Monday, August 17, 2026

Gürsel Demirok (Emekli diplomat) - 17 Ağustos 2026 - Tarihi bilmek tarihten ders almak

 

Tarihi bilmek tarihten ders almak…

Gürsel Demirok

Geçenlerde sosyal medyada etkileyici bir video izledim. Videoda, Amerikalı tarihçi ve Louisville Üniversitesi profesörü Justin McCarthy’nin çalışmalarından hareketle Balkanlar’da geçen yüzyıllarda yaşanan büyük trajediler anlatılıyordu.

McCarthy’nin Türkiye ile doğrudan bir bağı ya da bu meselede millî bir aidiyeti bulunmadığına dikkat çekildikten sonra, tarihî görüntüler eşliğinde Balkanlar’daki Osmanlı Müslümanlarının uğradığı katliamlar, sürgünler ve zorunlu göçler sıralanıyordu.

Videoda özetle şu görüş dile getiriliyor:

“Balkanlar’da Türklere olanlar, insanoğlunun başına gelen en kötü felaketlerden biridir.”

Ardından 1821’den 1922’ye uzanan yaklaşık yüzyıllık dönemde milyonlarca Osmanlı Müslümanının yaşadığı topraklardan sürüldüğü; milyonlarcasının savaşlarda, katliamlarda, göç yollarında, açlık ve hastalık nedeniyle hayatını kaybettiği anlatılıyor.

1821 Yunan İsyanı sırasında yaşanan Tripoliçe katliamından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na, Balkan Savaşları’ndan Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki topraklarını kaybetmesine kadar uzanan süreçte yaşanan büyük nüfus hareketlerine dikkat çekiliyor. Türklerin ve diğer Müslüman toplulukların yaşadıkları köy ve kasabalardan çıkarılması, evlerinin yakılması, geri dönüşlerinin engellenmesi ve yüz binlerce insanın Anadolu’ya doğru göç etmek zorunda bırakılması anlatılıyor.

Videonun en çarpıcı cümlelerinden biri ise şu:

“Balkanlar bir coğrafya değil, bir yaradır.”

Videonun, Justin McCarthy’nin “Ölüm ve Sürgün” (Death and Exile) adlı eserinden geniş ölçüde yararlanılarak hazırlandığı anlaşılıyor.

McCarthy’nin ortaya koyduğu rakamların ve bazı tarihsel değerlendirmelerinin akademik dünyada tartışıldığını da belirtmek gerekir. Ancak tartışılması zor olan bir gerçek var: Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme döneminde Balkanlar, Kafkasya ve Anadolu’yu içine alan geniş bir coğrafyada milyonlarca insan öldü, yerinden edildi veya yüzyıllardır yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldı.

Bunlar tarihimizin acılarla, trajedilerle dolu sayfalarıdır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yılları, yalnızca toprakların kaybedildiği yıllar değildir. Aynı zamanda insanların evlerini, köylerini, şehirlerini, yakınlarını ve geçmişlerini kaybettikleri yıllardır.

19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarında Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Osmanlı coğrafyasının değişik bölgelerinde milyonlarca Türk’ün ve Müslümanın öldürülmesi, sürülmesi ve göçe zorlanması bu dönemin önemli gerçeklerinden biridir.

Rus İmparatorluğu’nun yayılmacı siyaseti ve Balkanlar’da yeni ulus devletlerin ortaya çıkışı, tarih yazımında uzun yıllar ağırlıklı olarak Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopan Hristiyan milletlerin bakış açısından anlatıldı. Oysa aynı tarih, emperyalizmin, milliyetçiliğin, savaşların ve etnik çatışmaların mağduru olan Türklerin ve diğer Müslüman toplulukların gözünden bakıldığında başka acıları da ortaya koyuyor.

McCarthy’nin “Ölüm ve Sürgün” adlı eserinin önemi de burada ortaya çıkıyor. Eser, tarih sahnesinin çoğu zaman arka planında bırakılan bu insanların yaşadıklarına farklı bir pencereden bakıyor.

