Saturday, June 6, 2026

Richard Ned Lebow'un " Why Nations Still Fight" başlıklı kitabı hk. John Ikenberry'nın kısa tanıtım yazısı - 21 Nisan 2026

  Fight

Review

Why Nations Still Fight

May/June 2026Published on April 21, 2026
Lebow.png

In this capstone book, Lebow, a political scientist, builds on his earlier work, compiling data on all wars and interventions since 1945. He finds that war is not an effective means of advancing security, maximizing wealth, or gaining status. States that have started wars in the last 80 years tend to either lose them or fail to achieve their political goals. The puzzle for Lebow is why leaders still choose to resort to military force. In case after case, the book finds that leaders consistently fail to assess the costs and benefits of war, believing naively that they will succeed even when so many others have not. Considering cases such as the United States’ involvement in Vietnam, Argentina’s invasion of the Falkland Islands, and Iraq’s occupation of Kuwait, Lebow points to the political culture and psychological factors surrounding decision-making that generate miscalculation. Leaders often have sufficient information, but they tend to see what they want to see. Some leaders, Lebow notes, are more ambitious and aggressive than others, such as Russian President Vladimir Putin. The abiding desire among great powers for loftier status will still lead countries into war.

LE MONDE - Le 6 Juin 2026 - En écrivant à Vladimir Poutine, Volodymyr Zelensky s’adresse aux élites russes, lassées de la guerre en Ukraine

 

       LE  MONDE 
       

En écrivant à Vladimir Poutine, Volodymyr Zelensky s’adresse aux élites russes, lassées de la guerre en Ukraine

Derrière la proposition d’une main tendue, la lettre du président ukrainien au chef du Kremlin cherche à exploiter les failles de Moscou et la lassitude des Russes après quatre années de guerre de haute intensité. Son initiative intervient alors que ses partenaires européens tentent de reprendre la main sur les pourparlers de paix, délaissés par l’administration Trump.

Par (Monténégro, envoyée spéciale ), (Kiev, correspondant) et

Publié aujourd’hui à 05h00, modifié à 08h43

Temps de Lecture 5 min.

Read in English

Article réservé aux abonnés

Le président ukrainien, Volodymyr Zelensky, et le secrétaire général de l’OTAN, Mark Rutte, au Mur du souvenir des combattants tombés pour l’Ukraine, à Kiev, le 3 juin 2026.

L’idée mûrissait dans l’esprit de Volodymyr Zelensky depuis la fin du mois de mai. Au fil des jours, le président ukrainien aurait, aux dires de son entourage, soupesé, seul, chacun des mots employés dans sa lettre, imaginant blesser l’orgueil de son ennemi, Vladimir Poutine, au risque de l’humilier. La missive, cinglante, censée démontrer la supériorité de Kiev sur le champ de bataille et dévoiler les failles militaires, économiques et morales de Moscou, a finalement été envoyée jeudi 4 juin au chef du Kremlin, peu avant que ce dernier ne s’exprime depuis le Forum économique international de Saint-Pétersbourg.

« C’est [Volodymyr] Zelensky lui-même qui a choisi le moment de le faire, ainsi que les idées à présenter », assure un officiel ukrainien, membre de l’administration présidentielle. Si le président travaille en étroite coordination avec ses partenaires européens, notamment ceux du E3 (Allemagne, France, Royaume-Uni), « personne ne savait qu’il était en train de rédiger cette lettre », jure ce représentant du pouvoir exécutif.

Adressée au président russe, mais destinée en réalité au monde entier, la lettre se présente comme une main tendue à M. Poutine. « L’Ukraine propose de mettre fin à cette guerre », écrit le président ukrainien, suggérant à son homologue de fixer une date pour une rencontre en terrain neutre, comme la Suisse, la Turquie ou un pays du monde arabe, en présence des Etats-Unis et des Européens. En guise de réponse, le président russe a d’abord invité M. Zelensky à Moscou. Puis, regrettant les « éléments d’impolitesse » de la lettre, il a affirmé qu’une telle rencontre n’avait « pas d’intérêt » avant qu’un accord final, satisfaisant les objectifs de la Russie, ne soit trouvé.

