Thursday, August 13, 2026

Yeni Şafak/MSB - 13 Ağustos 2026 - MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık'ta düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuştu.

 

MSB'den Mekke Anlaşması açıklaması: NATO’ya alternatif veya rakip bir yapı değil

12:04, 13/08/2026, PerşembeGüncelleme: 13:20, 13/08/2026, Perşembe
AA
MSB'den Mekke Anlaşması açıklaması: NATO’ya alternatif veya rakip bir yapı değil
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık'ta düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuştu.

Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması, NATO’ya alternatif veya rakip bir yapı olmayıp bölgesel güvenlik ve istikrara katkı sağlayarak uluslararası güvenlik mimarisini tamamlayıcı bir mekanizma olarak değerlendirilmektedir." denildi. Çerçeve yasaya ilişkin yapılan açıklamada da, "Bakanlığımızca, Kanun’un 8’inci maddesinin uygulanmasına yönelik olarak devletimizin ilgili kurumlarıyla tam bir uyum ve koordinasyon içerisinde gerekli çalışmalara başlanmıştır." ifadeleri kullanıldı.

muzaffer.burdurlu13888 undefinedorhan göcmenli undefineddr.aunalmis550 undefined
muzaffer.burdurlu13888 ve 6 kişi beğendi

Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık'ta düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuştu.

Aktürk, Kıbrıs Türkü'nün hak ve güvenliğini teminat altına almak ve maruz kaldığı zulmü sona erdirmek amacıyla 14 Ağustos 1974'te icra edilen İkinci Kıbrıs Barış Harekatı'nın yıl dönümü dolayısıyla şehitleri ve ebediyete irtihal eden gazileri andı.

8. madde üzerinde çalışılmaya başlandı

Aktürk, "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmaların, terörün Türkiye'nin gündeminden kalıcı olarak çıkarılması, milletin huzur ve güvenliğinin güçlendirilmesi, toplumsal birlikteliğin pekiştirilmesi ile bölgede kalıcı barış ve istikrarın tesis edilmesi açısından tarihi öneme sahip olduğunu vurguladı.

Gelinen aşamada en büyük payın vatan uğruna fedakarlığın en yüce örneğini sergileyen şehitlere, kahraman gazilere ve ailelerine ait olduğunu ifade eden Aktürk, şunları söyledi:

"Bakanlığımızca, Kanun'un 8'inci maddesinin uygulanmasına yönelik olarak devletimizin ilgili kurumlarıyla tam bir uyum ve koordinasyon içerisinde gerekli çalışmalara başlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ülkemizin beka ve güvenliğine yönelen her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini, sınırlarımızda ve ötesinde kesintisiz ve kararlı şekilde sürdürmektedir. Bu kapsamda geçtiğimiz hafta içerisinde barınma alanlarından kaçan 3 terör örgütü PKK mensubu daha teslim olmuştur."

"Sınır güvenliği en üst seviyede tesis ediliyor"

Aktürk, sınırlarda güvenliğin 7 gün 24 saat esasıyla en üst seviyede tesis edildiğini bildirdi.

Sınır güvenliğine ilişkin bilgi veren Aktürk, şunları kaydetti:

"Hudutlarımızda son bir haftada 1'i terör örgütü mensubu olmak üzere yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 499 şahıs yakalanmış, 716 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylece, 1 Ocak'tan bugüne kadar sınırlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 7 bin 942, engellenen kişi sayısı da 45 bin 518 olmuştur. Ayrıca, bu hafta içerisinde Van, Hakkari ve Hatay hudut hatlarında yapılan arama-tarama faaliyetlerinde 304 kilo uyuşturucu madde ele geçirilmiştir."

Bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkılar

Aktürk, ikili işbirlikleri, bölgesel inisiyatifler ve çok uluslu görevler kapsamında birçok coğrafyada başarıyla görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, bölgesel ve küresel barış için öncü rol oynamaya devam ettiğini vurguladı.

