Sunday, September 20, 2026

Arslan Bulut - 3 Eylul 2026 Mekke anketi

 Arslan Bulut

3 Eylul 2026 

Mekke anketi

A+A-

ABD'de Amerikan Üniversitesinin, 23 Temmuz-1 Ağustos döneminde, 18-34 yaşlarındaki 1031 yetişkin kişiyle yaptığı ankete göre katılımcıların yüzde 70'i ABD'nin bir ülke olarak "gidişatından gurur duymadığını" belirtirken yüzde 30'u gidişattan memnun olduğunu bildirdi.

Türkiye'de böyle bir anket yapılsa, nasıl bir sonuç alınır?

Bizde, bütün söylemler, çoğunlukla siyasi parti mensubiyetiyle oluşuyor. Yani çoğunluğun kendi görüşü yoktur. Parti lideri ne derse çoğunluğun görüşü de odur. Dolayısıyla anket sonucu da buna göre çıkar!

Türkiye'de sorular mesela şöyle sorulmalıdır:

-Kur korumalı garanti sistemi ile parası olanlara 44 ayda, 60 milyar dolar para aktarılmasına onay veriyor musunuz?

-Parayı para kazanırken emeklilerin büyük kısmının açlığa mahkûm edilmesinden gurur duyuyor musunuz?

-PKK'nın Suriye'deki gibi siyasete yani devlete ortak edilmesinden gurur duyuyor musunuz?

-Libya'nın Türkiye desteğiyle parçalanmasından gurur duyuyor musunuz?

-Suriye'nin Türkiye'nin desteğiyle ABD yetiştirmesi iki terör örgütüne teslim edilmesinden gurur duyuyor musunuz?

-Mekke Anlaşması'ndaki "İttifak üyeleri olan Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan'dan herhangi birine yönelik gerçekleştirilecek silahlı bir saldırı veya saldırganlık eylemi, anlaşmanın tüm taraflarına yapılmış bir saldırı olarak kabul edilir." maddesini onaylıyor musunuz?

***

Mekke Anlaşması yeterince bilinmiyor. Prof. Dr. İlhan Uzgel, “AKP Hükümeti kamuoyunu aydınlatmalıdır!” başlığıyla bir mesaj yayımladı. Uzgel, özetle şöyle dedi:

“Şu ana dek kamuoyu ile paylaşılan, Ankara'daki Pakistan büyükelçisinin de teyit ettiği üzere, Mekke İttifak Anlaşması'na ilişkin tek belge, bir sayfalık bildiriden ibarettir. Anlaşmanın askeri, teknik ve kurumsal yönlerini düzenleyen başka bir metin var mıdır? Zira bu anlaşma, Türkiye'nin güvenliğini doğrudan ilgilendiren, NATO'nun 5. Maddesi benzeri bir ittifak hükmü içermektedir. Buna rağmen, Anayasa'nın 90. maddesinin açık hükmüne aykırı olarak TBMM'ye getirilmemiş ve onaylanmamıştır. Bu, başlı başına anayasal bir ihlaldir.

TBMM tarafından onaylanmamış, Resmî Gazete'de yayımlanmamış bir anlaşma metni uyarınca, bu metin yürürlüğe girmiş gibi İstanbul'da bir alt komite toplantısı icra edilmesi hukuka açıkça aykırıdır. Bu metin, eğer uluslararası bir anlaşma niteliğindeyse, Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilmesi zorunludur. Ne var ki, bugüne kadar böyle bir tescil işlemi yapıldığına dair herhangi bir kamu kaydı bulunmamaktadır.

Bu anlaşma ile Türkiye'nin güvenliği, tedricen Ortadoğu'daki gelişmelere endekslenmekte ve dolayısıyla Türkiye, bölgesel çatışmaların doğrudan bir tarafı haline getirilme riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

Gizli taahhütlere, geleceğimizi ipotek altına alacak her türlü girişime karşı olduğumuzu açıkça beyan ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, şahsi tercihlerin veya kısa vadeli hesapların oyuncağı olamaz ve olmayacaktır.”

***

Bilindiği gibi İsrail, bu anlaşmadan önce kendi çıkarları için Suudi Arabistan'ı İran ile savaşa sokmak istemiştir. İsrail, Irak'ta gizlice kurduğu üsten Suudi Arabistan'daki ünlü petrol şirketi Aramco'nun tesislerini bombalamış, sonra da İran’ı suçlamıştır. Neyse ki Suudi Arabistan, bu kışkırtmaya aldanmamıştır.

