Thursday, August 20, 2026

Nefes gazetesi - Deniz Zeyrek - 20 Ağustos 2026 - Merakımdan soruyorum ...

 Nefes Gazetesi

Deniz Zeyrek

Deniz Zeyrek

Merakımdan soruyorum...

AK Parti iktidara geldiğinde günün birinde tarikat ve cemaatlerle çatışabileceğini hiç düşünmüş müydünüz?

Şahsen ben düşünmemiştim.

Neticede AK Parti’nin siyasi kaynağı olan Millî Görüş hareketi tarikat ve cemaatleri arka bahçesi gibi gören bir hareketti ve siyaset yaparken hep o tarikat ve cemaatlerde beslendi.

Biz de bu ilişkinin sonsuza kadar devam edeceğini sandık.

Ancak bu işlerden pek anlamadığımızdan olsa gerek siyaset-cemaat/tarikat ilişkilerindeki dengeler bizim beklemediğimiz yönde değişmeye başladı.

AK Parti ile FETÖ arasında uzun süren ittifakın nasıl sonlandığını hep beraber izledik.

Süleymancılarla Ahmet Arif Denizolgun’un cemaat lideri olduğu dönemde araları açıldı ve bir daha düzelmedi. Alihan Kuriş de kendi etki alanına AK Parti’yi sokmamaya çalıştı.

2014’e kadar AK Parti’ye açıktan destek veren Furkan Vakfı ise 2014’ten sonra iktidarın hedefi olmaya başladı.

***

Bir, iki, üç...

Belli ki AK Parti’nin kavgalı olduğu tarikat ve cemaatlerin sayısı her geçen gün artıyor ve artmaya devam edecek.

Süleymancıların lideri Alihan Kuriş, iktidarı desteklemediği için hedef olduğunu söylemişti.

Sonra Furkancılar denen grubun lideri Alpaslan Kuytul, Süleymancılar operasyonunun söz konusu yapının iktidara yakın olmaması nedeniyle yapıldığını söyledi.

Sen misin böyle konuşan, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral hemen bir sosyal medya paylaşımıyla yanıt verdi:

“Senin de suyun yeterince ısındı Kuytul! Akıllanmamışsın, sıra sana gelecek!”

Öyle de oldu. Bu açıklamanın üzerinden 24 saat geçmeden açıklama “talimat” gibi algılanmışçasına Kuytulculara operasyon yapıldı. Alpaslan Kuytul ve eşiyle birlikte grubun bazı üyeleri gözaltına alındı.

***

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kuytulculara karşı Adana merkezli 6 ilde 49 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendiğini belirterek, 32 kişi hakkında adli işlem başlatıldığını, 5 şirkete yönetim kayyımı atandığını, soruşturma kapsamında “örgüt lehine faaliyet yürüttüğü” tespit edilen 349 sosyal medya hesabı hakkında erişimin engellenmesi kararı verildiğini açıkladı. Gürlek, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmada, kamuoyunda “Kuytulcular” olarak bilinen yapılanmanın suç teşkil ettiği değerlendirilen faaliyetleri ve bu faaliyetlerden elde edildiği tespit edilen gelirlerin incelendiğini bildirdi.

Gürlek’in verdiği bilgiye göre zanlılara, müşteki ve tanık beyanları, mali analizler, banka hareketleri, dijital materyaller ve diğer deliller doğrultusunda “suç örgütü kurma ve yönetme”, “örgüt üyeliği”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “nitelikli dolandırıcılık”, “resmî belgede sahtecilik” ve “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor.

***

Gürlek, açıklamasında soruşturmanın herhangi bir dini grubu, inancı, düşünceyi veya hukuka uygun faaliyeti hedef almadığına dikkat çekiyor.

Ancak suç konusu olan eylemlerin tamamı dini gruptakilerin klasik eylemleri.

