Tuesday, September 22, 2026

BBC NEWS TÜRKÇE - Berlin'de seçimleri kazanan Sol Parti'nin başbakan adayı Elif Eralp kimdir? - 21 Eylul 2026

 BBC NEWS  TÜRKÇE

Berlin'de seçimleri kazanan Sol Parti'nin başbakan adayı Elif Eralp kimdir?

Elif Eralp, Sol Parti pankartının önünde gülümsüyor

Kaynak,Sean Gallup/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,45 yaşındaki Eralp hayat hikayesiyle olduğu kadar, insan hakları alanında verdiği mücadelelerle de tanınıyor
    • Yazan,BBC News Türkçe
    • Unvan,Berlin
  • Yayın tarihi
  • Okuma süresi 6 dk

Almanya'nın başkenti Berlin, eyalet parlamentosunu ve yeni hükümeti belirlemek üzere 20 Eylül Pazar günü sandık başındaydı.

Kamu yayıncıları ARD ve ZDF'nin sandık çıkış anketlerine göre Sol Parti (Die Linke), Başbakan Friedrich Merz'in liderliğindeki merkez sağ Hristiyan Demokrat Birliği CDU'yu mağlup etti.

İlk sonuçlar, Sol Parti'nin adayı Türkiye kökenli Elif Eralp'i %25,3 ile önde gösteriyor.

Berlin hem eyalet hem de başkent statüsünde olduğu için bu göreve seçilen kişi, hem belediye başkanı hem de eyalet başbakanı yetkilerini taşıyor.

Ancak Elif Eralp'ın "Regierende Bürgermeisterin" (Yönetici Belediye Başkanı) görevini üstlenebilmesi için büyük olasılıkla bir koalisyon çoğunluğu oluşturması gerekecek.

Seçim sonrasında konuşan Eralp, "Bugünden itibaren birlikte Berlin'i değiştiriyoruz" dedi.

Şu anda Almanya'nın başkentinde koalisyon hükümetini yöneten CDU ise %19'da kaldı.

Oy oranını yaklaşık iki katına çıkaran aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) ise %16 ile üçüncü sırada.

Perşembe günü yapılan bir anket, seçmenin yüzde 23'ünün kararsız olduğuna işaret ediyordu.

Merz üzerindeki baskı artıyor

Berlin'deki seçim her ne kadar bir eyalet seçimi olsa da sonuçları başbakan ve aynı zamanda CDU'nun genel başkanı olan Friedrich Merz üzerindeki baskıyı artırdı.

CDU'nun, 6 Eylül'de AfD karşısında Saksonya Anhalt'ta aldığı ağır yenilgi, Merz'in başbakanlık koltuğunu sarstı.

20 Eylül'de bir diğer eyalet seçiminin yapıldığı Mecklenburg-Vorpommern'de partisi parlamentoda kalabilmesi için gerekli olan %5 barajının altına düştü.

Merz, bu sonucu partisi için "bir felaket" olarak nitelendirdi ve sorumluluğu üstlendiğini söyledi. Ancak aldığı ağır sonuçlara rağmen görevde kalacağı mesajı verdi.

Eralp'in galibiyeti Berlin'de hangi ilklere yol açabilir?

Berlin hem eyalet hem de başkent statüsünde olduğu için buraya seçilen yönetici, hem belediye başkanı hem de eyalet yöneticisi unvanını alıyor. Yönetici Belediye Başkanı unvanını taşıyan makama Eralp'in seçilmesi durumunda kent tarihinde ilk kez göçmen kökenli bir siyasetçi bu görevi üstlenecek.

Seçim zaferi, Sol Parti açısından da önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor.

Bugüne kadar hep Hristiyan Demokrat ya da Sosyal Demokrat başbakanların yönettiği Berlin'de, ilk kez sosyalist bir parti yeni koalisyon hükümetini kurmaya hak kazanıyor.

