Sunday, October 25, 2026

T.C. Dışişleri Bakanlığı : 24 Ekim 2026, Yunanistan’ın Batı Trakya Türk Azınlığının Müftülüklerine Yönelik Uygulamaları Hk.

 T.C. Dışişleri Bakanlığı :


24 Ekim 2026, Yunanistan’ın Batı Trakya Türk Azınlığının Müftülüklerine Yönelik Uygulamaları Hk.


Yunanistan, Gümülcine ve İskeçe’de sözde müftüler atayarak Batı Trakya Türk Azınlığının Lozan Barış Antlaşması ve uluslararası anlaşmalarla teminat altına alınan temel hak ve özgürlüklerini hiçe saymayı sürdürmektedir.


Müftülük müessesesi, Batı Trakya Türk Azınlığının dini, toplumsal ve kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.


Yunanistan, ülkesindeki resmi bir azınlık olan Batı Trakya Türk Azınlığının kendi seçtiği Müftüleri tanımamakta ısrar ederek Azınlığın iradesini ve din özgürlüğünü göz ardı etmekte ve temel insan haklarına yönelik çarpık bakış açısını bir kez daha ortaya koymaktadır.


Yunanistan makamlarını, Azınlığın seçtiği meşru Müftüleri tanımaya ve atanmış müftüleri dayatma teşebbüslerinden vazgeçmeye çağırıyoruz.


Saturday, October 24, 2026

T.C. Dışişleri Bakanlığı : 24 October 2026, Regarding Greece’s Policies Toward the Muftis of the Turkish Minority in Western Thrace

 24 October 2026, Regarding Greece’s Policies Toward the Muftis of the Turkish Minority in Western Thrace

Greece continues to disregard the fundamental rights and freedoms of the Turkish Minority in Western Thrace, guaranteed under the Lausanne Peace Treaty and international agreements, by appointing so-called muftis in Komotini and Xanthi.


The institution of the Mufti is an integral part of the religious, social, and cultural identity of the Turkish Minority in Western Thrace.


By refusing to recognize the Muftis elected by the Turkish Minority in Western Thrace, an official minority in the country, Greece is ignoring the Minority’s will and religious freedom, thereby once again revealing its distorted perspective on fundamental human rights.


We call on the Greek authorities to recognize the legitimate Muftis elected by the Minority and to put an end to their attempts to impose appointed muftis.

KARAR gazetesi - Yıldıray Oğur - 24 Ekim 2026 - 1 milyon dolarlık bilmece : Baba - oğul- Fon

 

1 milyon dolarlık bilmece: Baba-oğul-fon

Bu makaleyi dinle

00:00
09:26

8 gün öncesine kadar Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’in başında olan Taha Çakmak dün yeniden gözaltına alındı.

Türkiye Sigorta, Türkiye Varlık Fonu’nun kontrolündeki, Türkiye’nin en büyük sigorta şirketi.

Yani Çakmak’ın başında olduğu milyonlarca vatandaşın sigorta ve birikimleriyle ilişkili, milyarlarca liralık varlığı bulunan bir kamu finans kuruluşu.

Çakmak ondan önce de Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı, daha önce de BDDK Başkan Yardımcılığı yaptı.

Adli kaynaklara göre suçlamaları NTV haberinden okuyalım:

“Fon soruşturmalar kapsamında Tera fonlarına Türkiye Sigorta'ya ait mevduatlardan yüksek hacimli para giriş işlemi yaparak kar elde etmek,

Fona giriş sağlanan mevduat karşılığında Tera gurubuna ait hisseler üzerinde şahsi alım işlemleri yapmak, G….ürk isimli hisseye Tera gurubunun giriş yapması hususunda yönetici olduğu kurumun mevduatlarını yatırma sözü vermek, şartını sürmek,

G….ürk hissesi ve Tera gurubuna ait hisselerde menfaat temin etmek,

21/10/2026 tarihinde soruşturma kapsamında alınan beyanlarda Türkiye Sigorta'nın fona yatırımı karşılığında Tera gurubundan 1 milyon dolar elden para almak.”

Yani özetle Çakmak, Türkiye Sigorta’nın parasını Tera fonuna yatırmış ve bu yatırımlar karşılığında da Tera Grubu’ndan elden 1 milyon dolar rüşvet almış.

Ama asıl dikkat çekici suçlama başka.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bilgi notuna göre Çakmak, Tera Grubu’nun bir şirketin hisselerine yatırım yapması karşılığında Türkiye Sigorta’nın mevduatlarını Tera fonlarına yatırmayı şart koşmuş.

