Tuesday, June 9, 2026

GreekReporter.com - Cyprus, France Sign Defense Agreement to Deepen Military Ties - By Tasos Kokkinidis - June 9, 2026

 

Cyprus, France Sign Defense Agreement to Deepen Military Ties

Cyprus Defense Minister Vasilis Palmas and his counterpart from France, Catherine Vautrin, who signed a defense agreement on Monday.
Defense Minister Vasilis Palmas and his French counterpart, Catherine Vautrin, signed the defense agreement on Monday. Credit: European Council

Cyprus and France signed a Status of Forces Agreement (SOFA) on Monday that strengthens defense cooperation between the two nations and allows for the conditional deployment of French troops on the island nation.

The agreement was signed in Nicosia by Defense Minister Vasilis Palmas and his French counterpart, Catherine Vautrin, on the sidelines of the informal meeting of EU defense ministers, hosted by Cyprus.

Vautrin described Cyprus as a key strategic partner for France and an essential hub for French military operations in the Eastern Mediterranean and the Middle East. “Cyprus is an essential support point for the conduct of our military operations in the Eastern Mediterranean and the Near East,” she said.

She noted that the ports of Larnaca and Limassol host around thirty French naval visits annually, with twenty-one already recorded since the beginning of this year. The French Minister highlighted the extensive cooperation between the two countries’ armed forces, pointing to joint naval exercises, including Argonaut and Eunomia, aimed at strengthening maritime security, freedom of navigation, and crisis response capabilities.

According to Vautrin, cooperation has also expanded in recent years to include land and air operations, military mobility, air defense, operational readiness, and logistical support.

Provisions of the Cyprus-France defense agreement

Cyprus President Nikos Christodoulides announced the agreement’s entry into force on his official social media accounts, stating that the signing and implementation of the SOFA contribute to the shared European objective of strengthening the European Union’s strategic autonomy.

Under the SOFA, which was discussed during French President Emmanuel Macron’s visit to Nicosia on April 23 and subsequently negotiated between the two sides, the military assets of France may be deployed in southern Cyprus under certain conditions. The agreement also provides a legal framework for the presence of French military forces in Cyprus in support of various activities in the Eastern Mediterranean and the Middle East.

Furthermore, the SOFA, whose entry into force was announced by Christodoulides, grants France access to military bases and infrastructure in Cyprus. The agreement is reported to also include provisions on military technology sharing, joint exercises, and strategic dialogue between France and Cyprus.

Yazar: Murat Yetkin / 09 Haziran 2026, Salı - Kurtulmuş’tan Kılıçdaroğlu’na Özel hakkında bir iyi bir de kötü haber

 

Kurtulmuş’tan Kılıçdaroğlu’na Özel hakkında bir iyi bir de kötü haber

/ / Siyaset

Kurtulmuş muhalefeti dağıtma hedefli siyasi mühendislik çalışmasının

 maksadını aştığı, AK Partiye zarar vermeye başladığı uyarısında 

bulunuyor. (Foto: TBMM)



Mutlak butlan kararıyla siyasetin olağan akışına yapılan müdahale artık CHP sınırlarını aştı, Türkiye’de zaten düşe kalka ilerleyen demokrasinin kalitesini daha da sorgulanır hale getirdi. O kadar ki TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş bile CHP’nin kurumsal kimliğine daha fazla zarar gelmemesi için CHP’lilere sorumluluk çağrısı yapıyor. İşin bu raddeye geleceğini muhtemelen Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını engelleyip Özgür Özel’i CHP’nin başından indirilmesini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir daha seçilebilmesinin yolu olarak gören AK Parti kurmayları dahi hesap edememişti.
Kurtulmuş’un 9 Haziran CHP Grubu krizinden bir gün önce bir grup gazeteciye yaptığı açıklamalar bunu gösteriyor.
Kurtulmuş “Partinin kurumsal kimliğini arkadaşların koruması lazım” diyor.
Bu daha önce MHP lideri Devlet Bahçeli’nin CHP’nin cumhuriyet ve demokrasiye lazım olduğu yolundaki sözleriyle benzeşiyor.
Şimdi iktidar saflarında CHP’yi CHP’lilere rağmen kendi istedikleri gibi yaşatmaya çalışma endişesinin baş gösterdiği anlaşılıyor.
Bu siyasi atmosferde Kurtulmuş’un İstanbul’da gazetecilere söylediklerinden de bu görülebiliyor zaten.