Bu kapsamda Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos'ta Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandığını hatırlatan Aktürk, üç ülke arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin savunma, güvenlik alanında daha kurumsal ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasının amaçlandığını söyledi.

Anlaşmanın temel hedefinin bölgesel güvenlik ve istikrara katkı sağlamak, üç ülke arasındaki askeri işbirliğini geliştirmek ve muhtemel krizlere karşı ortak hareket kabiliyetini güçlendirmek olduğunu belirten Aktürk, "Söz konusu anlaşma savunma amaçlı olup herhangi bir ülkeyi ortak düşman ya da hasım olarak tanımlamamaktadır." dedi.

Aktürk, anlaşma kapsamında savunma bakanları, dışişleri bakanları ile genelkurmay başkanları, silahlı kuvvetler komutanlarının katılımıyla stratejik siyasi ve askeri mekanizmaların oluşturulması ve üç ülke arasındaki koordinasyonun en üst düzeyde yürütülmesinin öngörüldüğünü ifade etti.

Anlaşmayla askeri işbirliğinin kademeli olarak geliştirilmesinin planlandığını bildiren Aktürk, "Bu kapsamda komuta yeri ve arazi tatbikatlarından başlayarak, ilerleyen aşamalarda kara, deniz, hava, hava savunma ve insansız sistemlerin katılımıyla müşterek tatbikatların icra edilmesi hedeflenmektedir." bilgisini verdi.

Zeki Aktürk, tatbikatlarla muhtemel krizler öncesinde ihtiyaç ve eksikliklerin tespit edilmesi, elde edilen tecrübelerin doktrin, eğitim ve planlama süreçlerine aktarılması ile müşterek harekat kabiliyetinin sürekli geliştirilmesinin amaçlandığını belirtti.

Savunma sanayi işbirliğinin anlaşmanın önemli unsurlarından biri olduğuna dikkati çeken Aktürk, "Bu kapsamda yalnızca ürün ve sistem tedariki değil, ortak geliştirme ve üretim, teknoloji işbirliği ile sürdürülebilir bakım ve lojistik desteğin sağlanması hedeflenmektedir." diye konuştu.

"NATO’ya alternatif veya rakip bir yapı değil"

İnsansız ve otonom sistemlerin, elektronik harp ve yapay zeka destekli kabiliyetlerin öncelikli işbirliği alanları arasında yer aldığını vurgulayan Aktürk, şunları kaydetti:

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması, NATO'ya alternatif veya rakip bir yapı olmayıp bölgesel güvenlik ve istikrara katkı sağlayarak uluslararası güvenlik mimarisini tamamlayıcı bir mekanizma olarak değerlendirilmektedir. Mekanizmanın olgunlaşmasıyla birlikte, gerekli mutabakatın sağlanması halinde diğer ülkelerin katılımı da değerlendirilebilecektir. Nihai hedefimiz, barış döneminde etkin şekilde işleyen, muhtemel krizlere hazırlıklı ve ihtiyaç halinde somut askeri destek sağlayabilen kurumsal bir mekanizma oluşturmaktır. Bu işbirliğinin, ülkelerimizin güvenliğinin yanı sıra bölgesel barış, istikrar ve caydırıcılığa da önemli katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz. Bu vesileyle dost ve kardeş ülke Pakistan'ın Bağımsızlık Günü'nü şimdiden kutluyoruz."

"İsrail, Gazze'deki insani krizi derinleştiren saldırılarını sürdürüyor"

Aktürk, Orta Doğu'daki gelişmeler kapsamında bölgede kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasının, İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki işgal ve saldırılarına son vermesiyle mümkün olduğunu söyledi.

