Önder Özar Diplomasi Sevgisi
Monday, July 20, 2026
Ali Tuygan (Rtd. ambasador) - The Second-best Option: " No war,no Peace"- July 20, 2026
Yeniçağ gazetesi --Arslan Bulut - 20 Temmuz 2016 - CHP’nin etrafına timsahlı hendek
20 Temmuz 2026 00:07
CHP' nin etrafına timsahlı hendek

TRT, haberi, “Soykırımcı İsrail'den yeni skandal: Filistinlilerin tutulduğu hapishanelere timsahlarla dolu hendek” başlığıyla verdi.
Habere göre “Soykırımcı İsrail Çevre Koruma Bakanlığı, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in tepkilere neden olan Filistinli esirlerin tutulduğu hapishanelerin çevresine timsahlarla dolu hendekler kurulması planının önünü açtı.”
İsrail'de yayın yapan Kanal 7 televizyonunun haberine göre, Çevre Koruma Bakanı Idit Silman, Doğa ve Parklar Kurulu'nun itirazlarına rağmen Nil timsahını “koruma altındaki yabani hayvan” statüsünden çıkararak “bakımı yapılan yabani hayvan” kategorisine alan kararnameyi imzaladı.
Bu kararla birlikte, İsrail Cezaevi Servisi dahil olmak üzere kamu kurumlarının belirli koşullar altında tesislerinde timsah bulundurmasının önü açıldı.
İsrail Cezaevi Servisi yetkililerinin planın uygulanabilirliğini incelemeye başladığı, bu kapsamda timsahların bakımı ve yönetimine ilişkin gereklilikleri incelemek üzere hayvanat bahçelerini ziyaret ettiği belirtildi.
Yetkililerin timsahlarla dolu hendeklerin güvenlik maliyetlerini düşüreceğine ve cezaevi güvenliğini artıracağına inandığı aktarılan haberde, genç bir timsahın maliyetinin yaklaşık 8 bin dolar, yetişkin bir timsahın maliyetinin ise 20 bin dolara kadar çıkabildiği belirtildi.
***
İsrail'de yayın yapan Kanal 13 televizyonu ise söz konusu yasal değişikliğin, İsrail Doğa ve Parklar Kurumu'nun “timsah hapishanesi” olarak adlandırılan plana yönelik itirazlarının ardından yapıldığına dikkati çekti.
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir, aralık ayında Filistinli esirlerin tutulduğu hapishanelere "timsahlarla çevrili hendekler" kurulmasını önermişti.
Filistinli ve İsrailli insan hakları kuruluşlarının verilerine göre, İsrail hapishanelerinde çocuk ve kadınların da aralarında bulunduğu 9 bin 600'ü aşkın Filistinli esirin yanı sıra 3 bin 532 “idari tutuklu” bulunuyor.
Aynı raporlarda, söz konusu Filistinlilerin işkence, aç bırakılma ve tıbbi ihmal gibi ihlallere maruz bırakıldığı, bu nedenle onlarcasının cezaevinde hayatını kaybettiği belirtiliyor.
***
İsrail, cezaevleri etrafına timsahlı hendek kurmak için hazırlık yapıyor ama konuyla ilgili haber, sanki Türkiye’deki uygulamalar hukuka uygunmuş gibi veriliyor. Üstelik iktidar adayı ve bütün anketlerde birinci durumda olan CHP’nin etrafına da yurt çapında il il, timsahlı hendekler kuruluyor!
Erdoğan’ın en güçlü siyasi rakibi Ekrem İmamoğlu tutuklandıktan sonra CHP’li belediye başkanlarına operasyon düzenlenmeyen gün yok gibi... Bu da yetmeyince, doğrudan CHP’ye yöneldiler ve hiçbir yetkisi olmayan mahkemeden butlan kararını çıkardılar. Tedbir kararı da verilince CHP Genel Merkezi, giriş kapısı kırılarak ele geçirildi. Özgür Özel yönetimi, genel merkezin etrafında timsahlı hendek kurmadığı için seçilmiş yöneticiler dışarı atıldı, yetkisiz mahkemenin atadığı kişiler içeri alındı. İl başkanları görevden alındı!
Şimdi Özgür Özel ve ekibine de fezleke hendeği kuruldu ki bunun da timsahlı hendekten farkı yok.