Kurtulmuş: O kadar da değil

Kurtulmuş’un Özel’i gerekirse İmamoğlu’nun yanına hapse göndererek devreden çıkarma kararlılığına karşı bir iyi bir kötü haber verdiği görülüyor, meslektaşlara yaptığı açıklamalarda:
• İyi haber şu: “CHP binasına polisin girip o görüntülerin ortaya çıkması sadece Cumhuriyet Halk Partisi’ne zarar vermedi, bütün Türkiye’ye zarar verdi” diyor. Ama bundan dolayı sabah sabah polis çağıran Kılıçdaroğlu’nu değil, mahkeme kararına uymayan Özel’i sorumlu tutuyor; “mahkeme kararının sonuçlarına fiziken direnemezsin” diyor. Yani Özel’i haksız buluyor.


• Kötü haber ise: Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması konusunda verdiği yanıt: “Mecliste şu anda bile çok sayıda fezleke var. Bunların hiçbirisi doğal olarak gündeme getirilmiyor. Yani fezleke meselesi bambaşka bir siyasi oyunun kapısını açar”. Buradan, Kurtulmuş’un, kendilerine “atanmış” denmesine çok sinirlenen Kılıçdaroğlu ekibinin, böyle bir durumda ‘Özgür’ü de Ekrem’in yanına’ göndermek istediği izlenimi edindiğini çıkarabiliriz.
Yani Kurtulmuş’un, Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla CHP’nin başına geçirilmesinden memnun olduğu anlaşılıyor. Ama adeta Kılıçdaroğlu’na “O kadar da değil” diyor; neticede anti-demokratik görünümün AK Parti hesabına yazılmasını istemiyor.

Mutlak butlan süreci tutar mı?

Kurtulmuş aslında muhalefeti darmadığın etmeye yönelik bir siyasi mühandislik çalışmasının maksadını aştığını, neticede AK Parti’ye de zarar verme potansiyeline sahip olduğu uyarısında bulunuyor.

Türkiye geçmişte çok siyasi mühendislik örneği gördü.
Hiçbiri amacına ulaşmadığı gibi sonuçları, siyasi mühendisliğin çoğu zaman ters teptiğini gösterdi.
Bunun en açık örneği 28 Şubat süreci oldu.
O dönem yargı kararlarıyla değil, asker zorlamasıyla yenilip bölündüğü varsayılan Millî Görüş’ün 2.0 sürümü sayılabilecek AK Parti çeyrek asırdır ülkeyi yönetiyor.
Mutlak butlan sürecinin sonu da 28 Şubat süreci gibi olabilir.

Sözcü - Emin Çölaşan - 09 Haziran 2026 - KK üzerine bazı notlar

 Yayınlanma: 09 Haziran 2026

Emin Çölaşan

KK üzerine bazı notlar

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle

Sevgili okurlarım memleketin hukuk tarihinde eşine bir daha zor rastlanacak bir takım soruşturmalar, davalar ve kavgalar sürüp gidiyor.

Yüzlerce insan hapishanelerde çile çekiyor. İnanılır gibi değil.

Bu sürecin başrolünde KK (Kemal Kılıçdaroğlu) var.

Tam 13 yıl boyunca CHP Genel Başkanı olarak kalmış ve girdiği bütün seçimleri kaybetmiş bir siyasetçi!

Bu açıdan bakıldığında bir tek ‘başarısı’ bile yok.

Uzun yıllar boyunca partisinden uzak kalmış, partisi onu, o da partisini dışlamış bir siyasetçi.

En büyük özelliğini hepimiz biliyoruz.

Sadece seçimleri değil, kurultayları da yitirdi.

Kamuoyu önüne çıkıp milletvekillerine ya da halka karşı bir tek tutarlı söz söylemesi mümkün olmamış, iktidara ve iktidarın yargısına güvenen bir genel başkan.

***

Sizlerden özür diliyorum, ben bir hukukçu değilim. Bu konularda şimdi karşımıza çıkan ve tartışma konusu olan yasalardan, yönetmelik ve tüzüklerden falan iyi anladığımı iddia etsem size yalan söylemiş, kandırmış olurum.

