
27 Mayıs 1960 askeri bir harekettir. TSK’nin normal komuta hiyerarşisi dışında 38 subay tarafından yapılan bu hareketin üzerinden 66 yıl geçti.
27 Mayıs hareketini demokrasi karşıtı bir askeri darbe olarak niteleyenler olduğu gibi, DP’nin otoriter rejimine karşı o günün koşullarında zorunlu bir hareket olduğunu kabul edenler de vardır.
Bu konuda yüzlerce makale, onlarca kitap, lisansüstü araştırmalar ve doktora tezleri yayımlanmıştır.
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün özellikle 1957 seçimlerinden sonra DP’yi uyaran pek çok konuşma yaptığı da bilinmektedir.
Nitekim İnönü, Tahkikat Komisyonu’nun kuruluşunda, Meclis konuşmaları sırasında şöyle demişti: “Bu öneri kabul edildiği andan itibaren siyasi hayatımız tamir ve deva (çare) kabul etmez bir uçuruma atılacaktır” demişti. Ayrıca şunları söyledi:
ŞARTLAR VE İHTİLAL
“Eğer bir idare insan haklarını tanımaz, baskı rejimi kurarsa o memlekette ayaklanma olur. Buna mahal (olanak) vermemek için idarelerin demokratik yolda olması, insan haklarının yürürlükte olması şarttır.”
“Eğer insan hakları yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi kurulursa ihtilal behemehal (mutlak) olur. Biz öyle bir ihtilal içinde bulunmayız, bulunamayız. Böyle bir ihtilal bizimle münasebeti olmayanlar tarafından yapılacaktır.”
“Şimdi arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. Fakat ihtilal aslında bir milletin asla arzu etmeyeceği, çetin ve tehlikeli bir ameliyattır.” (1) TBMM Tutanağı, 18 Nisan 1960, M.I.I. C.3 s.82.
27 Mayıs askeri hareketini siyasi olaylar açısından değerlendirdiğimizde bu askeri hareketin gerçekleşemeyeceği durumlar ortaya çıkmıştır. Aslında, bu olanak ilk kez 1957 seçim sonuçlarında ortaya çıktı. Türk siyasal hayatı bu olanağı kullanamadı. Diğer iki olanak ise Başbakan Menderes tarafından kullanılamamıştır.
1957 SEÇİM SONUÇLARI
1957 seçim sonuçları incelendiğinde DP’nin azınlığa düştüğü görülür. Ancak seçimlerde uygulanan çoğunluk sistemi nedeniyle DP aldığı oydan daha fazla temsil olanağını elde ederek haksız yere iktidarını sürdürmüş ve sonunda askeri hareketle devrilmiştir.
Bu sert cümlenin belgelere dayalı siyasal durumu ve yorumu aşağıda verilmiştir.
1957 genel seçimleri 27 Ekim 1957 Pazar günü yapıldı.
Seçim sonuçlarının açıklanmaya başladığı ilk saatlerde radyo, yayında DP’nin kazandığı haberini veriyordu. Tartışma ve itirazlardan sonra aşağıdaki sonuçlar ortaya çıktı:

Bu seçim sonuçlarına göre DP oyların yüzde 47.9’unu almıştı. Diğer üç muhalefet partisinin toplam oyları yüzde 52.3’ü bulmuştu. Uygulanan çoğunluk sistemi nedeniyle DP Meclis’te 424 sandalyeye sahip olmuş ve yüzde 69.6 oranında fazla temsil hakkını elde etmişti. Kuşkusuz adaletsiz bir durum ortaya çıkmıştı.
ÇOĞUNLUK SİSTEMİ YERİNE MİLLİ BAKİYE SİSTEMİ
1957 seçimlerinde çoğunluk sistemi yerine “milli bakiye sistemi” uygulanabilseydi Meclis’teki temsil durumu aşağıdaki gibi olacaktı:

Bu tablonun gösterdiği durum çok önemlidir. Yineleyelim, 1957 seçimlerinde DP toplamda yüzde 47.9 oy alırken üç muhalefet partisinin toplam oyu yüzde 52.3’e yükselmiştir. Milli bakiye sistemi uygulanmış olsaydı muhalefet partileri Meclis’te çoğunluğu elde edecekti. Sonuçta siyasal iktidar, üç muhalefet partisinin eline geçmiş olacaktı.
Bu sonuçlar gerçek bir adaletsizliği ortaya koymaktadır. Tek başına 253 sandalye kazanan CHP, Meclis’te güçlü bir denge unsuru haline gelecekti. Üç muhalefet partisinin toplam sandalye sayısı 321’e ulaşacak, böylece tek bir partinin otoriter bir siyasal iktidar kurma olanağı elinden alınmış olacaktı.