Sol Parti "Doğu Almanya'nın mirası" olarak tanımlanan, demokratik sosyalist hatta kimilerine göre de aşırı sol, sol popülist bir parti.

Merkez sağ ve sol partilerinin kan kaybettiği, aşırı sağcı AfD'nin Almanya'nın en güçlü siyasi partisi haline geldiği bir dönemde, siyaset yelpazesinin sol ucunda yer alan Sol Parti'nin göçmen kökenli adayı Eralp'in oy oranlarını bu denli arttırmayı nasıl başardığı büyük merak uyandırıyor.

'AfD'ye verilecek yanıt benim'

Elif Eralp posteri önünde yürüyen Almanlar

Kaynak,Sean Gallup/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,Sol Parti'nin Berlin'deki olası zaferi Merz üzerindeki istifa baskısını artıracak

45 yaşındaki Eralp hayat hikayesiyle olduğu kadar, insan hakları alanında verdiği mücadelelerle de tanınıyor.

Eralp seçim kampanyasında Berlin'de kapı kapı dolaştıklarını, AfD'ye oy veren seçmenlerle de görüştüklerini anlatırken, aslında vatandaşların gerçek gündeminin ekonomik sorunlar olduğunu ancak merkezdeki partilerin hatalı politikalarının, seçmenleri AfD'nin kollarına ittiğini söylüyor.

Eralp, AfD'nin "gerçekleri çarpıtarak ekonomik sorunların sorumlusu olarak göçmenleri gösterdiğini" ancak "hiçbir zaman sorunlara gerçek çözüm önerileri getirmediğini" savunuyor.

Kendilerinin ise yüksek kiralar, hayat pahalılığı gibi konularda sosyal adalet taleplerini gündeme taşıdıklarını, iktidara gelmeleri durumunda da sorunları çözeceklerini savunuyor.

"Berlin'de göçmen kökenli bir siyasetçi olarak benim seçilmem, göçmenleri hedef alan AfD'ye karşı verilecek bir yanıt da olacaktır" diyen Eralp, Sol Parti'nin Berlin'de iktidara gelmesinin, Almanya genelinde son aylarda esen aşırı sağ rüzgarını tersine çevireceğini vurguluyor.

Türkiye'deki 80 darbesinden kaçan sosyalist ailenin kızı

Evli ve iki çocuk annesi Elif Eralp, 1980 darbesinde sonra Türkiye'den kaçan ve Almanya'ya iltica eden sosyalist bir ailenin kızı.

Sol Partili siyasetçinin, doktor ve sendikacı olan babası ile fabrikalarda kadın işçileri örgütlediği için birkaç hafta süreyle hapis yatan annesi, darbeden sonra ani bir kararla Türkiye'den kaçarak Almanya'ya sığınıyor.

Eralp, annesinin Almanya'ya ayak bastığında kendisine hamile olduğunu, kısa bir süre sonra da Münih'te dünyaya geldiğini, küçük yaşlardan itibaren göçmenlerin yaşadıkları zorlukları ve korkuları birebir yaşadığını anlatıyor.

"Annem geçenlerde hatırlattı, çocukken ona 'Türkiye'den geldiğimiz için bizi de mi öldürecekler şimdi?' diye sormuşum" sözleriyle, günümüzde aşırı sağın yeniden güçlenmesinden duyulan korkuları çok iyi anladığını ifade eden Eralp sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Ebeveynlerimin hayatı ve yaşadıklarımız, kim olduğumu, hukuk okumamı ve siyasete girmemi derinden şekillendirdi. Çünkü çok fazla adaletsizliğe tanık oldum ve bu nedenle siyasete girdim."

Eralp, Zohran Mamdani'yi mi örnek aldı?

