Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti BRT TV de ÖzgürYeleğen’in sunduğu“Sözün Özü”programında, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın müsteşarı ve Baş müzakereci Ergün Olgun önemli açıklamalarda bulundu. Aşağıda bu programın önemli bölümleri sunulmaktadır.
Özgür Yeleğen
…Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığıaçıklama yaptı ve hem Japonya'dan hem de Amerika Birleşik Devletleri'ndenhava indirme tümenleri şu anda İran'a doğru yolda ve Hürmüz Boğazını açmak amacıyla çok büyük bir operasyona hazırlanıyorlar. Bir kara operasyonuna hazırlanıyorlar.
Önce dışarıdan başlayalım istedim. Küresel tarafta görüşünüzü merak ediyorum. Jeopolitikolarak ve jeostratejikolarak görüşleriniz nelerdir? Bunların Kıbrıs sorununa yansıması nasıl olacaktır?
Ve şu andaki politika ile ilgili görüşlerinizi rica edeceğim. Buyurun.
Ergün Olgun
Söyleyeceklerim tabii ki herkes tarafından bilinen bir şey ama bu neticede bir yandan Siyonizm’in bir yandan da Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı Trump'ın kendinehas ego şişirici, hem dünyanın polisi hem mahkemesi hem karar veren yargıcı durumunda gören anlayışının bir nevi yansımaları. Ama tabii tahrik İsrail'den geliyor, Netanyahu'dan geliyor.Ben şahsen bunun uzun vadede çok da Amerika Birleşik Devletleri'nin ve İsrail'in çıkarına olacağına inanmıyorum.
Şunu görüyorum. Bu savaştan yararlanan esasında Amerika Birleşik Devletleri'nin ve hattaİsrail'in kendine düşman gördüğü ülkeler, yani mesela Rusya'nın bundan ciddi şekilde yararlandığını görüyorum.
Çin'in ise Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşlarda nasıl davrandığını, savaş teknolojisininne olduğunu, bununla nasıl mücadele edilebileceğini bilfiil alanda ciddi şekilde takip edip
bundan dersler çıkardığını görüyorum. Bunun arkasından da kanaatime göre büyük savaşın Pasifikte olacağını düşünüyorum. Çünkü bunlar ışığında büyük olasılıkla Tayvan ve Japonya'nın da içinde olacağı Pasifikte bir savaşlakarşı karşıya kalabiliriz. Bu bir nevi bana göre onlar için ders alacak bir fırsat oluşturdu. Özellikle Çin için bir fırsat oluşturdu.
Ben buna paralel olarak Avrupa Birliği'nin ve Avrupa'nın da isabetli bir politika izlediği kanaatinde değilim.
Bana göre Pasifik'te çıkacak olan bir savaşın Avrupa'ya yayılmaması için Rusya'nın Avrupa tarafından kazanılmasına ihtiyaç var. Yani Rusya'nın düşman olarak görülmesinin artık bir kenara bırakılıp Rusya'nın Avrupa'nın bir parçası olduğu; Ukrayna'da devam eden savaşın dengeli bir şekilde neticelendirilip Rusya'nın Çin'le olası ittifakını engelleyecek şekilde Batının Rusya'yı kazanmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Dolayısıyla büyük resme baktığımda büyük kutuplaşmalarla karşı karşıyayız.
Bundan tabii ki bölgemizin çıkarması gereken dersler var. Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa arasındaki gerginliği görüyoruz. Körfez ülkelerinin Amerika'ya güvenerek bütün savunmalarını Amerika'ya teslim etmiş olmalarının sonuçlarını görüyoruz.
Terk edilmiş durumdadırlar. Yani şu anda Amerika Birleşik Devletleri Körfez ülkelerini, Suudi Arabistan'ı, Katar'ı savunamıyor. Bütün bunlardan çıkarılacak dersler var.
Tabii ki en önemli ders bizim Kıbrıs'ta çıkarmamız gereken ders. Bana göre burada çıkarılması gereken ders şudur.Son dönemde sürekli bir konjonktür değişikliği ile karşı karşıyayız. Şu anda kutuplar çatışmasının ortasında bulunuyoruz.
Bu çatışmada Avrupa’nın Türkiye'ye olan ihtiyacı artmış durumda. Buraya gelmezden önce Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu bir raporu okudum.
Bu raporda Almanya Dışişleri Bakanlığı açık olarak bir yol kavşağında olunduğundan ve Avrupa'nın Türkiye ile savunma ve güvenlik alanlarında iş birliğine girmek zorunluğundolunduğundan söz ediliyor. Bu çok önemli bir gelişme, ancak Avrupa Birliği'nin halanedense bu ihtiyaca cevap verebilecek bir politika geliştirdiğini görmüyorum,Kıbrıs'ta.