Böylesi makamsal durumda askeri bir hareket olanağının ortadan kalkmasıdır. Bir başka karar Tahkikat Komisyonu sonrası durumdur.
TAHKİKAT KOMİSYONU VE TARTIŞMALAR
1959 yılında partisinin kongresine giden İnönü’ye Uşak’ta taş atılması, ardından 4 Mayıs 1959’da Topkapı’da arabasına taşlı sopalı saldırılar yapılması siyasi yaşamı sertleştirmiştir.
1960 Nisan ayında CHP lideri İnönü, partisinin Kayseri il kongresine giderken engellendi, Kayseri’ye sokulmak istenmedi. Siyasal yaşam yine çok sertleşmişti
18 Nisan 1960’ta DP milletvekillerinin oylarıyla “CHP’nin ve bir kısım basının faaliyetlerinin incelenmesi” için tamamı 15 DP milletvekilinden oluşan bir Tahkikat Komisyonu kuruldu. Yazarımız Prof. Dr. Emre Kongar yazılarında Tahkikat Komisyonu’nun kuruluşunu “sivil darbe” olarak nitelemektedir. Bu yargı demokratik hukuk devleti açısından doğrudur.
BASKI REJİMİ
İnönü, Meclis’teki konuşmasında, “Biz demokratik rejimi kurduk. Bu demokratik rejimi istikametinden ayırıp baskı rejimi haline getirmek çok tehlikelidir. Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam” dedi.
Anayasa hukuku hocaları, özellikle Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı ve Prof. Tarık Z. Tunaya bu komisyonun kuruluşunun ve verilen yetkilerin anayasaya aykırı olduğunu belirttiler.
DP milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonu, Türk siyasal yaşamında sert tartışmalara neden oldu. Özellikle komisyona verilen yetkiler anayasaya aykırı olarak kabul ediliyordu.
On gün içinde, 27 Nisan 1960’ta, Meclis’e “Tahkikat Komisyonu için Salahiyet Kanunu” adını taşıyan yeni bir kanun sunuldu. Meclis’te kabul edilen bu kanunla kurulan komisyona:
a) Her türlü yayınları ve gazeteleri yasaklamaya,
b) Yayın yasağına uyulmaması durumunda süreli ya da süresiz yayının basımını ve dağıtımını durdurmaya,
c) Söz konusu yayınların toplatılmasına, sürekli yayının basımının durdurulmasına veya basımevinin kapatılmasına,
ç) Soruşturma için gerekli görülen ya da suçu kanıtlayıcı nitelikte olan her türlü evrak, belge ve eşyaya el konulmasına,
d) Siyasal içerikli toplantı, hareket, gösteri vb. faaliyetler hakkında karar almaya,
e) Hükümetin bütün araçlarından yararlanmaya yetkili sayılmışlardı. Bu denli kapsamlı yetkilerle donatılan komisyonun çalışmaları ve alınan kararlar kesin olup bunlara itiraz da edilemeyecekti. İtiraz edenlere üç yıla kadar ağır hapis cezası verilecekti.
Tahkikat Komisyonu’na mahkeme, savcı ve askeri mahkemelerin yetkilerini veren bu kanunun DP’nin çoğunluğu tarafından kabul edilmesi, tüm Türkiye’de tartışma ve olumsuz etki yarattı.
28 NİSAN 1960
28 Nisan günü İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciler protesto gösterisi yaptılar, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde “Hukukun yok edildiği bir yerde hukuk okunmaz” diyerek öğrenciler üniversite bahçesine çıktılar. Polis aşırı müdahalede bulundu. Orman fakültesi öğrencisi Malatyalı Turan Emeksiz polis kurşunuyla şehit edildi, yüzlerce öğrenci yaralandı.
Ertesi gün 29 Nisan’da Ankara SBF ve hukuk öğrencileri de aynı eyleme katıldılar. İstanbul Üniversitesi Anayasa Hukuku Prof. Ali Fuat Başgil Ankara’ya çağrıldı. 29 Nisan günü akşam Çankaya Köşkü’nde tarihi bir toplantı yapıldı. Başgil, “Meclis Tahkikat Komisyonu” kurabilir ancak bu konuda verilen yetkilerin anayasaya aykırı olduğunu Cumhurbaşkanı Bayar ve Başbakan Menderes’e açıkça belirtti.