Pakistan ise Hindistan ile zaman zaman savaşın eşiğine gelmekte, bölgede bazan sınır çatışmaları da çıkmaktadır. Bu anlaşmayla Türkiye, bir anda hem İran hem de Hindistan ile karşı karşıya kalabilir. Bu durumda çok övülen Mekke ittifakı, İsrail'in İran karşısında güvenliğini sağlamaya yaramaz mı?

Hacı Bektaş Veli, "Hararet nardadır, sacda değildir, Keramet baştadır, taçta değildir, Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir." demişti. AKP iktidarı, kerameti Mekke’de arıyormuş gibi görünürken bir taraftan İsrail'i soykırım yapmakla suçluyor, diğer taraftan İsrail'in İran'a karşı korunması demek olan bu anlaşmayla Türkiye'nin güvenliğini tehlikeye atıyor. Oysa keramet Ankara’da; Atatürk’ün dış politika çizgisinde aranmalıdır.

Bu yazı toplam 189 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Kaynak: Mekke anketi - Arslan BULUT

Dr. Elif Soyseven - 20 Eylul 2026 - Elektrik kutusuna resim çizen sanatçı kimdi?

 

Elektrik kutusuna resim çizen sanatçı kimdi?

Bir sanatçının galeride bıraktığı en kalıcı iz, çoğu zaman sergilenen veya yüksek meblağlara koleksiyonlara dahil olan o "kusursuz" işler değil. Haluk Akakçe’nin elektrik kutusu üzerindeki çizgileri, tam da bu yüzden çok ilginç. Sanatçı hayattayken belki de yanından geçip gideceğimiz, üzerinde durmayacağımız bu detay, onun gidişiyle birlikte metafizik bir ağırlık kazanıyor. Artık orada bulunmayan birinin, mekânın dokusunda hâlâ inatla var olmaya devam edişi. İnsanda tuhaf bir his bırakıyor

Elektrik kutusuna resim çizen sanatçı kimdi?
Haluk Akakçe

Salvador Dali’nin bilinen bir alışkanlığı vardı. O, dünyanın en iyi restoranlarında yemek yer, hesap geldiğinde çek defterini çıkarır, tutarı yazar, imzalar sonra çeki vermeden önce arkasına bir şeyler çizerdi. Bazen küçük bir göz, birkaç çizgi, alelade görünen bir imge. İşletme sahipleri o çeki bankaya götüremez, çerçeveletirlerdi. Çünkü elbette Dali’nin izi, adisyondan çok daha değerliydi.

Bir galerinin gerçek hafızası yalnızca resmi arşivinde, steril çekmecelerinde ya da dijital sunucularında saklanmaz elbette. Sanatın kurumsallaşmış tarihi bize sergi listelerini, satış kayıtlarını ve parlak katalogları dayatsa da asıl hafıza bazen bir duvardaki görünmez bir çentikte, bazen yıllar önce fısıldanmış bir notta, bazen de kimsenin "sanat eseri" olarak envantere kaydetmediği küçük bir mekânsal müdahalede saklanır. Galeri, sanatçının işlerini sergileyip ticari bir podyum olmaktan çıktığı an, yani sanatçı mekândan fiziksel olarak ayrıldığında, geriye gerçekten ne kalır?

Bugünlerde Türkiye’deki köklü sanat galerilerinin ardı ardına gelen büyük yıldönümleri, bu soruyu sormak için muazzam bir eşik sunuyor. Galerist’in 25. yılı için hazırladığı Gönül İşi sergisi, yaklaşık elli sanatçının yapıtını bir araya getiren sergi, galerinin tarihini kronolojik bir takvim olarak değil sanatçılarla kurulmuş uzun soluklu dostluklar, entelektüel alışverişler ve mekânsal ortaklıklar üzerinden yeniden kuruyor. Benzer bir hafıza arayışını, 40. yılına erişen Haldun Dostoğlu yönetimindeki Galeri Nev’in arşivi ya da Maçka Sanat Galerisi’nin yarım asırlık mekân mimarisini sessiz bir tarih tanığına dönüştüren 50. yıl kurgusunda da okuyoruz. Keza Evin Sanat Galerisi’nin 30. yıl sergisi de artık üçüncü kuşağa devredilen yaşayan bir ilişki alanı olarak masaya yatırıyordu.

Efsa Aktar ve Muge Çubukçu

Bir sanatçıdan geriye ne kalır? Herkes gittiğinde bir sanat galerisinde ne kalır? 