Astronomik kiralara, dev emlak şirketlerine savaş açması, bu şirketleri kamulaştırmayı vadetmesi, sosyal adalet taleplerini güçlü bir şekilde dile getirmesi, Filistinliler ile dayanışma eylemlerine destek vermesi, kendisinin sıklıkla ABD'nin göçmen kökenli sosyalist siyasetçisi olan New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'ye benzetilmesini de beraberinde getiriyor.

Seçim kampanyasını "Berlin'i herkes için yaşanabilir bir kent haline getireceğim" sloganıyla yürüten Elif Eralp, tıpkı Mamdani gibi seçim kampanyasını kapı kapı dolaşarak, seçmenle doğrudan temas kurarak yürüttü.

Elif Eralp yemek dağıtırken

Kaynak,John MACDOUGALL / AFP / Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,Elif Eralp beş yıldır ülkede olan herkesin oy hakkına sahip olması gerektiğini söylüyor

Eralp, Mamdani'nin başarısından dersler çıkardıklarını gizlemiyor.

"Kapitalizmin kalbi sayılan New York'ta bir demokratik sosyalistin elde ettiği başarı, büyük bir başarıdır. Mamdani, tüm sol partiler ve sol hareketler için çok önemli bir rol modeldir" diyen Eralp, "Birbirimizden öğrenmeye çalışıyoruz" sözleriyle de Mamdani'nin ekibiyle irtibat halinde olduklarını açıklıyor.

'Babamın oy kullanma hakkı olmaması kabul edilemez'

AB ülkelerinin büyük bölümünde göçmenler yerel seçimlerde oy verme hakkına sahip.

Almanya'da ise AB üyesi ülkelerin vatandaşları dışındakilere bu hak tanınmıyor.

Oysa Almanya'da yaşayan yabancı ülke vatandaşlarının yüzde 60'ı, AB üyesi ülkelerin vatandaşı değil; en büyük grubu da Türk vatandaşları oluşturuyor.

"40 yılı aşkın süredir Almanya'da yaşayan babamın oy kullanma hakkı yok. Bu kabul edilemez" diyen Eralp, Berlin'de aylardır yürüttüğü seçim kampanyası esnasında kapısını çaldığı her iki evden birinde oy verme hakkına sahip olmayan bir ailenin yaşadığına işaret ederek, bunun demokrasi açığı olduğunu söylüyor.

Beş yıldan uzun süredir Almanya'da yaşayan her bireye hem yerel hem eyalet, hem de genel seçimlerde oy verme hakkının tanınması gerektiğini savunan Eralp, ülkede yaşayan herkesin, yaşamlarını etkileyecek siyasi karar alma süreçlerine katılımının demokrasi ve adaletin bir gereği olduğunu vurguluyor.

Bunun önünü açacak Anayasa değişikliği için de Berlin parlamentosunda çoğunluğu sağlamak için mücadele etme sözü verdi.

Gazze ve İsrail tartışmaları için 'çifte standart' eleştirisi

Seçim kampanyasının son günlerinde Elif Eralp, partisine yöneltilen antisemitizm suçlamaları nedeniyle zor anlar yaşadı.

Hatta partisinin Berlin'deki bir seçim etkinliğinde rapçi Dahabflex'in "İsrail ordusuna ölüm" çağrısının yer aldığı bir şarkı seslendirirken, parti yetkililerin hiç müdahale etmemiş olması geniş yankı buldu.

"Yahudi yaşamının korunmasını açıkça destekliyor ve her türlü antisemitizme karşı çıkıyorum" sözleriyle seçim etkinliğinde yaşananları kınayan Eralp, kendisinin en temel önceliğinin Berlinlilerin dertlerine çare bulmak ve hayatlarını iyileştirmek olduğunu, istisnasız herkesin kendisini güvende hissetmesi gerektiğini ve bunun hem Yahudiler hem Müslümanlar, hem de Filistinlileri kapsadığını söyledi.