Bu gruplar Kur’an kursu, medrese, yurt, sohbetler, mescitler aracılığıyla örgütleniyor, kalabalıklaşıyor. Bu arada o gruba katılanlardan himmet, iane, teberru, infak, zekât gibi yöntemlerle para toplanıyor. O paralar da ticarette kullanılarak, altın, döviz satın alma ya da kâr payı gibi yöntemlerle büyütülüyor.

Tarikat ve cemaat liderlerinin neredeyse tamamının galaksinin en pahalı otomobillerine binmesi, külçe külçe altınlar biriktirmesi, lüks bir hayat yaşaması bu sayede olsa gerek.

***

Şimdi samimiyetle ve merakımdan soruyorum:

Mesela Menzil’in, İskenderpaşa’nın, İsmailağa’nın ya da Erenköycüler’in yaptığından neyi farklı yaptı Süleymancılarla Kuytulcular?

Süleymancılar ya da Kuytulcular kayıt dışı gelirleriyle vergi ödemeyip Vergi Usul Kanunu’na muhalefet ediyor da Menzilciler, İskenderpaşacılar, İsmailağacılar, Erenköycüler vergi rekortmeni mi oluyor?

Mesela Süleymancılarda “örgüt üyeliği” sayılan cemaat/tarikat üyeliği diğerlerinde ne olarak görülüyor?

Mesela cemaat/tarikat gelirleri hangi yöntemle toplandığında “suç geliri” oluyor? Süleymancıların ve Kuytulcuların gelir toplama ya da bu gelirleri sisteme dahil etme yöntemiyle Menzilcilerin, İskenderpaşacıların, Süleymancıların, Erenköycülerin yöntemleri arasında ne fark var?

***

Bütün cemaat ve tarikatlar para pul mevzularında birbirinin aynısı.

Aralarındaki teolojik farkları bir kenara bırakırsak, Süleymancılar ve Kuytulcuların saydığım diğer gruplardan tek farkı iktidarla olan ilişki biçimleri.

Belki soruşturmacılar biraz önce sorduğum sorulara samimiyetle yanıt verirse aralarındaki ciddi farkları biz de öğrenmiş oluruz.

Aksi takdirde diğer gruplar makul tarikat/cemaatler sayılırken Süleymancılarla Kuytulcuların soruşturmalara konu olmasının, iktidarla ilişki biçimlerinden kaynaklandığı izlenimi ortaya çıkıyor.

Benden söylemesi…

SÖZCÜ gazetesi - Rahmi Turan - 19 Ağustos 2026 - Dostumuz Amerika(!)

 Yayınlanma: 19 Ağustos 2026

Rahmi Turan

Dostumuz Amerika (!)

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle

Her zaman söylüyoruz...

Amerika, çıkarı olduğu sürece bir ülkenin dostudur. Çıkarları bozulmaya başladığı vakit, tüm ülkelere hasım gözüyle bakmaya başlar.

Türkiye’nin Amerika ile olan ilişkileri, Başkan Trump’ın istekleri yerine getirildiği, Amerika’nın menfaatleri korunduğu sürece iyidir, aksi halde limoni...

★★★

Şimdi ABD’nin isteği doğrultusunda Pakistan ve Suudi Arabistan’la “Mekke Savunma Anlaşması”nı imzaladık.

Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan... Bu üç ülkeye silahlı bir saldırı olursa, o saldırı üçüne birden yapılmış sayılacak!

Başkan Trump memnun. Çünkü anlaşmanın, Suudi Arabistan’a yapılan İran füze saldırılarını frenleyeceğini düşünüyor.

Bu savunma anlaşmasına göre İran, Suudi Arabistan’a saldırmaya devam ederse, Türkiye ve Pakistan’a da saldırmış kabul edilecek.

Suudi Arabistan’daki Amerikan üslerini yeterince savunamayan Trump, bu nedenle üçlü savunma anlaşmasından pek memnun.

Ancak ortada hazin bir durum var.

Trump, işine geldiği zaman Türkiye’ye dostluktan söz ediyor ama...