Galerist’teki 25.yıl sergisinde resmî sanat piyasasının radarına girmeyecek kadar küçük, kişisel ve tekinsiz bir ayrıntı vardı. Müge Çubukçu bize sergiyi gezdirirken Haluk Akakçe’nin vefatından önce galerinin elektrik kutusu üzerine yaptığı çizimi gösterdi.

Bir sanatçının galeride bıraktığı en kalıcı iz, çoğu zaman sergilenen veya yüksek meblağlara koleksiyonlara dahil olan o "kusursuz" işler değil. Akakçe’nin elektrik kutusu üzerindeki çizgileri, tam da bu yüzden çok ilginç. Sıradan bir metal kutunun üzerine, anlık bir dürtüyle yapılmış bu müdahale, nesneyi sanat piyasasının tescilli ve steril kayıtlarından tamamen çıkarıyor. Karşımızdaki bir "meta" değil bir davranış, bir jest, mekânla kurulmuş mahrem bir suç ortaklığı sanki. Sanatçı hayattayken belki de yanından geçip gideceğimiz, üzerinde durmayacağımız bu detay, onun gidişiyle birlikte metafizik bir ağırlık kazanıyor. Artık orada bulunmayan birinin, mekânın dokusunda hâlâ inatla var olmaya devam edişi. İnsanda tuhaf bir his bırakıyor.

Galeri mekânı, bu yönüyle nesneleri ağırlayan bir "beyaz küp" olmaktan çıkarak karmaşık bir hafıza aygıtına dönüşür. Aslında Türkiye sanat tarihi, tam da galericilerin isimleriyle ve vizyonlarıyla özdeşleşen, sanatçının kaderini galerinin kaderine bağlayan bu türden "etle tırnak olmuş" efsanevi ortaklıklarla kurulmuştur.

Bugün Türk çağdaş sanatının temel taşlarından bahsediyorsak, Yahşi Baraz’ın ismini anmadan geçemeyiz. Baraz, sadece bir galeri sahibi değil, Burhan Doğançay’dan Mehmet Güleryüz’e kadar bir kuşağı kelimenin tam anlamıyla "keşfeden", inşa eden ve onlarla ömür boyu sürecek sarsılmaz bir sadakat köprüsü kuran bir hamidir. Doğançay'ın New York sokaklarından taşıdığı duvar afişlerinin gizli geometrisi ya da Güleryüz'ün figürlerindeki o vahşi, eleştirel dışavurumculuk, Galeri Baraz'ın tavanlarında ve arşivinde silinmez izler bırakmıştır.

Benzer şekilde, Türk avangardının ve kavramsal sanatının kalesi sayılan Maçka Sanat Galerisi ve onun kurucusu Rabia Çapa, sanatçılar için ticari bir mekândan ziyade entelektüel bir sığınaktır. Füsun Onur’un mekânın kendisini bir enstrüman gibi kullandığı sessiz yerleştirmeleri unutulmaz, MSG bugün Didem Çapa ile vizyoner bakışına devam ediyor. Keza Ankara ve İstanbul sanat ortamının hafıza merkezi olan Haldun Dostoğlu ve Galeri Nev denince akla hemen Alev Ebüzziya Siesbye’nin o zamansız, kusursuz seramik formlarının ya da Nejad Melih Devrim’in renklerinin gelmesi tesadüf değildir. Dostoğlu, temsil ettiği sanatçıların sadece işlerini sergilememiş, onların monografilerini, düşünsel altyapılarını ve sanat tarihindeki yerlerini bir kuyumcu titizliğiyle galerinin kimliğine kazımıştır. Galeri Nev tüm arşivini 40 Yılda Bir adlı bir sergi serisiyle kutlamaya hazırlanıyor.

Tıpkı dünya sanat tarihinde Pablo Picasso’nun kendisini var eden Daniel-Henry Kahnweiler’i Kübist prizmalarla paramparça edip bizzat galeri mekanının bir parçası olarak resmetmesi veya Jackson Pollock’un  fırçasından taşan kontrolsüz, bedensel enerjisinin Peggy Guggenheim’ın  galerisinin duvarlarında yarattığı o kaotik hafıza gibi... Bizde de Baraz, Çapa, İyem ya da Dostoğlu gibi kurucu figürler, galeri duvarlarını sadece birer sergileme yüzeyi olarak görmedikleri için sanatçının izini kurumsallaştırabilmişlerdir.

Bugün Türkiye’deki galerilerin 25, 30, 40 ya da 50. yıl sergilerinde ortaya çıkan asıl mesele, her türlü güçlüğe rağmen kurumların uzun yıllardır ayakta kalabilmeleri.

