürtse bile çatışmalar ve her şeyden bıkmış bir halk ile kırılgan bir zeminde kalmaya devam edecek. Üstelik etnik fay hatları hareketlenirse düşük veya yüksek yoğunluklu iç çatışmalar sürer.

Hamaney’in ölümü yas kültürü güçlü olan halka rejimin şehit rehber söylemi ve hikayeleri ile uzun bir propaganda imkânı verecektir. Menkıbeler ve olağanüstü söylemlerle Hamaney efsaneleşir.

İran Pes Etmez Ama…

Savaşın bu aşamasında, gelecek tahminlerinde bulunmak sağlıklı değil.

Ne var ki İran aldığı ağır darbelere rağmen, başlangıçta öne sürüldüğü gibi, dağılma emarelerini henüz göstermiyor. Şia inancı temelli siyasi düşünce, ülkede dini toplumsal yapı üzerinde dayanma gücünü sürdürebilir. İran, savaşı körfeze yayarak üzerindeki siyasi ve askeri baskıyı hafifletmeye çalışmakta. Ama ABD ve İsrail’in mukayese kabul etmeyecek birlikte güçleri ve ortak baskıları karşısında İran, bugün değilse bile yarın bir rejim değişikliğine sahne olabilir.

Kum’daki Mollaların Şia inancına bağlı Müslüman nüfus üzerinde ve özellikle eğitimsiz kitleler üzerinde 16’ıncı yüzyıldan beri canlılığını muhafaza eden ciddi bir nüfuza sahip olduğu unutulmamalıdır. Dolaylı olarak, İran’da Şia nüfuzunun gücü, ülkede bir rejim değişikliği olsa bile, mevcut toplumsal ve sosyolojik düzenin bu yeni düzene kolaylıkla teslim olmasına izin vermeyebilir.

Yazar: YetkinReport / 08 Mart 2026, Pazar - İmamoğlu Davası Gerilimle Başladı: Yargıçlar İzleyicileri Çıkarttı

 

İmamoğlu Davası Gerilimle Başladı: 

Yargıçlar İzleyicileri Çıkarttı

/ / Siyaset

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı

 Adayı Ekrem İmamoğlu 19 Mart 2025 sabahı evinden gözaltına 

alınırken yaptığı video yayınında “Büyük bir zorbalıkla karşı 

karşıyayız” derken. (Foto: Ekran görüntüsü)


İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “çıkar amaçlı suç örgütü lideri” olmakla suçlandığı, 105’i tutuklu, 407 sanıklı dava, İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart 2025’ten hemen hemen bir yıl sonra 9 Mart’ta görülmeye başlandı.

CHP lideri Özgür Özel ve bir grup milletvekilinin de izlediği duruşma saat 10.oo’da başladı. Cezaevinden getirilen İmamoğlu’nun duruşma salonuna 10.30 gibi alınırken alkışlar ve “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz” sloganıyla karşılandı. Duruşma yargıcı 11.00 sularında önce tutuklu sanıkların savunmalarının alınacağı, bunun haftada 4 gün çalışmayla Nisan sonunda bitmesinin öngörüldüğünü açıkladı. Bu arada duruşmaya dair bir görüntü “sosyal medya ya da farklı bir yere düşerse yargılamayı izleyicisiz yapacaklarını” söyledi.

Saat 11.30 gibi, avukatları İmamoğlu’nun bir “selamlama konuşması” yapmak istediğini söyledi. Yargıcın “Böyle bir usulün bulunmadığını” söyleyerek izin vermemesine rağmen İmamoğlu kürsüye gelerek konuşmasına başladı.

Bunun üzerine yargıç konuşmayı sürdürmesi halinde İmamoğlu’nun duruşma salonundan çıkarılacağı uyarısında bulundu, ardından İmamoğlu’nun savunmasını son sırada alınacağını bildirdi. İmamoğlu’nun avukatları bu karara  Bu kararla gerilim daha da yükseldi, İmamoğlu’nun avukatları karara itiraz ederken CHP milletvekilleri de tepki göstermeye başladı. Mahkeme heyeti oybirliğiyle izleyicilerin salondan çıkarılmasını istedi ve kendisi de salonu terk etti. O arada İmamoğlu’nun “Sen buraya yargılamaya gelmedin mi? Böyle kaçarak çıkamazsınız!” dediği duyuldu.