Ben bu yazılarımı sadece aklım ve mantığım doğrultusunda gazetecilik sezgilerimle, sıradan bir vatandaş kimliğimle yazıyor, neresinden bakarsak bakalım KK’yı eleştiriyor ve yaptıklarına karşı çıkıyorum.

Günün Trend Haberleri

***

Bir ana muhalefet partisi genel başkanı düşünün!..

Memlekette bunca olaylar olurken ofisine çekilmiş, sadece gizli temaslar yapıyor, en çok eleştirmesi gereken bir iktidarla işbirliği içine giriyor.

İnanılır gibi değildir ama doğrudur.

Bugüne kadar olanları hep birlikte izledik. İktidar partisi elindeki devlet gücünü kullanarak çok sayıda CHP’li belediye başkanıyla birlikte önüne gelen herkesi tutuklattı.

Kaynak olarak ekle

Hiç kuşkunuz olmasın yüzlerce masum insana böylesine korkunç bir çile çektiriliyor.

***

Peki ama onların arasında suça bulaşmış, yolsuzluk yapıp kendisine çıkar sağlamış, ahlâk değerlerini çiğnemiş birileri acaba yok muydu!

Elbette olabilir ve bana sorarsanız (yine vatandaş kimliğimle söylüyorum) bence vardı.

O kadar ki, bu konuyu düşünürken kafama iki isim özellikle takılıyor.

İki başkan!.. (Alt kademeleri bilemem.)

İsimlerini burada versem suç olur. Yargılamaların sonucunu beklemek en iyisidir.

Şimdi, bu yazının konusu olan KK isimli genel başkanın yaptıklarına kısaca bakalım.

Yüzlerce partili arkadaşı gözaltına alınır veya tutuklanırken bu beyefendi acaba ne yaptı?

Partililer ya da kamuoyu önüne çıkıp onları kaç kez savundu?

***

Bu konuda yaşadığımız olaylar ne yazık ki tam tersine gelişti.

Çekildiği köşesinde uslu bir çocuk gibi sessiz durması nedeniyle, özellikle şu son aşamalarda Saray ve yandaş medya kendisine övgüler yağdırıyor.

Bir CHP genel başkanı kendisini bu durumlara düşürür mü, böyle bir takım gerçekleri içine sindirir mi?

Ama gelin görün ki KK hep sindirdi!.. Ve hele Özgür Özel de tutuklandığı ve CHP kapatıldığı takdirde daha da çoook sindirecek!

Hiçbir mücadeleden alnının akıyla çıkamadı, kurultaylar dahil hiçbir şey kazanamadı.

Partisi şimdi tam kıvama gelmiş, topluma ve araziye açılmış, memleketin bir numaralı partisi olmuş ama kendisi yargının vereceği kararlara sığınmış durumda.

Aslında AKP’ye hizmet verdiğinin belki farkında bile değil!

Yakıştı mı efendi, yakıştı mı!

FEDERASYON MİSAFİRLERİ VAR MI?

Futbol milli takımımız ABD’ye gitti. Tarihte 3. kez dünya şampiyonasına katılacağız. Başarılar diliyorum.

Geçen gün burada yazmış ve sormuştum...

Kamunun parasıyla çıkılan bu gibi yolculuklarda her zaman bazı ‘Federasyon davetlileri’ olur.

Bunlar gezilere Federasyon tarafından özel olarak çağrılır ve uçak dahil çoğu harcamaları yine Federasyon tarafından karşılanır.

Bunlar kamuoyunda beleşçi ve torpilli kesim olarak bilinir. Kadro her zaman aynı değildir. İçlerinde siyasetçiler, iş adamları, hemşehriler falan yer alır.

Tamamı torpillidir.

İşin ilginç yanı, bizim spor medyamız bu gibi ‘kritik’ konuların üzerine her nedense gitmez.

Birkaç gün önceki yazımda Federasyon yetkililerine sormuştum...

Acaba bu ABD kafilesinde de böyle torpilli, beleşçi takımı yer almış mıydı!

Zaten beklemem de, bugüne kadar herhangi bir yanıt gelmedi.

Biraz daha bekleyelim bakalım!

G

Yeniçağ gazetesi - Arslan BULUT - Eyalet sistemini kimler ister? - 09 Haziran 2026 00:01 Arslan BULUT arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr

 Yeniçağ gazetesi 

Arslan BULUT

Eyalet sistemini kimler ister?