Il vous reste 78.24% de cet article à lire. La suite est réservée aux abonnés.

La suite est réservée à nos abonnés. Déjà abonné ?

Yazar: Murat Yetkin / 05 Haziran 2026, Cuma - Erdoğan Dış Politika Kartını İçeride Muhalefeti Ezmek İçin Kullanıyor

 

Erdoğan Dış Politika Kartını İçeride Muhalefeti Ezmek İçin Kullanıyor

/ / Siyaset

Özgür Özel destek ve dayanışma ziyaretinde bulunan Almanya Sosyal 

Demokrat Partisi (SPD) heyeti ile TBMM’de bir araya geldi. Özel’in

 Sosyalist Enternasyonal çerçevesinde kurduğu İspanya, Almanya gibi

 bazı bağlantılar dışında, hükümetler düzeyinde Avrupalı “dostların”

 Erdoğan ile arayı bozma niyetinin olmadığı görülüyor. (Foto X/OzgurOzel_Foto)



ABD Başkanı Donald Trump’ın 7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi için Ankara’ya geleceğinin duyurulması hem diğer NATO başkentlerinde geçici de olsa “ABD henüz Avrupa’yı bırakmıyor” rahatlamasına yol açtı, hem de Türkiye’nin jeopolitik kartını güçlendirdi. Bu durum Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın içeride, diğerlerine de ibret olması dileğiyle, CHP’yi bölüp, ilk seçimde tehdit olmaktan çıkarmayı amaçlayan siyasetine Batı’dan gelmesi muhtemel tepkilere de kalkan oluyor.

İlk kez bir NATO zirvesi bu kadar çok savaş ve çatışmayla çevrili bir ülkede yapılıyor; sadece Rusya-Ukrayna değil, ABD/İsrail’in İran’a savaşı, İsrail’in Lübnan’a ve Filistinlilere durmak bilmeyen saldırıları, Kafkaslarda hafta sonu yapılacak Ermenistan seçimleriyle hafiflemesi beklenen gerilim Türkiye’yi üç taraftan kuşatmış durumda. Batıda da NATO müttefiki Yunanistan, artık İsrail’in de desteğiyle, ikide bir kendisini hatırlatıp duruyor.

Türkiye’de de Demokrasi Olmayıversin

ABD’nin sürekli askeri harcama baskısı altında olan bazı NATO ülkeleri, Erdoğan ve ekibinin bundan 10-15 yıl önce Ankara’nın (başta PKK olmak üzere) önceliklerine göre yorumlayıp uygulamaya aldığı “stratejik özerklik” kavramını Trump’ın iş başına gelmesinden itibaren, biraz geç de olsa keşfettiler. Aynı şekilde Türkiye’nin Avrupa güvenliğine olan ve olabilecek katkılarını da.

Bu ortamda Özel’in Sosyalist Enternasyonal çerçevesinde kurduğu İspanya, Almanya gibi bazı bağlantılar dışında, hükümetler düzeyinde Avrupalı “dostların” Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ya da CHP örneğinde görüldüğü gibi hukuk güvencesi ve adil siyasi rekabet koşullarının ihlal edilmemesini isteyerek Erdoğan ile arayı bozma niyetinin olmadığı görülüyor.

Rusya korkusu kalplerine değerken demokratik dayanışma bir yere kadar, değil mi? Türkiye’de de demokrasi olmayıversin, zaten aralarına alacak değiller ya?

İç Politikada Dış Politika Kartı

Kapalı kapılar ardında hepsi İmamoğlu’nun tutuksuz yargılanması gerektiğine, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararlarına uyularak tahliye edilmesi gerektiğine inanıyor görünüyor ama resmî düzlemde Ankara programlarına TUSAŞ ya da ASELSAN ziyaretini eklemeyi ihmal etmiyorlar. Bu hayatın bir gerçeği.

Türkiye, NATO müttefiklerinin onlarca yıllık askeri ambargo ve yaptırımlarından usanıp son olarak F-35 haksızlığına isyan ederek kendi yolunu çizmekle iyi yaptı ve benzer durumdaki ülkelere örnek oluyor. Erdoğan’ın Türkiye’nin kazandığı bu dış politika ve savunma avantajını iç politikada, başka zaman olsa Batılı “dostların” görmezden gelmeyeceği uygulamalara perde çekeceğini hesaba katmadığını düşünmek safdillik olur.