Hala daha Rum tarafının o fanatik milliyetçilik ve Megal İdea tutkusuyla onları etkilediği politikayıdevam ettiriyorlar.
Yani biz halen meşru haklarımızı korumada Rum tarafının etkisiyle batı emperyalizmiyle mücadele etmek durumunda kalıyoruz. Neticede bu mesele Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında bir mesele olmanın ötesine geçmiş durumda.
Ö. Y. Evet. İki kıta ve zihniyetin ortasında kaldık aslında.
Ergün Olgun :Bununla mücadele edecek politikaları geliştirmek mecburiyetindeyiz.
Bu politikanın içerisinde bir caydırıcılık ayağının da olmasına ihtiyaç var ki bu konuda şu ana kadar Kıbrıs Türk'ü ve hatta benim kanaatime göre Türkiye Cumhuriyeti gerekli caydırıcı oluşturacak bir politika geliştirmiş değil.
Ö. Y. Çok önemli bu söylediğiniz Ergün Bey. Şimdi Kıbrıs konusu dediğimiz zaman hakikaten yani önde gelen beş kişi say deseniz beş kişiden bir tanesisiniz. Bu nedenle de bugünkü programda aslında bir cerrah titizliğiyle yaklaşalım istiyorum şu andaki politikaya. Biraz içeriye gelelim.
Şimdi Sayın Tufan Erhürman, Hristodilis'in açıklamalarına karşıaçıklamalar yapıyor. Yani Hristodilis bazı fanatik çıkışlar yapıyor. Zaman zaman Avrupa Birliği de aynı şekilde.
İşte Avrupa Parlamentosu başkanının geçen haftalarda yapmış olduğu EOKA ile ilgili kutlama mesajı vesaire. Şimdi içeriye baktığımız zaman bu geçen yaklaşık 5 aylık sürede aslında biz elle tutulur bir politikayı henüz maalesef dizayn edemedik. Sorum şu: Şimdi Sayın Tufan Erhürman bu çıkışlarında zaman zaman devlet politikası oluşturmaya çalışıyor.
Ama devlet politikası adına elle tutulurbir şey yok. Yani şu anda Kıbrıs konusunun çözümüne dair politikamız nedir sorusunun cevabını şahsen bir yurttaş olarak ben çok çözümleyemiyorum yapılan açıklamalardan, daha çok karşı tarafa bir cevap verme, savunma şeklinde oluyor.
Şimdi size göre bu açıklamalar günü kurtarmaya dönük çeşitli açıklamalar mıdır? Ne yapmaya çalışıyor şu anda Cumhurbaşkanlığı?Nasıl bir politikanın içindeyiz? Tabii ki yılların birikimi, yılların sorunu, 5 ayda çözülmesini beklemiyoruz ama en azından önümüzü görmek adına şu anda nasıl bir politika izleniyor? Sizden bunu bir cerrah titizliğiyle analiz etmenizi rica ediyorum.
Ergün Olgun : Çok teşekkür ediyorum. Çok isabetli bir soru. Birçok noktaya değinebilirim.
Birincisi Sayın Cumhurbaşkanımız tabii ki çok iyi bir hukukçu, uzun yıllar siyasette bulunmuş.
Annan Planı döneminde bir teknik komitenin, KKTC anayasasının teknik komitesininbaşkanlığını yapmış akademisyen bir arkadaşımız. Benim de o dönemde birlikte çalıştığım bir Kıbrıslı Türk dostumuz, vatandaşımız. Fakat şunu görüyorum.
Birincisi bugünün şartlarına uygun bir kararlılık göremiyorum izlediği politikada. Bugün Kıbrıs Türk'ün karşı karşıya olduğu tehdidi birazönce anlattık. Bu sadece Rum tarafından gelen bir tehdit değil. Bu tehdide karşı ilkeli, sarih ve kararlı bir politikaya ihtiyaç var.
Bahsettiğim gibi kutuplar arası bu rekabet/gerginlikte Türkiye'ye ihtiyaçları artmış olmasına rağmen Rum ve Yunanlıların da etkisi altında Avrupa’da hâkim duruş ve politika hala Türkiye’yi ve Kıbrıs Türk halkını öteki olarak görüyor ve bize karşı düşmanca davranıyor.Bununla mücadele sarahat ve kararlılık gerektiriyor.
Rum tarafının asırlardır değişmeyen hegemonik politika ve davranışları, Avrupa’nın bizlere karşı izlediği bu politika karşısında meşru haklarını gözetecek ilkeli, kararlı, hatta caydırıcı politikalar izleme ihtiyacı var. Şu anda, Sayın Cumhurbaşkanımızın gayrı meşru yollarla uluslararası statü kazanmış Rum yönetimine karşı egemen bir devlet olarak KKTC’yesahip çıktığını göremiyorum. Hala daha gidip gelen bir politika izliyor.