Yani iddiaya göre Tera’ya, “Siz bu hisseye girin, ben de Türkiye Sigorta’nın parasını sizin fonlarınıza yatırayım” demiş.

Başsavcılığın bilgi notunda bu şirketin adı gözlenerek veriliyor: “G….ürk”

Yani Grainturk Holding.

Grainturk, borsada işlem gören, tarım ve gıda sektöründe yatırımları bulunan bir holding.

Şimdi biraz bu şirketin içine bakalım.

Grainturk’ün yönetiminde kim var?

Kamuyu Aydınlatma Platformu’ndaki yönetim kurulu listesinde bir isim daha doğrusu soyisim dikkat çekiyor:

Ahmet Emir Akben.

25 Ekim 2022’de Grainturk’ün bağımsız yönetim kurulu üyesi olmuş.

Üstelik yalnızca yönetim kurulu üyesi değil.

Şirketin Denetim Komitesi ve Riskin Erken Saptanması Komitesi başkanı.

Yani Grainturk’ün mali tablolarının, iç kontrol mekanizmalarının ve şirketin karşı karşıya olduğu risklerin gözetiminde görevli isimlerden biri.

Hukukçu. Avukatlık yapmış. Özgeçmişinde VakıfBank’ın New York şubesinin uyum departmanında çalıştığı da yazıyor.

Peki Ahmet Emir Akben kim?

Eski BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben’in oğlu.

Mehmet Ali Akben, Türkiye bankacılık sisteminin en önemli isimlerinden biri.

1986’da Faisal Finans’ta bankacılığa başlamış. Kuveyt Türk’te, Anadolu Finans’ta, Türkiye Finans’ta üst düzey yöneticilik yapmış.

2012’de TMSF Kurul Üyesi olmuş.

2015’te BDDK Başkanlığına atanmış.

Mayıs 2023’e kadar, sekiz yıl boyunca Türkiye’de bankaların kuruluşuna, faaliyetlerine ve denetimine karar veren kurumun başında bulunmuş.

Peki şimdi nerede?

Hâlâ Vakıf Katılım Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi.

Aynı zamanda Türkiye Katılım Bankaları Birliği Başkanı.

Yani finans dünyasından emekli olup köşesine çekilmiş eski bir bürokrattan söz etmiyoruz.

Türkiye’nin önemli kamu finans kuruluşlarından birinin başındaki aktif bir yöneticiden söz ediyoruz.

Şimdi yeniden Taha Çakmak’a dönelim.

Çünkü Mehmet Ali Akben ile Taha Çakmak birbirlerini yalnızca bankacılık dünyasından tanımıyorlar.

Birlikte çalışmışlar.

Hem de BDDK’nın en tepesinde.

Taha Çakmak, 2019 yılında BDDK Başkan Yardımcılığına getirildi.

2021 yılına kadar bu görevde kaldı.

O sırada BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben’di.

Yani bugün Grainturk hisseleri üzerinden Tera ile pazarlık yapmak ve 1 milyon dolar almakla suçlanan Taha Çakmak, Grainturk yönetimindeki Ahmet Emir Akben’in babasının başkan yardımcısıydı.

Bu bilgiyi bir kenara yazalım.

Çakmak daha sonra Merkez Bankası Başkan Yardımcısı oldu.

2023’te Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’in başına geçti.

Ve şimdi bu kamu kontrolündeki şirketin parasını Tera fonlarına yatırırken kişisel menfaat sağlamakla suçlanıyor.

Bu arada babası eski BDDK Başkanı olan Ahmet Emir Akben de Grainturk yönetiminde.

Soru şu: Taha Çakmak, Tera Grubu’nun neden özellikle eski başkanının oğlunun yönetiminde bulunduğu Grainturk hisselerine girmesini istiyordu?

Soruyu daha ilginç hale getiren bir bilgi daha var.

Tera ile Grainturk zaten birbirlerini tanıyorlar.

Hatta aralarında bir yatırım anlaşması da yapılmış.

30 Mayıs 2025’te Tera Yatırım, Grainturk’ün yüzde 100 iştiraki Özova Tarım’la yatırım görüşmelerine başladığını KAP’a bildirdi.

22 Eylül’de ön mutabakat açıklandı.

1 Ekim 2025’te ise anlaşma imzalandı.

Tera Yatırım Holding, Özova Tarım’a 15 milyon dolar nakit sermaye koyacak ve karşılığında şirketin yüzde 10’una ortak olacaktı.

Yani Tera ile Grainturk arasındaki ilişki, yalnızca borsada bir hissenin alınıp satılması değildi.