***
Savunma hakkının kısıtlanmasına itiraz eden Ekrem İmamoğlu “Geçen duruşma, savunma yapmak için makul bir zamana ihtiyaç olduğunu ifade ettim. Siz bana ret cevabı verdiniz. Ben yerime geçtim, oturdum. Ne mahkemeye bir hakaretim var ne sürece dair olumsuz bir sözüm. Dün hapishaneden buraya getirilişim engellendi. En çok önem verilen, en çok hakarete, suçlamaya, tacize maruz bırakılan Fatih Keleş arkadaşımın ne sorgusunu dinleyebildim ne sorularınızı dinleyebildim ne de sorularımı sorabildim. Bu çok ağır bir hak ihlali. Sayın Başkan, sayın heyet, 6-7 saatlik bir süre kalıyor. Eğer sizin bu kararınız net ise, bu takvim değişmez diyorsanız, benim burada bir sorguya tabi tutulmam diye bir şey gerçekten düşünülemez. Sayın Selahattin Demirtaş 14 gün savunma yaptı. O yüzden benim itirazlarım kayda geçsin istiyorum." dediği halde Mahkeme Başkanı, “Gereksiz olarak çok uzadı bu dava. 4 aydır yargılama yapıyoruz. Biz programda değişiklik yapmayacağız. Savunma yapmak istemiyorsanız susma hakkı diye kayda geçiririm.” diye hitap etti ve dediğini de yaptı. Oysa İmamoğlu, “Verdiğiniz süre yetmez” diye itiraz etmişti, “Savunma yapmayacağım” dememişti.
***
İsrail’i kınayalım da Ekrem İmamoğlu’na, CHP’li belediye başkanlarına ve CHP’nin seçilmiş yöneticilerine yapılanların hukukta yeri var mı?
Bu arada, Türkiye’nin etrafına da hendekler kuruluyor ama iktidara sorarsanız, “büyük devlet oluyoruz...”
Cumhuriyet -Olaylar ve Görüşler - Cengiz Kuday - 20 Temmuz 2026 - Değişen Dünya ve Türkiye

Değişen dünya ve Türkiye - Cengiz Kuday
Uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklar ya da kalıcı düşmanlıklar yoktur; kalıcı olan yalnızca milli çıkarlardır.
Dünya siyaseti son yıllarda belki de Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en köklü dönüşümlerinden birini yaşıyor. Ukrayna’daki savaş, Ortadoğu’da derinleşen krizler, enerji güvenliği, düzensiz göç hareketleri, siber tehditler ve yapay zekânın güvenlik alanında yarattığı yeni dengeler uluslararası sistemi yeniden şekillendiriyor.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından oluşan tek kutuplu düzen artık yerini çok kutuplu bir dünyaya bırakıyor. ABD, Çin, Rusya ve yükselen bölgesel güçler arasındaki rekabet her geçen gün daha da belirgin hale geliyor. Böyle dönemlerde jeopolitik konumun önemi yeniden artar ve Türkiye de bulunduğu coğrafya itibarıyla bu yeni denklemin merkezindeki ülkelerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Karadeniz, Akdeniz, Kafkasya ve Ortadoğu’nun kesişim noktasında bulunan Türkiye; güçlü ordusu, gelişen savunma sanayisi ve farklı aktörlerle aynı anda diyalog kurabilme kabiliyeti sayesinde uluslararası siyasetin en önemli aktörlerinden biri haline gelmiştir.
NATO LİDERLER ZİRVESİ’NİN ARDINDAN
7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi de bunun önemli göstergelerinden biridir. Aradan geçen uzun yılların ardından NATO liderlerinin yeniden Türkiye’de bir araya gelmesi, yalnızca diplomatik bir organizasyon değil; Türkiye’nin uluslararası güvenlik mimarisindeki vazgeçilmez rolünün de yeniden teyit edilmesi anlamına gelmektedir.