Gürsel Demirok (Emekli diplomat) - 20 Eylul 2026 - BM'nin güçlü yönleri

 

BM’nin güçlü yönleri

Gürsel Demirok

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu genel görüşmelerine katılmak üzere New York’a gitti.

Genel Kurul’un bu yılki teması “Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten BM.”

Birleşmiş Milletler’in yapısal sorunları ve özellikle Güvenlik Konseyi’nin işleyişine yönelik haklı eleştiriler bulunmakla birlikte, BM bugün hâlâ uluslararası sistemin en geniş kapsamlı ve alternatifsiz örgütü. Dünyadaki 193 ülkenin tamamını aynı çatı altında buluşturan Genel Kurul, her üye devletin bir oy hakkına sahip olduğu eşsiz bir küresel müzakere platformu. 

BM’nin en önemli gücü evrensel meşruiyeti. Siyasi sistemleri, ekonomik güçleri ve dış politika tercihleri birbirinden çok farklı ülkelerin aynı masa etrafında görüşebilmesini sağlar. Devletler arasındaki anlaşmazlıkların diplomasi yoluyla ele alınabileceği sürekli bir kanal oluşturması, özellikle uluslararası gerilimin yükseldiği dönemlerde büyük önem taşır.

İkinci önemli güç, BM’nin uluslararası hukuk ve ortak kuralların oluşturulmasındaki merkezi konumudur. İnsan haklarından savaş hukukuna, mültecilerden deniz hukukuna, kalkınmadan çevrenin korunmasına kadar pek çok alandaki uluslararası norm ve sözleşmenin gelişmesinde BM sistemi önemli rol oynamıştır. Böylece yalnızca güncel krizlere müdahale eden değil, devletlerin davranışlarını belirleyen ortak kuralların oluşmasına katkı sağlayan bir yapı ortaya çıkmıştır.

BM’nin bir diğer güçlü yönü insani yardım kapasitesidir. UNICEF, Dünya Gıda Programı, UNHCR ve Dünya Sağlık Örgütü gibi BM sistemi içindeki kuruluşlar; savaş, açlık, salgın, göç ve doğal afetlerden etkilenen milyonlarca insana ulaşabilmektedir. Devletlerin tek başına mücadele etmekte zorlandığı küresel sorunlarda ülkeler arasında kaynak, bilgi ve yardım koordinasyonu sağlayabilmesi BM’nin en somut işlevlerinden biridir.

Barış ve güvenliğin korunması da örgütün temel görevleri arasındadır. Güvenlik Konseyi siyasi çıkar çatışmaları ve veto nedeniyle zaman zaman hareketsiz kalsa da BM barış operasyonları dünyanın çeşitli çatışma bölgelerinde ateşkeslerin gözetilmesi, sivillerin korunması ve siyasi çözümlerin desteklenmesi amacıyla faaliyet göstermektedir. Barış operasyonlarının finansmanı bütün üye devletlerin ortak sorumluluğundadır. 

BM aynı zamanda küresel sorunlara ortak hedefler belirleme gücüne sahiptir.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları; yoksulluk, eğitim, sağlık, eşitsizlik, çevre ve iklim gibi birbirine bağlı sorunları ortak bir gündem altında toplamıştır. İklim değişikliği, salgın hastalıklar, yapay zekâ ve dijital yönetişim gibi hiçbir devletin tek başına çözmesinin mümkün olmadığı yeni sorunlar, BM’nin önemini daha da artırmaktadır. Nitekim 81. Genel Kurul Başkanlığının öncelikleri arasında barış ve güvenliğin yanı sıra sürdürülebilir kalkınma, iklim, insan hakları ve yapay zekâ yönetişimi de bulunmaktadır. 

Son olarak BM’nin belki de en önemli gücü, yerine aynı ölçekte başka bir kurum konulamamış olmasıdır. BM her krizi çözememekte, hatta bazı büyük krizlerde ciddi biçimde etkisiz kalabilmektedir. Ancak 193 ülkenin aynı sistem içinde temsil edildiği, küresel sorunların tartışılabildiği ve ortak kuralların üretilebildiği başka bir yapı mevcut değildir.

Bu nedenle asıl mesele BM’nin gerekli olup olmadığı değil, 21. yüzyılın güç dengelerine ve ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde nasıl daha adil, temsil kabiliyeti yüksek ve etkili hale getirilebileceğidir. 81. Genel Kurul’un “güveni yeniden tesis etmek” ve “dönüşümü yönetmek” vurgusu da esasen bu ihtiyacı ortaya koymaktadır. Güvenlik Konseyi reformuna ilişkin görüşmelerde de Konseyin günümüz dünyasını daha iyi temsil edecek biçimde genişletilmesi konusunda üye devletler arasında önemli ölçüde ortak görüş bulunduğu belirtilmektedir.