09 Haziran 2026 00:01

Arslan BULUT

arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr



Didem Yavuzyılmaz, Yeni Anayasa ile birlikte gündeme getirilecek tartışmalarda ön almak için (dair) bir inceleme yaptı:


-Osmanlı Dönemi'ndeki gibi Türkler 3. sınıf vatandaş olsun istiyorlar. Eyalet sistemini yıllar önce tartışmaya açmışlardı, şimdi ise bu yapılanmaya oldukça yakınlar. Anayasa değişikliği ile de federatif yönetim ve bölünme artık alenen gündeme gelecek. BOP tıkır tıkır işliyor!


-Yeni anayasa sürecinde eğer federasyon tuzağı masaya konulursa, propaganda makineleri hemen devreye girecek, medya üzerinden 3 ana söylemle toplum mühendisliği yapılacak:


1) Federasyon kötü bir yönetim biçimi olsaydı, ABD ve Almanya gibi ülkeler federasyonla yönetilmezdi.

2) Misak-ı Milli'yi gerçekleştireceğiz, büyüyeceğiz.

3) 40 yıldır süren terörün bitmesi için federasyondan başka çare yok.


***


-Amerika ve Almanya Neden Federasyonu Seçti? Bu ülkelerde federasyon, merkezî bir devletin sonradan parçalara bölünmesiyle oluşmamıştır. Aksine, zaten bağımsız veya özerk olan yapıların, hayatta kalmak için birleşmeye karar vermesiyle kurulmuştur. ?ABD kurulmadan önce ortada 13 bağımsız İngiliz kolonisi vardı. Her birinin kendi yasası, ordusu ve kimliği bulunuyordu. İngiltere'ye karşı savaşı kazandıktan sonra önlerinde iki seçenek vardı: Ya 13 küçük zayıf devletçik olarak kalıp Avrupa devletlerine yem olacaklardı ya da birleşeceklerdi. ABD'de ortada bir devlet vardı da eyaletlere bölünmedi; eyaletler vardı, birleşip devleti kurdu.


-Almanya Örneği, kabilelerden ve prensliklerden kalan mirastı... Almanya, tarih boyunca hiçbir zaman Fransa veya İngiltere gibi tek bir merkezden yönetilen bir krallık olmadı. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu döneminden beri bölgede yüzlerce küçük prenslik, dükalık ve şehir devleti vardı (Bavyera, Prusya, Saksonya vb.). 19. yüzyılda Bismarck liderliğinde Alman birliği kurulurken, bu köklü prenslikleri tamamen yok etmek imkânsızdı... Bavyeralı, Prusyalı kimliği çok güçlüydü... Bu yüzden Alman İmparatorluğu ve bugünkü modern Almanya da bu yerel kimlikleri tanıyarak federal bir yapıda birleşti. Özetle, Almanya'da federalizm, yüzyıllardır var olan yerel devlet geleneklerinin yasal bir kılıfa büründürülmesidir.


***


-Türkiye'nin devlet geleneği merkeziyetçi ve bütünseldi... Osmanlı İmparatorluğu, çok uluslu ve nispeten adem-i merkeziyetçi (yerel özerkliklere alan açan) bir yapıya sahipti. Ancak 19. yüzyılda milliyetçilik akımlarıyla birlikte, özerklik veya imtiyaz verilen her bölge (Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan vb.) arkasına Avrupalı devletleri alarak bağımsızlık savaşına girişti ve imparatorluk parçalandı.


-Türk devlet aklı için "yerel özerklik" veya "federasyon" demek, refah veya özgürlük değil; "dış güçlerin müdahalesi, iç savaş ve parçalanma" demektir. Bu bir vehim değil, imparatorluğun gözler önünde yıkılmasıyla edinilmiş acı bir tecrübedir... Türkiye Cumhuriyeti, eyaletlerin birleşmesiyle kurulmadı. Aksine, işgal edilmiş ve parçalanmış bir imparatorluğun küllerinden, homojen bir vatan toprağı (Misak-ı Milli) üzerinde, tek bir merkezden (TBMM) yönetilen topyekûn bir direnişle kuruldu. Anadolu ve Trakya halkı kongrelerde (Sivas, Erzurum) "Biz ayrı devletleriz, birleşelim" demedi; "Vatan bir bütündür, parçalanamaz" ilkesinde birleşti.