Federal çözüm modelinin Kıbrıs şartlarında uygulanabilir ve sürdürülebilir bir formül olmadığının 40 yılı aşkın müzakerelerde ortaya çıkmış olmasına rağmen hala bir yandan sözde bir federasyondan, diğer yandan da egemenlikten söz ediyor.
Rum tarafıyla arzulanan iş birliğinin bu günkü koşullarda egemen eşitliğeve eşit uluslararası statüye sahip mevcut iki Devlet arasında olabileceğini telaffuz edemiyor. Bunu ciddi bir eksiklik olarak görüyorum.
İkincisi, ortada bir ikilem görüyorum.Sayın Cumhurbaşkanımızın hem geldiği siyasi parti hem de kendinin parti başkanı olduğu dönemdeki performansına, davranışlarına, ifadelerine baktığımda, iç politika konusunda son derece sert bir politika izliyorlar. Ama iki yüz yıldır bizleri hakimiyetleri altına almaya çalışan Rum/Yunan tarafına karşı çok yumuşak, nerede ise onlara şirin görünme davranışı sergiliyorlar. Bu çelişkiyi çok yanlış görüyorum.
Bir de eşitliğe dayalı gerçek ve sürdürülebilir bir federal ortaklık için uzmanların altını çizdiği şart ve koşulların göz ardı edilmekte olduğunu görüyorum.
Federal ortaklıklar kurucularının birbirinin eşit hak ve statülerine saygı gösterildiği ve tarafların birbirini artı ve tamamlayıcı gördüğü koşullarda kurulabilir ve sürdürülebilir.
Kıbrıs’ta Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını hedeflerine ulaşmada bir engel ve kendilerine yük olarak görüyor.
Hedeflerine ulaşmak için esasında eşit hak ve statüye dayanmayan sözde bir federasyonu araç olarak kullanıp Garantörümüz Türkiye’yi adadan çıkararak Kıbrıs Türkünü savunmasız bırakıp hedeflerine ulaşmayı hedefliyorlar. Sizi düşman gören bir tarafla federasyon kuramazsınız.
Peki Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman niye hala geçmiş yakınlaşmalar zemininde bir anlaşma üzerinde ısrar ediyor? Bu adını koymadan federasyonu hedeflemektir.
Bu vesile ile gördüğüm bu eksiklik ve çelişkileri ifade etmiş olayım.
Ö. Y. Sanki Cumhurbaşkanımız bir savunma pozisyonundaymış gibi ifadelerde bulunuyor.
Açıklamalarını ben böyle algılıyorum. Yani Hristodulides hakikaten çok sert açıklamalar yapıyor. Mesela özellikle bizim en hassas konumuz olan garantiler ve asker konusunda sürekli olarak tahrik edici beyanlar veriyor. Sürekli burayı kaşıyor. Bir hafta önce Özer Kanlı burada konuğumuzdu. Sayın Özer Kanlı “Biz burada savaşı kastetmiyoruz, savaşmayı da kastetmiyoruz ama caydırıcılık göstermezsek hatalı ve eksik hareket etmiş oluruz" demişti.
Bu konudaki görüşünüz ne?
Ergün Olgun : Kesinlikle katılıyorum ve biraz önce söylemeye çalıştığım da buydu. Rum tarafının söylemlerinden daha önemli olan icraatlarıdır. Her şeyden önce bir ortağınıza, müstakbel bir ortağınıza karşı, insanlık dışı ambargolar uygulayamazsınız. Bir taraftan ortak olacağız diyorsunuz diğer yandan meşru haklarını inkâr edip onlara insanlık dışı ambargolar uyguluyorsunuz. Samimiyetsizlik ve iki yüzlülük ortada.Onların gerçek hedefi işgalleri altındaki Kıbrıs Cumhuriyeti’ne Kıbrıs Türkü'nü entegre etmek, onun içerisinde eritmek.
Bu vesileyle Rum tarafı Nisan'da Sayın Erhürman'la bir görüşme talebinde bulundu. Onu da biraz önce okudum. Bir noktaya daha değineyim. Sayın Erhürman sürekli olarak biz barış dilini kullanalım, masadan kaçmayalım diyor. Bence bu da yanlış. Müzakere bilimine göre tek bir doğru strateji ve politika yoktur. Şartlara göre strateji geliştirilir.
Ö. Y. Çok önemli bir şey söylüyorsunuz. Detaylandıralım bunu.
Ergün Olgun : Yani şöyle diyeyim size. Ciddi bir tehditle karşılaştığınızda buna cevap verip masadan kalkabilmeniz lazım.Adam sizi sürekli dövüyorsa buna karşı kendinizisavunacağınıza, ciddi duruş sergileyip adamı dövmekten caydıracağınıza, hala daha ona neredeyse şirin görünüp “yapmayın yahu hadi gel konuşalım” şeklinde davranamazsınız. Bu kesinlikle doğru bir politika değil. Rum tarafının bize yaptığı bu.