DW - SocietyCyprus Ever more Israelis moving to and investing in Cyprus - Loucianos Lyritsas in Limassol, Cyprus - 09/19/2026 September 19, 2026

 DW 

SocietyCyprus

Ever more Israelis moving to and investing in Cyprus

Loucianos Lyritsas in Limassol, Cyprus

09/19/2026  September 19, 2026



Over the past three years, more and more Israelis have been purchasing property and investing in Cyprus, with many moving to the island permanently. How has this changed the Cypriot economy and how are locals responding?


https://p.dw.com/p/5MrQ0

A signpost in central Larnaca points the way to the local synagogue, Cyprus, September 17, 2026


The Israeli community in Cyprus is growing, as is the infrastructure catering to itImage: Loucianos Lyritsas/DW


The volatile situation in Israel and the prolonged sense of insecurity following the October 7, 2023 attacks and the wars that followed have prompted a growing number of Israelis to turn to the Republic of Cyprus.


For many, the nearby island is evolving from a holiday and investment destination into a place to settle permanently — and, in some cases, a "Plan B" in the event of a deterioration of the situation in Israel.


That is precisely how several Israelis who spoke to DW on condition of anonymity described their decision.


"I want to have a Plan B in case the situation in Israel gets more difficult," said one Israeli who recently bought a home in a large residential development in Cyprus's Limassol district.


Another pointed to Cyprus's proximity and familiarity: "It's a 40-minute flight, the same landscape, the same climate. It's like being in Israel without actually being there."



A third linked his move to business, saying that many Israeli companies have transferred some of their operations to Cyprus, making it easier for them to do business with EU countries.


First and second homes

The population of the Republic of Cyprus is less than a million.


According to estimates cited by Israeli media, at least 3,000 Israeli families now live permanently in Cyprus, with their number increasing by several hundred each year.


Israeli media reports also speak of tens of thousands of Israelis who have purchased property on the island. The newspaper Israel Hayom has reported that around 20,000 Israelis own property in Cyprus without living there year-round.


Figures from the Cyprus Land Registry presented to parliament show that between 2021 and 2024, a total of 3,851 property transfers and sale contracts involving Israeli buyers were recorded in the coastal districts of Larnaca, Paphos and Limassol alone.


Israeli-backed developments

But Israeli interest in Cyprus extends beyond apartments and holiday homes to land, tourism developments and major investment projects.


One of the most prominent examples is the Israeli hotel group Fattal, whose investments in Cyprus are estimated to run into hundreds of millions of euros and include hotels in Limassol, Paphos and Larnaca.


Buildings under construction can be seen behind a green fence beneath a blue sky, Paphos district, Cyprus, September 17, 2026Buildings under construction can be seen behind a green fence beneath a blue sky, Paphos district, Cyprus, September 17, 2026


A major Israeli-backed hotel development is underway in the Paphos district, just a few kilometers from the Akamas peninsula and its protected natural areaImage: Loucianos Lyritsas/DW

In Larnaca, investors with Israeli interests are also behind the redevelopment of the historic Palm Beach hotel, an investment of more than €110 million ($126 million), as well as the roughly €40 million Aqua Residences project, which foresees the construction of two 15-story towers along the seafront.


In the Limassol district, an Israeli investor is planning to revive Trozena, a village that has been abandoned for decades, by restoring around 60 homes and developing tourism facilities, a campsite and a winery.


The project, located within a Natura 2000 protected area, has sparked opposition and an investigation by the relevant authorities after some work began without the required planning and building permits.


Signs of a more permanent presence

At the same time, infrastructure catering to the Israeli community is becoming increasingly visible.


Places of worship, businesses and services for Israelis — such as restaurants offering kosher dining — have opened in Larnaca, Limassol and Paphos.


Hebrew-language advertisements can also be seen along the roads — including political campaign material. Last summer, billboards for Gadi Eisenkot's Yashar party targeting Israeli voters appeared along Cypriot highways.


A billboard on the highway between Larnaca and Limassol, Cyprus. The billboard features an image of Israeli general and politician Gadi Eisenkot and the words, in Hebrew, 'Israelis, enjoy yourselves! You deserve it. With Eisenkot.' September 17, 2026


In the summer, billboards for Gadi Eisenkot's Yashar party targeting Israeli voters appeared on roadsides in CyprusImage: Loucianos Lyritsas/DW


Perhaps the clearest indication of the increasingly permanent nature of the Israeli presence is a planned private Jewish school in Polemidia, near Limassol, for up to 1,500 students.


