Monday, July 6, 2026

Sedat Ergin - 03 Temmuz 2026 - AB Ekonomi Komiseri'nin gezisinden iki çıktı

Sedat Ergin  -  03 Temmuz 2026

AB Ekonomi Komiseri'nin gezisinden iki çıktı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Avrupa Birliği Komisyonu’nun ekonomiden sorumlu üyesi Valdis Dombrovskis’in İstanbul’da bir grup gazeteciyle yaptığı sohbet toplantısından çıkan en ilginç sonuçlardan biri, Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin kapsamlı müzakerelerden önce konunun hukuki yönüne dönük teknik düzeyde görüşmelerin başlatılmasının tasarlandığını duyurması oldu

Bunun gibi, Dombrovskis’in Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Perşembe günü bir araya geldiği ‘Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog’ toplantısından sonra yapılan ‘ortak açıklama’da, “hukuk, demokrasi ve medya özgürlüğüne” yapılan atıf ve bunun ekonomik güven ortamı ve iş ortamının güçlendirilmesi bakımından da önemli olduğunun” vurgulanması da bir o kadar dikkat çekiciydi.

Dombrovskis’in ziyareti geride bırakmakta olduğumuz hafta Türkiye ile AB arasında gerçekleşen üst düzey trafiğin ikinci aşamasıydı. Hemen öncesinde, geçen Salı günü AB Komisyonu’ndan en üst düzeyde üç temsilcinin gelişiyle birlikte düşünüldüğünde, çok uzun zamandır Brüksel’den Türkiye’ye bu düzeyde toplu bir ziyaret söz konusu olmamıştı.

Ankara’ya ani bir şekilde gelen ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilen bu üst düzey heyette AB Komisyonu Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos ile İçişleri ve Göçten Sorumlu Üyesi Magnus Brunner yer aldı.

Kuşkusuz, önümüzdeki hafta düzenlenecek olan NATO Zirvesi vesilesiyle AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB’nin hükümetler kanadını temsil eden AB Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın da Ankara’ya gelecek olması, Türkiye-AB arasındaki sürpriz diyalog yoğunluğunu bir kademe daha yukarı taşıyacak.

Komisyon Üyesi: “Müzakereler için oybirliği yok”

Tam unvanı ile ‘AB Komisyonu Ekonomi ve Üretkenlik, Uygulama ve Basitleştirmeden Sorumlu Üyesi’ Valdis Dombrovskis, dün sabah bir grup gazeteci ile bir araya gelerek ziyaretinin sonuçları ve Türkiye-AB ilişkilerinin mevcut durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Komisyon temsilcisi, özellikle Türkiye’nin ‘Tek Avro Ödeme Alanı’na (SEPA) katılma yönündeki ilgisini ifade etmesini memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Komisyon üyesinin önemli bir açıklaması Türkiye ile AB arasında uzun bir zamandır yılan hikayesine dönen Gümrük Birliği’nin güncellenmesi görüşmelerinin başlatılmasını konu aldı. 1996 yılında yürürlüğü giren Gümrük Birliği’nin aradan otuz yıl geçtikten sonra yaşanan büyük değişime rağmen halen güncellenememesi Türkiye ile AB arasındaki en sıkıntılı başlıklardan birini oluşturuyor.

Dombrovskis açıklamaları sırasında , Avrupa Komisyonu'nun Gümrük Birliği’nin modernizasyonuna ilişkin müzakereleri yürütebilmesi AB’ye üye devletlerinden (AB Konseyi’nden) yetki alması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu yetkinin verilmesi ise tüm üye devletlerin oybirliğini gerektirir. Bugünkü aşamada böyle bir oybirliği yok. Oysa biz Komisyon olarak biz bu yetkiyi uzun zaman önce talep etmiştik” diyerek, Türkiye ile müzakerelerin bu nedenle başlatılamadığını söyledi.

Komisyon üyesi, isimlerini geçirmeden Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve Fransa’nın bu konuda yaptıkları engellemeye atıf yapmış oldu. Fransa’nın da bu iki ülkenin tutumunu desteklediği biliniyor.

Dombrovskis, bunun ardından “Şu anda üzerinde çalıştığımız konu Gümrük Birliği'nin pratik işleyişini nasıl iyileştirebileceğimizdir. Bu amaçla Gümrük Birliği müktesebatının ya da başka bir ifadeyle yasal temelinin teknik olarak güncellenmesi üzerinde duruyoruz… Bu nedenle sözünü ettiğimiz teknik güncelleme üzerinde çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Komisyonun çıkışı ne anlama geliyor?