İsrail'in, Birleşmiş Milletler raporlarına da yansıyan ve Gazze'deki insani krizi derinleştiren saldırılarını sürdürdüğünü ifade eden Aktürk, şunları dile getirdi:

"İsrail'in 15 maddelik Gazze Planı'nı da reddetmesi, bölgesel yayılmacı politika izlediğinin bir diğer göstergesi olmuştur. Öte yandan İsrail, imzalanan çerçeve anlaşmasına rağmen benzer şekilde Lübnan'ın güneyindeki saldırılarına ve askeri faaliyetlerine de devam etmektedir. Uluslararası toplumun, İsrail'in bu eylemlerine karşı uluslararası hukuka ve insani değerlere sahip çıkarak daha kararlı ve güçlü bir tutum sergilemesinin, bölgede barış ve istikrarın tesisi açısından elzem olduğunu bir kez daha vurguluyoruz."

Düşen F-16 uçağı

Aktürk, dün Yalova'da kırıma uğrayan F-16 uçağına ilişkin de bilgi verdi.

Zeki Aktürk, konuya ilişkin, "12 Ağustos'ta 18'inci Ana Üs Komutanlığı/Yalova'da 2026 yılı Hava Harp Okulu Öğrenci Seçme Uçuşları kapsamında eğitim uçuşu gerçekleştiren Hava Kuvvetlerimize ait bir adet F-16 uçağımız kırıma uğramıştır. Fırlatma koltuğuyla uçaktan ayrılan pilotumuzun sağlık durumu iyidir. Kırımın nedeni yapılacak detaylı inceleme sonucu belirlenecektir." açıklamasını yaptı.

Envantere yeni giren silah sistemleri

Aktürk, yerli ve milli savunma sanayisinin kara, deniz, hava ve siber alanlarında geliştirdiği kritik sistemlerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılığını ve harekat kabiliyetini güçlendirmeye devam ettiğini vurguladı.

Bu kapsamda yapılan faaliyetlere ilişkin bilgi veren Aktürk, şunları kaydetti:

"Geçtiğimiz hafta içerisinde Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca muhtelif miktarda, dikine iniş kalkış yapabilen Kamikaze İnsansız Hava Aracı (KİHA) Sistemleri ile 5,56 milimetre hafif makineli tüfeğin muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanmıştır. Diğer yandan, 20-23 Ağustos tarihleri arasında Gölcük Deniz Ana Üs ve Gölcük Tersanesi Komutanlıklarımızda düzenlenecek, ülkemizin ve Deniz Kuvvetlerimizin denizlerdeki gücü ile bu alandaki ileri teknolojik yetkinliğini katılımcılarla buluşturacak TEKNOFEST Mavi Vatan'a, gençlerimiz başta olmak üzere tüm halkımızı bekliyoruz."

Öğrenci ve personel temini

Aktürk, personel ve askeri öğrenci alım faaliyetlerinin planlanan takvime uygun olarak devam ettiğini duyurdu.

Bu kapsamda 24 Temmuz’da başlayan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları'nda istihdam edilmek üzere 2026 yılı "3'üncü Dönem Uzman Erbaş Temini", "4'üncü Dönem Teknik Sınıf Uzman Erbaş Temini" ile "2'nci Dönem Sözleşmeli Er Temini" başvurularının 17 Ağustos'a kadar uzatıldığı bilgisini veren Aktürk, şunları kaydetti:

“Bakanlığımız ile Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğinde, ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik düzenlenen 'Kahramanım Mehmetçik ve Vatan' konulu resim yarışmasında halk oylaması devam etmektedir. Öğrencilerimizin bayrağımıza, vatanımıza ve Mehmetçiğimize duydukları sevgi ve bağlılığı sanat yoluyla ifade etmelerine imkan sağlayan yarışma kapsamında seçici kurul tarafından belirlenen eserler Bakanlığımızın X hesabında vatandaşlarımızın beğenisine sunulmuştur. İlkokul kategorisinin ardından ortaokul kategorisinde devam eden halk oylaması yarın sona erecek, yarışma sonuçları ise 21 Ağustos'ta Bakanlığımız ile Milli Eğitim Bakanlığının resmi sosyal medya hesapları ve internet siteleri üzerinden ilan edilecektir.”