İki grup doğrudan sermaye ortaklığı kurmaya hazırlanıyordu.

Bu anlaşma yapılırken Ahmet Emir Akben, Grainturk’ün bağımsız yönetim kurulu üyesi ve denetim komitesi başkanıydı.

Peki anlaşmaya ne oldu?

3 Şubat 2026’da karşılıklı feshedildi.

Neden feshedildiğini ayrıntılarıyla bilmiyoruz.

Tera’nın vaat ettiği 15 milyon doların herhangi bir kısmını yatırıp yatırmadığını da bilmiyoruz.

Ama artık öğrenmemiz gereken yeni bir şey daha var.

Taha Çakmak’ın Tera’ya Grainturk hisselerini aldırmak için Türkiye Sigorta’nın parasını kullanmayı vadettiği iddia edilen pazarlık ne zaman yapıldı?

Tera ile Özova arasındaki 15 milyon dolarlık anlaşmadan önce mi, sonra mı?

Yoksa aynı dönemde mi?

Bu iki işlemin birbirleriyle bağlantılı olduğunu gösteren bir belge henüz yok.

Ama bu tarihlerin karşılaştırılması, soruşturmanın önemli başlıklarından biri olmalı.

Şimdi hikâyede biraz daha geriye gidelim.

27 Ekim 2021.

BDDK, Tera Yatırım Bankası’nın kurulmasına izin veriyor.

7 Nisan 2023.

Bu kez aynı bankanın faaliyet izni veriliyor.

Her iki kararda da BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben’in imzası var.

Yani Tera Grubu’nun bankacılık sektörüne girişinin iki kritik aşamasında BDDK’nın başında Mehmet Ali Akben bulunuyordu.

Daha ilginç bir tarih ayrıntısı:

Akben’in oğlu Ahmet Emir Akben, Grainturk yönetimine 25 Ekim 2022’de girmişti.

Tera Yatırım Bankası’nın faaliyet izninin verildiği Nisan 2023’te baba BDDK Başkanı, oğlu Grainturk yönetim kurulu üyesiydi.

İki yıl sonra da Tera ile Grainturk’ün iştiraki arasında 15 milyon dolarlık yatırım anlaşması imzalandı.

Şimdi aynı Grainturk hisseleri, eski BDDK Başkan Yardımcısı Taha Çakmak hakkındaki 1 milyon dolarlık rüşvet iddiasıyla birlikte anılıyor.

Baba-oğul-fon ilişkisi bir patern bile olabilir.

Tera Yatırım Bankası’na izin veren BDDK Kurulu’nda Akben’den başka tanıdık bir isim daha vardı.

Mustafa Balcı.

Mustafa Balcı’nın oğlu İskender Balcı, fon krizinin en dikkat çekici hisselerinden Özata Denizcilik’in bağımsız yönetim kurulu üyesiydi.

Tera Portföy’ün beş fonunun Özata’nın fiili dolaşımdaki hisselerinin yüzde 95,9’una ulaştığı dönemde şirket yönetimindeydi.

Krizden hemen önce istifa etti. Şimdi tutuklu.

İskender Balcı’nın kayınpederi ise dönemin Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik. Nihayet geçen hafta görevden alındı.

Yani Tera Yatırım Bankası’na izin veren BDDK Kurulu’ndaki iki isimden birinin oğlu Grainturk’te, diğerinin oğlu Özata’da karşımıza çıkıyor.

Biri eski başkanın oğlu.

Diğeri eski kurul üyesinin oğlu ve bir bakan yardımcısının damadı.

Eski düzenleyiciler, kamu şirketleri, onların yöneticileri, çocukları ve damatları arasında gidip gelen bir finans dünyasıyla karşı karşıyayız.

Yani isimlere takılırsak esas büyük resmi göremeyebiliriz.

Türk futbolunun son yıllarda meşhur ettiği ifadeyle, burada bir yapı var.

Bankalara izin verenler, onları denetleyenler, kamu şirketlerinin parasını yönetenler ve o paraların dolaştığı özel şirketlerin yönetimlerinde bulunanlar aynı ilişkiler ağında karşımıza çıkıyor.

Yıllarda herkesin gözü önünde bu yapı kurulmuş ve çalışmış.

Bir milyon dolarlık sorunun hala bir cevabı yok: Peki kim bu yapının mimarı?

Milliyet gazetesi - Melih Aşık - 24 Ekim 2026 - Ya Dürüst insanlar

 

Melih Aşık

Melih Aşık

m.asik@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in paylaştığı verilere göre, yapılan incelemelerde fonlardan 100 milyon liranın üzerinde kazanç sağlayanlar saptandı.