Son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı “dostane” ifadeler de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Kamuoyunda bu açıklamalar doğal olarak ilgi uyandırmaktadır. Ancak devlet yönetiminde kişisel dostluk söylemleri hiçbir zaman tek başına belirleyici değildir. Liderler değişebilir, söylemler yumuşayabilir ya da sertleşebilir fakat devletlerin öncelikleri değişmez. Washington için de Ankara için de esas olan; güvenlik, ekonomi, enerji ve jeopolitik çıkarları yani devletlerin milli menfaatleridir.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Dün karşı karşıya gelen devletler bugün ortak hareket edebilmekte, dün aynı ittifakta bulunan ülkeler ise çıkarları çatıştığında farklı saflarda yer alabilmektedir. Diplomasi, duyguların değil; aklın, stratejinin ve çıkar hesaplarının alanıdır.
ARTAN JEOPOLİTİK DEĞER
Yıllar önce, Türkiye’nin dünyaya ihraç ettiği en değerli unsurun ordusu olduğuna dair dikkat çekici bir değerlendirme yapılmıştı. Bugün geldiğimiz noktada ise aynı cümleyi yeniden hatırlamadan edemiyor insan. Acaba değişen küresel dengeler içerisinde bu tespit hâlâ geçerliliğini koruyor mu, yoksa artık çok daha geniş bir anlam mı taşıyor? Savunma sanayisinden diplomatik etki kapasitesine kadar uzanan tabloya bakıldığında, bu sorunun yanıtını zamanın kendisi veriyor.
Bu nedenle büyük devletlerin Türkiye’ye gösterdiği ilgiyi yalnızca dostluk olarak değerlendirmek doğru olmaz. Türkiye’nin artan jeopolitik değeri aynı zamanda büyük güç rekabetinin merkezinde yer aldığı anlamına da gelmektedir. Böyle dönemlerde izlenmesi gereken yol; milli menfaatleri esas alan, dengeli, öngörülü ve çok yönlü bir dış politika yürütmektir.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’nin izlediği dengeli dış politika bunun en başarılı örneklerinden biridir. Yoğun baskılara karşın ülkenin savaşın dışında tutulması, aradan geçen yıllar içinde ne kadar isabetli bir strateji izlendiğini göstermiştir.
Bugün de benzer bir süreçten geçiyoruz. Büyük güçler çoğu zaman doğrudan karşı karşıya gelmek yerine mücadelelerini farklı coğrafyalar üzerinden yürütüyor. Bu tablo karşısında Türkiye’nin en büyük gereksinimi; güçlü kurumlar, sağlam bir ekonomi, caydırıcı bir savunma kapasitesi ve uzun vadeli stratejik akıldır.
İÇERİDE BİRLİK, DIŞARIDA GÜÇ
Belki de bugün üzerinde en fazla düşünmemiz gereken konu budur. Etrafımızda böylesine büyük jeopolitik gelişmeler yaşanırken içeride bitmek bilmeyen siyasi tartışmalarla, davalarla ve günlük polemiklerle enerjimiz tükenmektedir, böylesine kritik bir dönemde devlet kurumlarına duyulan güvenin korunması her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Vatandaşların kurumlarına eskisi kadar güven duyup duymadığına ilişkin tartışmaların yaşandığı bir ortamda, siyaset kurumunun da kullandığı dile ve attığı adımlara azami özen göstermesi gerekir. Çünkü güçlü devletler yalnızca askeri ve ekonomik güçleriyle değil, kurumlarına duyulan güvenle de ayakta kalırlar.
Bugün siyaset yapan, fikir üreten ve toplumu etkileyen herkesin kullandığı dilin ve attığı adımların sorumluluğunu daha fazla hissetmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. İçeride kutuplaşmayı derinleştiren kavgaları büyütmek yerine, çevremizde giderek sertleşen uluslararası rekabet ortamına hazırlanmak ortak sorumluluğumuzdur. Tarih göstermektedir ki büyük güç mücadelelerinin yaşandığı dönemlerde içeride birlik duygusunu koruyabilen devletler güçlenmiş, kendi iç çekişmelerine teslim olanlar ise bunun bedelini ağır ödemiştir.
Türkiye’nin önündeki asıl mesele, günü kurtaracak tartışmalar değil; gelecek on yılları şekillendirecek stratejik hedeflere odaklanabilmektir. Çünkü dış politikada gerçek başarı, yalnızca bugünü yönetebilmek değil, gelecek nesillerin güvenliğini ve refahını bugünden inşa edebilmektir.
PROF. DR. CENGİZ KUDAY