Wednesday, May 27, 2026

T.C. Dışişleri Bakanlığı : ​25 Mayıs 2026, 25 Mayıs Afrika Günü Hk.

 T.C. Dışişleri Bakanlığı : 

​25 Mayıs 2026, 25 Mayıs Afrika Günü Hk.


Afrika Birliği’nin 63. kuruluş yıl dönümüne tekabül eden ve Afrika kıtasının barış, özgürlük, birlik ve dayanışma ruhunu simgeleyen 25 Mayıs Afrika Günü’nü içtenlikle kutluyoruz.


Afrika Birliği’nin stratejik ortağı olan Türkiye, eşit ortaklık, karşılıklı güven ve saygı ile kazan-kazan ilkesi temelinde Afrika kıtasının kalkınma, adalet ve barış yolculuğunda Afrika halklarının daima yanında olmayı sürdürecektir.


Bu çerçevede, bu yıl gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz ve iş birliğimizin daha ileri taşınmasına imkan sunacak olan Dördüncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi’nin hazırlıklarını titizlikle yürütüyoruz.


Türkiye ve Afrika, barış, refah ve istikrarı bölgesel ve uluslararası düzeyde hakim kılmak için birlikte çalışmayı sürdürecektir.


Ertuğrul Özkök - 27 Mayıs 2026 - Kurultayda 276 oy farkla kaybetmişti, kamuoyu anketinde hezimete uğradı

 

Kurultayda 276 oy farkla kaybetmişti, kamuoyu anketinde hezimete uğradı

Mahkemenin verdiği mutlak butlan kararı sonrası ilk güvenilir kamuoyu araştırmasının sonuçları çok çarpıcı. Bütün toplumda mutlak butlan kararı için "İyi ldu, doğru karar" diyenlerin oranı sadece yüzde 11... En çarpıcısı Ak Parti ve MHP seçmeninin bu kararla ilgili ne düşündüğü. İşte anket sonuçları

27 Mayıs 2026
  •  
  •  
  •  
  •  
  • 10Haber news
  •  

Dün CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel’in İzmir yürüyüşünü izlerken, aynı dakikalarda önüme KONDA’nın Mutlak Butlan kararından sonra yaptığı ilk araştırmanın sonuçları geldi.

Abonelere gönderildiği için anketin tamamını veremiyorum.

Ama en çarpıcı kısmını aktarayım.

O koltuğa polis marifetiyle oturan Kemal Kılıçdaroğlu için ibret verici, onun için şok sonuçlar vardı.

Bütün toplumda ‘Mutlak butlan doğrudur’ diyenlerin oranı sadece yüzde 11

(*) YÜZDE 11… Mutlak Butlan kararını doğru bulanların oranı bütün toplumda işte bu kadardı.

(*) YÜZDE 52… Doğru değil diyordu.

(*) YÜZDE 39… Ne doğru ne yanlış diyordu.

Daha çarpıcı bir sonuç…

Her 5 Aleviden 4’ü ‘Bu karar yanlış’ diyor

Bu ülkede yaşayan her 5 Alevi’den 4’ü bu karar yanlış diyordu.

Sünni kesimde ise her 10 vatandaştan sadece 2’si bu kararı doğru buluyor.

Yani toplumun gözünde “Butlan kararı” “Yok hükmünde…”

AKP ve MHP’nin çoğunluğu da kararı yanlış buluyor

En çarpıcısı ise, AKP ve MHP seçmeninin tavrı.

Her 3 AKP’liden sadece 1’i, her 4 MHP seçmeninden sadece 1’i “Bu karar doğrudur” diyor.

Kurultayda 276 oy farkla kaybetmişti, kamuoyu gözünde hezimete uğradı

CHP’nin son kurultayında Özgür Özel’in kaç, Kılıçdaroğlu’nun kaç oy aldığına bir defa daha baktım.

Özgür Özel 812, Kılıçdaroğlu 536 oy almış…

Arada 276 oy var.

İlk anketin sonuçlarına baktım.

Bugün Kurultay yapılsa, Kılıçdaroğlu aday olmaya cesaret edemez.

Ama pişkinlikte herkesi şaşırttığı için, olur da girerse alacağı oy yukardaki ankette açıkça görülüyor. Bu bir hezimet olacak.