Soru-cevap

MSB'de düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısının ardından, Bakanlık tarafından basın mensuplarının sorularına ilişkin açıklama yapıldı.

Kızıldeniz İttifakı'na ilişkin soru üzerine Bakanlık tarafından "Babülmendep Boğazı'nda seyir serbestisinin sağlanması amacıyla 'Çok Uluslu Deniz Savunma Koalisyonu' kurulmasına yönelik olarak Suudi Arabistan'ın daveti üzerine, 28 Temmuz'da Riyad'da teknik düzeyde, müteakiben 30 Temmuz'da Genelkurmay Başkanları seviyesinde toplantı gerçekleştirilmiştir." açıklaması yapıldı.

Halihazırda koordinasyon maksadıyla 12-13 Ağustos 2026 tarihlerinde Cidde'de icra edilmekte olan toplantıya Türkiye tarafından katılım sağlandığı ifade edilen açıklamada, Körfez bölgesinde gerginliğin azaltılması ve uluslararası ticaretin kesintisiz sürdürülmesi amacıyla Suudi Arabistan makamlarıyla çalışmalara devam edildiği belirtildi.

"Hudut karakollarının azaltılması söz konusu değil"

Hudut hattındaki çalışmalara ilişkin soru üzerine Bakanlık tarafından, "Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hudutlarımızı 'Hudut Namustur' anlayışıyla her türlü hava ve arazi şartlarında 7 gün 24 saat esasına göre büyük bir özveri ve kararlılıkla korumaktadır. Bu kapsamda hudut karakolları ve üs bölgelerimizde birlik veya personel azaltılması söz konusu değildir." değerlendirmesi yapıldı.

Somali Silahlı Kuvvetleri personeline verilen eğitimler

Bakanlık tarafından, dost ve müttefik ülkelerle imzalanan ikili anlaşmalar kapsamında eğitim ile danışmanlık faaliyetlerinin yürütüldüğü aktarıldı.

Bu kapsamda, Somali Silahlı Kuvvetleri personeline gruplar halinde "Komando Temel Eğitimi" verildiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Manisa'da 11 Mayıs-7 Ağustos tarihleri arasında eğitimlerini tamamlayan 1521 personelin mezuniyet töreni, 7 Ağustos'ta Kara Kuvvetleri Komutanımız ile Somali Kara Kuvvetleri Komutanı'nın katılımıyla icra edilmiştir. Mezun olan personelin ülkelerine intikali 10 Ağustos'ta başlamış olup 4 Eylül'e kadar tamamlanması planlanmaktadır. Müteakip eğitim grubu kapsamında, 1523 Somali Silahlı Kuvvetleri personeline 17 Ağustos-9 Kasım tarihleri arasında eğitim verilmesi planlanmaktadır.”

Cumhuriyet gazetesi - Bedri Baykam - 13 Ağustos 2026 - Çerçeve yasa ve artçı şokları

 

Çerçeve yasa ve artçı şokları

13.08.2026 04:00
Güncellenme:

Açık konuşalım, siyasi gündemimiz, konjonktürümüz, her şey birdenbire beklediğimizin de ötesinde ciddi bir deprem yaşadı. Devlet Bahçeli’nin durup dururken parlamentoda ortaya attığı, tarihsel ve uluslararası olarak dal budak salmış bu konuya kendimizi her ne kadar aşina sansak da, hafta başı oylanan yasa tasarısı siyasi ortamımızın resmen “içinden geçti”.