Komisyon temsilcisinin belli bir muğlaklık içeren bu sözlerinden, ilk aşamada Gümrük Birliği rejiminin hukuki yönleri üzerinde teknik bir çalışmanın yapılacağını, olumlu bir sonuç alınması halinde sonraki aşamada Gümrük Birliği’nin tümden güncellenmesine geçilebileceği anlamı çıkıyor.

Bununla birlikte Dombrovskis, bu teknik görüşmeleri Gümrük Birliği açısından bir ön koşul olarak görmediklerini de belirtiyor. Ama kendisini bağlamaktan kaçınırken kapıyı da açık tutarak, “Süreç fiilen bu şekilde ilerleyebilir, ancak biz bunu bir koşul olarak ortaya koymuyoruz” diye konuşuyor.

Bu arada, Gümrük Birliği’nin hukuki yönleri gündeme masaya konduğunda, konunun doğrudan Türkiye’nin KRY’yi tanımadığı için Türk limanlarına ve havalimanlarına KRY bayraklı gemi ve uçakların gelişine izin verilmemesinin yol açtığı sorunun gündeme gelmesi kuvvetli bir ihtimal olabilir.

Komisyon’un KRY-Yunanistan ikilisinin muhtemel itirazlarını bu şekilde aşmayı tasarlaması ihtimal dahilindedir.

Fidan: ‘AB’nin kahir ekseriyeti Gümrük Birliği’nin güncellenmesinden yana ama Kıbrıs rum Kesimi’nin blokajı var…’

Gümrük Birliği modernizasyonu konusu Kallas-Kos-Brunner üçlüsünün Salı günü Ankara’ya yaptığı ziyarette de gündeme gelmişti. Bu üç AB yetkilisinin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile ziyaret sonunda yazılı yaptıkları ‘ortak basın açıklaması’nda "Tarafların, Gümrük Birliği'nin işleyişinin iyileştirilmesine yönelik çalışmaları sürdürme iradelerini yeniden teyit ettikleri” vurgulanmış, bunun (Gümrük Birliği’nin) modernizasyonunun önünü açacağı” yolundaki anlayış kayda geçirildi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, geçen Çarşamba günü gazetecilere yaptığı bir açıklamada Gümrük Birliği başlığında şunları söylemişti:

“Biliyorsunuz, bu konuda da yoğun bir istek var her iki tarafta da. Ama Kıbrıs Rum Kesimi’nin bu konuda belli bir blokajı olmasından dolayı istenilen hızda adımlar atılamıyor. Avrupa Birliği'nde belli kararların üye ülkelerin katılımıyla alınması gerekiyor. Hepsinde ortak karara, ortaklaşmaya ihtiyaç yok, oy çokluğuyla da olabiliyor ama üye bir yerde kendi istediği olmazsa başka bir yerde diğer üyelerin istediğini tıkıyor. Karşılıklı böyle birbirlerini tehdit ettikleri için, belli konular bir yere götürülmekte zorlanılıyor.

Ama gördüğümüz şu; AB'nin kahir ekseriyeti Gümrük Birliği’nin güncellenmesinden yana, çünkü şu an zaman zaman yaklaşık 250 milyar Dolar’a yaklaşan mevcut ticaret hacminin birdenbire iki misline, üç misline çıkma durumu var. Bu her iki taraf için de gerçekten faydalı bir durum. Dolayısıyla, bunu mevcut şartlarda nasıl ilerletebiliriz, neler yapabiliriz, onun da arayışı içerisindeyiz.”

Dombrovkis-Şimşek açıklamasında ‘medya özgürlüğü’ vurgusu

Öte yandan, Şimşek ile Dombrovskis arasında yapılan toplantıdan sonra Perşembe günü yayınlanan ‘ortak açıklama’da dikkat çeken unsurlardan biri, demokrasi ve medya özgürlüğüne yapılan vurgu oldu.

Bu konu ortak açıklamada bu husus şu şekilde kayda geçirildi:

“Türkiye, AB’ne aday bir ülkedir ve AB için kilit önemde bir ortaktır. AB-Türkiye ilişkileri hukukun üstünlüğüne, temel haklara, demokrasiye ve basın özgürlüğüne saygı gibi değerlerin kılavuzluğunda devam etmelidir. Bu husus, giderek kutuplaşan bir dünyada, özellikle karşılıklı yarar sağlayan bir ekonomik ilişkiyi teşvik etmek, ekonomik güveni sürdürmek ve iş ortamını güçlendirmek açısından oldukça önemlidir. Bu doğrultuda samimi bir angajman elzemdir.