Mahkeme heyeti daha sonra duruşmaya 13.45’e dek ara verildiğini bildirdi.

Özel: İtibarsızlaştırmak İstiyor

Duruşma arasında gazetecilere konuşan CHP lideri Özel gerginlikten duruşma yargıcını suçlayarak şunları söyledi:

  • “İmamoğlu’na dönüp ‘Sanık Ekrem’ diye sesleniyor. Buna salon ses verince bu sefer dönüp, ‘Ekrem Bey, siz’ demeye başlıyor. İlk başta onlarca kez senli benli ve güya itibarsızlaştırmaya yönelik birtakım davranışlar.
  • “Avukatlara söz vermiyor. Sonra bir avukat güç bela sesini duyurdu ve dedi ki; ‘Şu an verdiğiniz liste var, haftalardır kaleminize bu sıralamayı soruyoruz, buna cevap verin. Dün bunu Yeni Şafak yayınladı’ dedi. ‘Avukatlara verilmeyeni yandaş bir gazeteye nasıl sızdırıyorsunuz?’ dedi. Buradan sonra kimyası bozuldu hakimin, ‘Salonu boşaltın’ dedi.” (*)

Özel, ilk günden itibaren İmamoğlu’nun tutuklanmasını ve sonra da iddianameyi “siyasete darbe” olmakla suçlayen Özel dün de “Alnım açık, başım dik, Silivri’ye gidiyorum. Milletimizi bir yalanın çöküşünü izlemeye davet ediyorum” demişti.

Son Yılların En Önemli Davası

Son yılların en önemli siyasi nitelikli davası,  İBB Başkanı İmamoğlu’nun CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesi ardından açılması nedeniyle, İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart’tan itibaren Türk siyasetini derinden etkiliyor. Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütünün davayı “Erdoğan’ın en güçlü rakibi hâkim karşısında” diye duyurması içeride olduğu kadar dışarıdaki bakını da yansıtıyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 12 Kasım 2025’te mahkemeye sunulan 3700 sayfalık iddianamede İmamoğlu, “çıkar amaçlı suç örgütü” kurucusu ve lideri olarak gösteriliyor. İmamoğlu hakkında, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, kamu malına zarar verme gibi 142 suçlama üzerinden toplam 849 ila 2.430 yıl hapis cezası isteniyor.
İddianamede, gizli ve açık tanık beyanları, tartışma konusu olan HTS kayıtları ve MASAK raporları öne sürülerek, İmamoğlu’nun İBB başkanlığını kazandığı 2019’dan önce Beylikdüzü Belediye Başkanlığından itibaren bu çıkar ilişkileriyle önce CHP sonra da Cumhurbaşkanlığını hedeflemesi suç olarak sunuluyor.

Özel Meydanlarda Erdoğan’la Gürlek’i Kınadı

Özel, İmamoğlu’nun gözaltına alındığı akşamdan başlayarak bugüne dek biri İstanbul’un ilçeleri, diğeri Türkiye’nin değişik şehirlerinde olmak üzere “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” adı altında 96 miting düzenledi ve yargılamaların tutuksuz devamı ve duruşmanın TRT’den canlı yayınını talep etti.

CHP lideri İmamoğlu ve diğer CHP’lilere soruşturma ve dava açılmasında AK Partinin siyasi çıkarları doğrultusunda davranma suçlamasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e şahsen yüklendi, Hakimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) şikâyet etti.
Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 9 Mart’ta görülecek davadan bir süre önce Gürlek’i HSK’nın da başkanı sayılan Adalet Bakanlığı’na atadı.

Gürlek Bakan olduktan sonra İmamoğlu’nun “Siyaset için kullanışlı” sözüne, “O şahsın şahsım, hakkındaki açıklamalarını önemsemiyorum. Ben sadece cumhuriyet savcısı olarak görevimi yaptım. Vicdanen de rahatım” dedi.