YASA TASARISI VE SİYASİ PARTİLERE ETKİSİ

AKP-MHP ve DEM koalisyonu, gizli ortakları Kılıçdaroğlu’nun da desteğiyle, 468 “Evet” oyuylaistediğini elde etmiş görünüyor. İYİ Parti ve Zafer Partisi bu oylamadan sonra sert itirazlarını çekinmeden ortaya koydukları için haklı takdirler kazandılar. İşin trajikomik yanı ise malum: Bu karara evet diyen Cumhur İttifakı milletvekillerinin, 2023’te oy toplarken halka “Bunlar teröristleri serbest bırakacaklar, Selo’yu dışarı çıkaracaklar, bunlar terör çevreleriyle omuz omuza” minvalinde propaganda yürütmüş olmaları!

İlk bakışta, YENİ PARTİ bu kritik oylamadan en büyük zararı görmüş siyasi oluşum olarak öneçıkıyor. Her ne kadar 91 milletvekilinin 54’ü tasarıya “Hayır” oyu vermiş olsalar da partinin zirvesi, yani Genel Başkan Özgür Özel ve üç grup başkanı ile ekibi başta olmak üzere, yönetim kadrosunun çoğunun “Evet” demiş olması Atatürkçü çevrelerde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Kendimizi aldatmaya gerek yok; bu yadsınamaz bir gerçek. Bazı Atatürkçü gazetelerin inanılmaz sert Özel karşıtı birinci sayfaları, köşe yazıları ve sayısız sosyal medya tepkisi ortada… Tabii, WhatsApp grupları da kaynıyor. Doğar doğmaz anketlerde zirveye yerleşmiş olan YENİ PARTİ’nin halk nezdindeki kredisiciddi şekilde sarsıldı. Adeta birdenbire her şey tepetaklak oldu. Şehit annelerinin gözyaşları, gencecik gazilerin acıları ile karşılaştırtılamaz bile, ama bir de evet oyları sebebiyle halkın partisini yaşatmak için coşkuyla cebinden verdiği destek paraları büyük ihtimalle hız kaybedecek ve partiye üye olmayı bekleyen yüz binlerce, belki milyonlarca insan kendilerini ya geri çekecek ya da kararsızlıkla boğuşacak, yeni doğan bebeğin beslenme süreci sekteye uğrayacak.

Bir de şuradan bakalım: YENİ PARTİ milletvekillerinin yalnız %60’ı değil, diyelim ki %100’ü bu tasarıya karşı çıkmış olsaydı, Güneydoğu’da, Kürt kökenli vatandaşlar nezdinde ve politize gençler arasında “bu parti çelişki dolu, barışa karşı çıkıyorlar, kendilerinden olmayan cezaevindeki insanları kaale almıyorlar” şeklinde nasıl bir eleştiri yağmuruna tutulabileceğini düşünebiliyor musunuz? Ayrıca YENİ PARTİ bu yasaya toptan karşı çıksaydı, iktidar kanadının bu olguyu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl suistimal edebileceğini hiç düşündünüz mü? Tarihte yaşananların, Cumhuriyet’in kuruluş sancılarının, kırk yıl süren terörün, çelişkili demokrasi ve özgürlük tanımlamalarının, bu değerleri istismar eden kimi kürsü sahiplerinin altüst ettiği siyasi ortamımızda Özel’in tabii ki herkesi tatmin etmesi mümkün değildi. Ama çevresinde, Kılıçdaroğlu’nun bilerek partide pasifize ettiği, tecrübeli ve ödünsüz Atatürkçü isimleri Özel’in de beyin fırtınası ve yönetim kadrolarına yeterince dahil etmemesi, malum yasanın gündemimizi işgal ettiği son iki yılın kendisi açısından en büyük açığıdır.