Ayrıca Dombrovskis, Şimşek ile birlikte düzenlediği basın toplantısında aynı konuya değinerek, şunları söyledi:

“Gerçek bir ortaklık, samimi görüş alışverişine açık olmalıdır. AB’nin demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün korunması ve geliştirilmesine verdiği önemi ifade ettim. Bu değerler yalnızca Avrupa'nın temel değerleri olmakla kalmayıp yatırımcı güvenini ve makroekonomik istikrarı güçlendirmek açısından da hayati önem taşıyan değerlerdir.”

Bu tema Salı günü Kallas-Kos-Brunner ile Fidan’ın ortak dörtlü basın açıklamalarında da kayda geçirilerek şöyle denilmişti:

“AB tarafı, genişleme bağlamında, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, temel hakların korunması ve yüksek demokratik standartların sağlanması gereğini vurguladı.”

İki metin arasındaki farklar

İki metin kıyaslandığında şu farklar göze çarpıyor: Demokrasi-hukuk başlığı dörtlü açıklamada doğrudan “AB tarafının vurguladığı” bir husus olarak ifade edilirken, Şimşek- Dombrovski metninde bu beklenti herhangi bir özne belirtilmeden kaleme alınmıştır.

Ayrıca “medya özgürlüğüne” atıf yalnızca Şimşek- Dombrovski açıklamasında yer alıyor.

ALTERNet -- Red-state Republican breaks with Trump over 'huge mistake' after Supreme Court ruling - Thomas KikaJuly 05, 2026 | 05:29PM ET

 ALTERNet

Red-state Republican breaks with Trump over 'huge mistake' after Supreme Court ruling


President Donald Trump participates in a roundtable discussion with the Fraternal Order of Police at the White House in Washington, D.C., June 5, 2025. REUTERS/Kent Nishimura


Thomas KikaJuly 05, 2026 | 05:29PM ET

BeLoud Share


A Republican in a deep-red state has become the latest voice in the party to break with President Donald Trump, per The Hill, chastising his administration for making a "huge mistake" following a recent Supreme Court ruling.


Rep. Carlos Giménez, a Florida Republican, made a Sunday appearance on CBS News's Face the Nation, where he touched on the Supreme Court's decision last week to allow the Trump administration to end temporary protective status for certain groups of immigrants, paving the way for them to be deported as part of his aggressive immigration agenda. While many Republican lawmakers have been generally supportive of Trump's plan, Giménez said that deporting Haitians in the wake of the court's ruling would be a "huge mistake," citing the highly unstable situation in the country at present.


"In the case of Haiti, without a doubt, Haiti is a failed state, and I think that deporting Haitians that are under TPS right now back to Haiti would be a huge mistake," Giménez told host Ed O'Keefe. "I mean, that’s the reason why TPS was established to begin with, just like with Venezuelans. If Venezuelans lose their TPS status, which they have, too, we should reinstate that because of the devastation caused by these earthquakes that happened last week."


"Haiti remains locked in a severe humanitarian crisis driven by compounding natural disasters and near-total gang governance," The Hill detailed in a report about the congressman's comments. "The intersection of catastrophic earthquakes, systemic political collapse and widespread paramilitary violence has left millions of citizens vulnerable, forcing international organizations to repeatedly sound the alarm. In 2021, Haitian President Jovenel Moïse was assassinated, and the country was hit by a massive 7.2 magnitude earthquake in the southern peninsula."


In the wake of the court's ruling, roughly 350,000 Haitians in the U.S. are now at risk of being deported after being stripped of their Employment Authorization Documents.


"TPS... should not be abused. TPS is what it says, temporary protected status. And if you’re here for a number of years, you should change your status from TPS to something else," Giménez added later. "But, by the same token, it is meant to safeguard those that are fleeing countries which are either failed states and there would be at risk of going back to them, or countries that really can’t handle them right now, as the case of Venezuela."


DHS Secretary Markwayne Mullin, during an appearance on CNN last week, put the blame for the situation on the immigrants who did not take the steps to pursue a different status during their years in the U.S., arguing that "the whole time these individuals have been here underneath the temporary protected status, they could have applied for a visa."














Murat Yetkin - 06 Temmuz 2026 - NATO’nun Türkiye üzerinden Orta Doğu açılımı ve Trump’ın iki görüşmesi

 

NATO’nun Türkiye üzerinden Orta Doğu açılımı ve Trump’ın iki görüşmesi

/ / Siyaset

NATO Ankara Zirvesi, sadece askeri bütçelerin artırılmasına değil, 

ittifakın Orta Doğu, Karadeniz ve Kafkasya açılımlarına da sahne 

olacak.