Çevremize baktığımızda dedeleri Balkanlar’dan, Kafkasya’dan göç etmiş, Birinci Dünya Savaşı yıllarında büyük acılar ve trajediler yaşamış ne kadar çok insanımız olduğunu görürüz.

Bu coğrafyada hemen her ailenin geçmişinde bir göçün, bir kaybın, bir ayrılığın hikâyesi vardır.

Fakat bu hikâyeler çoğu zaman ailelerin içinde anlatılan bölük pörçük hatıralar olarak kalıyor. Yeni kuşaklar dedelerinin, ninelerinin hangi şartlarda yaşadıklarını, nerelerden ve neden göç etmek zorunda kaldıklarını yeterince bilmiyor.

Geçmişte yaşananları kimileri gibi propaganda malzemesi yapmak doğru değil. Ancak unutmak da doğru değil.

Yüzyıllarca birlikte yaşadığımız insanlar ile ilgili olarak savaş, dağılma yıllarında yaşanan trajediler hakkında okullarda bizlere okutulan tarih kitaplarında fazla bilgi yoktu. Besbelli ki kuranlar, Cumhuriyet’in kin, nefret ve intikam üzerine değil, barış, dostluk, karşılıklı anlayış ve saygı üzerine inşa edilmesini öngörmüşlerdi.

Dünü bilmeden bugünü tam anlamak mümkün değildir.

Dostluğun, barışın ve bir arada yaşamanın kıymetini de ancak geçmişte bunların kaybedilmesinin insanlara nelere mal olduğunu bilirsek daha iyi anlayabiliriz.

Bu nedenle, ucuz propagandaya ve yeni düşmanlıklar üretmeye kaçmaksızın tarihimize ilişkin objektif çalışmalar yapılması önemlidir. Son yıllarda televizyonlarda yayımlanan belgeselleri, tarihî dizileri ve filmleri, akademik araştırmaları, romanları, öyküleri ve medyada çıkan nitelikli yazıları bu açıdan değerli buluyorum.

Ancak meselenin bir başka boyutu daha var.

Tarihte yaşanan felaketlerin ve kaybedilen toprakların yarattığı travmaların etkileri toplumların hafızasından kolay kolay silinmez.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve geniş bir coğrafyanın kısa süre içerisinde kaybedilmesinin yarattığı tarihsel travmanın izlerini bugün dahi toplumumuzda görmek mümkün.

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin 10 Ağustos’ta oylanmasını eleştiren İYİ Parti Milletvekili Turhan Çömez’in sözleri de bu tarihsel hafızanın günümüzdeki yansımalarından biri olarak değerlendirilebilir.

Çömez şöyle dedi:

“10 Ağustos 1920’de ne oldu biliyor musunuz? Osmanlı Devleti’nin ve Anadolu’nun siyasi, askerî ve ekonomik bakımdan parçalanmasının anlaşması imzalandı. Yani Sevr Antlaşması imzalandı. İşte bu yasayı bu nedenle Sevr’in imzalandığı güne denk getirdiler. Sevr’i nasıl yırtıp attıysak, bu ihanet sürecini de tarihin çöplüğüne gömeceğiz!”

Emekli General Dr. Naim Babüroğlu da sosyal medya üzerinden “Çerçeve Yasa”nın 10 Ağustos’ta kabul edilmesine ilişkin partilere tarihî bir hatırlatmada bulunarak, “10 Ağustos sıradan bir gün değil. Tam 106 yıl önce, 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nın imzalandığı gün. Tarihler yalnızca takvim yaprağı değil… Ve unutmayın: Tarih hepsini kaydeder…” dedi.

Bu açıklamaları doğru değerlendirebilmek için yalnızca güncel siyasete değil, toplumların tarihsel hafızasına da bakmak gerekir.

