Friday, August 14, 2026

NEFES Gazetesi - Deniz Zeyrek - 14 Ağustos 2026 - Terörsüz Türkiye hakkında konuşulması gerekenler

 Nefes Gazetesi

Deniz Zeyrek

Deniz Zeyrek

Terörsüz Türkiye hakkında konuşulması gerekenler

Terörsüz Türkiye meselesi süreci yönetenler tarafından dar bir koridora sıkıştırıldığından, yeterince bilgi sahibi olamadığımızı ve analiz edemediğimizi düşünüyorum.

Zira birçok okuyucumuz da “MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dahi görüşlerini 180 derece değiştiren faktörler neler olabilir?” sorusunu dillendiriyor.

Gelin bugün bu sorunun muhtemel cevaplarına bakalım. Öncelikle süreci gerekli kılan faktörlere bakalım:

- Ekonomik ihtiyaç: Türkiye 40 yılı aşkın bir süredir terörle mücadeleye büyük ekonomik kaynaklar ayırdı. Bu süreç, savunma harcamalarımızı hep en üst seviyede tuttu. Yıllık bütçemizin çok önemli bir kısmı bu alana ayrıldı. Bu da ülkede makroekonomik istikrarı, enflasyonla mücadeleyi ve yabancı sermaye girişini ciddi şekilde olumsuz etkiledi. Çatışma hali, bölgesel kalkınma projelerinin önüne geçerken insanların ekonomik gerekçelerle büyük şehirlere göç etmesi, ülkenin demografik yapısını değiştirdi. Durum artık sürdürülebilir olmaktan çıktı. Türkiye ekonomisinin içine düştüğü patinaj, yoksulluk, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı gibi unsurlar, ülkenin artık böyle bir ekonomik yükü taşıyamaz hale gelmesine neden oldu.

- Diplomatik ihtiyaç: Malumunuz olduğu üzere emperyalist güçler hala Türkiye’nin tam ortasında bulunduğu coğrafyayı değişik ayak oyunlarıyla “kontrol edilebilir” halde tutmayı arzuluyor. Suriye’deki gelişmeler (13 yıllık bir iç savaş, 13 yıllık iç savaşın 13 günde bitirilmesi, terörist diye savaşılanların ülkeye Cumhurbaşkanı yapılması gibi), Irak’taki dengeler, İran’a yönelik saldırılar, İsrail’in yayılmacı/saldırgan politikaları, Suudilerin başını çektiği Arap ülkelerinin ABD ve İsrail’le yakın iş birliği, kuzeyimizde Batı destekli Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş, Türkiye’nin istikrarsız bir coğrafyada istikrarlı bir şekilde yoluna devam etmesini zorlaştırıyor. Sınırlarımızın içinde ve dışında dış destekli bir terörün varlığı, Türkiye’yi dış müdahalelere açık hale getiriyor ve kötü bir ekonomik ortamda, iç güvenlik risklerinin de varlığıyla bu coğrafyada istikrarlı kalmamızı zorlaştırıyor.

- Demokratik ihtiyaç: Terörle mücadele ortamı ne yazık ki devletin güvenlikçi yanını besliyor ve canlı tutuyor. Özgürlükçü taraf sürekli kan kaybediyor. Ülkedeki kutuplaşma büyüdükçe de içeride “siyaset üstü saiklerle hareket eden milli bir cephe” oluşamıyor. Bu ortam, bürokratik cephenin güçlenmesi ve siyasetin/milli iradenin zemin kaybetmesi sonucunu doğuruyor. Bu da ülkenin demokratik hukuk devleti olma özelliğine zarar veriyor.

***

Peki sürecin üç sacayağını oluşturan iktidar, MHP ve Öcalan/DEM Parti, sadece biraz önce sıraladığım siyaset üstü ihtiyaçlar doğrultusunda mı hareket ediyor? Kendileri için bir şey beklemiyorlar mı? Tek tek bakalım:

- İktidar Cumhurbaşkanı’nın görev süresini uzatmak istiyor. Bir başka arzuları da mevcut yürütme sistemini ve iktidarı ömür boyu garantiye alacak yeni bir Anayasal düzenlemeyi hayata geçirmek (Numan Kurtulmuş ve Mehmet Metiner’in yasa geçer geçmez Anayasa’dan söz etmesi tesadüf olmasa gerek). Bunların TBMM’de ancak ve ancak Öcalan ile DEM Parti’nin desteğiyle olacağı açık ve süreç onlarla aynı zeminde buluşmayı mümkün kılıyordu.