Almanya'da Gazze'ye ilişkin tartışmaları "çifte standart" diye eleştiren Sol Partili siyasetçi, "Rusya ve Putin söz konusu olduğunda haklı olarak insan hakları ve uluslararası hukuka vurgu yapılıyor, ancak İsrail söz konusu olduğunda bu yapılmıyor" dedi.

Sol Parti'nin hem Filistin'in hem İsrail'in var olma hakkını desteklediğini söyleyen Eralp "Aşırı sağcı İsrail hükümetini eleştirmenin antisemitizm olmadığını, bir gereklilik olduğunu" savunuyor.

Eralp ayrıca "İsrail Başbakanı Netanyahu ile Uluslararası Adalet Divanı'nda soykırım suçlamasıyla yargılanan aşırı sağcı İsrail hükümetinin de bu konuda hesap vermesi gerektiğini" belirtiyor.

Koalisyon ortaklığı

Sol Parti'nin seçimlerden birinci parti çıkması, Eralp'in eyalet başbakanlığını üstlenmesi için yeterli değil.

Anketler, hiçbir partinin tek başına iktidara gelebilecek sandalye sayısına ulaşamayacağına işaret ediyor.

Mevcut tablo Sol Parti'nin en az iki koalisyon ortağına ihtiyacı olacağını gösteriyor.

Burada öne çıkan alternatif Sol Parti liderliğinde, SPD ve Yeşiller tarafından üçlü bir koalisyon kurulması.

SPD'nin adayı Steffen Krach, seçim kampanyası süresince tercihlerinin CDU mu yoksa Sol Parti mi olacağı konusunda soruları yanıtsız bırakırken, önce seçim sonuçlarını görmek istediklerini söylemişti.

Ancak SPD'nin, Eralp'in konut şirketlerini kamulaştırma vaadi nedeniyle Sol Parti ile bir koalisyon yerine, CDU ile bir koalisyonu tercih edebileceği konuşuluyor.

Berlin'de ilk kez 16-17 yaşındaki gençler de oy kullandı

Bu arada yaklaşık 3 milyon 700 bin nüfuslu Berlin'deki eyalet seçimlerinde 2 milyon 500 bin seçmen oy kullandı.

2023 yılında Berlin Anayasası'nda yapılan değişiklikle oy kullanma hakkı 18'den 16'ya düşürüldü.

Aşırı sağcı AfD'nin karşı çıktığı bu değişikliğe CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti gençlerin siyasi karar alma süreçlerini katılımını daha erken yaşlarda sağlayarak demokrasiyi güçlendirmek hedefiyle destek vermişti.

Bu değişiklik, 16-18 yaş aralığındaki yaklaşık 55 bin 400 gence sandığa giderek oyunu kullanma fırsatı sağladı.

İletişim Başkanlığı - 22 Eylul 2026 - Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bloomberg için makale kaleme aldı

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bloomberg için makale kaleme aldı:


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bloomberg için "BM, Güvenlik Konseyi'nin veto hakkını kaldırmalıdır" başlıklı makale kaleme aldı.


Cumhurbaşkanı Erdoğan makalede, son yıllarda dünyanın tanık olduğu salgınlar, enerji krizleri, tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve bölgesel çatışmalar gibi trajedilerin, dünyanın karşı karşıya olduğu krizlerin çözümünü birkaç başkentin iradesine bırakmanın bugünün gerçekleriyle bağdaşmadığını gösterdiğini belirtti.


Küresel karar alma mekanizmalarının bugünün şartlarına uyum sağlamasının artık ertelenemez olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin hala İkinci Dünya Savaşı sonrasının yapısını yansıttığına işaret etti.