Batı savunma ittifakı NATO 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi’nde öncelikle üyelerin askeri harcamalarını artırmasını istiyor, ama bu sadece ABD’nin Avrupa’daki üyeleri Rusya’dan korkuyorlarsa ellerini ceplerine atmaları için gerekmiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde 32 liderin buluşacağı Ankara Zirvesi’nde gündemde olan “NATO 3.0” doktrini aynı zamanda NATO’nun etki alanını Orta Doğu, Karadeniz ve Kafkaslar’a genişletme hamlesi anlamına da geliyor.

Bunun en somut göstergelerinden biri de Ankara’ya Erdoğan’a bir “hediyeyle” geleceğini söyleyen ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’daki temasları sırasında görüşeceği, Erdoğan’ın özel davetiyle Ankara’ya gelecek, NATO üyesi olmayan iki liderle görüşmesi olacak. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski zaten 2022’de Rusya’nın başlattığı savaştan bu yana NATO zirvelerinin müdavimi oldu. Bu defa Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara da Ankara’da; Trump’ın ikisiyle 8 Temmuz, çarşamba günü görüşmesi planlanıyor. Trump’ın Ankara’da Erdoğan dışında yalnızca Zelenski ve Şara ile görüşeceği bildiriliyor.

Ankara Zirvesi Asya-Pasifik bölgesinden Basra Körfezi ülkelerine, Avrupa Birliği liderliğinden Azerbaycan’a dek dünyanın değişik bölgelerinden liderleri bir araya getirecek

Ankara’da “Turkuaz Operasyonu”

Jeopolitik ayrıntılara girmeden önce NATO Zirvesi’nin Ankara ve Ankaralılara etkilerine değinmek istiyorum, çünkü küresel siyasi ve askeri dengeleri değiştirme iddiasındaki zirve toplantısının yükünü ise Ankaralılar çekiyor.

Üç ay önce başlayan ve İçişleri Bakanlığının “Turkuaz Operasyonu” adını verdiği güvenlik önlemleri bir hafta, on gündür Ankaralıları adeta cendereye sokmuş durumda. 5 milyon nüfuslu başkentte 48 bin 841 polis, 7447 jandarma, 639 siber güvenlik uzmanı ve destek personeliyle yaklaşık 70 bin görevli, özellikle havalimanlarıyla Zirvenin yapılacağı Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi ve Ankara Kongre Merkezi’ne giden ve onlara çıkan yolları kademe kademe kapatıyor.

Sadece o da değil. Örneğin, bu trafiğin merkez noktasındaki Meclis 7, 8, 9 Temmuz günleri toplanmama kararı aldı. Yüzlerce kişi gözaltında, bunlara sivil toplum kuruluşu üyeleri, hatta gazeteciler dahil. Açıklama yapılmıyor ama hükümet NATO karşıtı protesto gösterilerinin yapılmasını istemiyor. 5 Temmuz’da Ankara’daki bir protestoya polis sert müdahale etti; yaralılar ve gözaltılar var.

NATO’nun Orta Doğu açılımı sancısız olmuyor.

Sadece Orta Doğu değil

Sadece Orta Doğu değil; Karadeniz, Kafkaslar ve ötesi de var.

Erdoğan’ın Ankara’ya davet ettiği NATO-dışı ülke liderlikleri bunu gösteriyor.

Örneğin NATO’nun 2004 İstanbul Zirvesi sırasında yine Türkiye’nin önerisiyle başlatılan İstanbul İşbirliği Girişimi (ICI) çerçevesinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar, BAE, Kuveyt ve Bahreyn dışişleri bakanlarıyla buluşacak. Suriye’nin yeniden inşasının NATO etki alanı ve Körfez sermayesiyle ilişkilendirilmesi amaçlanıyor. Bu çerçevede Irak’ta önemli gelişmeler var. Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın geçtiğimiz günlerde Irak’ta hem hükümet hem de Kürt özerk yönetimi yetkilileriyle görüşmesinin hemen ardından Erdoğan’ın hukuk başdanışmanı Mehmet Uçum’un PKK’nın silah bırakması yoluyla Kürt sorununa siyasi çözüm için çerçeve yasasının Temmuz sonuna dek Meclis’e geleceğini, tam NATO Zirvesi öncesinde “Geri dönülmez eşik” vurgusuyla açıklaması sadece Türkiye’yi değil tüm Orta Doğuyu ilgilendiren bir gelişme.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Ankara’da olacak. Trump, Türkiye ve Azerbaycan’ı Ermenistan-İran sınırı boyunca, Zengezur koridoruna kendi adını (TRIPP) taşıyacak ulaşım hattıyla Orta Asya’ya Türkiye üzerinden erişim niyetini gizlemiyor.