-ABD ve Almanya'da federasyon bütünleştirici bir rol oynarken; Türkiye gibi köklü bir üniter yapıda federasyona geçmek, var olan bütünlüğü merkezkaç kuvvetiyle parçalamak anlamına gelir. Zaten bir bütün olan yapıyı yapay sınırlarla eyaletlere bölmek, barış değil çatışma üretir.


-Federasyon, ABD ve Almanya'da, "zaten ayrı olan devletlerin hayatta kalmak için birleşmesi" sürecidir. Türkiye'de federasyon istemek ise "zaten bir bütün olan devleti yapay sınırlar çizerek parçalamaktır." Yani ilki birleştirir, ikincisi böler!


***


-Federatif yönetimde ayrı resmi dil, ayrı hukuk, ayrı mahkemelerin olması söz konusu olur. Kürtlere verilecek olası hakları milyonlarca sığınmacı da isterse neler olur hiç düşündük mü? Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeniden bir Osmanlı Hanedanlığı devrine dönmesi ve Sevr şartlarında yaşaması demek olur ki zaten emperyal güçler tarafından amaçlanan da budur.


-Eyalet sistemini kimler ister? Türk kimliği ile sorunu olan, Ermeni, Yunan, Yahudi, İngiliz, CIA Ajanı, FETÖ artığı, PKK destekçileri, Sevr'in torunları, Lozan'ın düşmanları elbette ister...











Istanbul Declaration of the Tenth Trilateral Meeting of the Ministers of Foreign Affairs of the Republic of Türkiye, Republic of Azerbaijan, and Georgia, 8 June 2026

 Istanbul Declaration of the Tenth Trilateral Meeting of the Ministers of Foreign Affairs of the Republic of Türkiye, Republic of Azerbaijan, and Georgia, 8 June 2026


At the invitation of H.E. Hakan Fidan, the Minister of Foreign Affairs of the Republic of Türkiye, and with the participation of H.E. Maka Botchorishvili, Deputy Prime Minister and Minister for Foreign Affairs of Georgia and H.E. Jeyhun Bayramov, the Minister of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, the Tenth Trilateral Meeting of the Ministers of Foreign Affairs of the three countries was held in Istanbul on 8 June 2026.


The Ministers,


Highlighting the excellent relations among their respective countries, based on a profound tradition of friendship, good neighborliness, mutual respect and trust;


Desirous of carrying the existing strong cooperation forward in all areas of mutual interest, including political, economic, trade, peace and security, science and technology and cultural fields;


Appreciating the significant contributions made by their countries for the establishment of sustainable peace and stability and acknowledging the importance of this approach for development and prosperity in the region and beyond;


Conscious of the growing threats confronting their countries including but not limited to terrorism in all its forms and manifestations, transnational organized crime, cyber-attacks and hybrid forms of warfare;


Realizing the importance of further advancing the trade and investment relations among their countries to build a strong economic profile in the region;


Acknowledging regional connectivity as a vital element for regional cooperation, economic growth and development in the region.


Have declared the following:


Reiterated strong and unequivocal support of their respective states for each other’s sovereignty, territorial integrity and inviolability of borders;


Highlighted the importance of their strong trilateral cooperation to overcome regional and global challenges;


Underlined the importance of regional peace, security and stability for the full realization of the region’s potential for cooperation, and acknowledged the positive role of all three countries to this end;


Reiterated the utmost importance of the restoration of Georgia`s territorial integrity and sovereignty within its internationally recognized borders;


Highlighted the importance of enhancing cooperation on transport and energy, including green energy and low carbon technologies;


Recognized the strategic contribution of the Baku-Tbilisi-Ceyhan Pipeline and the Southern Gas Corridor to regional and European energy security;


Stressed the significance of further development of people-to-people contacts, education, social and cultural exchange, tourism, and ICT, including through improving and strengthening air, rail and road links and regional connectivity;



Noted the significant steps taken to strengthen the transit potential of their countries, including the Trans Caspian East-West Middle Corridor, railway-based multimodal transportation corridor passing through the territories of Türkiye, Azerbaijan and Georgia, as well as the efforts to integrate into the international transit system;


Highlighted the key role of the Baku-Tbilisi-Kars Railway (BTK) within the Middle Corridor and welcomed the event marking the completion of the modernization works under the BTK Railway Project that took place on 2 June in Akhalkalaki International Railway Station in Georgia;


Reaffirmed their commitment to deepen cooperation in strengthening regional connectivity through the mechanism of the Ministers of Foreign Affairs and Ministers in Charge of Transport of Türkiye, Azerbaijan, Kazakhstan and Georgia;


Underlined the strategic partnership in the field of energy and reaffirmed their full support for its continuation and further expansion including through interconnections for green energy transmission and trade.