Daha etkin, adil ve hesap verebilir bir temsil anlayışının zorunluluk arz ettiğini, bunun yolunun da temsili genişletmenin yanında, liderlik sorumluluğunu adil biçimde paylaşmaktan geçtiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:


"Farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini küresel ve bölgesel meselelerin çözümüne dâhil etmek mecburiyetindeyiz. 'Dünya 5'ten büyüktür' çağrımız, bu yönüyle daha geniş bir sorumluluk anlayışına davettir. Reform ihtiyacını artık somut bir yol haritasına dönüştürmek elzemdir. Bu yol haritasının merkezinde ise veto imtiyazının ilgası yer almalıdır. Çünkü Güvenlik Konseyine ayrıcalıklı yeni üyeler eklemek, karar alma gücünün birkaç devletin elinde toplanması sorununu çözmez ve imtiyazlı yapının kapsamını genişletir. Veto imtiyazının kaldırılması, anlamlı her türlü reformun hem başlangıç noktası hem de temel stratejik hedefi olmalıdır. Reform, aynı imtiyazın başka devletlere de tanınması anlamına gelemez. Genel Kurul bünyesinde, hiçbir devletin uluslararası toplumun çoğunluğunun iradesini kalıcı olarak engelleme yetkisine sahip olmaması ilkesi etrafında geniş bir koalisyon oluşturulmalıdır."


"Hesap verebilirlik artırılmalı"

Güvenlik Konseyi ile Genel Kurul arasındaki dengenin de yeniden kurulması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti:

"Genel Kurul'un yetkileri güçlendirilmeli, daimi üyeliklerin bulunmadığı, Güvenlik Konseyi üyelerinin Genel Kurul tarafından belirli süreler için dönüşümlü olarak seçildiği, yeniden görev almak isteyen ülkelerin seçimlerde üyelerin çoğunluğunun güvenini yeniden kazandığı bir yapıyla Güvenlik Konseyinin temsil kapasitesi ve Genel Kurul karşısındaki hesap verebilirliği artırılmalıdır. Geleceğin uluslararası düzenini geçmişin hiyerarşilerini muhafaza ederek kuramayız.


Dünya tarihi bakımından oldukça kısa sayılabilecek son çeyrek asırda yaşanan gelişmeler, hiçbir güç dengesinin ve hiçbir uluslararası nizamın baki olmadığını gösterdi. İnsanlığa barış, istikrar ve ortak refah vadeden sistem, yeni savaşları önlemekte, eşitsizlikleri azaltmakta ve değişen güç dengelerine cevap vermekte yetersiz kaldı."


Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden diplomasiye kadar yeni güç merkezleri ortaya çıkarken, uluslararası kurumların bu dönüşüme aynı hızla uyum sağlayamadığına işaret etti.


"Finansmana erişimi güvence altına alınmalı"

Savaşlar, iklim krizi, düzensiz göç ve ekonomik kırılganlıkların, devletlerin güçlü kurumlara, dayanıklı ekonomilere ve caydırıcı savunma yeteneklerine sahip olmalarının önemini bir kez daha ortaya koyduğunun altını çizen Erdoğan, ticaret, lojistik, ulaştırma ve enerji koridorlarının güvenlik ve sürdürülebilirliğinin daha belirleyici hale geldiğini belirtti.


Asya'nın ekonomik ağırlığı artarken, Afrika'nın da potansiyeliyle uyumlu daha güçlü bir temsil talep ettiğini, gelişmekte olan ülkelerin kendi önceliklerini daha yüksek sesle dile getirdiğini aktaran Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:


"Bazı bölgesel aktörlerin artan nüfuzu, kendi coğrafyalarında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini beraberinde getiriyor. Her bölgenin meselelerini dışarıdan belirlenen yöntemlerle çözmek mümkün değildir. İlgili ülkelerin iradesini, yerel şartları ve müşterek menfaatleri esas alan yaklaşımların daha kalıcı ve istikrarlı sonuçlar üreteceğine inanıyoruz. Diplomatik kapasitesi, ekonomik imkânları ve farklı taraflarla iletişim kurabilme kabiliyeti bulunan ülkelerin barışın ve istikrarın tesisinde daha etkin roller üstlenmesi, kaçınılmaz bir gerekliliktir.