Her 100 Alevi’den sadece 8’inin oyunu alabilecek…

Toplumun gerisini de siz düşünün…

Halkın görüşü: Bir an önce kurultayın toplanması

Anketin bir sonucu da CHP’lisi, AKP’lisi, MHP’lisi, DEM’lisi ve öteki partilere oy verenlerle birlikte çoğunluğun görüşü CHP’nin bir an önce Kurultayını toplayıp yeni genel başkanını yeniden seçmesidir.

Özgür Özel dün İzmir’de bir çağrı yaptı.

“CHP’nin 2 milyon kayıtlı üyesi seçsin yeni genel başkanı” dedi.

Parti artık Kılıçdaroğlu’nun elinde.

Parti kayıtları elinde…

Hodri meydan…

Hodri’ye gerek yok.

Özel meydanlarda…

Bakalım Kılıçdaroğlu’nu sokakta görebilecek miyiz…

Moraliniz bozuksa Sultanbeyli’deki o mütevazı iftar sofrasını hatırlayın

Bugün bayram. Biliyorum bir çoğunuzun morali bozuk.

Moraliniz çok mu bozuk…

Daha üç gün önce, Cumhuriyet’in 100 yıllık partisinin tomalarla, biber gazıyla, plastik mermiyle, polis gücüyle ele geçirilişini içimiz yanarak seyrettik.

O sahneler sizi kahretiyse eğer…

Öyleyseniz eğer, ki normaldir.

Bir an için o akşamı hatırlayın o zaman…

Sultanbeyli’deki o mütevazı evi…

Hanife ve Bilal Ayhan çiftinin evini.

6 Mayıs 2019 akşamıydı, haberi orada geldi

6 Mayıs 2019 akşamı iftar vaktiydi.

Ekrem İmamoğlu, o akşam o mütevazı evde o mütevazı aile ile iftar açıyordu.

36 gün önce yapılan yerel seçimde, hiç beklenmedik bir şey olmuş, AKP 1994’dekazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kaybetmiş, o gece o masadaki genç Ekrem İmamoğlu kazanmıştı.

Haber tam o sırada, AKP’nin kalesi sayılan Sultanbeyli’de o mütevazı evde iftar açarken gelmişti.

Yüksek Seçim Kurulu İstanbul’daki seçimi iptal etmişti.

Seçim 23 Haziran günü yenilenecekti.

O gece milyonlarca insan umutsuzluğa düşmüştü

Hatırladınız mı o akşamı…

Sadece o sofraya değil…

Aynı dakika ve saniyelerde Türkiye’de milyonlarca ailenin iftar sofrasına kapkara bir bulut gibi çökmüştü o haber…

İstanbul’daki seçim başarısı ile morali yerine gelmiş milyonlarca insan bir anda bütün umudunu kaybetmişti.

Herkes aynı şeyi düşünüyordu.

Bu seçimi iptal ettiklerine göre bir daha İmamoğlu’na verdirmezler…

Seçimlerin ve demokrasinin geleceği ile ilgili ilk büyük şüphemiz o gece doğmuştu.

“Bu ülkede artık hiçbir umut kalmadı” duygusu Anadolunun bir ucundan ötekine hızla yayılmıştı.

Sonra Ekrem İmamoğlu kalktı, gömleğinin kollarını sıvadı, ve…

Sonra hiç beklenmeyen bir şey oldu.

Ekrem İmamoğlu kalktı.

Gömleğinin kollarını sıvadı ve ağzından tek cümle çıktı:

“Her şey güzel olacak….”

Bir tek kişi ve bir tek cümle…

Ülkeye yetti…

23 Haziran günü yapılan seçimde Ekrem İmamoğlu farkı 800 bine çıkararak tekrar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

AKP ilk tarihi hatasını o gün yapmıştı

Umutsuzluk prangasının kırıldığı andı…

Ve en umutsuz anda gelivermişti.

O akşam AKP’nin ilk büyük hatasıydı…

O hata İstanbul gibi ülke nüfusunun yüzde 20’sini barındıran bir metropolü bir daha seçilemeyeceği şekilde AKP’den alıyordu.