13 ile 16 Eylül tarihleri arasında içerden bilgi alarak fon satışı yapanlar mercek altına alındı.

Sonuçta 141’i gerçek, 73’ü şirket olmak üzere toplam 214 kişinin 3 ayrı fondan 187 milyar 653 milyon lira kâr elde ettiği belirlendi.

141 gerçek kişi ortalama 714 milyon lira, 73 şirket ise ortalama 1,19 milyar lira kazanç sağlamış görünüyor.

Bunlar bu ülkede emeğiyle geçinen insanların hayal edemeyeceği rakamlar.

Haberin Devamı

Bu tablo toplumda çok önemli ruhsal etkiler yaratıyor.

Namusuyla çalışan, vergisini veren, ailesine iyi bir gelecek sağlamak için ter döken insanlar kendilerini enayi yerine konmuş hissediyor

Bu insanlar onca yıl okullarda dirsek çürütmenin ve mesleki başarılarının bir işe yaramadığını düşünüyorlar

Gençler gelecekleriyle ilgili umutsuzluğa düşüyor.

Liyakatin değil kurnazlık ve ahlaksızlığın prim yapması, bu yollara başvurmayan insanları hayal kırıklığına uğratıyor.

Yöneticilere olan güven sarsılıyor

Kurumlara olan güven yerle bir oluyor.

Bu tür olaylarda yalnızca para el değiştirmiyor. Toplumun adalet duygusu, çalışma ahlakı ve geleceğe güveni de yara alıyor.

Vurguncuların isimleriyle açıklanması toplumun ruh sağlığı açısından önem taşıyor.

A. TANER KIŞLALI

Suikasta uğramasının 27. yılında andığımız Prof. Ahmet Taner Kışlalı, aynı zamanda zarif bir tartışmacıydı.

Almanya’daki bir panelde Alman profesör bitime yakın söz almış. Kimsenin kendisini yanıtlamaması için kasten böyle yapmış. Ve Atatürk’e “diktatör” gibi sıfatlar yakıştırarak eleştirel bir konuşma yapmış.

Başkan konuşmanın sonunda paneli kapatacak...

A. Taner Kışlalı söz alarak “Tek bir soru sorma” izni almış Başkan’dan...

Ve sormuş:

- Sayın profesör gayet iyi bilir ki, Nazizm’in zulmünden kaçan çok sayıda Alman bilim adamı, düşünür ve sanatçıya zamanın en varlıklı ve demokratik ülkesi olan ABD kucak açmıştır. Şimdi soruyorum, acaba niçin bu aydın insanlar kendilerine parlak bir gelecek vaat eden ABD’yi değil de Mustafa Kemal’in yoksul ülkesini seçtiler? Gelişmiş bir ülkenin diktatörlüğünden kaçıp yoksul bir ülkenin “diktatörlüğüne” sığınmak için mi?..

Haberin Devamı

Ortalık sus pus...

HEBUN

Arkadaşımız Nazım Alpman’ın tavsiyesiyle Söğütlüçeşme Garı’nın altındaki TERMİNAL adlı çarşıda bulunan Hebun çorba evine uğradık. Çorba fakirin ilk aklına gelen gıdadır. Ahmet Rasim’in deyimiyle “Batna (karına) ciladır”... Hebun iddialı bir çorbacı. 40 çeşit çorba satıyor. Fiyatlar ehven. Yarım porsiyonla insan doyuyor. Çeşitler:

“Klasik mercimek, ezogelin, yayla, domates, tarhana, sebzeli brokoli, mantar, karalahana, kuzukulağı, Antep yuvalama, analı kızlı, arabaşı, şiveydiz, kumbursiye, mantılı yüksük, kesme, madımak, etli gerdan, etli mercimek, düğün, köfteli mantarlı misket, tavuklu arpa şehriye, tavuklu ezogelin, tavuklu arabaşı, paça, işkembe, tuzlama, beyran, natural kelle paça, terbiyeli kelle paça, atom kelle paça, dana ayak paça, kuzu paça, ayran aşı”, vs...vs...

İçinde et de bulunan yarım porsiyon şiveydiz çorbayla doyduk... Fiyatı 260 liraydı... Yolunuz düşerse çorbacıya uğrayınız.

Haberin Devamı

UYUMA

Gazetenin sağlık sayfasında uzun bir yazı göze çarpıyor: Öğle uykusunun faydaları...