Küreselleşmenin refahı yayacağı yönündeki beklentiler tam anlamıyla karşılanmadı. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler derinleşirken teknoloji ve ekonomik bağımlılıklar yeni rekabet alanlarına dönüştü. Bu değişen koşullarda küresel adaletin temini için mesuliyetler hakkaniyetle paylaşılmalı, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hakkı ve ihtiyaç duydukları finansmana erişimi güvence altına alınmalıdır."


"Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi çabasını destekliyoruz"

Böylesi bir değişimin geniş bir uluslararası iradenin ortaya konulmasını zaruri kıldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin güçlü küresel ilişkileri ve çok taraflı diplomasi tecrübesini bu reform arayışının hizmetinde kullanmaya devam edeceğini vurguladı.


Veto imtiyazının kaldırılması, seçilmiş üyelerin karar alma süreçlerinde daha fazla ağırlık kazanması ve Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi yönündeki çabayı desteklediklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:


"Farklı bölgelerden ülkelerin bu müşterek zeminde buluşması, uluslararası sistemin meşruiyetini ve temsil kabiliyetini güçlendirecektir. Bugünün dünyasında kalıcı barışın, birbirinden kopuk ve birbiriyle konuşmayan blokların çoğalmasıyla kurulamayacağı açıktır. 'Daha adil bir dünya' için farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini ortak bir zeminde buluşturmalıyız. Türkiye, köklü devlet geleneği, diplomatik kapasitesi ve farklı coğrafyalarla kurduğu güçlü ilişkilerle bu reform arayışında üzerine düşen sorumluluğu üstlenmeye devam edecektir."


Öte yandan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, NSosyal hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın makalesiyle ilgili paylaşımda bulundu. 


İletişim Başkanı Duran paylaşımında “Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu yaklaşım, yalnızca mevcut sistemin sorunlarına işaret etmekle kalmıyor; farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini ortak bir zeminde buluşturan daha kapsayıcı bir küresel düzen için de yol haritası sunuyor. Türkiye; köklü devlet geleneği, güçlü diplomatik kapasitesi ve çok taraflı diplomasi tecrübesiyle daha adil bir dünyanın inşasına katkı sunmayı sürdürecektir.” ifadelerine yer verdi.


BBC - American power, AI and a walkout - key moments from Trump's UN speech - 58 minutes ago (22 Sept. 2026 )

 

BBC - 

American power, AI and a walkout - key moments from Trump's UN speech

Watch: Trump threatens to 'annihilate' Iran if no deal reached

US President Donald Trump returned to the stage at the United Nations on Tuesday, where he touted his administration's policies in front of world leaders and issued pointed threats to some of those gathered in the room.

The lengthy speech was wide-ranging, covering the war in Iran, AI, Cuba and the role of America's military.

The BBC's correspondents who covered the address have picked five key moments that stood out.

1. Trump pushes message of American power

By Sarah Smith, North America editor in the room

The US president has no great respect for the United Nations – he accused it of imposing a far-left agenda – but he does relish the global platform it gives him.

He used Tuesday's speech to tout his achievements, and claim the mantle of a peacemaker, at the same time as he issued a number of pointed threats.

Iran might be annihilated, lethal strikes on small boats suspected of drug smuggling will continue and the Cuban regime may even be toppled.

The clear message was: America is still prepared to use its military might wherever Trump thinks it might be required to secure its national interests.

Trump said he was "reasserting American power" and flexed what he called the country's "unmatched military might".

"The United States will no longer permit threats to America to gain a foothold anywhere in the Western Hemisphere," he said.

Once again, Trump has made the full-throated assertion to the world of "America First".

2. Cubans walk out as Trump calls nation 'failed state'

By Bernd Debusmann Jr, White House reporter in the room

Trump took aim at one of the US's closest neighbours, Cuba, calling it "an absolutely failed state" and saying his administration has been pursuing "a fundamental change in the situation in Cuba".