Bir de 28 Mayıs 2023 gecesini hatırlayın

Sonra bir geceyi daha hatırlayın…

28 Mayıs 2023 gecesini…

Hani Kılıçdaroğlu’nun bu milletin yarısını hayatlarının en derin düş kırıklığına uğrattığı seçim gecesini.

Halkın yüzde 50’si artık Erdoğan döneminin kapanacağına inanıyordu.

Ekonomi dibe vurmuştu.

Ülkenin pazarları yanıyordu.

Vatandaş çığlık çığlığaydı…

Ama o gece seçimden yine Erdoğan galip çıkıyordu.

Kılıçdaroğlu milyonlarca insanın umudu 13’ünce defa kırmış, moraller dibe vurdurmuştu…

Umutlar enkaza dönmüştü.

Ama sonra yine hiç beklenmeyen bir şey oldu…

Bir de 31 Mart 2024 gecesini hatırlayın

Morallerin dibe vurduğu o 28 Mayıs gecesinden sadece 10 ay sonra…

Yine bir Pazar gecesiydi.

Yerel Yönetim seçimleri yapılmıştı.

Artık moraller o kadar kötüydü ki, CHP bütün sandıkların başına birer gözlemci yerleştirecek sayıda gönüllü bile bulamamıştı.

Sonra Anadolu’nun her yerinden sonuçlar gelmeye başladı…

CHP o sandıklardan yüzde 36 gibi inanılmaz bir sonuçla birinci parti olarak çıkıyordu.

Avrupa’nın en büyük sosyal demokrat partisi oluyordu.

Costa Gavras’ın Z filmindeki gibi sahneler

Ve canlı yayınlarda, milyonlarca insanın gözü önünde polis biber gazı, plastik mermi ve tomalarla, Türkiye’nin birinci partisi, Avrupa’nın en büyük sosyal demokrat partisi ve Cumhuriyeti kuran 100 yıllık partisi CHP’nin kapılarını kırarak içeri girdi.

O andan hepimizin gözünde ve hafızasında biber gazıyla sise bürünmüş, Costa Gavras’ın“Z” romanındaki sahneleri hatırlatan bir fotoğraf kaldı…

Partinin 13 kere seçim, bir kere kurultay kaybetmiş genel başkanı, partisinden değil, partisini yüzde 36 oyla birinci parti yapan milyonlarca seçmenden intikam alıyordu.

Moraller yine dibe vurmuştu.

Ne zaman mutsuzluğa kapılsanız Sultanbeyli’den yükselen sesi dinleyin

Bugün Bayram…

Güzel şeyler düşünün…

276 of farkla kaybettiği koltuğa halkın çok büyük çoğunluğunun yanlış bulduğu bir yargı kararıyla oturmayı içine sindiren zat bilmeli ki…

Bu halk onu orada oturtmaz.

İşte o nedenle, bu bayram gününde umutsuzluğa kapıldıysanız, Sultanbeyli’deki o mütevazı iftar sofrasını hatırlayın.

6 Mayıs 2019 akşamı o sofradan gelen ses kulaklarınızdan gitmesin:

“Her şey güzel olacak…”

Hepinize her şeye rağmen güzel bir bayram diliyorum.

Cumhuriyet gazetesi - Alev Coşkun - 27 Mayıs 2026 - 27 Mayıs 1960’ın 66. yıldönümü

 

27 Mayıs 1960’ın 66. yıldönümü

27.05.2026 04:00
Güncellenme:

Image

27 Mayıs 1960 askeri bir harekettir. TSK’nin normal komuta hiyerarşisi dışında 38 subay tarafından yapılan bu hareketin üzerinden 66 yıl geçti.

27 Mayıs hareketini demokrasi karşıtı bir askeri darbe olarak niteleyenler olduğu gibi, DP’nin otoriter rejimine karşı o günün koşullarında zorunlu bir hareket olduğunu kabul edenler de vardır.

Bu konuda yüzlerce makale, onlarca kitap, lisansüstü araştırmalar ve doktora tezleri yayımlanmıştır.

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün özellikle 1957 seçimlerinden sonra DP’yi uyaran pek çok konuşma yaptığı da bilinmektedir.