Yarın Özel’e de Aynısı Olsa

Dün DEVA lideri Ali Babacan’la söyleşirken “Ana muhalefetin başına bunlar geliyorsa…” diye başlayan, demokrasi adına çok acı bir cümle kurdu; bu bağlantıdan okuyabilirsiniz. 

Siyaset psikolojisi medya manevralarıyla öyle hazırlandı ki, yarın bir gün Özel’in dokunulmazlığı kaldırılsa ya da Mansur Yavaş da gözaltına alınıp tutuklansa epey bir insan “Belliydi, ben demiştim” türünden feci bir kanıksama içinde olacak. Benzeri bir kanıksamanın, yani Erdoğan yönetiminde yargı-siyaset ilişkilerinin geldiği noktada bunun diplomatik çevrelerde de fazla yadırganmayacağını, örneğin AB’den gelen kınamalarla sınırlı kalabileceğini diplomatik çevrelerde katıldığım sohbetlerde gözlüyorum.

CHP’nin “seçilmiş” Genel Başkanı Özgür Özel’in 4 Haziran akşamı Koç Grubunun 100’üncü yıldönümü töreninde MHP lideri Devlet Bahçeli’yle el ele, samimi selamlaşması başlattığı tartışmanın  bu psikolojik atmosferin bir parçası olduğunu da görebiliyorum. Bahçeli daha o gün Özel’i “ergen devrimci” tavrı içinde olmakla eleştirmiş, daha önce “atanmış” (*) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’dan “feragat isterken, bu defa Özel’in adeta Kılıçdaroğlu’na biat etmesini istemişti. Bir yandan Antalya ve İstanbul’daki dosyalar Ankara’da birleştirilirken, işin şakası kalmadığının anlaşılması isteniyor; Özel’e ya hapse gir ya da uzlaşıp CHP’nin dağılmasını önle baskısı artıyor.

NOT:

(*) Kılıçdaroğlu’nun çevresindeki radikaller, medyada söyleyiş kolaylığı sağlayan “atanmış” ve “seçilmiş” tanımlarına karşı çıkıyorlar. “Şaibeli kurultayla koltuğu gasp edilmiş” gibi tarifler kullanmalıymışız. CHP’yi yarım asır sonra 2024 seçimlerinde birinci parti yapan Özel’e de “şaibeyle koltuğu almış” filan gibi hitap edilmeliymiş. Kıymetli önerilerine çok teşekkür ediyorum.

Yeniçağ gazetesi - Arslan Bulut - 06 Haziran 2026 - Askeri vesayetten Amerikan vesayetine

 

Askeri vesayetten Amerikan vesayetine

Arslan BULUT
Arslan BULUTarslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr

Yıllar önce Ulusal Kanal’da Kurtul Altuğ’un yönettiği “Politikanın Nabzı” programına Hüsamettin Cindoruk ve Emekli Korgeneral Yaşar Müjdeci ile birlikte katılmış şu tespitleri yapmıştım.

- Türkiye’de bir askeri vesayet vardı ve AKP hükümeti bunu ortadan kaldırmak için ABD ile işbirliği yaptı. Sonuçta askeri vesayetin yerini Amerikan vesayeti aldı.

-Elbette bu vesayet, yeni değildir. Türkiye’nin NATO’ya girmesi ile birlikte Türkiye Amerikan vesayetini resmen kabul etmiştir. Aslında süreci başlatan Yalta Konferansı’dır. Orada Rusya, Türkiye’nin Amerika’nın arka bahçesi olmasını kabul etmiştir.

-Attilâ İlhan’ın deyimiyle, “Batı’nın deli gömleği”, Türkiye’ye Yalta’da giydirilmiştir.

***

Temel Karamollaoğlu, Saadet Partisi genel başkanıyken Büyük Kongre’de “Biz, milletin inancını istismar edenlere, halkın değil rantın yanında duranlara karşı çıkıyoruz, vesayeti kaldıracağız diye iktidara gelip kendi kişisel vesayetlerini kuranlara karşı çıkıyoruz” demişti. Karamollaoğlu, kişisel vesayetin Cumhurbaşkanlığı sistemiyle kurulduğunu da belirtmişti.