- MHP’nin ve Devlet Bahçeli’nin siyasi çıkışlarını DEM Parti ve AK Parti yapsa, başta Türk milliyetçileri olmak üzere toplumun geniş kesimlerinden büyük tepki gelirdi. Bahçeli süreci sahiplenerek ve çıtayı çok yukarı koyarak hem iktidarı tepkilerden korudu hem MHP’yi bir defa daha “kilit parti” yaptı. Aynı zamanda da Cumhur İttifakı’na ciddi bir kalkan oldu.

- Öcalan ve DEM Parti ise bölgesel gelişmeleri ve konjonktürü dikkate alarak yeni bir çıkış arıyordu. Bu konjonktür iktidardan isteklerini almak için idealdi. PKK’lıların serbest kalması, kayyımların kaldırılması, Kürt sorununun çözümüne dair adımlar atılması gibi maddeler, Öcalan/DEM Parti tarafının talep listesinde üst sıralardaydı.

***

Son ve en önemli soru:

TBMM’de kabul edilen yasa işe yarayacak ve sonuç getirecek mi?

Ne yazık ki “yüzde yüz yarayacak” demek çok zor. Hatta dikkatli olunmazsa 2014’teki süreç gibi işleri daha da kötüye götürebilir.

- Zira, işin taraflarından biri finansman ve askeri ihtiyaçlarını bölgedeki çıkarlarının peşinde koşan “dış güçlerden” karşılayan bir terör örgütü ve bu nedenle sürecin kontrolü her zaman kendilerinde ya da Türkiye’de olamayabilir. Suriye’de, İran’da ya da Irak’ta yaşanabilecek değişimler ABD’nin çıkar ve planlarını, haliyle de PKK’dan beklentilerini değiştirebilir.

- İkinci önemli husus ise toplumsal desteğin her an değişebileceği gerçeği.

- Son olarak da sürecin son derece kırılgan olmasının yaratacağı gerilime dikkat çekmek isterim. Tülay Hatimoğulları’nın Netenyahu’dan alıntı yapması, Ömer Çelik’in sert tepki göstermesi, bu kırılganlığın “dakika bir, gol bir” dedirtebilecek bir örneği oldu.

KARAR gazetesi - Mehmet Ocaktan - 14 Ağustos 2026 - Barış, sadece PKK'lılarla sınırlı olurs vicdanlar yaralı kalır

 

Barış, sadece PKK’lılarla sınırlı olursa vicdanlar yaralı kalır

Bu makaleyi dinle

00:00
05:45

“Terörsüz Türkiye” sürecinin yasal çerçevesini oluşturan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun parlamentoda kabul edilmesi, ülkede barış ve kardeşliğin inşası açısından önemli bir adım oldu.

Kuşkusuz bu henüz ilk adım, zira Kürt meselesinin Türkiye’nin gündeminden tümüyle çıkarılabilmesi için daha kapsamlı adımların atılmasına ihtiyaç var. Yüz yıllık bir sorunu bugünden yarına halletmek elbette mümkün değil. Bunun için zamana ihtiyaç olduğu muhakkak.

Arkasında büyük acılar ve travmalar bırakan bir sorunun çözülmesinde atılan ilk adımların gerek siyasi arenada gerekse toplumsal anlamda büyük oranda konsensüsün sağlanması hiçbir şekilde hafife alınmamalıdır.

Ancak sürecin nihai olarak başarıya ulaşabilmesi için asla ihmal edilmemesi gereken bazı adımların atılması da şart. Biliyoruz parlamentoda kabul edilen çerçeve yasa, dağda silah bırakan PKK’lılarla halen cezaevinde bulunan PKK’lıların yasanın sağladığı imkanlar çerçevesinde kademeli olarak toplumsal hayata karışmalarını ve siyaset yapmalarını sağlayacak. Kısacası, zaman içinde PKK’lılarla barışılacak…

Hemen ifade etmek gerekirse, terör yüzünden gencecik canlarını kaybeden ve hala yürekleri yanmaya devam eden insanların böyle bir yasayı hemen kabul etmeleri beklenmemelidir.

İşte tam bu noktada esas sorumluluk icraat makamında olan iktidardadır. Kapı arkalarında öyle gizli-saklı yollara sapmadan yasanın artılarını ve eksilerini topluma şeffaf bir şekilde izah ederek özellikle acılı yürekleri teskin etmek için büyük bir emek harcanması gerekmektedir.

Kişisel anlamda “Terörsüz Türkiye” çerçevesinde başlayan çözüm adımlarına, başından beri amasız fakatsız destek veriyorum. Eğer Türkiye terör belasından kurtulacaksa, toplumsal barışı sağlayacak çözüm adımları kesinlikle desteklenmelidir.

Ama bu konuda, şu ana adar atılan adımlar çerçevesinde bazı itirazlarım var. Çünkü barış ve kardeşlik adımlarının toplumun bütün kesimlerinin vicdanlarında kabul görebilmesi için sadece PKK’lılarla barışmak yetmez.