Nitekim İnönü, Tahkikat Komisyonu’nun kuruluşunda, Meclis konuşmaları sırasında şöyle demişti: “Bu öneri kabul edildiği andan itibaren siyasi hayatımız tamir ve deva (çare) kabul etmez bir uçuruma atılacaktır” demişti. Ayrıca şunları söyledi:

ŞARTLAR VE İHTİLAL

“Eğer bir idare insan haklarını tanımaz, baskı rejimi kurarsa o memlekette ayaklanma olur. Buna mahal (olanak) vermemek için idarelerin demokratik yolda olması, insan haklarının yürürlükte olması şarttır.”

“Eğer insan hakları yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi kurulursa ihtilal behemehal (mutlak) olur. Biz öyle bir ihtilal içinde bulunmayız, bulunamayız. Böyle bir ihtilal bizimle münasebeti olmayanlar tarafından yapılacaktır.”

“Şimdi arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. Fakat ihtilal aslında bir milletin asla arzu etmeyeceği, çetin ve tehlikeli bir ameliyattır.” (1) TBMM Tutanağı, 18 Nisan 1960, M.I.I. C.3 s.82.

27 Mayıs askeri hareketini siyasi olaylar açısından değerlendirdiğimizde bu askeri hareketin gerçekleşemeyeceği durumlar ortaya çıkmıştır. Aslında, bu olanak ilk kez 1957 seçim sonuçlarında ortaya çıktı. Türk siyasal hayatı bu olanağı kullanamadı. Diğer iki olanak ise Başbakan Menderes tarafından kullanılamamıştır.

1957 SEÇİM SONUÇLARI 

1957 seçim sonuçları incelendiğinde DP’nin azınlığa düştüğü görülür. Ancak seçimlerde uygulanan çoğunluk sistemi nedeniyle DP aldığı oydan daha fazla temsil olanağını elde ederek haksız yere iktidarını sürdürmüş ve sonunda askeri hareketle devrilmiştir.

Bu sert cümlenin belgelere dayalı siyasal durumu ve yorumu aşağıda verilmiştir.

1957 genel seçimleri 27 Ekim 1957 Pazar günü yapıldı.

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başladığı ilk saatlerde radyo, yayında DP’nin kazandığı haberini veriyordu. Tartışma ve itirazlardan sonra aşağıdaki sonuçlar ortaya çıktı:

Image

Bu seçim sonuçlarına göre DP oyların yüzde 47.9’unu almıştı. Diğer üç muhalefet partisinin toplam oyları yüzde 52.3’ü bulmuştu. Uygulanan çoğunluk sistemi nedeniyle DP Meclis’te 424 sandalyeye sahip olmuş ve yüzde 69.6 oranında fazla temsil hakkını elde etmişti. Kuşkusuz adaletsiz bir durum ortaya çıkmıştı.

ÇOĞUNLUK SİSTEMİ YERİNE MİLLİ BAKİYE SİSTEMİ 

1957 seçimlerinde çoğunluk sistemi yerine “milli bakiye sistemi” uygulanabilseydi Meclis’teki temsil durumu aşağıdaki gibi olacaktı:

Image

Bu tablonun gösterdiği durum çok önemlidir. Yineleyelim, 1957 seçimlerinde DP toplamda yüzde 47.9 oy alırken üç muhalefet partisinin toplam oyu yüzde 52.3’e yükselmiştir. Milli bakiye sistemi uygulanmış olsaydı muhalefet partileri Meclis’te çoğunluğu elde edecekti. Sonuçta siyasal iktidar, üç muhalefet partisinin eline geçmiş olacaktı.

Bu sonuçlar gerçek bir adaletsizliği ortaya koymaktadır. Tek başına 253 sandalye kazanan CHP, Meclis’te güçlü bir denge unsuru haline gelecekti. Üç muhalefet partisinin toplam sandalye sayısı 321’e ulaşacak, böylece tek bir partinin otoriter bir siyasal iktidar kurma olanağı elinden alınmış olacaktı.

Böylesi makamsal durumda askeri bir hareket olanağının ortadan kalkmasıdır. Bir başka karar Tahkikat Komisyonu sonrası durumdur.

TAHKİKAT KOMİSYONU VE TARTIŞMALAR 

1959 yılında partisinin kongresine giden İnönü’ye Uşak’ta taş atılması, ardından 4 Mayıs 1959’da Topkapı’da arabasına taşlı sopalı saldırılar yapılması siyasi yaşamı sertleştirmiştir.