Supported the cooperation in the field of sustainable growth, including the efficient use of renewable energy;


Highlighted the importance of enhancing and strengthening the regional cooperation on protecting environment and combatting climate change;


Welcomed in this context, Türkiye’s Presidency of the 31th session of the Conference of the Parties (COP 31) to the United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCC);


Commend the successful hosting of the Thirteen Session of the World Urban Forum (WUF13) in Azerbaijan and its contribution to advancing international cooperation, dialogue and sustainable development;


Renewed their commitment to strengthening cooperation in line with relevant international and regional instruments to combat all forms and manifestations of terrorism, transnational organized crime, including illicit trafficking in weapons, drugs and their precursors, trafficking in persons, migrant smuggling, money laundering, crimes against cultural and historical heritage and cybercrimes;


Ensured continued and enhanced cooperation in the economic areas of common interest through effective and result-oriented projects;


Expressed their readiness to further encourage investments in the areas of mutual interest, as well as to maintain direct contacts in this direction through the business circles, chambers of commerce and industry, as well as the industry and business associations of the three States, including by exploring export-import opportunities and new modalities of promoting economic cooperation;


Welcomed, in this regard, the convening of the seventh “Türkiye-Azerbaijan-Georgia Business Forum” on 26 February 2026 in Tsinandali, Georgia;


Highlighted the success of the trilateral mechanisms established among the three countries including inter-parliamentary cooperation;


Appreciated the active cooperation of the states, including through supporting their respective candidacies at international organizations whenever possible;


The Ministers expressed profound thanks to H.E. Hakan Fidan, Minister of Foreign Affairs of the Republic of Türkiye, for the successful organization of the meeting;


The Ministers emphasized the importance of regularly holding trilateral meetings and decided to hold the Eleventh Trilateral Meeting in Georgia on mutually agreed dates in 2027.


Signed on 8 June 2026, in English, in Istanbul.



H.E. Hakan Fidan

Minister of Foreign Affairs of

the Republic of Türkiye



H.E. Maka Botchorishvili

Deputy Prime Minister and

Minister for Foreign Affairs of

Georgia



H.E. Jeyhun Bayramov

Minister of Foreign Affairs of

the Republic of Azerbaijan


Monday, June 8, 2026

Yeniçağ - Arslan Bulut - 08 Haziran 2026 - Devlet aklı ile gizlenen ABD vesayeti

  -  

Yeniçağ Gazetesi
09 Haziran 2026 Salı
İstanbul18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
E-Gazete

Devlet aklı ile gizlenen ABD vesayeti

Arslan BULUT
Arslan BULUTarslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr

Tek adam sistemi üzerinden kurulan yeni Amerikan vesayetini “devlet aklı” kavramıyla örtmek ve gizlemek isteyenler var. Buna karşı, İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi ve Milli Güvenlik Politikaları Başdanışmanı E. Tümgeneral Rafet Kılıç, “Devlet aklı, iktidarın dokunulmazlık zırhı değildir! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Bir devletin derini olmaz, hukuku olur! Devlet aklı karanlıkta değil, kanunlardadır! Siyaseti mahkemeler değil, sandık belirlemelidir! Devlet aklı, iktidarın dokunulmazlık zırhı Değildir! Devlet aklı diye pazarlanan hiçbir şey hukukun yerine geçemez! Devlet aklı, karanlık adalarda değil, hukukta, kurumlarda ve milletin İradesinde yaşar! Cumhuriyeti el birliğiyle savunalım!" dedi.

***

Yine Zafer Partisi Ankara İl Başkan Yardımcısı ve Milli Düşünce Merkezi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Onur Karadayı, Youtube programında bakın neler söyledi:

-Cansu Çamlıbel’in Bülent Kuşoğlu ile röportajında öne çıkan iki temel argüman var. İlki “siyasetçi zayıf olduğu için devlet aklı ön planda” tespiti. İkincisi de “CHP dönüşmeden Türkiye dönüşemez” şeklindeki kesin yargısı. Kuşoğlu'nun bu sözleri aslında bir durum tespitinden ziyade Türkiye'ye giydirilmek istenen yeni bir siyasi mimarinin itirafıdır.