Bir kere hemen belirtelim bu yasa, Meclis’te oluşturulan çözüm komisyonunun uzun tartışmalar sonunda hazırladığı ve demokratik perspektif açısından tarihi bir nitelik taşıyan raporun çok gerisindedir.

Maalesef Meclis’te rekor oyla kabul edilen çerçeve yasada, komisyonun hazırladığı rapordaki evrensel hukuk normlarına dayalı şu öneriler dikkate alınmamıştır: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi Kararları Anayasa’mıza göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır… AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.”

Çerçeve yasa sadece PKK’lılarla sınırlı tutulduğu için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş hakkında verdiği ‘hak ihlali’ kararı dikkate alınmamış ve Demirtaş cezaevinde unutulmuştur. Aynı şekilde Osman Kavala ile ilgili AİHM’nin “derhal serbest bırakın” kararı da görmezden gelinmiştir. Her ne kadar MHP’nin hukukçu kurmayı Feti yıldız, yasanın Demirtaş’ı da kapsadığını söylese de uygulamada gerçekleşme ihtimali hayli zayıf görünüyor.

Eğer çözüm komisyonunun hazırladığı tarihi rapor dikkate alınabilseydi, Türkiye demokratikleşme anlamında çok önemli bir eşiği aşmış olacaktı ve bugün başka bir Türkiye’yi konuşuyor olacaktık. Ama ne yazık ki bu fırsat değerlendirilemedi.

Nasıl bir fırsatın kaçtığını anlayabilmek için rapordaki şu ifadeleri dikkatle okumakta yarar var: “Hakaret, tehdit gibi suç unsuru içermeyen her türlü düşüncenin ifade edilebildiği; karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde, zor ve hassas konuların dahi müzakere edilebildiği bir siyasal ortamın oluşturulması temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır... Bu çerçevede toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesi bireylerin tek tip düşünce ve kimlikler etrafında şekillendirilmesi anlamına gelmemektedir. Ortak demokratik değerler zemininde farklı görüşlerin bir arada var olabildiği, çoğulculuğun korunarak siyasal rekabetin sürdürüldüğü bir yapıda toplumsal bütünlük güçlenir.”

Umarız iktidar, bugün sadece PKK’lılarla sınırlı tutulan bu yasayı bir ilk adım olarak görüp, ortak demokratik değerler zemininde farklı görüşlerin bir arada var olabildiği, toplumsal bütünlüğü güçlendirecek yeni adımların kapısını aralayabilir. Aksi taktirde “PKK’lılarla barışıldı ama iktidar için tehlike arz eden muhalifler hapse atılmaya devam ediliyor” kanaati, toplumda giderek yaygınlık kazanır ve iktidar kan kaybetmeye devam eder…

SÖZCÜ gazetesi - Necati Doğru - 14 Ağustos 2026 - 25 yıl

 Yazarlar - Necati Doğru

Necati Doğru

25 yıl!

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle

Adını

“Tarihi Başarı” koymuşlar. Bugün “iktidarda 25 yıl kalabilmiş olmayı” Ankara Millet Bahçesi’nde kurulacak kürsü üzerinden ”tarihi konuşma” ile kutlayacaklar.

Halk seçti.

Destek verdi.

Bedelini acı ödedi.

★★★

Cumhurbaşkanı seçildiğinde “hedeflerini” yine kürsüden açıklamış, halka söz vermişti:

Enflasyon tek haneye.

İşsizlik yüzde 5’in altına.

İnecek.

Yoksulluk sıfırlanacak.

Milli Gelir:

2 trilyon dolara.

Kişi başı milli gelir:

25 bin dolara.

İhracat:

500 milyar dolara.

Çıkacaktı.

İhracat, ithalatı geçecekti.

Faiz batağından çıkacaktık 10 büyük ekonomi içinde olacaktık.

Olamadık.

Hiçbir hedefi tutturamadı.

★★★

25 yılın sonunda; yargıçlar, savcılar, ordu, polis, istihbarat, basın, Meclis, bakanlar, Merkez Bankası, TUİK, Sayıştay, Danıştay, Yargıtay, diyanet, müftüler, imamlar, valililer, kaymakamlar, vakıflar, vakıflardan beslenen hısım akraba dernekleri, din Allah sömürücüsü tarikat liderleri, devlet bankaları, özel bankalar, holdingler, faizin emirle inip, emirle çıkması, kredi muslukları, sanayi siteleri, Anadolu Aslanı KOBİ’ler, yüksek faizli dış borca bağımlı hormonlu büyüme araçları, ücret artışları, sosyal yardımlar, hibeler, teşvikler, vakıflar, üniversiteler, defolu belediye başkanları ile milletvekillerinin törenle parti değiştirip Tek Adam’ın elinden rozet taktırarak fırıldaklaşması, “butlanla siyasi ölü diriltip” muhalefet partisinin malına, mülküne çökmeler, nerdeyse havada uçan kuş, derede oynayan balık, karada karınca TEK Adam’ın iki dudağından çıkacak söze bağlandı.