"It will fall," he said.

The Cuban delegation walked out of the hall as Trump continued his remarks.

Over the last year, the US president become more vocal in criticising Cuba's communist government. On Tuesday, he said it was under "enormous pressure" and "failing like never before".

The US has not, however, provided a detailed picture of what it believes change will look like in Cuba.

Cuba's foreign minister reacted angrily to Trump's comments and accused the US president of spreading "falsehoods".

"The US government is incapable of accepting that Cuba is and has the right to be a full sovereign and independent country," Bruno Rodriguez wrote on X.

Watch: Cuban delegation walks out during Trump's UN speech

3. A direct threat to 'annihilate' Iran

By Khashayar Joneidi, BBC Persian correspondent in Washington

Trump presented Iran with a stark choice at the UN General Assembly: reach an agreement with Washington and rebuild the country, or face the rapid "annihilation" of the Islamic Republic.

He then again predicted that a deal to end the war would probably follow the US midterm elections in November.

His remarks illustrated Trump's familiar strategy of coercive diplomacy - keeping negotiations open while also threatening overwhelming force.

But his language blurred the distinction between destroying the political system and threatening Iran itself.

International law experts have previously expressed concern at what they called "alarming rhetoric" used by US officials, including Trump himself, who has posted that the US might "obliterate" Iran's power plants.

References on Tuesday to leaving "no chance of survival" and "no hope" for future generations will likely have stoked similar alarm. There is also an irony in delivering this warning at the United Nations, an organisation founded to save future generations from war.

Yet the speech was not a declaration that diplomacy has failed.

It was an attempt to define the terms of possible negotiations: the US remains prepared to make a deal, but only under the shadow of an existential threat.

4. Trump hails new Greenland security deal

By Bernd Debusmann Jr, White House reporter in the room

Trump also praised a new deal with Greenland under which he said the US would build two military bases in the Arctic territory.

"We will have the complete ability to do what is necessary to defend the American continent and also Europe," he said of the deal, which he first announced on Friday.

He added that it "very much enhances" the defence alliance Nato.

The US, Denmark and Greenland held a joint signing ceremony at the UN shortly after Trump's address.

Although Greenland is a semi-autonomous territory, it is part of the Kingdom of Denmark which primarily handles its foreign policy.

Getty Images Trump on left and Frederiksen on right, both in dark-colored suits in front of row of flags and blue backgroundGetty Images
Trump shakes hands with Denmark's Prime Minister Mette 
Frederiksen before signing security agreement

Trump administration officials are already hailing the agreement as enhancing US security at minimal cost - and with relationships intact.

Denmark and Greenland's governments, however, will be hoping it ends the long-simmering disagreement that began when Trump threatened to take Greenland by force.

That threat shook the Nato alliance and sorely tested the US-Danish relationship.

Few clear details about the nature of the deal have been confirmed publicly, and given Trump had tried for months to purchase or annex the semi-autonomous territory, some analysts are viewing it as a quiet win for diplomacy.

Watch: Moment Trump rebrands Artificial Intelligence to 
Super Intelligence

5. An attempted rebrand of AI

By Nada Tawfik, New York correspondent at the UN

Trump has a penchant for branding, and in his speech he gave Artificial Intelligence a new name: Super Intelligence.

"The use of the word artificial makes it sound fake," he said. "It's not fake, it's actually amazing. But we have to be careful."

"Welcome to the new world of Super Intelligence - SI," he added.

Trump has previously argued that the US must come out on top in the AI development race, saying last week: "Whoever wins AI, wins."

The president is firmly against government regulation or introducing new guardrails - and that puts him at odds with many of those gathered at the UN.

For those who are calling for regulation, the question is whether the slow pace of diplomacy can keep up with AI's rapid development.