1960 Nisan ayında CHP lideri İnönü, partisinin Kayseri il kongresine giderken engellendi, Kayseri’ye sokulmak istenmedi. Siyasal yaşam yine çok sertleşmişti

18 Nisan 1960’ta DP milletvekillerinin oylarıyla “CHP’nin ve bir kısım basının faaliyetlerinin incelenmesi” için tamamı 15 DP milletvekilinden oluşan bir Tahkikat Komisyonu kuruldu. Yazarımız Prof. Dr. Emre Kongar yazılarında Tahkikat Komisyonu’nun kuruluşunu “sivil darbe” olarak nitelemektedir. Bu yargı demokratik hukuk devleti açısından doğrudur.

BASKI REJİMİ 

İnönü, Meclis’teki konuşmasında, “Biz demokratik rejimi kurduk. Bu demokratik rejimi istikametinden ayırıp baskı rejimi haline getirmek çok tehlikelidir. Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam” dedi.

Anayasa hukuku hocaları, özellikle Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı ve Prof. Tarık Z. Tunaya bu komisyonun kuruluşunun ve verilen yetkilerin anayasaya aykırı olduğunu belirttiler.

DP milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonu, Türk siyasal yaşamında sert tartışmalara neden oldu. Özellikle komisyona verilen yetkiler anayasaya aykırı olarak kabul ediliyordu.

On gün içinde, 27 Nisan 1960’ta, Meclis’e “Tahkikat Komisyonu için Salahiyet Kanunu” adını taşıyan yeni bir kanun sunuldu. Meclis’te kabul edilen bu kanunla kurulan komisyona:

a) Her türlü yayınları ve gazeteleri yasaklamaya,

b) Yayın yasağına uyulmaması durumunda süreli ya da süresiz yayının basımını ve dağıtımını durdurmaya,

c) Söz konusu yayınların toplatılmasına, sürekli yayının basımının durdurulmasına veya basımevinin kapatılmasına,

ç) Soruşturma için gerekli görülen ya da suçu kanıtlayıcı nitelikte olan her türlü evrak, belge ve eşyaya el konulmasına,

d) Siyasal içerikli toplantı, hareket, gösteri vb. faaliyetler hakkında karar almaya,

e) Hükümetin bütün araçlarından yararlanmaya yetkili sayılmışlardı. Bu denli kapsamlı yetkilerle donatılan komisyonun çalışmaları ve alınan kararlar kesin olup bunlara itiraz da edilemeyecekti. İtiraz edenlere üç yıla kadar ağır hapis cezası verilecekti.

Tahkikat Komisyonu’na mahkeme, savcı ve askeri mahkemelerin yetkilerini veren bu kanunun DP’nin çoğunluğu tarafından kabul edilmesi, tüm Türkiye’de tartışma ve olumsuz etki yarattı.

28 NİSAN 1960

28 Nisan günü İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciler protesto gösterisi yaptılar, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde “Hukukun yok edildiği bir yerde hukuk okunmaz” diyerek öğrenciler üniversite bahçesine çıktılar. Polis aşırı müdahalede bulundu. Orman fakültesi öğrencisi Malatyalı Turan Emeksiz polis kurşunuyla şehit edildi, yüzlerce öğrenci yaralandı.

Ertesi gün 29 Nisan’da Ankara SBF ve hukuk öğrencileri de aynı eyleme katıldılar. İstanbul Üniversitesi Anayasa Hukuku Prof. Ali Fuat Başgil Ankara’ya çağrıldı. 29 Nisan günü akşam Çankaya Köşkü’nde tarihi bir toplantı yapıldı. Başgil, “Meclis Tahkikat Komisyonu” kurabilir ancak bu konuda verilen yetkilerin anayasaya aykırı olduğunu Cumhurbaşkanı Bayar ve Başbakan Menderes’e açıkça belirtti.

Hükümetin istifa etmesini, yeni bir hükümet kurulmasını ve seçim tarihinin ilan edilmesini önerdi.. Başbakan Menderes Prof. Başgil’in bu iki aşamalı önerisini kabul etti. Ancak Celal Bayar bu öneriye “Dereden geçilirken at değiştirilmez” ve “Tenkit zamanı değil tenkil (cezalandırma) zamanıdır” diyerek karşı çıktı.