Butlancı CHP’de ise, oylamaya katılan 29 milletvekilinin 27’sinin iktidar koalisyonuyla birliktehareket etmesi bizi şaşırtmadı. Zaten Kılıçdaroğlu’nun ana hesaplaşmasının Atatürkçü Cumhuriyet ile olduğunu, gecikmeli de olsa, son üç yılda daha iyi anladık. Peki bu durum Özel ve partisi için ne denlibüyük bir sorun? Açık konuşalım, çok ciddi. Çünkü hedeflerini bulutlara taşımış, %50+1 ve hatta %65 gibi akıl almaz seçim başarılarının hayalini kuran ve roket gibi yükselmekte olan yeni siyasi oluşum,şimdi birden bazı acı gerçeklerle tanışacak. Bu hızla büyümenin duraksamasını seyredecek. Kendisini düne kadar alkışlayıp bugün suçlayan, hatta en sert yorumları yapan yurttaşların ters rüzgârına direnmeye çalışacak. Özgür Özel, büyük zorluklarla yaşama geçirdiği birinci parti olarak iktidara yürüyüşünün ilk perdesinin kapandığını ve artık bambaşka, tehlikeli bir şekilde fokurdayan kazanlara girdiğini görecek. 

YENİ PARTİ VE ÖZEL’İN YAŞADIĞI İÇSEL FIRTINALAR

Tabii ki yaşanan durum YENİ PARTİ ve Özel için hiç de kolay değil. Evet, Özel’in topluma izah ettiği birçok gerekçesi var. Siyasi mahkûmların serbest bırakılmasının önünde engel olmak, barışa giden yolda silahların artık sonsuza dek susacağı bir ortamın oluşmasına karşı çıkmak istemiyor. Daha da ötesinde, SHP döneminden başlayarak sosyal demokrasinin Kürt kökenli siyasetçilerle olan diyaloglarının önünde set oluşturmayı da göze alamayacağını düşünüyor. 

Tabii YENİ PARTİ’de tüm milletvekilleri ret oyu verseydi de yine durum değişmeyecekti… Ama buna rağmen YENİ PARTİ sanki akışın ana sorumlusu gibi sunuldu. Ortam o kadar arapsaçına dönmüş ki, CHP’de kalmış butlancıların veya anti-butlancıların hepsi bu durumu fırsat bilip YENİPARTİ ve Özel’e saldırmak istiyorlar. “Hayır” oyu veren merkez sağ, zaten kızgın. Atatürkçüler ise ilk duygularının ağır bir hayal kırıklığı olduğunu saklamıyor. İYİ Parti karşı çıkış gerekçelerini sıralarken ulus-devlet mantığının yok edildiğini ve bu yasanın Sevr Antlaşması'nın tarihine denk getirilmesinin gizli ve açık anlamlarını hatırlatıyor. İYİ Parti Milletvekili Ayyüce Türkeş’in gerek komisyon masasında sonu kavgayla biten konuşması gerek Millî Meclis oturumundaki tarihi sözleri kolay yenilir yutulur lokmalar değil. Tabii ki barış istiyorum, diyen herkes kendine göre haklı. Fakat barış ne pahasına geldiği zaman elle tutulur, değer ve kalıcı olabilir? Atatürkçülüğe göre barışa ulaşma yolu,tabii ki Cumhuriyet’in temel değerlerini hiçe sayan bu özensiz dil ve yaklaşım olamaz. Açık konuşalım, Baykal’ın son dönemlerinden itibaren bugüne kadar, başta Bay Kemal dönemi olmak üzere, CHP ne yazık ki İkinci Cumhuriyetçi veya Ilımlı İslamcı bakış açılarının etkisinde kaldı ve Atatürk milliyetçiliğine hep mesafeli durdu. Bunu, kadrolarda özellikle “yer verilmeyen” isimlere baktığımızda net olarak görürüz. Erdoğan’ın halktan bahsederken Türk-Kürt-Arap diye ayrımlardan söz etmesi, 27’ye yakın farklı etnik kökenden ve bunların yüz yıllara yayılan karışımlarından oluşan Türk milletini elbette tatmin etmiyor. Lazlar, Çerkezler, Arnavutlar, Abhazlar, Romanlar, Süryaniler,Museviler, Rumlar… saymakla bitmez. Mesela hepsi ayrı bir toprak parçasında konfederasyon alternatifi mi arasın, her biri dillerini Türkçe’nin yanı sıra resmi dil yapmayı mı talep etsin? Onlar terör ve bölücülük suçlarına bulaşmamış tertemiz yurttaşlarımız… Dolayısıyla Ümit Özdağ kalkıp “Türkiye Yugoslavyalılaştırılmak veya Lübnanlaştırılmak isteniyor” dediğinde bu halkta ciddi bir endişe yaratıyor ve karşılık buluyor. Atatürk’ün meşhur “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir” sözleri, ülkeyi Türk-Kürt, Alevi-Sünni veya Arap diye bölmeye kalkanların Orta Çağ mantıklarıyla tabii ki tamamen ters düşüyor. Şayet Pandora'nın kutusu böyle açılırsa ve Atatürkçü cumhuriyetin temellerinden uzaklaşılırsa, oradan AB'nin yerel yönetimlere özerklik tanıma hattı üzerinden bu işi federasyona kadar götürmek isteyecekler, talepler arasında sıra buna da gelecek. Bu gelişmeler, ABD’nin “böl-parçala-yönet” siyaseti üzerinden bize barıştan çok kaos ve bölünme getirir.