Öğle uykusunun özellikle çalışan insan için çok yararlı olduğu kesindir... Tıp adamlarına göre:

  • Gün ortasındaki yorgunluğu azaltır, enerji seviyenizi yükseltir.
  • Dikkat dağınıklığını önler, konsantrasyonu ve tepki süresini artırır. 
  • Beynin öğrenilen bilgileri kalıcı hale getirmesine yardımcı olur.
  • Stres hormonlarını düşürerek sakinlik sağlar.

Kimi başarılı isimlerin öğle uykuları ünlüdür.

Bunlardan biri de iş adamı Vehbi Koç...Ve bir anı...

Bir gün Holding’in yöneticilerinden Can Kıraç, Vehbi Bey’e öneri götürmüş, çalışanlara da öğle uykusu için  zaman tanıyalım, demiş... Vehbi Bey gülmüş:

- Gerek yok, baksana hepsi işe geç geliyor, onlar öğle uykusu hakkını sabah kullanıyor...

ÇİZME

Roma’nın ünlü generallerinden birinin eşi dünya güzeli bir kadınmış.

Boşanacakları haberi çıkmış, bütün Roma bu haberle çalkalanıyor.

Yakın arkadaşları konuyu açmışlar:

- Eşin Roma’nın en güzel, en beğenilen, kadını, diye hatırlatmışlar, neden boşanıyorsunuz?

General bacağını uzatarak sormuş:

- Çizmemi beğendiniz mi?

- Çok güzel! Ama bunun, bizim sualimizle ne alakası var?

General iki kelimeyle özetlemiş:

Haberin Devamı

- Ayağımı sıkıyor.

FP - Essay -- Why Putin’s Defenders Are Increasingly American -- Like Joseph Stalin’s Western fans, they use a vicious foreign regime to grind their axe at home. October 23, 2026, 3:00 PM

 Essay

Why Putin’s Defenders

 Are Increasingly 

American

Like Joseph Stalin’s Western fans, they use a vicious foreign 

regime to grind their axe at home.

By , a senior fellow at the Atlantic Council and the founder of Myrmidon Group.
A black-and-white photo of a crowd marching down a city street lined with tall buildings. Several individuals carry large rectangular placards displaying portraits of political figures labeled with text such as "OUR LEADER STALIN" and "OUR LEADER LENIN."
A black-and-white photo of a crowd marching down a city street lined with tall buildings. Several individuals carry large rectangular placards displaying portraits of political figures labeled with text such as "OUR LEADER STALIN" and "OUR LEADER LENIN."
People carry posters of Joseph Stalin and Vladimir Lenin during a May Day parade in New York City on May 1, 1935. Dick Lewis/NY Daily News Archive via Getty Images

In mid-September, internet sleuths scoured the website of an obscure Russian organization, the International Club of National Unity. Populated by various Russian politicians, state media propagandists, and security services operatives, the club declares that it was created in “accordance with Decrees of the President of the Russian Federation.” Although the club claims to support “humanitarian missions to the peoples of Ukraine … and other countries facing dire straits” on the basis of “respect, peace, harmony, and mutual assistance,” many of the supernumeraries associated with it are vocal advocates of nuclear strikes against Western capitals and Ukrainian cities.

What makes this instrument of Russian propaganda unusual, however, is that it contains the names of several Americans as members of its leadership team. The most prominent is Columbia University economist Jeffrey Sachs, who has promoted Kremlin talking points that delegitimize the Ukrainian state, including the canard that the 2014 Maidan Revolution was a coup backed by the United States. The recent evolution of Sachs from a widely respected academic to a willing propagandist for a dictatorial regime perpetrating an increasingly bloody and genocidal war cannot be explained without examining the phenomenon of the fellow traveler.

The term “fellow traveler” has a long pedigree. It appeared in the early days of the Soviet Union, when the nascent communist state sought external support and hoped to foment revolutions in the capitalist world. Today, the term has come to describe a range of Western public figures who sympathize with Russia, its leadership, and its war.

Following Russia’s invasion of Crimea and the eastern Donbas in 2014, many of these allies were European. Nowadays, however, they are predominantly American and span the political spectrum. To be sure, one can still find pro-Kremlin stalwarts in Europe, such as former German Chancellor Gerhard Schröder and former Austrian Foreign Minister Karin Kneissl, who now lives in St. Petersburg. Both used to work for Russian energy companies. However, many of Russian President Vladimir Putin’s former European admirers, such as French far-right leader Marine Le Pen, have become critics of Russia since the full-scale invasion in 2022. Ironically, as parts of the European right have tempered their support for the Kremlin, Americans are now supplanting them.