Yani tek bir doğru strateji yok. Sürekli olarak “barış dili” propagandası yapmayı ben zafiyet olarak görüyorum. Doğru olan gereğine göre hareket etmek, yerine göre diyalog içinde barış dili kullanmak, ancak size düşmanca davranıldığında masadan kalkmayı ve hatta çatışmayı göze alabilecek kararlılıkta olmaktır.
Bilinmelidir ki gerektiğinde masadan kalkmayı ve hatta çatışmayı göze alamayan taraf kesinlikle başarılı olamaz. Bu vesileyle şunu da ifade edeyim. Cumhurbaşkanı Tatar döneminde Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte geliştirilen mevcut iki devletin iş birliğine dayalı politikanın bugünün şartlarında ne kadar doğru bir politika olduğunun da artık idrak edilmesi zamanın geldiğini düşünüyorum.
Ö. Y. Bu konuyu bir de uluslararası aktörler açısından değerlendirmenizi rica edeceğim Ergün Bey, şimdi hakikaten Türk tarafını aslında belki masada zayıf bırakan şey Avrupa Birliği'nin bu şovenist çıkışları, Rum’u kayıtsız şartsız desteklemesi ve Birleşmiş Milletler ‘in de hala daha bize 186 sayılı kararı dayatmasıdır. Esasında ana konu bu.
Uluslararası aktörler nezdinde biz bu sorunu nasıl çözeceğiz? Çünkü gelip sürekli duvara dayanıyoruz. Sürekli karşımıza Birleşmiş Milletlerin kararları çıkartılıyor tamamen, insan haklarına aykırı.
Benim seyahat özgürlüğümü engelleyen, uluslararası ticaretimi engelleyen, benim plebisit hakkımı engelleyen kararları getirip bana dayatan ve gasp edilmiş devletin kabulüne neden olan, üzerine de Avrupa Birliği üyesi yapılarak mühürlenen bir karar silsilesini görüyoruz 60yıllık müzakere sürecinde.
Size göre bu uluslararası aktörler kısmı nasıl aşılacak? Türkiye'nin burada fonksiyonu ne olacak?
Ergün Olgun : Bakınız, müzakere güçle ilgilidir. Müzakerede güçlü olan taraf kazanır veya kendini zayıf hisseden taraf kaybeder. Yani altta olan belki de o kadar zayıf değildir ama o kadar bir psikolojik yorgunluk içerisindedir ki veya o kadar bir saplantılar içerisindedir ki kendini zayıf hisseder ve sonuçta karşı tarafa karşı kaybeder.
Şimdi bu noktada yapılması gereken bizim güç kaynaklarımızı artırmaktır ve koz geliştirmektir. Rum tarafına karşı, hatta Batıya karşı koz geliştirmeliyiz. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti'nin son dönemdeki politikalarını isabetli buluyorum.
Yani Sayın Hakan Fidan'ın bir taraftan İran ve İsrail arasındaki savaşta bir nevi denge kurucu/uzlaşı zeminini hazırlayıcı politikası, diğer yandan Pakistan, Suudi Arabistanve Mısır ile birlikte bir ittifak/iş birliği içinde bunu yapmaya çalışması Türkiye’nin uluslararası itibarını ve statüsünü yükseltici bir sonuç doğuracaktır. Bu uluslararası alanda Türkiye’nin ve bizim müzakere gücümüzü artırır.
İkincisi, Türkiye Cumhuriyeti Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı döneminde askeri teknoloji ve savunma teknolojisi konularında ciddi bir merhale katetti ve şu anda özellikle insansız hava araçları geliştirilmesi konusunda, füzeler geliştirilmesi konusunda ciddi bir mesafe katetti. Bu biraz önce bahsettiğim çerçevede Avrupa’nın Türkiye'ye olan ihtiyacını artıracaktır. Şu anda Türkiye Avrupa kıtasında en yoğun askeri teknoloji ve askeri üretim altyapısına sahip ülkelerden biri haline geldi.
Şimdi koz geliştirmeye gelelim. Koz geliştirme şöyle olur. Karşı tarafın zayıfnoktalarını bulmakla ilgilidir koz geliştirme. Onları acıtacak noktaları bulmakla ilgilidir.
Ö. Y. Mesela somut örnek verelim.