Reminiscent of the influx of Russian capital after 2013

All of this has added momentum to an increasingly heated political debate over foreign investment and property ownership in general.


The debate is further shaped by what critics describe as Cyprus's unconditional diplomatic support for Israel and by the island's previous experience with the massive influx of Russian capital, which accelerated after Cyprus expanded its citizenship-by-investment program following the 2013 financial crisis.


Some of the strongest political criticism has come from Stefanos Stefanou, secretary general of Cyprus's Progressive Party of Working People (AKEL), and Fidias Panayiotou, MEP and leader of the Direct Democracy party.


AKEL is Cyprus's main left-wing party, and currently in the opposition. Stefanou warned of uncontrolled sales of Cypriot land to foreigners, specifically referring to purchases by Israelis and what he described as the creation of gated residential communities with their own infrastructure.


A man in a winter coat (Stefanos Stefanou) speaks into a microphone, Limassol, Cyprus, March 3, 2026A man in a winter coat (Stefanos Stefanou) speaks into a microphone, Limassol, Cyprus, March 3, 2026

Politician Stefanos Stefanou has warned of uncontrolled sales of Cypriot land to foreignersImage: Kostas Pikoulas/ZUMA/IMAGO

Panayiotou went further, claiming that "Israel is buying Cyprus" and warning that the Cypriot economy risks becoming overly dependent on Israeli capital.


The remarks prompted a strong response from the Israeli side.


Israel's ambassador to Cyprus, Oren Anolik, rejected claims of excessive Israeli influence, arguing that the thousands of Israelis living and doing business on the island have become part of its social and economic fabric.


He also warned that singling out a particular nationality and invoking stereotypes about "foreign economic power" could fuel antisemitism.


Government keen to attract foreign investment

The Cypriot government has made attracting foreign investment a key economic priority, with President Nikos Christodoulides repeatedly stressing the goal of establishing Cyprus as an attractive destination for international investors.


When it comes specifically to Israeli investment, a statement by former Energy and Commerce Minister George Papanastasiou is indicative of the government's approach.


Speaking in 2025, while still in office, Papanastasiou said the government was "pleased to note that Israeli businesspeople are present in many sectors of the Cypriot economy," including tourism, technology, energy, health and real estate.


Debate in parliament

The debate has now reached parliament and has broadened to encompass property purchases by third-country nationals in general.


Lawmakers are considering legislative proposals from the country's two major parties, the left-wing AKEL and the center-right Democratic Rally (DISY), aimed at imposing restrictions on land purchases by non-EU nationals.


A man (Fidias Panayiotou) gives the thumbs-up sign as he is filmed by a man with a smartphone, Nicosia, Cyprus, June 11, 2024A man (Fidias Panayiotou) gives the thumbs-up sign as he is filmed by a man with a smartphone, Nicosia, Cyprus, June 11, 2024

Fidias Panayiotou, MEP and leader of the Direct Democracy party, has claimed that 'Israel is buying Cyprus' and warned that the Cypriot economy risks becoming overly dependent on Israeli capitalImage: Petros Karadjias/AP Photo/picture alliance

One of the proposals was submitted by DISY MP Nikos Georgiou. Speaking to DW, he said that "in recent years, land purchases by foreign nationals have reached unprecedented proportions," affecting "the demographic composition, land values and, in some cases, national security."


Georgiou stressed that his proposal "is not directed against any country or its citizens," adding that the debate should take place "without scaremongering, without rhetoric directed against citizens of any third country."


AKEL has submitted a similar legislative proposal. Speaking to DW, AKEL MP Giorgos Koukoumas said his party had raised the issue of mass and uncontrolled property purchases by foreign nationals because they are "one of the factors driving property prices to such levels that it becomes impossible for the average Cypriot to buy or even rent a home in the country's urban centers."


He also referred to concerns among what he says is a significant section of Cypriot society, specifically regarding purchases by Israelis.


These concerns, he said, "obviously have to do with the reality of sweeping acquisitions of major business enterprises and large areas of land by Israelis, the successive Israeli media reports speaking of the creation of a 'second Israel in Cyprus,' combined with the Israeli intelligence presence on our island and the relations with Israel in the fields of defense and security that have been promoted by the Cypriot government in recent years."


Edited by: Aingeal Flanagan

Loucianos Lyritsas Reporter focusing on politics in Cyprus, the Cyprus problem and the refugee crisis.
