A woman with slicked-back dark hair styled in a low bun and wearing a bright red coat. She is smiling subtly and looking off-camera against a solid blue background with event branding text.
A woman with slicked-back dark hair styled in a low bun and wearing a bright red coat. She is smiling subtly and looking off-camera against a solid blue background with event branding text.

Podcaster and right-wing influencer Candace Owens attends the St. Petersburg International Economic Forum in St. Petersburg, Russia, on June 4.Olga Maltseva/AFP via Getty Images

At the annual St. Petersburg Economic Forum in June, Putin’s American fellow travelers were highly visible, with right-wing podcaster Candace Owens the star of the show. Sachs—who is now a frequent guest on the TV show hosted by Vladimir Solovyov, the most virulent Russian cheerleader for annihilating Ukrainians and bombing Western cities—participated by video from New York. After attending the forum, Andrew Tate and his brother Tristan, who are wanted in Britain on charges of rape and human trafficking, visited a Russian military training ground. They broadcast their positive views of Russia and its military to their predominantly young male global following. Since then, University of Chicago professor John Mearsheimer, who blames the West for Putin’s desire to crush Ukraine, also visited Moscow. Unsurprisingly, the Russian government has used Mearsheimer’s statements to justify its war on Ukraine.

These are not the only prominent Americans in thrall to the Kremlin and its narratives. Others include former Fox News host Tucker Carlson, film director Oliver Stone, Republican Rep. Anna Paulina Luna, right-wing influencer Steve Bannon, and former U.S. National Security Advisor Lt. Gen. Michael Flynn. During her trip to Russia, Owens was interviewed by another fellow traveler, former CNN anchor Rick Sanchez. He is now based in Moscow, where he hosts the Kremlin’s flagship English-language news program on RT, a propaganda channel banned in the United States and Europe since 2022.

Like Carlson before her, Owens praised Moscow’s supposed cleanliness and safety while insisting that any distrust of Russia is an unnecessary “Cold War hangover.” Both Carlson and Owens unwittingly echo the words of fellow traveler Lion Feuchtwanger, an exiled German novelist and playwright who visited the Soviet Union in the 1930s. In the immediate aftermath of Stalin’s mass terror and genocidal famine, Feuchtwanger mused that “everywhere in that great city of Moscow there was an atmosphere of harmony and contentment, even of happiness.”

A high-angle view of Red Square in Moscow.
A high-angle view of Red Square in Moscow.

A view of Red Square in Moscow on Jan. 1, 1935.AFP via Getty Images

To be sure, today’s Russia supporters are a pale shadow of the Western luminaries who sympathized with Moscow in the past, including artists such as Picasso and Fernand Leger, philosopher Jean-Paul Sartre, and writers such as André Gide, Theodore Dreiser, John Dos Passos, Ernest Hemingway, George Bernard Shaw, and even (briefly) W. H. Auden. Today’s Russia-aligned voices may lack artistic and literary greatness, but they make up for it with their vast social media audiences and wide-ranging influence on the MAGA movement.

How, then, should we understand what motivates these contemporary allies of a militaristic, repressive society? One place to start is by examining the Kremlin’s original Western allies. To that end, I recently dove into David Caute’s The Fellow-Travellers, a comprehensive 1973 history of the phenomenon during the Soviet era.

Caute’s book explains that the main impulse of the original fellow travelers stemmed from a belief in progress and the idea that society could be engineered from the top down. Caute also shows that their admiration for the Soviet project stemmed from their deep disillusionment with their home countries and the West in general. Many of these Western intellectuals were concerned about the rise of fascist movements in their countries and believed that communism could serve as a countervailing force.

Consequently, the fellow travelers often overlooked or even justified the regime’s heinous crimes, including the famine-induced genocide that the Stalin regime perpetrated in Ukraine in the early 1930s. At the height of the murderous wave of cultural and political repression known as the Great Terror, many Western intellectuals proudly stood with Stalin’s Soviet Union. In 1937, for instance, a conference on “Peace and Friendship with the Soviet Union” in London was addressed by Dean of Canterbury Hewlett Johnson, book publisher Victor Gollancz, members of the British aristocracy, and Labour Party parliamentarians. Influential Western journalists played an especially pernicious role; chief among them was New York Times correspondent Walter Duranty, who became an enthusiastic supporter of Stalin and whitewashed Soviet crimes.

Just as it did then, today’s Kremlin propaganda seeks to win Western supporters by exploiting their discontents and anxieties. To the Western cultural right, the Kremlin emphasizes Russia’s supposed support for traditional values. To global altruists seeking to avert conflict with a nuclear power, the Kremlin offers Ukraine’s capitulation as the price of peace.