Türkiye çevreden merkeze

Bir adım geriye çekilip büyük resmi görmeye çalışınca bu gelişmelerin;

  • 2022’de Rusya’nın Ukrayna savaşını başlatması ve Türkiye’nin 1936 Montrö Sözleşmesiyle bekçiliğini yaptığı Karadeniz güvenliğinin Doğu Avrupa’nın güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğinin görülmesi,
  • 2023’te Hamas’ın İsrail saldırısı ardından İsrail’in halen devam eden ve bölgedeki Filistinlilere ABD’nin açık desteğiyle saldırdığı Gazze katliamları,
  • 2024’te Suriye’de rejimin 13 yıllık iç savaşın ardından değişmesi, İsrail’in İran destekli Hizbullah ve Hamas liderliklerine suikastları
  • 2025’te Azerbaycan-Ermenistan barış anlaşmasının Trump ev sahipliğinde Vaşington’da imzalanması, İsrail’in ABD desteğiyle İran’a saldırması,
  • 2026’da İsrail ve ABD’nin İran’a açtığı savaşın, İran’ın Körfez ülkelerine ve İsrail’e misillemesinin ve İsrail’in Lübnan’a girişinin bulunduğu görülebilir.

Bu görünümün tam ortasında ve hepsine komşu olan tek NATO üyesi Türkiye’dir.

İstanbul’daki 3’üncü Kolordu karargâhının NATO acil müdahale işlevine ek olarak, Suriye sınırında, Adana’daki 6’ıncı Kolordu’nun da savaş zamanında NATO emir-komuta yapısıyla bütünleşmesi planlanıyor.

Bu gelişmeler Türkiye’nin NATO’daki işlevini çevreden merkeze çekiyor.

Erdoğan’ın beklentisi Avrupa

Ankara Zirvesi’nin Türkiye’nin NATO bünyesindeki işlevini çevreden merkeze kaydıracağı görülebiliyor.

Zirvenin odaklanacağı konularsa;

  • Bütçe artırımı ve paylaşımı, dayanışmanın güçlendirilmesi,
  • Savunma sanayisinin güçlendirilmesi,
  • Orta Doğu ve Karadeniz açılımları.

Her üç başlıkta da Türkiye’nin ağırlığı son birkaç yılda arttı. Özellikle de Türkiye’nin Suriye’de rejimin değişmesine katkı sağlayan askeri operasyonlarına tepki veren NATO müttefiklerinin yaptırımları sayesinde hızla gelişen savunma sanayisi atılımlarını vurgulamak gerekiyor.

Erdoğan, bu yeni durum karşısında Türkiye’ye Avrupa’nın savunulmasında daha fazla iş düşeceği, Türkiye’nin de bunun karşılığında yeni Avrupa güvenlik sisteminde AB’nin oybirliği sisteminden kaynaklanan yaptırımlarla engellenmeden yer almasını istiyor.

AB Konsey Başkanı Antonio Costa ve Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen Ankara’ya geliyor. Erdoğan, Türkiye’ye NATO üzerinden AB’de bir yer arıyor.

Hem Türkiye’nin demokratik kalitesindeki açıklar hem de AB’de Türkiye’ye karşı önyargılar nedeniyle üyelik şimdilik hayal, ama daha sıkı ekonomik entegrasyon mümkün olabilecek mi?

NATO Zirvesi sürprizlere gebe.

T - 24 - 5 Temmuz 2026 - Türkiye ve NATO : 1952'den bugüne krizlerle şekillenen stratejik ortaklık

 T - 24  - 5 Temmuz 2026 

Türkiye ve NATO : 1952'den bugüne krizlerle şekillenen stratejik ortaklık


Türkiye, 7-8 Temmuz'da ikinci kez NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak.

2004'teki zirve İstanbul'da düzenlenmişti. Bu kez başkent Ankara, zirveye ev sahipliği yapacak.

Türkiye'nin 1952'de NATO'ya üye olmasıyla başlayan stratejik ortaklık, Soğuk Savaş'tan bugüne çeşitli krizler ve jeopolitik gerilimlerle şekillendi.

Türkiye, ittifak içindeki dönemsel bazı anlaşmazlıklara rağmen NATO'nun güvenlik mimarisinde kritik konumunu korudu ve bölgesel çatışmalar ile savunma işbirliğinde belirleyici bir aktör oldu.

NATO Zirvesi, Türkiye'nin Avrupa'da şekillenen yeni güvenlik mimarisinde daha etkin bir rol alma arayışını ve savunma sanayisi kapasitesini ittifakta daha somut kullanma isteğini yansıtıyor.

