Monday, October 26, 2026

Cumhuriyet gazetesi - M. Ziya Yergök (Adana Barosu eski Başkanı) - 26 Ekim 2026 - Adalet çökerse ...

 

Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Adalet çökerse... - M. Ziya Yergök

26.10.2026 04:00
Güncellenme:

Bugün, adalet açısından en yaygın yakınma konusu yargıda çifte standarttır. Bu kavram, benzer hukuki durumlarla veya suçlamalarla karşı karşıya kalan kişi ve gruplara yasaların eşit ve tutarlı biçimde uygulanmamasını ifade eder. Kişilerin kimliğine, statüsüne, siyasi görüşüne ve iktidara yakınlığına göre ayrıcalıklı ya da kayırıcı kararlar verilirken sıradan yurttaşın veya muhalif kesimlerin aynı koşullarda daha sert ve hızlı yaptırımlarla karşılaşması, anayasamız ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre hukukun en temel ilkesi olan “kanun önünde eşitlik” ilkesinin ihlalidir.

Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ne göre, “Haksızlık ve adaletsizlik duygusunun başlıca nedenlerinden biri olan taraflılık algısı, adalet sistemine duyulan güvene zarar verir. Tarafsızlığın yalnızca karar verme aşamasına değil tüm yargılama sürecine hâkim kılınması elzemdir.”

Ünlü filozof Sokratas’e göre, bir yargıcın sahip olması gereken dört temel görev vardır: Nezaketle dinlemek, akıllıca düşünmek, dikkatle konuşmak ve tarafsızca karar vermek. Sokrates’in 2 bin 400 yıl öncesinden gelen bu sözü, günümüzde de yargı etiğinin ve adil yargılanma hakkının temeli olarak kabul edilir.

YARGIYA GÜVEN ZEDELENİYOR

Bugün Türkiye’deki yargı pratiği ve kimi yargı uygulamaları bu ilkelere uygun değildir. Ankara 2 No’lu Baro başkanının “Yaklaşık iki senelik çalışma dönemimizde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hâkim- savcı yaptık. Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda bakanlık bir ayrıcalık tanıdı” sözleri kabul edilir değildir. Bu tür açıklamalar yargıya güvensizlik olarak yansımakta, yurttaşın adalete olan inancını yok etmektedir.

Aynı suç veya usulsüzlük kapsamında kimilerinin gözaltına alınıp tutuklanırken kiminin ise soruşturmaya dahi çağrılmaması, kiminin mal varlığına konulan “tedbir”in bir saat içinde kaldırılması, kamu vicdanını yaralıyor ve hukukun üstünlüğü ilkesini zedeliyor. Bu çifte standart, gerek tutuklamalarda gerekse tahliyelerde kendini gösteriyor. Muhalif belediyelere ve muhalif basına farklı uygulamalar toplumun her kesimini derinden rahatsız ediyor. Hemen her şafakta bir muhalefet parti belediyesine operasyon düzenleniyor.

Türkiye Belediyeler Birliği’nin muhalefet partisine mensup üç başkanı da tutuklandı. Ekrem İmamoğlu ve Vahap Seçer’in tutukluluğu devam ederken tahliye edilen Zeydan Karalar aylar geçmesine karşın göreve başlatılmamakta ve hizmetten alıkonmaktadır. Ekrem İmamoğlu’nun üç defa İstanbul’u kazanmış olması, son yerel seçimde Adana ve Mersin’de AKP’nin tek bir belediye kazanamaması başkanları suçlu kılar mı? Millet iradesi yok sayılmış olmuyor mu? Bu başkanlara oy veren şehirler cezalandırılmış olmuyor mu? Demokrasi bu mudur? Adana Seyhan’ın ilk kadın belediye başkanı Oya Tekin “TCK 252. maddeden ceza alıp istinaf aşamasında tutukluluğu devam eden ilk kişiyim” diye feryat ederken haksız mıdır? Üstelik kendisi üç çocuk annesidir ve eşi de tutukludur.