Ergün Olgun : Şu ortamda ben somut örnek vermek istemem çünkü bu program Güneyde de takip ediliyor. Sadece metodolojiyi dile getireceğim. ilkeleri söylerim. Kapalı bir toplantıda bana sorulursa ne olabileceğini söylerim. Rum tarafının ve Avrupa Birliği'nin Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk tarafına olan ihtiyacını artıracak, iki, bu ülkelerin zayıf noktaları üzerinde buzafiyeti kaşıyacak noktaların bulunmasıyla ilgilidir koz geliştirme.Bunları bulduğunuz ve bunları kullandığınız zaman karşı taraf düşünmeye başlar. Aman bunuyaparlarsa benim halim ne olur? Bu bir araştırma meselesidir ve ciddi şekilde etüt gerektirir.
Kamuoyu yoklamalarına ihtiyaç var. Karşı taraftan istihbarata, ciddi istihbarata ihtiyaç var.
Onların nerelerden rahatsız olacağını bulmakla ilgilidir. Bunun ötesinde bir şey söylemeyeceğim.
Ö. Y. : Çok çok önemli bir şeysöylediniz aslında şu anda. Devlet aklı ortaya koymaya çalışıyorsunuz. Anladım.
Ergün Olgun : Bu araştırma ve çalışmalara bağlı olarak bir planlama yapılır. Buna stratejik planlama denir. Bunun için gerekli insan kaynakları, maddi kaynaklar ve altyapı ortaya konur. Bu kendiliğinden olan bir şey değil, bir planlama işidir. Uzman işidir.
Bunlar oturur stratejik bir planı hazırlar. Bunun hem iç politika hem de dış politika ayağı vardır. İç politika ayağında kendi toplumunuza, kendi halkınıza bunun doğru anlatılmasının ihtiyacı vardır. Çünkü bu çok yanlış anlaşılabilir. Bu tür hamleler karşı tarafa zarar verebileceği gibi sizin içinizde de istismar edilebilir.
Ö. Y. : Çok haklısınız.
Ergün Olgun : Dolayısıyla bunun hem iç tarafını çözmeniz lazım hem de dışa karşı bununla ilgili olarak nasıl etkili olabileceğine dair çalışma yapmanız lazım. Bütün bunları planlayacak bir ekip şu anda Kıbrıs'ta yok. Cumhurbaşkanlığında da yok. Dolayısıyla benim kanaatime göre Türkiye ile birlikte çok ehil bir çalışma ekibi oluşturulup bu sorduğunuz soru ve ihtiyaç üzerinde çalışılmasına gerek var. AB ve Rum/Yunan taraflarını izlemekte oldukları hegemonik politikayı değiştirmeye, bizim meşru haklarımıza saygı göstermeye nasıl zorlayacağız? Bu maksatla gücümüzü nasıl artıracağız? Sorulması gereken ve yapılması gereken bunlar.
Tek başına barış dili kullanmanın arkasına takılmak çare değil.
Bir şey daha söylemek istiyorum. Son açıklamalarından birinde Sayın Cumhurbaşkanımız Rum tarafının müttefik ağı oluşturma çabalarının Türkiye’ye karşı güvenlik dengesini sağlamak için yapıldığından söz etti.
Ö.Y. : Bu bizi zayıf gösteren bir açıklama olmadı mı aslında?
Ergün Olgun : Bu bana göre çok yanlış bir açıklama. Bunun birkaç nedeni var.
Denge kurmayı üçüncü taraflar anlayışla karşılayabilir. Ancak esasında Rum tarafının yapmaya çalıştığı denge kurmak değil üstünlük kurmaktır.
Yani Rum tarafının davranışına doğru teşhisini koymuş değiliz. Rum tarafı denge aramıyor.
Üstünlük arıyor. Denge arayan Kıbrıs Türk tarafı. Nasıl mı arıyor? Şu anda Kıbrıs Türkün politikası benim özden gelen eşitliğime saygı göster. Bunun içerisinde eşit statü vardır. Eşit egemen haklarımın kabul edilmesi vardır. Eşitliğim gereği bunları kabul et diyor.
Rum tarafı reddediyor. Bu üstünlük arayışıdır. Sen gayrı meşru yollardan uluslararası statüye sahip bir devlete sahip oldun. Beni hiçbir şeye sahip olmaktan men ediyorsun. Eğer sen bir devletsen eşitlik gereği benim de devlet sahibi olma hakkım vardır.
Denge budur.
Esas dengeyi kurmaya çalışan Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafı üstünlük kurmaya çalışıyor ve biz buna karşı politika geliştirmek mecburiyetindeyiz.
Ö. Y.: Tecrübenize binaen soruyorum. Şimdi biz denge kurmaya çalışalım. Mesela buradan bir mentor olarak, bir üstat olarak Cumhurbaşkanlığına birkaç uygulama örneği verebilir
misiniz? Deyin ki bizim üstünlük kurmak için şu argümanları çalıştırmamız gerekiyor.