Saturday, September 19, 2026

The Washington Post Breaking News - September 19, 10:47 AM EDT - journalists blocked from White House

 The Washington Post

Breaking News

September 19, 10:47 AM EDT

 

CNN, MS NOW say journalists blocked from White House after Trump announces ban on three outlets


President Donald Trump said Friday he would block MS NOW, CNN and Politico from White House grounds. News outlets and press advocacy groups condemned the move and said it was a violation of the First Amendment.


Read more

 


B B C - Houthis say they targeted Saudi capital with ballistic missiles - 2 hours ago (Sept. 19, 2026) Patrick Jackson

 B B C

Houthis say they targeted Saudi capital with ballistic missiles

2 hours ago

Patrick Jackson

0:17

Watch: Thick black plumes of smoke rise from near Riyadh's international airport



Iran-backed Houthi militants in Yemen say they carried out drone and ballistic missile attacks on the Saudi capital Riyadh, as well as energy sites on the country's Red Sea coast.


Saudi authorities said they intercepted and destroyed a ballistic missile fired at Riyadh earlier that day, without confirming any further strikes or causalities.


Earlier, a column of black smoke was seen rising from fuel tanks near the Saudi capital's international airport, where flights were disrupted temporarily on Saturday.


Air raid alerts had sounded in the capital for the first time since the Iran-backed Houthis increased their attacks on Saudi Arabia in July.


Air defences also stopped "hostile attempts to target civilians" in the cities of Bish, Taif, Farasan and Yanbu, an official spokesperson for the Saudi-led coalition said in a statement.


In a statement posted online, Houthi military spokesman Yahya al-Sarea said a "large number of ballistic and cruise missiles and drones" had been used to attack "sensitive sites" in Riyadh and Aramco state oil and gas company facilities in Yanbu on the coast.


He added that the attacks were "in response to the Saudi enemy's criminal attempts" to target the Yemeni capital Sanaa, which is currently controlled by the Houthis.


Earlier, Sarea had accused Saudi Arabia of carrying out 300 strikes across Yemen during the past week.


The Houthis are locked in a civil war with Yemen's internationally recognised government, which is backed by Saudi Arabia.


They have attacked targets inside Saudi Arabia on several occasions in recent months, and said this week that they were responsible for downing a Saudi fighter jet over Yemen.


According to an unconfirmed report from AFP news agency, quoting military sources on both sides of Yemen's civil war, fighting between the Houthis and Saudi-backed government forces claimed 48 lives on Saturday.


The Houthis said 31 of their fighters had been killed while government sources said their side had lost 17 soldiers, according to the news agency.


On Friday, the International Organization for Migration, a UN body, reported that the number of people displaced as a result of recent fighting had passed 104,796.


How escalating Saudi oil crisis could drive up prices everywhere

Saudi Arabia issues first air raid alerts for Riyadh since Houthis escalated attacks


A number of apparent explosions were heard in Riyadh and major problems were reported at King Khalid International Airport earlier on Saturday, with the tracking website FlightRadar24 reporting delays and cancellations.


An AFP journalist reported that firefighters could be seen trying to extinguish the flames of a burnt-out fuel tank belonging to Aramco.


The Saudi Civil Defence had sent out phone alerts overnight warning of potential danger in Riyadh and other regions, before issuing an all-clear on Saturday morning.


Residents told AFP on condition of anonymity that they had heard what sounded like a round of explosions echoing through the city after the alerts.


"I heard the alarm, then my windows shook," said a resident of northern Riyadh, 27. "It was definitely scary. I was not expecting this."


The Houthis recently seized control of the strategic port city of Mokha and Perim Island, a gateway to a key shipping route used by the Gulf state to export to Asia and Europe.


The group said the naval blockade was in retaliation for a Saudi blockade of ports and airports in Houthi-controlled north-western Yemen.


Saudi vessels have relied on that stretch of the Red Sea for oil exports since the US and Israel's war with Iran effectively closed the Strait of Hormuz.


On Friday, investment banking giant JP Morgan said it was struggling to predict how oil prices would be impacted by the war, telling investors in a rare note that "we simply don't know how to model the endgame".