ÇİFTE STANDART 

Adil yargılama nerede? Esenyurt’ta seçilmiş belediye başkanı Ahmet Özer dururken görevden alınan kayyım yerine yine bir kayyım atanıyor. Diğer taraftan, 455 bin yurttaşımızı mağdur eden fon olayı, açıkça nitelikli ve örgütlü bir dolandırıcılık suçu iken, iktidarın en yetkili ağızlarının bunu “nefsine yenilme ve şeytana uyma” olarak tanımlaması kabul edilebilir mi? Fon yolsuzluğu olayındaki siyasi sorumlulardan biri olan maliye bakanının “Parayı gönüllü iade ederlerse sorun yok, etmezlerse hukuki süreç işleyecek demesi” tam bir garabettir. Siz fon dolandırıcılarına hangi hukuku uyguluyorsunuz, bu söylediğiniz hangi yasada yazıyor? Parayı gönüllü iade etmeleri işlenen suçu ortadan kaldırmaz. Seçimle gelen muhalif başkanlar, kameralar eşliğinde şafak baskınıyla gözaltına alınıp görüntüler basına servis edilirken fon dolandırıcıları söz konusu olunca adalet neden ağır aksak işliyor, gösterilen şefkat iktidarın “bizim çocuklar”ı olmalarından mıdır?

GECİKEN ADALET 

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya yakın tarihteki bir konuşmasında “Adaletin zayıfladığı yerde devletten bahsedilemez” dedi. Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez de “Anayasa Mahkememiz bir ihlal kararı verdiği zaman tüm kurumların, tüm yargı organlarının, hepimizin buna uyması ve gereğini yerine getirmesi gerekir” dedi. Ancak değişen bir şey olmadı. Fon yolsuzluğu ile tavan yapan aç gözlülüğün ve ahlaki çöküntünün altında, iktidara yakın çevrelere hâkim olan “Bize bir şey olmaz” anlayışının yattığı bir gerçektir.

Bu böyle gitmez. Adaletin kestiği parmak acıyor; adaletsizlik, ülkeyi temelinden sarsıyor. Halen görevde olan yüksek mahkeme başkanlarımıza kulak vermiyorsanız, bu halkın sesi olan ozanlarımıza kulak verin. “Bedenimdeki hastalıklardan değil, adalete düşen marazdan korkarım” diyen ozan Abdurrahim Karakoç’un, “Devlete baş bulmak gecikebilir, adalet gecikmez tez verilmeli” diyen ozan Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun sesini duyun.

AV. M.ZIYA YERGÖK

22.DÖNEM ADANA MV., ADANA BAROSU ESKI BAŞKANI

Milliyet gazetesi - Özay Şendir -26 Ekim 2026 - İsrail seçimlerini anlama rehberi

 

Özay Şendir

Özay Şendir

ozay.sendir@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

■ İsrail’de yapılacak olan seçimler için “Yılın seçimi” ifadesini bilerek kullandım. Salı günü sonuçları bölgemiz açısından son derece önemli olacak bir seçim yapılacak. Yapılacak diyorum ama İsrail’in korkulu rüyası İran’ın tam da seçim gününde bir saldırı başlatmasıyla konuşulan bir başka seçenek, seçimleri kaybetmesi durumunda siyasi hayatı cezaevinde bitecek olan Başbakan Netanyahu’nun ABD’yi seçimden önce bir savaş başlatmaya ikna etmesi, sandığı ötelemesi… Seçimlere 24 saatten az bir süre kaldığı için biz hazırlığımızı seçim yapılacakmış gibi yapıyoruz.

Haberin Devamı

■ İsrail’de farklı bloklar farklı Türkiye politikaları savunuyorlar.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Dini Siyonizm ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Otzma Yehudit partilerinin başını çektiği aşırı sağ blok Türkiye’ye karşı tamamen düşmanca bir çizgi savunuyor.

■ Merkez sağda durum biraz daha karışık:

■ Soykırım zanlısı Netanyahu liderliğindeki Likud, Ankara’nın bölgesel ağırlığı ve askeri gücünün farkında. Sözel olarak Türkiye ile itişen bir görüntü çizmeye, Türkiye’ye karşı kim varsa onunla iş tutmaya hazırlar ama askeri çatışmadan kaçınmaya da çalışıyorlar.

■ Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, dış politikayı Netanyahu gibi kişisel retorik ve “meydan okuma afişleri” üzerinden yürütmeyen bir çizgide. Türkiye ile derin fikir ayrılıkları olduğunu kabul ediyor, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimiyle yakın diyaloğu savunuyor ama Türkiye’yi de düşman ilan etmek yerine ilişkilerin yönetilmesi gereken zor bir komşu olarak tanımlıyor.