Tabii ki söylediniz. Şu anda bu kadrolar yoktur. Türkiye ile ortak akılla tekrar bir güncellenmiş politika çalışması yapılması gerekiyor dediniz ama en azından değinin. Çünkü hakikatenbugüne kadarki açıklamalara baktığımız zaman savunmada kalan bir durum sözkonusu Cumhurbaşkanlığı tarafında. Rum yönetimi de bunu çok iyi kullanarak son dönemde saldırılarını yükselttikçe yükseltti ve konuyu en sonunda hiçbir geri adım atmadan yeniden sıfır asker sıfır garanti konusu çözülmeden Kıbrıs konusu çözülemez noktasınakadar getirdi. Size göre şu anda Cumhurbaşkanlığı’nın yakın vadede yapması gerekenler nelerdir?
Ergün Olgun : Söylediğim gibi şu anda bu konuda pek fazla açıklama yapamam. Fakat birkaç ipucu verebilirim. Bir kere Türkiye Cumhuriyeti'nin son buraya göndermiş olduğu altı F16 bu caydırıcılık unsurlarından bir örnek olarak görülebilir. Eksikler nelerdir?
Geçmişteki uygulamalarla bağlantılı birkaç örnek vereceğim ama bunun ötesinde daha fazla bir soru sormayınız lütfen. Mesela KKTC'nin ilan etmiş olduğu deniz yetki alanlarında Rum tarafının fiili bir çalışması, örneğin sondaj çalışması olması halinde ilk zamanlar yapıldığı gibi bunun fiili olarak engellenmesi ciddi bir caydırıcılık olabilir.
Maraş'ın KKTC yönetiminde ve KKTC egemenliğinde daha önce planlandığı gibi oraya müracaat edecek ve KKTC bünyesi içerisinde, yani KKTC'nin otoritesini kabul edecek Rumlara mallarıyla ilgili olarak Taşınmaz Mal Komisyonuna müracaat etmelerini sağlamak ve bu kapıyı onlara açmak benim kanaatim göre caydırıcı bir unsur olabilirdi. İki tane örnek verdim size. Başka söylemeyeceğim.
Ö. Y. : Evet. Yani bir global takasa aslında geçilmesi lazım diyorsunuz. Bir takas sistemi de olmalı.
Ergün Olgun : Şimdi global takas daha farklı bir şey. Ben kapalı Maraş'tan söz ediyorum.
Global takas bütün ada ile ilgili bir konu. İkisini karıştırmayalım.
Ö. Y. : Evet. Bu onun önünü açar diye düşünüyorum açıkçası. Eğer buradan başlanırsa.
Ergün Olgun :
Münhasıran Kapalı Maraş’la ilgili olarak söylediğim şöyle. KKTC otoritesini kabul edecek Rum hak sahiplerine, gerekli incelemeler yapıldıktan ve hukuki olarak meşruiyeti teyit edildikten sonra, iade dahil olmak üzere, takas ve tazminat seçeneklerinin ileri götürülmesi benim kanaatime göre çok ciddi bir şekilde Rum tarafını rahatsız edecek bir politika olabilir.
Ö.Y.: Çok önemli iki done verdiniz. Hakikaten bunların üzerinde düşünülmesi gerektiğine ben de inanıyorum.
Ergün Olgun : Bir şey daha var. Malumunuz orada Vakıfların da hak iddiaları var.
Kanaatime göre bu hakkın da göz önünde bulundurulup nasıl çözümlenebileceği konusunda fikir üretip süratlen bir çözüm bulmakta yarar var.
Ö. Y. : Şimdi malumunuz birkaç tane tapu çeşidi var bizde. Türk malı, eşdeğer, puan sistemi vesaire. Bu da doğal olarak tabii ki bizim çözmemiz gereken bu konuyu daha karmaşık hale getiriyor.
Ergün Olgun :
Şu anda tapuda tek bir tapu koçanı var. Tapu Dairesi koçanlarda eşdeğer, Türk malı veya tahsis ayrımı yapmıyor. Dolayısıyla uygulamada tek sisteme geçmiş durumdayız. Vakıf olması son derece yanlış olur. Yanlış olur çünkü ekonomik sistem bireysel mülkiyet üzerine kurulmuştur. Bireysel mülkiyeti ortadan kaldırıp araya bir aracı sokarsanız o sistem çalışmaz. Yani bir hayli yerden karar çıkarılması gerekliliği ortaya çıkar ve ekonominin çarklarının dönmesinin önüne bir engel daha çıkarmış olursunuz. Kanaatime göre doğru bir yaklaşım değil.
Bana göre bu noktadan sonra bu konu Kıbrıs meselesinde bir uzlaşıya varılması halinde,bu mümkün olmadığı takdirde zaman aşımı içinde kendiliğinden çözülecek. Bu nedenlerle ekonominin çarklarının dönmesini sağlayacak şekilde mevcut politikanın devam ettirilmesi ve TMK’nın daha etkin çalışmasını sağlayacak düzenlemeler getirilmesi uygun olacaktır.