Aslında lâf ola beri gele, sahte bir dostluk bu!

★★★

Amerika’da “CAATSA” diye bir yasa var.

“CAATSA”Amerika’nın Düşmanlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası’nın kısaltılmış adıdır.

Peki, Amerika’nın düşmanı olan devletler hangileri?

Rusya, İran, Kuzey Kore...

Bunlar birinci derecede “CAATSA kapsamına” alınmış, ağır yaptırımlar düzenlenmiştir.

Peki, yalnız onlar mı? Hayır!

Güya dost olan Amerika, Türkiye’yi de “CAATSA yaptırımları kapsamına” alarak açıkça “düşman” ilan etmiştir. Rusya, İran ve Kuzey Kore gibi!

Ayıptan da öte bir tutum bu!

Başkan Trump “Bu kararı kaldıracağım” diyor ama bir türlü kaldırmıyor.

Zaten onun hangi sözüne güvenilir ki?

Bu Amerika gerçekten Türkiye’ye dost mudur, yoksa düşman mı? “CAATSA Yasası” bize hazin gerçeği anlatıyor!

Türkiye’nin bütün iyi niyetlerine rağmen “CAATSA Yaptırımları”nın devam etmesi utanç verici, düşmanca bir olaydır!

Şikâyete hakkımız yok!

Ülkemizde, AKP iktidarının icat ettiği “Mülakat” denilen adaletsiz bir sistem hâlâ devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son genel seçimden önce “Mülakat kaldırılacak” diye söz vermişti. Seçimden sonra bu söz unutuldu.

Ülkede liyakat, yetenek aranmıyor, dayısı olanlar kazanıyor!

Kimse itiraz etmeyecek, her söyleneni kabul edecek!

Bencillik ve haksız rekabet sarmış kurumları...

Toplumun her yanına çıkarcılık bulaşmış...

Artık şeffaf bir sistem yok, ne yazık ki!

Bu nedenle Türkiye’den yabancı ülkelere (tabii ki Arap ülkelerine değil, Avrupa ve Amerika’ya) müthiş bir “Beyin göçü” var!

Kaynak olarak ekle

Yetenekli gençler Batı ülkelerinde kısmetlerini arıyor. Onları memlekette tutamıyoruz, kaçıyorlar! Çünkü önlerini göremiyor, istikbalden korkuyorlar!

Günümüzde toplumun büyük kısmı yana-yakıla şikâyetçi ama şikâyet çözüm olamaz!

Allah insana diğer tüm canlılara vermediği bir “AKIL” ihsan etmiş...

Her sorunda çözüm aklı yerinde kullanmaktır.

Demokrasilerde çözüm, vatandaşların demokratik yollardan hesap sorması ve kendilerini yoksulluğa sürükleyenlere “Yeter artık, git!” diyebilmesidir!

Bunu yapamıyor muyuz? O zaman şikâyete hakkımız yok!

Tebessüm

Politikacı ve köy ağası

Ateşli siyasetçi, köy kahvesinde coşku içinde konuşuyormuş:

“Eyyy büyük adamlar! Ey tarihin ölmezleri! Kalkın da partimizin memlekete yaptığı hizmetleri görün... Kalkın Fatih’ler, Yavuz’lar, Kanuni’ler, Namık’lar, Kemal’ler... Kalkın da...”

Siyasetçinin yanında oturan köy ağası, kahvede nutku dinleyen köylülere seslenmiş:

“Kalksanıza len... Ne bakıyonuz yüzümüze bön bön? Beyfendi kimlerin adını sayıyorsa kalksın onlar ayağa!”

GÜNÜN SÖZÜ

İnsan bir kez aldanabilir ama aynı konuda iki kez aldanmak aptallık olur!