A group of people march outdoors carrying signs and flags near an obelisk monument. In the foreground, a person holds up a large red flag depicting a man with a mustache alongside Soviet symbols, including a hammer and sickle emblem.
A group of people march outdoors carrying signs and flags near an obelisk monument. In the foreground, a person holds up a large red flag depicting a man with a mustache alongside Soviet symbols, including a hammer and sickle emblem.

Pro-Russian activists march to commemorate the Soviet victory over Germany in World War II in Washington, D.C., on May 3, 2025.Amid Farah/AFP via Getty Images

As Caute documents, the Soviet Union’s outreach was carried out by the Society of Cultural Relations with Foreign Countries, which collaborated with Western communist parties, as well as by various Soviet friendship societies that targeted non-communists. Following the collapse of the Soviet Union in 1991, Moscow’s foreign influence mechanisms disintegrated, only to be rebuilt under Russian President Vladimir Putin with fresh resources. When Russia first invaded Ukraine in 2014, the Kremlin used these influence networks to spread its narrative that the invasion was actually an intra-Ukrainian civil war, cultivate critics of Ukraine, and denigrate its Western supporters. RT, as the Kremlin’s global, multi-language TV network, played a significant propaganda role.

Following the shutdown of RT in the West, Russia shifted its influence operations to social media. The Kremlin boosted influential voices opposed to the “woke agenda” of LBGTQ rights, secularism, and immigration, also targeting those hoping to avert a larger conflict with Russia and thus also susceptible to Moscow’s narratives. To support these aims, the Kremlin devoted extensive resources to a wide range of initiatives, including the Club of National Unity.

As part of the effort to win over the cultural right, Putin issued Decree 809 in November 2022. The document, titled “On the Approval of the Fundamentals of State Policy for the Preservation and Strengthening of Traditional Russian Spiritual and Moral Values,” is a broad attack on Western decadence and liberalism, counterposing Russia as a traditional, faith-based patriarchal society. The decree closely aligns with the Russian Orthodox Church, whose purged and infiltrated remnants became a major propagandist for the Soviet war effort under Stalin during World War II—and which has been controlled by the Kremlin ever since.

Enhanced propaganda efforts were also facilitated by the “Foundation for the Support and Protection of the Rights of Compatriots Living Abroad,” which secretly disbursed millions of dollars to organizations and individuals, primarily in Europe.

The Kremlin’s efforts to influence the U.S. right are well resourced. It has spent millions of dollars on U.S. influencers and podcasters, not to mention the social media visibility boost that Russia-friendly voices get from a vast network of Russian internet bots. In turn, American allies provide a media platform Russian propagandists such as Alexander Dugin, a far-right nationalist who has long been tasked by the Russian intelligence services with wooing right-wing ideologues in the West. American influencers who have platformed him include Tucker Carlson and Alex Jones, helping them to propagate the view of Russia as a safe haven for Westerners who reject what they regard as the destructive liberal ideological agenda.

The phenomenon of otherwise reputable Western opinion leaders aligning with and fawning over murderous tyrants has a long pedigree on both the left and right. In the 1930s, the former British king and then Duke of Windsor; the industrialist Henry Ford; the aviator Charles Lindbergh, IBM CEO Thomas Watson, and French writer Louis-Ferdinand Céline praised Hitler and the Nazi regime. Similar to Moscow, Berlin built an international network called Auslandsorganisation that sought to win Western public support through various propaganda activities. Fans of Mussolini’s fascism included Columbia University President Nicholas Butler Murray and the poet Ezra Pound. In the 1960s and early 1970s, the North Vietnamese dictatorship could count Mary McCarthy, Bertrand Russell, Sartre, and Simone de Beauvoir among its sympathizers. Noam Chomsky and Jane Fonda visited North Vietnam and expressed support for what they characterized as its anti-imperial agenda. Chomsky would later question the crimes of one of the most vicious 20th century murderers, Cambodia’s Pol Pot.

A black-and-white photograph of a woman and a man sitting together on a couch. The woman sits on the left wearing a long-sleeved patterned shirt and necklace, looking toward the man, who sits on the right in a short-sleeved button-up shirt with hands clasped. A floral arrangement sits on a table in the foreground.
A black-and-white photograph of a woman and a man sitting together on a couch. The woman sits on the left wearing a long-sleeved patterned shirt and necklace, looking toward the man, who sits on the right in a short-sleeved button-up shirt with hands clasped. A floral arrangement sits on a table in the foreground.