-----------------------------------

Verified video shows wreckage of Saudi fighter jet shot down over Yemen

'We simply don't know' - JP Morgan struggling to forecast oil prices due to Trump's war with Iran


Saudi Arabia says it shot down Houthi drone south of Mecca

Lightning Houthi advance in Yemen may bring dangerous new dimension to Iran war

Satellite image reveals major damage that shut crucial Saudi oil pipeline







































































































Gürsel Demirok (Emekli diplomat) -18 Eylul 2026 - Eğitimci Başkan'dan Örnek Alınacak Eğitim Projeleri

 

Eğitimci Başkan’dan Örnek Alınacak Eğitim Projeleri

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Eğitimci Başkan’dan Örnek Alınacak Eğitim Projeleri

2026-2027 eğitim ve öğretim yılı açıldı. Tüm temennimiz yeni eğitim yılının sağlıklı, huzurlu ve başarılı geçmesi, okullarımızda herhangi bir şiddet olayının yaşanmaması.


Yeni öğretim yılı, özellikle dar gelirli aileler açısından önemli masrafları da beraberinde getiriyor. Zaman zaman sosyal medya üzerinden, çocuklarının eğitim giderlerini karşılamakta zorlanan dostlarım, “Çevrenizde burs vermeyi düşünenler olur mu?” diye soruyor. Verdiğim cevap ise genellikle aynı: Kemer Belediyesi, anasınıfından üniversiteye kadar öğrencilerin yanında olan çok sayıda eğitim projesi yürütüyor. Diğer Belediyelerin benzer projeleri var mı bilmiyorum.


Kendisi de emekli bir öğretmen olan Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu, “Eğitim varsa gelecek var” anlayışıyla 17 yıldır eğitime yönelik çalışmalarıyla dikkat çekiyor.
Kemer’de anasınıfından 8’inci sınıfa kadar eğitim gören 6 bin 500 öğrencinin kırtasiye malzemeleri belediye tarafından ücretsiz karşılanıyor. Yaklaşık 1400 lise öğrencisi ise evlerinden okullarına, okullarından evlerine ücretsiz taşınıyor.


Ahmet Erkal Destek Eğitim Kursu’nda yaklaşık 400 öğrenci üniversite sınavına ücretsiz hazırlanıyor. Kurs öğrencileri ücretsiz servis imkanından da yararlanıyor. Bu yıl kursa devam eden öğrencilerden 126’sının üniversiteye yerleşmesi verilen desteğin sonuçlarını göstermesi açısından önemli. Daha önce kurs öğrencilerinden Şevval Yağmur Öztürk’ün Türkiye 117’ncisi, Antalya ve Kemer birincisi olması da Kemer adına önemli bir başarıydı.


Üniversite öğrencileri de unutulmuyor. Kemer’deki turizmcilerin desteğiyle geçen yıl 985 öğrenciye aylık 3 bin 500 lira burs sağlandı. Bu yıl burs miktarının 4 bin liraya çıkarılması planlanıyor.


Eğitim yatırımları yalnızca sınavlara hazırlık ve burslarla sınırlı değil. Kemer Belediyesinin tahsis ettiği alanda Orduvar Akman ve eşi Ülker Akman tarafından yaptırılan kreş ve gündüz bakımevinde 180 çocuk eğitim görüyor. ATSO Eğitim ve Sanat Merkezi’nde ise halk oyunlarından modern dansa, resimden yabancı dillere, keman, gitar ve diğer müzik eğitimlerine kadar birçok kurs ücretsiz veriliyor. Kemer Belediyesi Gençlik Orkestrası da gençlerin sanatla buluşmasına önemli katkı sağlıyor.


Akdeniz Üniversitesi Denizcilik Fakültesi ile 300 öğrenci kapasiteli yurt binasının yapımının sürmesi de Kemer’in gelecekte bir eğitim kenti olma hedefi açısından önemli bir adım.


Belediyenin Mola Evi projesiyle özel bireylere ücretsiz eğitim ve sosyal destek sağlanırken ailelerin de günlük yaşamlarını kolaylaştıracak bir imkân sunuluyor. Çocuklar ve gençler için futbol, voleybol, basketbol, karate ve kick boks kursları da ücretsiz düzenleniyor.
Kemer Belediyesi ayrıca ilçedeki okulların boya, badana, tamirat, temizlik ve çevre düzenlemesi gibi ihtiyaçlarına destek oluyor.
Başkan Topaloğlu, bütün bu çalışmaların temelindeki düşünceyi, “Eğitim varsa gelecek var” sözleriyle özetliyor. Anasınıfından üniversiteye kadar uzanan bu destek zinciri, yerel yönetimlerin eğitim alanında neler yapabileceğine güzel bir örnek oluşturuyor.
Dileyelim, diğer belediyeler de kendi imkanları ölçüsünde benzer projeler geliştirerek çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimine daha fazla katkı sunsun.