★★★

Ne milli gelir hedefi!

Ne ihracat hedefi!

Ne faiz hedefi!

Ne kişi başı gelir hedefi!

Ne enflasyon hedefi.

Ne dünyanın 10 büyük ekonomisi içine girme hedefi, ne Avrupa Birliği’ne tam üye ve Maastricht ve Kopenhang kriterlerine tam uyum hedefi hiçbiri tutmadı. Türk pasaportu ile Türk Lirası dünyanın en değersizleri haline geldi. Bir tek voleybolcu kızlar dünya şampiyonu oldular, onlar da “Biz Atatürk’ün kızlarıyız” diye açıklama yapma ihtiyacını duydular.

★★★

25 yılın sonu:

Geçim sıkıntısına düşenler. Geliri az, gideri çok büyüyenler. Ailecek sınıf atlamanın keyfini yaşamak için zar zor aldığı ikinci el otomobile bir depo benzin koyabilmeyi kara kara düşünenler. Mutfağın artan masrafı, çarşı pazarda, bakkalda markette yükselen fiyatlar, elektrik, su, doğalgaz faturaları, sömürüye dönüşen vergiler yangın oldu. Aşırı yoksulluk çeken hane      sayısı 11 milyonu, sosyal yardım alamadıkları için elektrik faturalarını ödeyemeyen hane sayısı 1.8 milyonu, Genel Sağlık Sigortası prim borcunu ödeyemeyen kişi sayısı 8.1 milyonu geçti.

Kaynak olarak ekle

Ülke yanıyor.

★★★

Hapishaneler aşırı doluluğa, hastaneler aşırı hasta baskısına gömüldü. Türkiye yüksek faizle dış borç bulup yiyen, dış borcu dış borçla kapatan, dış borç bulup köprü, otoyol, hava meydanı, hastane yaparak halkını afyonlayıp uyutan “mega soyguna” açık ülke oldu. Hazine garantili projeleri yapan şirketlere yılın ilk altı ayında 49.6 milyar lira ödendi. Dış borçla yapılan şehir hastaneleri bu yılın ilk 7 ayında 93 milyar lira yuttu. Siyasetçilik, zenginleşme, hısım akraba kayırma, 25 yıllık Tek Adam’ın el eteğini öpme oligarşisine dönüştü. Ölünceye kadar koltuğundan ayrılmaz Tanrı Lider yapısı; “Ahlaksız Siyasetçi- Ahlaksız Bürokrat- Ahlaksız İşadamı” soyguncu çetesini kemikleştirdi. Devlet kadrolarına adam yerleştirmede fırsat eşitliği (liyakat) tamamen ortadan kalktı. Model çürüdü. Şimdi “Tek Adam tekrar koltukta kalsın” diye “Yeni Anayasa Yapalım” hedefi yükseltip Öcalan ve DEM Parti ile Kürt vatandaşları aldatma tuzağı kurdular.

★★★

25 yıla böyle gelindi.

Halk dövünüyor.

Kendim ettim!

Kendim buldum!

Eğitim sistemi çöktü!

Son 25 yılda Tek Adam’ın yönetiminde Türk eğitim sistemi çağdaş eğitimin çok gerisine düştü ve çöktü. En son yapılan Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) tüm öğrenci adayların girdiği Temel Yeterlik Testinde (TYT) çok kötü sonuçlar çıktı. Türkçede 40 sorudan ancak 20.5 doğru, temel matematikte 40 sorudan ancak yalınızca 6.8’i, sosyal bilimlerde 20 sorudan ortalama 10.2, fen bilimlerinde ise 20 sorudan sadece 4.3’ü doğru yapıldı. Alan Yeterlilik Testleri (AYT) fizikte 14 soruda ortalama       

2.5, kimyada 13 soruda 1.8, biyolojide 13 soruda 2.6, Türk dili ve edebiyatında 24 sorudan 6.5, tarihte 10 soruda 2.3, coğrafyada 6 soruda 1.8- felsefe grubunda 12 sorudan 1.7, din kültürü ve ahlak bilgisinde de 6 sorudan ancak 1.4’üne doğru cevap verildi. 25 yılın son Milli Eğitim Bakanı Prof. Yusuf Tekin, “Kurtuluş Savaşı mı, Milli Mücadele mi” tartışması başlatmaya çalışarak eğitim sistemindeki çöküşü örtmeye çalışıyor.