Silivri’de Özel Cezaevi Düzenlemesi

Davanın Silivri’de görülmesi için Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nda özel hazırlıklar yapıldı. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık sayısı, güvenlik ve lojistik gerekçelerle duruşma salonunu cezaevi yerleşkesine taşıdı; ilgili kurumlara resmi yazı gönderildi. Bu karar, davanın cezaevi içinde özel bir salonda görülmesini zorunlu kıldı ve kamuoyunda “özel cezaevi” tartışması yarattı.

İstanbul Valiliği de İmamoğlu ve tutuklu CHP’li belediye başkanları ve çalışanlarına destek gösterilerini önlemek için 1 aylık yasak getirdi.

Yargı-siyaset İlişkilerinin Geleceği

Başsavcılık ve hükümet çevrelerince Türkiye’nin şimdiye kadarki en büyük yolsuzluk davası olarak da duyurulan İmamoğlu davasının 9 Mart’taki ilk duruşması, sadece 407 sanığın kaderini değil, Türkiye’de yargı-siyaset ilişkisinin gidişatını da belirleyecek. İmamoğlu’nun tutuklu yargılanması ve olası uzun ceza talepleri, 2028 seçimlerine giden yolda kritik dönüm noktası yaratıyor.

İmamoğlu’nun -hâlâ kesinleşmeyen- üniversite diplomasının iptali davası da Cumhurbaşkanı adayı olması önünde Anayasal engel. İmamoğlu, ilk defa aday yapılmama ihtimalinden söz ettiği son açıklamasında, “Demokrasi kimin adaylığıyla korunacaksa destek olurum” demiş, ancak “Bana yapılan yarın başkasına yapılır” diye eklemişti.

Duruşmaya Türkiye dışından da siyasi çevrelerin ve medyanın ilgisi var.

(*) 09 Mart 2026, saat 13.20’de güncellenmiştir.

AP - Mojtaba (Mücteba) Khamenei has been chosen as Iran’s new supreme leader - March 9, 2026 Updated 6:53 AM GMT+3, March 9, 2026

 AP 

Mojtaba (Mücteba) Khamenei has been chosen as Iran’s new supreme leader

Supporters took to streets of Tehran early on Monday to celebrate the 

appointment of Mojtaba Khamenei as Iran’s new supreme leader. The younger

 Khamenei, who has not been seen or heard from publicly since the war started, 

had long been considered a contender for the post, even before an Israeli strike 

killed his father, Ayatollah Ali Khamenei, and despite never being elected or

 appointed to a government position. (AP video by Mohsen Ganji)

Today’s live updates have ended. Follow more live coverage on the Iran war.

Iranian state TV early Monday said Mojtaba Khamenei, son of the country’s late supreme leader, has been named his successor.

He had long been considered a contender, even before an Israeli strike killed his father at the start of the war, and despite never being elected or appointed to a government position.

Iran’s powerful paramilitary Revolutionary Guard answers to the supreme leader, and the younger Khamenei will have the central say in war strategy.

U.S. President Donald Trump told ABC News earlier Sunday he wants a say in who comes to power once the war is over; a new leader “is not going to last long” without his approval, he said.

Major developments we’re following:

  • The U.S. military announced a seventh American service member has died of injuries sustained during an Iranian attack stationed in Saudi Arabia. The first six deaths were Army reservists killed in a March 1 attack in a Kuwaiti port.
  • U.S. intelligence officials believe Russia has provided Iran with information to target U.S. troops and assets in the Middle East. Iran’s foreign minister, Abbas Araghchi, in an interview Sunday said that “military cooperation between Iran and Russia is not something new.”
  • Evidence suggests the deadly blast at an Iranian elementary school was likely a U.S. airstrike. The Feb. 28 strike produced the highest reported civilian death toll since the war began, prompting staunch criticism from the United Nations and human rights monitors. The U.S. has not accepted responsibility but said it was investigating the matter.
  • The death toll continues to rise. At least 1,230 people in Iran, more than 300 in Lebanon and around a dozen in Israel have been killed, according to officials in those countries.

 With fast-moving developments, the conflict in the Middle East can be hard to follow. See the war in maps, graphics and images from the AP.