Bir uzlaşı olacaksa bunun mevcut iki Devlet arasında olması ve mülkiyet sorununun dasizin de söylediğiniz gibi global mal takası ve tazminat şekliyle ele alınması uygun olacaktır.
Hem toplum içerisinde hem de dışa karşı bunun gereklerini anlatmaya ihtiyaç var.
Yani bu konunun oturulup uzmanlar seviyesinde nasıl ileriye götürüleceğinin detaylandırılması gerekir. Bunun için geçmiş uygulamalardan yararlanılabilir.
Örneğin Batı Almanya'nın Doğu Almanya'yla birleştiği zaman uygulananbir model vardır. Taşınmaz değerini belirleme ve olası tazminatları fonlama ve ödeme süreleri konularındaki düzenlemelerden yararlanılabilir.
Çağrılacak bir uluslararası donörler toplantısından bu maksatla ödenecek tazminatlara destek imkanı yaratılabilir.
Ö. Y.:
Bu soruyu neden sordum? Onu biraz açmak istiyorum. Aslında buraya dayandırarak soruyu biraz genişleteyim istedim. Şimdi bu hafta alternatif medya kaynaklarında bir haber çıktı Ergün Bey. Bilmiyorum okuma imkânı buldunuz mu? İsrail Devleti'nin Yunanistan adalarını kiralama veya satın alma sürecine dair alternatif medyada birtakım haberler çıktı. Bu tabii global olarak ne kadar mümkün, değil ben bilmiyorum. Yani bu ayrı bir uzmanlık isteyen bir konu. Rum tarafıyla ilgili olarak da şu anda İsrail Devleti bildiğimiz kadarıyla çok ciddi satın almalar yapıyor ve bunlar üzerinden de yine Türkiye'yi veya bölge jeopolitiği, bölge jeo-ekonomisini değiştirecek veya zorlayacak bazı adımlar atmaya çalışılıyor. Bu maksatla da farklı görüşmeler olduğu kulağımıza geliyor açıkçası.
Sizce bu konunun veya bu haberin bir gerçekliği olabilir mi? Aslında sorduğumsorunun üzerine bunu bina ederek değerlendirmenizi rica ediyorum.
Ergün Olgun :
Bu konuda Sayın Dışişleri Bakanımızın bir açıklaması var. Bu açıklamaya benim yapabileceğim bir tek katkı şudur. Buna kesinlikle Yunanistan da razı olmaz.
Hiçbir ülke kendi egemenliğini bu bahsettiğinden türden bir yaklaşımla zedelemez.
Rum tarafında zaten biliyorsunuz bu konuya çok ciddi bir tepki oluşmaya başladı.
Bu KKTC'de de denenmişti. KKTC'de de buna karşı ciddi bir tepki oluştu.
Şu anda KKTC'de faaliyet gösteren İsrailli firmaların faaliyetleri durmuş durumdadır.
Belki kapalı olarak devam ettirmeye çalışanlar olabilir ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ciddi bir tepki çıktı ve bir de bununla ilgili olarak hükümetin almış olduğu önleyici kararlar var. Rum tarafında da ciddi bir tepki var.
Yunanistan'ın kendi için kritik olan ve Türkiye'ye karşı kullanmayı planladığı bu adaları, benim kanaatime göre bu tür bu şekilde İsrail'e kaptırması pek mümkün değil.
Fakat bu hiçbir şey yapmayalım demek değil. Bu olasılıkiçin hazırlıklı olmamızda da yarar var ve bunu caydıracak politikalar da geliştirmemizde yarar var.
Ö. Y. : Şimdi Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin bir NATO hevesi var gördüğümüz kadarıyla. Amerikan Başkanı Trump'ın da açıklamaları özellikle son 10 günde NATO'nun etkisizliğine, yetkisizliğine dair hakikaten çok ciddi eleştiriler var. Hatta NATO'yu desteğe de çağırdı
hatırlarsanız. Fakat 5. maddeyi çalıştıracak bir unsur bulamadılar. Bu konuyla alakalı olarak sahte bayrak operasyonları da düzenlediler.
Biliyorsunuz Türkiye'ye 3 adet, yani Türkiye'ye fırlatıldığı düşünülen 3 adet füze var bu konuyla ilgili olarak ve NATO unsurları bunları düşürdü ve buna karşı da hakikaten Türkiye çok sert bir açıklama yaptı ve diplomasisi de şu anda devam ediyor.
Amerikan başkanının NATO'yu dağıtmak gibi bir durumu ve NATO 2'yı kurmak gibi bir tahayyülü, Avrupa Birliği'ni de içinde bulunduran ve Rum tarafının da heveslendiren bir tahayyülü olabilir mi? Çünkü sanki burada oyun biraz daha büyük gibi. Yani büyük resme baktığımız zaman Sayın Olgun esasında Amerika'nın planının birincisi NATO unsurlarıyla alakalı olarak olduğunu yani NATO'yu dağıtmak, yeni bir NATO kurmak olduğunu görüyoruz.