Peki Türkiye nasıl NATO'ya katıldı, ittifakla ilişkileri ne yönde gelişti, ilişkilerde hangi krizler yaşandı ve Türkiye gelecekte NATO'da ne gibi bir rol üstlenmek istiyor?

NATO 1949'da kuruldu, Türkiye üç yıl sonra ittifaka katıldı

Türkiye, tarafsız kaldığı İkinci Dünya Savaşı sonrası hızla Batı güvenlik sistemine yöneldi.

Bunun en önemli nedeni, Sovyetler Birliği'nin Boğazlarda üs talep etmesiydi.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), 4 Nisan 1949'da Washington'da imzalanan antlaşma ile kuruldu.

NATO'nun kurucu 12 üyesi vardı.

NATO'nun en temel ilkesi, antlaşmanın "ortak savunma" prensibinin vurgulandığı beşinci maddesiydi.

Bu maddeye göre, bir üye ülkeye yapılan saldırı, tüm üye ülkelere yapılmış sayılacaktı.

Türkiye ve NATO: 1952'den bugüne krizlerle şekillenen 
stratejik ortaklık
NATO için imzalar 1949'da Washington'da atıldı

Türkiye 1950'de başlayan ve üç yıl süren Kore Savaşı boyunca cepheye toplam dört tugay asker gönderdi.

Bu, NATO'ya katılım için güçlü bir siyasi mesajdı.

18 Şubat 1952'de NATO ilk kez genişledi. Türkiye ve Yunanistan ittifaka katıldı.

Böylece Türkiye ilk kez Soğuk Savaş'ta Batı'nın güvenlik mimarisine resmen entegre oldu.

1955, Soğuk Savaş'ta kritik yıllardan biriydi. Çünkü hem Batı Almanya NATO'ya katıldı hem de Sovyetler Birliği buna karşılık Varşova Paktı'nı kurdu.

İncirlik Üssü'nün önemi

Türkiye, NATO'ya katılmadan bir yıl önce, 1951'de ABD ile güvenlik anlaşması imzalamıştı.

Aynı yıl İncirlik Üssü'nün inşasına başlandı. Üs Aralık ayında Türk Silahlı Kuvvetleri ve Amerikan Hava Kuvvetleri'nin ortak kullanımına açıldı.

Türkiye 1952'de NATO'ya katılınca, üs ittifakın savunma planları ve amaçları doğrultusunda yapılandırıldı.

Türkiye ve ABD, Aralık 1954'te üs için ortak kullanım anlaşması imzaladı. 1955'te Soğuk Savaş kızıştığında, tesis de Adana Hava Üssü adıyla faaliyetlerine başladı.

1958'de İncirlik adını aldı.

İncirlik Üssü, Batı ittifakı için hayati önem taşıyordu. Soğuk Savaş boyunca NATO'nun Ortadoğu'da Sovyet Birliği'ni çevreleme stratejisinin merkezlerinden biri oldu.

1 Mayıs 1960'ta Sovyetler Birliği tarafından düşürülen ABD'ye ait U-2 casus uçağı üsten kalkmıştı.

NATO ve ABD, nükleer silahların konuşlandırıldığı üslerin konumlarını güvenlik gerekçesiyle resmi olarak hiçbir zaman açıklamıyor.

Ancak İncirlik Hava Üssü'nde nükleer silah bulunduğuna dair iddialar uzun yıllardır gündemde.

Örneğin Sovyetler Birliği, dünyayı nükleer savaşın eşiğine getiren Küba füze krizi sırasında bu ülkedeki füzelerini sökme karşılığında, ABD'nin Türkiye'ye yerleştirdiği nükleer başlıklı Jüpiter füzelerini çekmesini talep etmişti.

O dönem füzelerin çekilmesiyle kriz son bulmuştu. Günümüzde ise İncirlik'te çok sayıda B61 tipi taktik nükleer bomba olduğuna yönelik iddialar ne doğrulandı ne de yalanlandı.

Kıbrıs krizi

1974'te Türkiye'nin "Kıbrıs Barış Harekâtı" adını verdiği, Birleşmiş Milletler'in çeşitli organlarında zamanla "işgal" olarak tanımlanan operasyon, Türkiye-NATO ilişkilerinde Soğuk Savaş döneminin en derin ve uzun krizlerinden birine yol açtı.

ABD Kongresi, Türkiye'nin Amerikan silahlarını "Kıbrıs'ta savunma amaçları dışında" kullandığı gerekçesiyle 1975'te Türkiye'ye yönelik geniş kapsamlı bir askeri ambargo kararı aldı.