■ İktidarı değiştirmek için nisanda kurulan Beyachad İttifakı’nın Türkiye konusunda kafası karışık. İttifak liderlerinden Bennett, Türkiye’yi Orta Doğu’da İsrail’in karşısındaki “durdurulamaz bir stratejik tehdit” ve yükselen bir güç olarak tanımlarken, ittifak ortağı Lapid, Ankara ile çatışmanın İsrail’e zarar verdiğini, tansiyonun düşürülmesi gerektiğini savunuyor.

İsrail seçimlerini anlama rehberi...

Haberin Devamı

Özetlemek gerekirse Likud hariç merkez sağın tamamı, soykırım zanlısı Netanyahu’nun seçim afişlerinde Türkiye’yi “İran ve Hizbullah” ile aynı kefeye koyan tavrının İsrail’in uzun vadeli çıkarlarına zararlı olduğunu düşünüyor. Yorumcular seçimleri merkez sağ koalisyonun kazanması durumunda, Ankara ile ideolojik kavganın yerini “şartlı ve rasyonel bir normalleşme arayışına” bırakacağı görüşündeler.

■ Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid ve Avraham Burg gibi figürlerin desteklediği geleneksel sol blok, Türkiye konusunda çok daha aklı başında bir politikaya sahip. Türkiye ile ilişkilerin kopmasının İsrail’in bölgesel yalnızlığını derinleştirdiğine inanıyor, Doğu Akdeniz’deki doğal gazın Avrupa’ya ulaştırılması veya bölgesel enerji projelerinde Türkiye ile iş birliğinin İsrail’in stratejik çıkarına olduğunu savunuyor.

■ Bir de seçimlerin ardından kurulacak hükümeti belirlemede önemli bir yere sahip olması beklenen Birleşik Arap Listesi ile Hadash-Ta’al ittifakı var. Bu partiler Türkiye’nin Filistin meselesinde ve Gazze’deki insani krizde garantör ve arabulucu olması gerektiğini savunuyor. Ankara ile diplomatik ilişkilerin en üst düzeye çıkarılmasını, ticari engellerin kaldırılmasını ve Türkiye’nin bölgesel barış vizyonunun İsrail tarafından kabul edilmesini istiyorlar.

Haberin Devamı

■ İsrail’de seçim barajı yüzde 3.25. Hükümet kurmak için 61 sandalyeye ulaşmak gerekiyor. Seçimlere 38 parti katılıyor ama Meclis’e girmesi beklenen parti sayısı 12-13 civarında olacak. Anketlere göre Netanyahu’nun bloğu seçimden ikinci sırada çıkacak ama muhalefet bloğu da tek başına iktidar olacak sayıya ulaşamıyor. Son iki haftada oyları gerileyen Netanyahu çareyi İsrail siyasetindeki önemli figür olan hahamlara gitmekte buldu. Netanyahu, sağ bloktaki oyların bölünmesini engellemek amacıyla dindar-siyonist hareketin etkili dini lideri Haham Elli Sadan’ı ziyaret ederek, barajın altında kalma riski olan küçük sağ partilerin adaylarını çekmesi için nüfuzunu kullanmasını istedi. Anketler halkın bir milli mutabakat hükümeti kurulmasını istediğini söylüyor. “Kimi Başbakan olarak görmek isterseniz?” sorusuna verilen yanıtlarda eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, Netanyahu’nun 8 puan önünde.