Eğer Başbakan Menderes, özgür hareket edip yeni bir hükümet kurabilse ve seçim tarihi açıklanabilseydi 27 Mayıs askeri hareketinin gerçekleşmeyeceği o günün politikacıları ve ihtilali yapan askerler tarafından açıklanmıştır.

Çünkü 27 Mayıs askeri hareketi gerekçesini kaybedecek ve askeri ihtilal de gerçekleşmeyecektir.

DP siyasal iktidarı ve Menderes bu olanağı ne yazık ki kullanamadı.

24 MAYIS 1960 DP GENEL İDARE KURULU 

28-29 Nisan üniversite gençlik hareketleri, Tahkikat Komisyonu’nun gazeteleri kapatması, kimi basın mensuplarının tutuklanması, siyasi tansiyonun artmasına neden olmuştu.

O tarihten 27 Mayıs’a kadar geçen zaman içinde gerçekleşen toplumsal hareketler özetle şöyledir:

5 Mayıs’ta “Kızılay halk gösterisi” 555K gerçekleşti. “Beşinci ayın beşinde saat beşte Kızılay’da” parolası ile tarihe geçen bu halk hareketinde Başbakan Menderes protestolarla karşılandı. 19 Mayıs gösterileri yasaklandı, gazeteler kapatıldı.

21 Mayıs 1960’ta Harp Okulu öğrencileri resmi üniformalarıyla Ankara’da sessiz bir yürüyüş yaptılar. Bu çok anlamlı ve önemli bir gösteriydi. Bu yürüyüşten sonra Balıkesir milletvekili eski bakan Sıtkı Yırcalı; Erzurum milletvekili, eski bakan Rıfkı Salim Burçak, DP Genel İdare Kurulu üyesi Kamil Gündeş ve Mustafa Zeren’in başını çektiği ve 98 DP milletvekilinin imzaladığı bir muhtıra o günün koşullarında önemliydi ve konunun Meclis grubunda görüşülmesi isteniyordu.

Sonunda 23 Mayıs 1960’ta DP Genel İdare Kurulu, Çankaya’da Celal Bayar’ın başkanlığında toplandı.

Bu toplantıyı Samet Ağaoğlu şöyle anlatıyor: “... Genel idare kurulu; Yırcalı, Mustafa Zeren, Kamil Gündeş ve Rıfkı Salim Burçak’ın önergesi üzerine toplandı. Menderes hırçındı. Başbakanın iç politika hakkında kurula bilgi vermesini istiyorlardı. Menderes uzun konuştu; olayları ve Halk Partisi’nin hedeflerini anlattı.”

Yırcalı, Adnan Menderes’in istifa ederek yepyeni kimselerden bir hükümet kurmasının çok yerinde olacağını anlattı.

“Çarşamba sabahı bir toplantı daha yapıldı. Prof. Rıfkı Salim Burçak izlenen politikanın tamamen bırakılmasından başka çare kalmadığını, bir çıkrığın içinde boğulmak üzere olunduğunu söyledi. Bu çıkmazdan nasıl çıkacağız diye sordu.

Adnan Bey, cevap verdi ve ‘Ben sizi çıkaracağım’ dedi. ‘Buradan çıkaramayacaksınız, çok zor’ deyince toplantıyı bırakıp gitti.”

Ağaoğlu şöyle devam ediyor: “Öğleden sonra Meclis’te parti grup toplantısı... Menderes yine hırçın, yine sinirli. Eskişehir’e gidiyorum dönüşte görüşürüz, dedi. Grup dağılmak istemedi.”1

OYSA DİNLESEYDİ

Oysa Menderes 23-24 Mayıs günleri kendisine Sıtkı Yırcalı ve Prof. Dr. Rıfkı Salim Burçak tarafından önerilen istifayı kabul edip yeni bir hükümet kursaydı, seçimlerin yapılacağını açıklasaydı, bu olanağı kullansaydı 27 Mayıs askeri hareketi olmayacak, demokratik yaşam kendi kuralları içinde yürüyecekti.

Demokrasi çok hassas bir rejimdir.

---

1- Samet Ağaoğlu, Arkadaşım Menderes, 2. Baskı, YKY, 2016, s.126-127.