Actor Jane Fonda meets with North Vietnamese Deputy Prime Minister Nguyen Duy Trinh in Hanoi on July 21, 1972.TF/AFP Files/AFP via Getty Images

The through line that connects many of these fellow travelers is that they seem to be consumed by their domestic political or intellectual hatreds—including contempt for political opponents and various aspects of the societies they live in—to the point that they will embrace the most brutal, genocidal foreign regime: The enemy of my domestic enemy is my friend.

As Caute’s book explains, some of the original fellow travelers became disillusioned with Moscow after the 1939 Molotov-Ribbentrop Pact, which allied Nazi Germany and the Soviet Union during the first two years of World War II, facilitating their joint invasion of Poland. Others only acknowledged their disaffection in the war’s aftermath as they witnessed Central Europe fall to communist tyranny. In 1949, several former sympathizers—including Gide, Stephen Spender, and Arthur Koestler—contributed to an anthology, The God that Failed, in which they reckoned with the roots of their support for Soviet rule, described their gradual disaffection, and acknowledged their moral failings. More fellow travelers fell away after Stalin’s death and the revelations of his crimes by his successor, Nikita Khrushchev; still others after Soviet tanks crushed the 1956 Hungarian Revolution and 1968 Prague Spring.

Will today’s generation of fellow travelers face a similar reckoning someday? There is little reason to hope for a change of heart. Past generations were aided in their reckoning by the fact that most of Stalin’s mass crimes occurred in darkness. Later revelations led many to reject him. Today’s Putin cheerleaders, by contrast, live at a time when virtually everything is known about the nature of Putin’s regime. There is abundant digital and eyewitness evidence of Russia’s systematic war crimes in Ukraine, including unspeakable horrors inflicted in the regions it occupies. Modern-day fellow travelers ignore these copiously documented facts or dismiss them as irrelevant.

Two men in dark suits sit facing each other in ornate white armchairs for an interview set in a large, dimly lit room with high ceilings. A small white table with drinks stands between them.
Two men in dark suits sit facing each other in ornate white armchairs for an interview set in a large, dimly lit room with high ceilings. A small white table with drinks stands between them.

Tucker Carlson interviews Russian President Vladimir Putin at the Kremlin in Moscow on Feb. 6, 2024.Gavriil Grigorov/Pool/AFP via Getty Image

Equally disturbing is their indifference to Putin’s system of censorship and political repression, which stifles free discussion and criminalizes any disapproval of his “special military operation.” U.S. podcasters and pundits who endlessly rail against the alleged suppression of free speech in the United States and present themselves as rigorous truth-seekers have no interest in how this issue is treated by Putin in Russia.

Stalin’s crimes were an order of magnitude greater than what Putin has managed so far. But the current crop of fellow travelers is more reprehensible and dangerous than those of the last century. While support for Stalin by prominent Westerners mattered morally, it had little practical effect—there was no credible way to stop him or avert his crimes. In contrast, the West today has the means to effectively counter Putin’s aggression. Today’s apologists for Putin, by fanning controversy and skewing the public debate, have the power to delay, slow down, or cut off needed aid to Ukraine. In doing so, they are actively contributing to Putin’s war. History will likely judge them far more harshly than their misguided predecessors.

Yet no one will be judged more harshly than the newest member of Putin’s circle of fellow travelers: U.S. President Donald Trump. For years, Trump has glorified Putin and expressed admiration for him while frequently showering Ukraine’s democratically elected president, Volodymyr Zelensky, with contempt. In recent days, however, Trump has gone far beyond expressing personal sympathy for Putin and crossed a geopolitical Rubicon. After initially shifting the United States from an outright ally of Ukraine to a neutral intermediary, Trump has both weakened Ukraine’s ability to defend itself and, by lifting energy sanctions, provided the Kremlin with financial resources that will be deployed against Ukraine. It is disgraceful that he has chosen to do so while Russia is trying to render Ukraine’s major cities uninhabitable with escalating waves of attacks.

Near-universal condemnation of Trump’s alliance with Putin by other Western leaders, as well as substantial support for Ukraine in the Republican Party and its voter ranks, may yet force him to change course. But the cynical amorality of Trump’s latest actions will leave a permanent mark on his already controversial, disruptive, and disgraceful presidency.

This post appeared in the FP Weekend newsletter, a weekly showcase of book reviews, deep dives, and features. Sign up here.

Never miss a story: Click + to add authors, topics and regions to your My FP profile.

Adrian Karatnycky is a senior fellow at the Atlantic Council, the founder of Myrmidon Group, and the author of Battleground Ukraine: From Independence to the War with Russia.