Haberin Devamı

■ İsrail’deki seçimleri anlamak için partilere ve anketlere bakmak yeterli değil. İsrail siyasetinde hahamların etkisi sanılandan çok daha fazla. Ultra-Ortodoks Yahudileri temsil eden siyasi partiler, kararlarını siyasetçilerle değil, tamamen hahamlardan oluşan yüksek kurullarla alır. Mesela Birleşik Tevrat Yahudiliği hem de Şas partileri hahamlardan oluşan Tora Bilgileri Konseyi’ne sormadan koalisyona katılamaz, bütçe yapamaz, savaş ilanı kararı alamaz. Sadece hahamlar değil, kökler de İsrail seçimlerinde oldukça belirleyici durumda. İsrail’de toplum köken olarak 3’e ayrılmıştır. Avrupa ülkelerinden gelen ve her zaman İsrail’i yönetenlerin seçildiği Aşkenaz Yahudileri bir tarafta, 1492’de İspanya ve Portekiz’den sürülen Seferad Yahudileri diğer yanda yer alırlar. Bir de Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden gelen Mizrahi Yahudileri vardır. Yıllarca dışlandıklarını düşündükleri için Seferad ve Mizrahi Yahudileri siyasi olarak genellikle birlikte hareket ederler ve Likud’un tabanını oluştururlar. Netanyahu, Aşkenaz Yahudisidir ama söylemi Aşkenazların ayrıcalıklı haline son verme üzerine kuruludur. Hahamlar etkisindeki Şaş yine bu tabana dayanır. Bu tabandaki genç seçmen arasında Ben Gvir’in partisine bir ilgi var. Seküler Aşkenazlar, yargı bağımsızlığını, Batılı liberal değerleri savundukları için bu seçimde muhalefet bloğu için oy kullanacakları kesin gibi. Netanyahu’yu bu seçimde geçmesine kesin gözüyle bakılan eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot, Fas kökenli bir aileden geldiği için Mizrahi Yahudisi ve kökeni bu tabanda oy kaymalarına neden oldu, Netanyahu’nun oylarını azalttı.

■ İsrail’de seçimlerin ana konusu ne İran savaşı ne de Netanyahu’nun Gazze’deki soykırımı. Ülke yüklerin paylaşımı konusunda bölünmüş durumda ve bu bölünme giderek onarılmaz bir hale geliyor. Bölünmede birinci sebep Ultra Ortodoks Yahudilerin askerlikten muaf olması. İsrail 1948’de kurulurken 400 kadar din okulu öğrencisine verilen geçici askerlik muafiyeti kalıcı hale geldi. Bugün İsrail Ordusu’nun ciddi bir asker açığı var ama 67 binden fazla kişi Tevrat eğitimini gerekçe göstererek askere gitmiyor. Ayrıca çalışmıyor ve devlet yardımıyla geçiniyorlar. Bu da Aşkenaz Yahudilerini isyan ettiriyor. “Vergiyi biz veriyoruz, askere gidip biz ölüyoruz, siz ne yapıyorsunuz?” sorusu ülkedeki en büyük çatlak.

■ İkinci büyük çatlak Yüksek Yargı çatlağı. Netanyahu, Yüksek Yargı’ya atamalarda siyasetin etkisini arttıran bir yasa çıkardı. Yüksek Mahkeme, Batı Şeria’nın ilhakı, din eğitimi görenlerin tamamının askerlikten muaf tutulması, Arap partilerin seçimlere girmesi gibi konularda aşırı sağ ile çatıştı. Seçimler bu kavgayı kimin kazanacağında belirleyici olacak.

■ Bu seçimlerde kimse bir Filisitin Devleti’nden, barışı tesis etmekten söz etmiyor. Aşırı sağ gelecekten umutlu zira İsrail’in kurucu değerlerini savunan kesimlerin doğum oranı yüzde 2.3 olurken, Ultra Ortodoks kesimlerin doğum oranı 6.75’e kadar çıkıyor. Hal böyle olunca Ultra Ortodoks nüfusu her 17 yılda bir ikiye katlanıyor. Bu durum gelecek seçimlerde dindar ve aşırı sağcı blokların parlamentodaki gücünü kalıcı hale getirecek ve İsrail’in kuruluşundaki seküler yaşam tarzını ortadan kaldırabilecek bir gelişme olarak yorumlanıyor.

■ Türkiye’nin İsrail devletini ortadan kaldırmak gibi bir poitikası yok. Türkiye’nin talepleri net, Gazze’de önce tam ateşkes, zorunlu göç fikrinin rafa kalkması ve sorunun diplomasi yöntemiyle çözülmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı ve çatışmazsızlık, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtlığına dayanan ittifaklar yerine, hidrokarbon kaynakları paylaşan bir gerçekçiliğe dönülmesi, Netanyahu’nun seçimlerde kullandığı zehirli dilin bırakılması gibi başlıklarda toplanıyor. Tüm bu başlıklar aslında İsrail’in daha güvende yaşamasını da sağlayacak başlıklar. Seçimlerde akıl üstün gelecek mi, sonuçları 36 saat sonra göreceğiz...