Türkiye ve NATO: 1952'den bugüne krizlerle şekillenen stratejik ortaklık
Yunanistan'daki askeri darbenin hemen ardından 16 Temmuz 1974'te Sydney'deki Yunanistan Konsolosluğu önünde gösteri düzenleyen Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs haritası üzerinde "NATO komplosunu durdurun!" yazılı bir resim taşıyor. Türkiye, 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs'a asker göndermiş, 15 Ağustos 1974'te de adada bugüne kadar devam eden statüko oluşmuştu.

Türkiye, bu karara güçlü bir karşılık verdi.

Aynı yıl Bakanlar Kurulu kararıyla İncirlik Üssü hariç Türkiye'deki tüm ABD askeri üs ve tesislerinin faaliyetlerini durdurdu ve bu tesisleri Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) tam kontrolüne aldı.

Üslerin kapatılması ve ambargo, NATO'nun Sovyetler Birliği'ne karşı istihbarat ve savunma hatlarında ciddi zafiyetlere yol açtı.

Ambargo 1978'de kaldırıldı.

Yunanistan ise NATO'nun Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini engellemediği gerekçesiyle 1974'te ittifakın askeri kanadından ayrılmıştı.

Ancak 1980 yılında Türkiye'de 12 Eylül darbesi sonrası askeri yönetimin kararıyla ittifakın askeri kanadına dönebildi.

Soğuk Savaş sonrası Türkiye'nin değişen konumu

Türkiye ve NATO: 1952'den bugüne krizlerle şekillenen stratejik ortaklık
NATO Zirvesi öncesinde Ankara'da bir Türk askeri nöbet tutuyor.

Soğuk Savaş'ın sona ermesi, Türkiye-NATO ilişkilerini kökten değiştirdi.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Türkiye'nin jeopolitik önemini kaybedeceği yönünde bir algı oluştu.

Ancak Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'daki istikrarsızlıkların da etkisiyle Türkiye zamanla NATO için "kanat ya da çevre ülkesi" olmaktan çıktı, "merkez aktöre" dönüştü.

NATO'nun 1982'de yeniden başlayan genişleme süreci, 1999'dan 2024'e uzanan yedi dalgada sürdü.

NATO Soğuk Savaş sonrası Kosova, Irak ve Libya'da askeri operasyonlar düzenledi, misyonlar üstlendi.

İttifak yetki alanı dışında da krizlere müdahale etti, bunun gerekçesini "bölgesel istikrarı sağlamak" olarak açıkladı.

TSK Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezi, 1998'de Ankara'da kuruldu.

Amaç, TSK bünyesinde NATO ve ortak ülkelerin askeri personeline küresel standartlarda eğitim vermekti.

11 Eylül saldırıları ve NATO

11 Eylül 2001'de ABD'de düzenlenen saldırılar, NATO'yu bölgesel bir savunma paktından küresel ölçekte "terörle mücadele ve kriz yönetimi" odaklı bir ittifaka dönüştürdü.

Kuzey Atlantik Antlaşması'nın meşhur beşinci maddesi, NATO tarihinde ilk ve tek kez 11 Eylül saldırılarının hemen ardından ABD için devreye sokuldu.

2001'de Taliban rejiminin devrilmesi sonrası, Afganistan'da ABD ve uluslararası koalisyon güçleri destekli yeni bir siyasi düzen kuruldu

NATO'nun Afganistan misyonu 20 yıl sürdü.

Eski Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, 2003-2006 döneminde, NATO'nun Afganistan'daki ilk kıdemli sivil temsilcisi olarak görev yaptı.

Türkiye, NATO'da ABD'nin ardından en fazla askere sahip ülke olarak ittifakın komuta yapısında da önemli görevler üstlendi.

S-400 krizi

Türkiye ile NATO arasında son dönemin en büyük krizi ise 2017'de patlak verdi.

Krizin nedeni, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 füze savunma sistemi satın alması oldu.

ABD başta olmak üzere NATO müttefikleri, bu sistemin ittifak ağlarıyla uyumsuzluğu ve ittifakın güvenliği riske attığı gerekçesiyle anlaşmaya sert tepki gösterdi.

Türkiye, F-35 savaş uçağı programından çıkarıldı. ABD, Türkiye'ye, sadece ulusal güvenliğine tehdit olarak nitelendirdiği ülkelere yönelik, CAATSA yaptırımlarını uyguladı.

Rusya yapımı S-400 füze savunma sistemi
Türkiye 2019 yılında Rusya'dan S-400 savunma sistemleri satın aldı.