GÜNÜN MANŞETLERİ

Cumhuriyet gazetesi - Ahmet Göksan - 'Kıbrıs'a dikkat ediniz' - 20 Ağustos 2026

 

Cumhuriyet  -  Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

'Kıbrıs'a dikkat ediniz' - Ahmet Göksan

20.08.2026 04:00
Güncellenme:

Kıbrıs meselesi ilk gündeme geldiği günlerden itibaren bir “sorun” olarak tanımlandı. Ancak bu sorunun ortaya çıkışını yalnızca bugünün siyasi tartışmaları üzerinden değerlendirmek, adada yaşananların tarihsel arka planını görmezden gelmek anlamına gelir. 16 Ağustos 1960’ta adada Türkler ile Rumların siyasi eşitliğine dayanan Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.

Ne var ki bu ortaklık düzeni uzun ömürlü olmadı. Kıbrıs Rum tarafının 21 Aralık 1963’te başlayan saldırılarıyla yeni bir dönem başladı. Kıbrıs Türkleri açısından bu tarih, ortaklık devletinin fiilen sona erdiği ve toplumun güvenliği için kendi yönetim mekanizmalarını oluşturmak zorunda kaldığı sürecin başlangıcı oldu.

Aradan geçen onlarca yılda Kıbrıs sorununun neredeyse konuşulmadık hiçbir boyutu kalmadı. Buna karşın Birleşmiş Milletler(BM) öncülüğünde sürdürülen müzakerelerde temel hedef, çoğu zaman Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliğini ve güvenlik kaygılarını yeterince dikkate almadan adanın yeniden birleştirilmesi olarak ortaya konuldu.

Bugün Kıbrıs Rum Yönetimi, uluslararası alanda “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak tanınmanın sağladığı diplomatik avantajları kullanıyor. Avrupa Birliği üyeliği de bu avantajları güçlendiriyor. Oysa Kıbrıs Türklerinin siyasi iradesinin yok sayıldığı bir ortamda, yalnızca Rum tarafının temsil edildiği bir yapının bütün Kıbrıs adına söz söylemesi, çözüm arayışlarının en önemli çelişkilerinden biridir.

Türkiye ise bu süreçte “işgalci” söylemiyle hedef alınıyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadan çekilmesi talep ediliyor. Ancak aynı çevrelerin, Kıbrıs’ın güneyinde üçüncü ülkelerin askeri varlığına ve üslerine ilişkin benzer bir tartışmayı gündeme taşımaması dikkat çekiyor.

Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve bölgesel güç dengeleri, Kıbrıs’ı daha geniş bir jeopolitik mücadelenin parçası haline getiriyor. Türkiye’nin “Mavi Vatan” yaklaşımı da yalnızca bir denizcilik politikası değil, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hak ve güvenlik çıkarlarının korunması açısından stratejik bir meseledir. Ancak karşı taraf “Mavi Vatan”a karşı çıkarak Doğu Akdeniz’i Türkiye’ye kapatmaya çalışıyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarihli 186 sayılı kararının oluşturduğu çerçeve, aradan geçen yıllara karşın Kıbrıs Türklerinin siyasi iradesinin ve eşit statüsünün yeterince dikkate alınmadığı bir zeminin sürmesine neden olmuştur.

Bugün bu çözüm modelinin dayatılması, geçmişte yaşanan sorunların tekrarlanmasına ve kısa sürede 1960 öncesindeki koşullara, hatta Annan Planı’nda öngörülen çerçevenin gerisine dönülmesine yol açabileceği unutulmamalıdır.

Adada çözümden yana olanların öncelikle BMGK’nin 186 sayılı kararının yeniden ele alıp Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliğinin ve iradesinin güvence altına alınması gerektiğini kabul etmesi gerekiyor. BM ve AB’nin bugüne kadar Kıbrıs konusunda izlediği politikaların çözümsüzlüğü aşamadığı ortadayken kalıcı barış için yaklaşım benimsenmelidir. Ayrıca adanın güneyinin silahlandırılmasının çözüm arayışlarına katkı sağlamadığı da göz ardı edilmemelidir!

AHMET GÖKSAN