İkinci aşamada da sizin programın başında bahsettiğiniz üzere Pasifik'te büyük bir savaş çıkabilir mi? Bu iki konuyu da derinlemesine bir analiz yapalım.
Birinci sorum şu. Size göre Amerika Birleşik Devletleri’nin hakikaten NATO ile ilgili, özellikle Başkan Trump'ın son 10 gündür yaptığı açıklamalara binaen soruyorum, bir aksiyonu alacak mı, yoksa burada bir hedef saptırma mı yapmaya çalışıyor Başkan Trump?
Diğer sorum da Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin hakikaten NATO'ya girmesi olası bir risk mi bizim için?
Ergün Olgun :
Birinci soruyla ilgili olarak şunu söyleyeyim. NATO ile ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri veTrump'ın, yapabileceği icraat şu olabilir.Vermekte olduğu desteği azaltabilir, yapabileceği benim kanaatime göre onun ötesine geçmez. Şu anda zaten bunu telaffuz ediyor. Siz bana bağımlılığı azaltarak savunmanız için kendi katkınızıartırın diyor. Bunu %5 seviyesine çekmeye çalışın diyor. Katkısını azaltma ötesine geçebileceğine pek ihtimal vermiyorum. Zaten biliyorsunuz eğer ciddi bir adım atarsa ABD üssü bulunan bazı Avrupa ülkeleri ülkelerindeki Amerikan üslerinin kaldırılmasını isteyeceklerini açıkladı. Dolayısıyla bu iki tarafı kesen bir bıçak.
Kısaca ABD’nin yaptığı “wake up call”dediğimiz yani uyanma alarm zili gibi bir şey.
Avrupa kendi kendini savunabileceği şartları yaratma zorunluluğunu daha ağır bir şekildehissedecek. Bu da Avrupa’nın savunma ve güvenliğinde Türkiye'ye olan ihtiyacının artmasına katkıda bulunacak. Rum tarafının yapmakta olduğu hamlelere gelince onu çok daha geniş bir pencereden görmekle yarar var diye düşünüyorum.
Eğer hala daha Batı emperyalizmi Türkiye'ye artan ihtiyacına rağmen Türkiye'yi öteki, hatta düşman gören yaklaşımlarına devam eder ise, yani değişen şartların gerektirdiği uyumu ve dönüşümü yaşayamazsa, satranç oyununda olduğu gibi Kıbrıs’ta birkaç hamleli bir komplo ile karşı karşıya kalabiliriz. Bu Rum tarafının baskı ve manipülasyonuylaEgemen İngiliz Üsleri ile bağlantılı olabilir.
Malum Rum tarafının girişimleriyle Egemen İngiliz üstlerinin kapatılması yönünde ilk adım atıldı. Bu inisiyatifin Rum tarafının NATO’ya üyelik girişimiyle bir şekilde bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bir olasılık İngilizlere şu teklifi yapmaları: “Siz adadan çekilin ve buradaki üslerinizi sizin de üyesi olduğunuz NATO’ya devredin.” Egemenlik statüsünün kaldırılıp bu üslerin NATO’ya devredilmesi Rum işgalindeki sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bu üsler üzerinde söz hakkına sahip kılacaktır. Bu arka kapıdan NATO’ya ulaşım kapısı açar.
İkinci risk 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunda imzalanan üç uluslararası Antlaşma olan Kuruluş (ki İngiliz Üsleri bu antlaşma altında kuruldu), İttifak ve Garanti Antlaşmalarından Kuruluş Antlaşmasının Rum tarafının inisiyatifi neticesinde ortadan kaldırılması veya delinmesi halinde bunun emsal yaratarak İttifak ve Garanti Antlaşmalarını da tartışmaya açacak bir süreci başlatmasıdır.
Ö. Y.:
Çok önemli şeyler söylüyorsunuz. Çok çok önemli bir uyarı. Bunu tekrar edelim Sayın Olgun.
Ergün Olgun:
Ben satranç oyunlarında olduğu gibi 2/3 hamleli durumlarla karşı karşıya kalabileceğimizi değerlendiriyorum. Rum tarafının İngiliz üslerin kaldırılması girişimini ciddi şekilde takipetmek, Türkiye ile birlikte immeselenin kesinlikle Kıbrıs ihtilafında bir sonuca ulaşılıncaya kadar gerçekleşmemesini sağlayacak bir politika izlemimizin en doğru yol olduğunu değerlendiriyorum.
Egemen İngiliz Üstleri Kıbrıs ihtilafı bir sonuca bağlanmadan ele alınmamalı.