-Kuşoğlu'nun bahsettiği bu devlet aklı sahiden bizim binlerce yıllık tarihi süzgeçten geçmiş milli aklımız mıdır yoksa küresel projelerin yerel ortaklarına takılmış bir maske midir?

-Arslan Bulut'un, “Barrack'ın devlet aklı” eksenindeki eleştirisi doğrusu sarsıcı bir gerçeğe parmak basar. Bulut, bugün kamuoyuna derin devletin üstün aklı olarak pazarlanan stratejilerin aslında büyük Ortadoğu Projesi’nin veya küresel Amerikan 

İsrail emperyalizminin ve tabii metaforik olarak da Barrack'ın aklı olduğunu söylüyor.

-Karar alıcılar kendi özgür iradeleriyle milli bir strateji uyguladıklarını sanırken aslında dışarıda dizayn edilmiş bir algoritmanın dişlileri gibi hareket etmektedir. İşte bu sebeple görüyoruz ki Kuşoğlu'nun yücelttiği ve “siyasetin yerini aldı” dediği aklın, Kültigin’in veya Halil İnalcık’ın tarif ettiği milli akıl değil, demografik yapıyı sığınmacılarla bozan, ulus devlet refleksini törpüleyen Barrack'ın aklı olma ihtimali Türk devlet geleneği açısından en büyük varoluş tehdididir.

- Bülent Kuşoğlu, neden ısrarla “CHP dönüşmeden Türkiye dönüşemez” demektedir? Neden asıl operasyon, asıl dönüşüm baskısı doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden yoğunlaşmaktadır? Cevap aslında çok net bir şekilde Türk devlet geleneğinde gizlidir. CHP sadece bir siyasi parti değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu iradesinin, antiemperyalist milli mücadelenin ve üniter milli devlet felsefesinin kurumsal taşıyıcısıdır.

-Küresel aklın son dönemde bunun ete kemiğe bürünmüş hali Barrack aklına göre Türkiye'yi kendi projelerine tam entegre edebilmesi için bu kurucu felsefenin tasfiye edilmesi şarttır. Bir kaleyi ele geçirmek istiyorsanız kalenin temellerine saldırmalısınız. CHP'nin Atatürkçü, altı oklu, bağımsızlıkçı çizgisi, küreselciler, etnik ayrılıkçılar ve sığınmacı mühendisliği yapanlar için bir fren sistemidir.

-CHP'ye uzun zamandır yapılan müdahaleler işte bunun içindir. Bu yüzden çizgisinden uzaklaştırıldı ve parti içindeki milli ulusalcı kanat tasfiye edildi. Sıra artık son darbeyi vurmakta...

***

Mehmet Onur Karadayı, konuyu şöyle bağladı:

-Toparlamak gerekirse Bülent Kuşoğlu'nun röportajında dışa vuran ve Arslan Bulut'un yazılarında deşifre edilen bu tablo basit bir parti içi iktidar kavgası değildir. Bugün yaşanan kavga, Türkiye'nin yönünün ne olacağı kavgasıdır.

-Bir yanda Kültigin'in “Çin'in ipeğine aldanmayan” şüpheciliği, Bahattin Ögel'in milleti merkeze alan töre felsefesi ve Halil İnalcık'ın tam bağımsız merkeziyetçiliğinden beslenen hakiki Türk devlet haklı durmaktadır.

-Diğer yanda ise dönüşüm, yeni dünyaya entegrasyon ve yumuşak siyaset ambalajlarıyla sunulan, içerideki karar alıcıları refleksif kontrol altına almış Barrack'ın küresel aklı bulunmaktadır.

-Kuşoğlu'nun bahsettiği dönüşüm gerçekleşirse Türkiye, Kültigin’in uyardığı o yumuşak ipeğe sarılarak boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

-Türk devlet geleneği, kriz anlarında daima küllerinden doğmayı başarmış bir ferasete sahiptir. Geleceği anlamak ve inşa etmek için ihtiyacımız olan şey, bize dışarıdan dikte edilen sahte devlet akıllarına biat etmek değil kodları Orhun'da yazılmış, Ankara'da Cumhuriyet ile taçlanmış, asil, milli ve bağımsız kurucu iradeye sıkı sıkıya sarılmaktır