S-400'ler, ABD ile yaşanan gerilimler ve NATO müttefiklerin güvenlik endişeleri nedeniyle aktif olarak sahada konuşlandırılmadı.

ABD başta olmak üzere birçok NATO üyesi ülkenin Suriye Demokratik Güçleri'ne desteği ve çeşitli gerekçelerle Türkiye'ye silah ambargosu uygulaması da ittifakla ilişkileri gerginleştiren unsurlar arasında yer aldı.

Ancak zamanla bu sorunlar aşıldı, Türkiye uzun ve yoğun müzakereler sonrası 2023'te Finlandiya'nın, 2024'te de İsveç'in NATO'ya katılmalarını onayladı.

Trump'ın 'Önce Amerika' anlayışı ve Avrupalı müttefiklerle gerilen ilişkiler

İlk kez 2016'da, ardından 2024'te yeniden ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın NATO'ya bakışı seleflerinden farklı.

Donald Trump, "Önce Amerika" anlayışıyla, NATO'yu Soğuk Savaş'tan kalma "miadı dolmuş" ve bütçesel olarak ABD'ye zarar veren bir yükümlülük olarak görme eğiliminde.

Trump, ittifak üyesi ülkelerle ilişkilerini de ortak değerler yerine "NATO bütçesine ne kadar katkıda bulunursan, güvenliğin de o kadar olur" anlayışıyla yürütüyor.

Trump'ın kırmızı çizgisi, tüm NATO müttefiklerinin, savunma harcamalarını Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarının yüzde 5'ine çıkarmaları.

Türkiye ve NATO: 1952'den bugüne krizlerle şekillenen stratejik ortaklık

ABD Başkanı Donald Trump, 2025'te ittifakın Lahey'deki zirvesinde konuşan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yi dinliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2019'da The Economist dergisine verdiği röportajda "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" demişti.

Macron'a göre NATO askeri olarak çalışsa da ittifakın ortak siyasi ve stratejik karar alma mekanizması çökmüştü.

İkinci Trump dönemiyle birlikte ABD ve Avrupalı müttefikleri arasında gerginlikler arttı.

Donald Trump, Almanya ve Doğu Avrupa'daki bazı ABD birliklerini çekmeye başladı, NATO'dan çekilme sinyalleri dahi verdi.

Trump'ın bu süreçte en çok övdüğü ülkelerden biri Türkiye; lider de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.

Trump, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saygımdan dolayı NATO Zirvesi'ne katılacağım. Erdoğan olmasaydı belki zirveye gitmezdim" dedi.

NATO 3.0 ve Türkiye

Türkiye'nin 22 yıl aradan sonra ev sahipliği yapacağı NATO Zirvesi, Avrupa ve Ortadoğu'da savaşların sürdüğü bir dönemde Ankara'nın ittifak açısından stratejik önemini yeniden öne çıkarıyor.

Türkiye;

-İncirlik, Konya ve Erhaç Hava Üsleri,

-Kürecik ve Kisecik radar tesisleri,

-İzmir'deki NATO Müttefik Kara Komutanlığı,

-Çeşitli illerdeki Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezleri,

-Aksaz Deniz Üssü ve gerektiğinde askeri amaçlarla kullanılan Taşucu ile İskenderun limanları üzerinden ittifakın operasyonel altyapısında kritik bir rol oynuyor.

Bu yılki ABD/İsrail-İran savaşında, İran'dan Türkiye'ye yönelen füzelerin NATO savunma sistemleriyle düşürülmesi, bu altyapının pratik önemini ve Türkiye'nin güvenlik mimarisindeki yerini somut biçimde ortaya koydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump arasında 7 Temmuz'da Ankara'da yapılacak görüşme ise bu yeni dönemde Türkiye–ABD ilişkilerinin seyrine dair çok önemli bir diplomatik temas olarak değerlendiriliyor.

Trump'ın başkanlık döneminin son 2,5 yılında ABD–NATO ilişkilerinin nasıl şekilleneceği belirsiz.

Ancak ittifakın gündeminde, Soğuk Savaş (NATO 1.0) ve Soğuk Savaş sonrası dönemin (NATO 2.0) ardından, NATO 3.0 modeli var.ABD'nin ittifaktaki askeri ve mali yükünü azaltarak liderliği ve birincil savunma sorumluluğunu Avrupa ülkelerine devretmeyi amaçlayan yeni bir stratejik ittifak modeli bu.

NATO'nun geleceği bu modelse, Türkiye hem ittifakın en güçlü ordularından birine sahip olması hem de savunma sanayisi avantajı nedeniyle stratejik ve operasyonel olarak çok önemli bir rol üstlenme potansiyeline sahip.