Hükümetin istifa etmesini, yeni bir hükümet kurulmasını ve seçim tarihinin ilan edilmesini önerdi.. Başbakan Menderes Prof. Başgil’in bu iki aşamalı önerisini kabul etti. Ancak Celal Bayar bu öneriye “Dereden geçilirken at değiştirilmez” ve “Tenkit zamanı değil tenkil (cezalandırma) zamanıdır” diyerek karşı çıktı.
Eğer Başbakan Menderes, özgür hareket edip yeni bir hükümet kurabilse ve seçim tarihi açıklanabilseydi 27 Mayıs askeri hareketinin gerçekleşmeyeceği o günün politikacıları ve ihtilali yapan askerler tarafından açıklanmıştır.
Çünkü 27 Mayıs askeri hareketi gerekçesini kaybedecek ve askeri ihtilal de gerçekleşmeyecektir.
DP siyasal iktidarı ve Menderes bu olanağı ne yazık ki kullanamadı.
24 MAYIS 1960 DP GENEL İDARE KURULU
28-29 Nisan üniversite gençlik hareketleri, Tahkikat Komisyonu’nun gazeteleri kapatması, kimi basın mensuplarının tutuklanması, siyasi tansiyonun artmasına neden olmuştu.
O tarihten 27 Mayıs’a kadar geçen zaman içinde gerçekleşen toplumsal hareketler özetle şöyledir:
5 Mayıs’ta “Kızılay halk gösterisi” 555K gerçekleşti. “Beşinci ayın beşinde saat beşte Kızılay’da” parolası ile tarihe geçen bu halk hareketinde Başbakan Menderes protestolarla karşılandı. 19 Mayıs gösterileri yasaklandı, gazeteler kapatıldı.
21 Mayıs 1960’ta Harp Okulu öğrencileri resmi üniformalarıyla Ankara’da sessiz bir yürüyüş yaptılar. Bu çok anlamlı ve önemli bir gösteriydi. Bu yürüyüşten sonra Balıkesir milletvekili eski bakan Sıtkı Yırcalı; Erzurum milletvekili, eski bakan Rıfkı Salim Burçak, DP Genel İdare Kurulu üyesi Kamil Gündeş ve Mustafa Zeren’in başını çektiği ve 98 DP milletvekilinin imzaladığı bir muhtıra o günün koşullarında önemliydi ve konunun Meclis grubunda görüşülmesi isteniyordu.
Sonunda 23 Mayıs 1960’ta DP Genel İdare Kurulu, Çankaya’da Celal Bayar’ın başkanlığında toplandı.
Bu toplantıyı Samet Ağaoğlu şöyle anlatıyor: “... Genel idare kurulu; Yırcalı, Mustafa Zeren, Kamil Gündeş ve Rıfkı Salim Burçak’ın önergesi üzerine toplandı. Menderes hırçındı. Başbakanın iç politika hakkında kurula bilgi vermesini istiyorlardı. Menderes uzun konuştu; olayları ve Halk Partisi’nin hedeflerini anlattı.”
Yırcalı, Adnan Menderes’in istifa ederek yepyeni kimselerden bir hükümet kurmasının çok yerinde olacağını anlattı.
“Çarşamba sabahı bir toplantı daha yapıldı. Prof. Rıfkı Salim Burçak izlenen politikanın tamamen bırakılmasından başka çare kalmadığını, bir çıkrığın içinde boğulmak üzere olunduğunu söyledi. Bu çıkmazdan nasıl çıkacağız diye sordu.
Adnan Bey, cevap verdi ve ‘Ben sizi çıkaracağım’ dedi. ‘Buradan çıkaramayacaksınız, çok zor’ deyince toplantıyı bırakıp gitti.”
Ağaoğlu şöyle devam ediyor: “Öğleden sonra Meclis’te parti grup toplantısı... Menderes yine hırçın, yine sinirli. Eskişehir’e gidiyorum dönüşte görüşürüz, dedi. Grup dağılmak istemedi.”1
OYSA DİNLESEYDİ
Oysa Menderes 23-24 Mayıs günleri kendisine Sıtkı Yırcalı ve Prof. Dr. Rıfkı Salim Burçak tarafından önerilen istifayı kabul edip yeni bir hükümet kursaydı, seçimlerin yapılacağını açıklasaydı, bu olanağı kullansaydı 27 Mayıs askeri hareketi olmayacak, demokratik yaşam kendi kuralları içinde yürüyecekti.
Demokrasi çok hassas bir rejimdir.
---
1- Samet Ağaoğlu, Arkadaşım Menderes, 2. Baskı, YKY, 2016, s.126-127.