OLDU-BİTTİNİN DEVAMINDA HANGİ SENARYOLAR VAR?

Bir tek şey kesin: Bu yasa oldu-bittiye getirildi. Komisyon tartışmaları yayınlanmadı, tam tersine gizlendi. Halkın, Parlamento’da neler konuşulduğunu bilmesini istemediler. Birçok milletvekili bu yasada neyi oylayacaklarını son ana kadar ancak dedikodulardan duydular. Bu oylamadan evvel Sanatçılar Girişimi olarak “Cumhuriyetimizin temel değerleriyle; ülkemizin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, milletimizin ve halkın yüzlerce yıllık çözülmez kardeşliğiyle ilgili yaşamsal önemde bir konunun, itiraz edilmez barış kavramı sos olarak kullanılıp oldu bittiye getirilmek istenmesi kabul edilemez” şeklindeki itirazımızı ve konunun karar için ayrıntılı olarak milletin önünde tartışılması gereğini vurgulayan bir bildiri yayınlamıştık. Aslında halkın çok büyük bir kısmı açısından yapılması gereken, bu apar-topar çıkarılan yasanın netleştirilerek referanduma götürülmesi... 

Tabii ki iki yıldır fasılalı olarak yazdığım gibi, bu yasa girişimi DEM milletvekilleri desteğinin ve belki de oylarının Erdoğan’ın yeniden, dördüncü kere, aday olabilmesi ihtiyacından doğdu. Yoksa tasarının o şatafatlı adında var olan (Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu) herhangi bir demokrasi arayışından değil! Ne dediğimi anlamak için özellikle son üç yılda mahkemelerimizin ve cezaevlerimizin gündemine bakmak yeterli. Tabii ki bu yasa ile iştahı açılan iktidar bloku, şimdi de aynen geçmiş iki referandumda yaptığı gibi, sahte demokrasi vaatleriyle yeni bir anayasa hazırlamak istiyor. Tabii ki bu çok soslu karışımın içinde yine demokrasi ve özgürlük vaatleri kulaklarımızdaçınlıyor. Gerçekten merak ediyorum, tek adam rejimi ile bu vaatlerin hayata geçtiğine inanan kaç fani nefes alıyor aramızda? Hangi demokrasi, hangi barış, hangi özgürlük? Bunlar şaka bile değil.

Ne yazık ki son yıllarda akıl almaz bir şekilde delik deşik edilen anayasamızın bekçisi Anayasa Mahkemesi, bu yasanın Anayasa'ya aykırı noktalarını deşifre edecek mi? Bunu yüksek sesle dillendirecek mi? Böyle bir itirazı kim dinleyecek? Bu da ayrı bir merak konusu