Aslında Türkiye’de bir tek adam vesayetinin kurulmasını 2006 yılında CIA eski Türkiye şefi Paul Bernard Henze, Beyaz Saray'a sunduğu Türkiye raporunda önemişti. Henze, raporunda özetle şöyle demişti:

“Türkiye'nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız.

Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis; Meclis'i ikna ettiğimizde, ordu; orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor.

Eğer Amerika'nın çıkarı Türkiye'de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir.

Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır. Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarını yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerika için sorun olmaz.”

***

AKP iktidarının kuruluşundan itibaren yakındığı askeri vesayet, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesiyle yoluna devam etmesini sağlıyordu. AKP iktidarı, bu vesayeti, Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davaları ile yok etti. Davalar başlamadan önce, Amerikalı savcı Susanne Hayden, büyük illerin başsavcılarıyla toplantı yapmıştı.

Askeri vesayetin tamamen kalkması için 12 Eylül 2010 referandumu ile yüksek yargıya cemaat kadroları doldurulmuş, bunun sonucunda girişilen 15 Temmuz kalkışması, “Allah’ın lütfu” olarak görülmüş ve Devlet Bahçeli’nin girişimiyle hazırlanan 2017 referandumu ile ülkenin yönetim sistemi tek adama bağlanmıştır.

Yeni sistemde “Türk-Arap-Kürt ittifakı” savunuluyor hatta bu projeye halk desteği sağlamak için Malazgirt ve Çanakkale savaşlarındaki tarihi gerçekler çarpıtılıyordu. İ

Tom Barrack’ın “Irak, Suriye ve Türkiye’nin birbirine hizalanması” diye açıkladığı proje de budur işte...

***

Türkiye tek adam vesayetiyle rejim değiştirmeye zorlanıyor. ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi’nin hayata geçebilmesi için Türkiye’nin milli devlet olmaktan çıkarılmasını, kozmopolit bir devlet haline gelmesini şart görüyorlar. Böylece Fırat-Dicle havzasını, yani su kontrolünü de Kürt devleti üzerinden İsrail’e vermeyi planlıyorlar. Zaten Avrupa Birliği Komisyonu'nun 6 Ekim 2004 günü açıklanan Türkiye İlerleme Raporu'nda Dicle ve Fırat havzalarındaki barajların ve sulama tesislerinin İsrail'in de dahil olduğu uluslararası bir konsorsiyum tarafından yönetilmesinden söz ediliyordu!

Şimdiki Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack, 1919’dan beri, yani 19 Mayıs 1919’dan beri bölgede kurulan ulus devletlerin, Amerikan çıkarlarını bozduğunu söylüyor ya kendisinden epey önce de Amerikan Büyükelçisi Pearson, “Erzurum’dan Bağdat’a kadar uzanan bölge tek bir ekonomik bölge olacak” demiş, Barzani’nin İnternet sitesinde, “Bu bölge aynı zamanda tek bir siyasi bölge haline gelecek, TSK bu topraklardan çekilecektir” yorumu yapılmıştı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 2009 yılı Ağustos ayında, Irak, Suriye gezisine çıkmadan önce “İki ülke arasında güçlü bir stratejik işbirliğinin ortaya çıkması, ortak bölge olan Mezopotamya Havzası ve Orta Doğu’yu refah ve istikrar alanı haline dönüştürecektir. Bu bizim vizyonumuzdur” demişti.

Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan da bu konuşma üzerine, “Ben yol haritamda Ortadoğu’daki demokratik çözümleri belirtirken Dicle-Fırat Havzası Demokratik Konfederalizmini önermiştim. Davutoğlu şimdi bunun görüşmelerini yapıyor Irak ve Suriye’yle.” demişti.

***

Şimdi tek başına iktidara yürümekte olan CHP’nin fiilen tasfiye edilmeye çalışılması, ABD’nin Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye ederek bölgesel bir federasyon kurma projesiyle doğrudan bağlantılıdır.