Kaybedilen toprakların yol açtığı travmalar derin olur. Psikolojik ve sosyal etkileri nesiller boyunca devam edebilir. Toplumsal hafızada oluşan tehdit algısı kuşaktan kuşağa aktarılır. “Yeniden kaybedeceğiz” veya “ülke yeniden bölünecek” endişesi ortaya çıktığında milliyetçi ve güvenlikçi reflekslerin güçlenmesi de şaşırtıcı değildir.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Tarihi bilmek başka şeydir, tarihin esiri olmak başka şey.

Geçmişte yaşananları unutmak doğru değildir. Fakat geçmişin öfkesini yeni nesillere miras bırakmak da doğru değildir.

Tarihten ders almak, yüzyıl önce yaşanan düşmanlıkları yüz yıl sonra yeniden üretmek anlamına gelmemeli.

Tam tersine, tarih bize savaşın, etnik ve dinî düşmanlığın, zorunlu göçlerin ve parçalanmanın toplumlara ne kadar ağır bedeller ödettiğini öğretmeli.

Sürekli tehdit altında hisseden bir toplum yaratmak yerine; toplumsal yapıyı, birlik ve beraberliği, demokratik kurumları ve “iç cepheyi” güçlendirmek gerekir.

Güvenli bir millî kimlik yalnızca kaybedilen topraklar ve geçmişte çekilen acılar üzerine kurulamaz. Sanatla, bilimle, eğitimle, üretimle, hukukla, refahla ve ortak bir gelecek idealiyle de beslenmelidir.

Tarih eğitimi de düşmanlık üreten bir dilden çıkarılıp analitik, objektif ve barışçı bir perspektife taşınmalıdır.

Bir zamanlar büyük acıların yaşandığı Balkanlar ve Kafkasya ile bugün kültürel, ekonomik ve insani köprüler kurabilmek, geçmişi unutmak değildir.

Aksine, tarihten ders çıkarmanın belki de en anlamlı biçimidir.

Çünkü tarih bize yalnızca kimlerle savaştığımızı değil, barışın neden korunması gerektiğini de öğretir.

Geçmişimizi bilelim.

Acılarımızı unutmayalım.

Ama onları yeni acıların gerekçesi haline de getirmeyelim.

Tarihi bilmek önemlidir. Asıl önemli olan ise tarihten ders alabilmektir.

National Security Journal Dollars and SenseIran Does Not Need to Win This War Economically. It Only Needs Americans to Lose Their Patience First Instead Brent settled at $88.52 on Friday after a week of tanker attacks and no diplomatic movement. Washington’s plan is to wait Tehran out — a choice shaped as much by depleted Patriot stocks as by strategy. Jack Buckby ByJack BuckbyPublished2 days ago

 National Security  Journal 

Dollars and Sense

Iran Does Not Need to Win 

This War Economically. It 

Only Needs Americans to 

Lose Their Patience First 

Instead

Brent settled at $88.52 on Friday after a week of tanker attacks and no 

diplomatic movement. Washington’s plan is to wait Tehran out — a choice 

shaped as much by depleted Patriot stocks as by strategy.

F-22 Raptor High in the Sky
F-22 Raptor High in the Sky. Image Credit: Creative Commons.

President Donald Trump is asking Americans to accept higher gasoline prices as part of the cost of preventing Iran from obtaining a nuclear weapon – a significant change in tone from his administration as he struggles to end a war that is now impacting the U.S. and global economies.

Regular gasoline prices now average around $4.09 per gallon nationwide, up roughly 29% from a year ago, as traffic through the Strait of Hormuz remains extremely disrupted. President Trump acknowledged the price increase during a speech on Friday, in which he also argued that Americans should tolerate it.

Air Force Chief of Staff Gen. Ken Wilsbach takes off in an F-22 Raptor from Joint Base Pearl Harbor-Hickam, Hawaii, May 13, 2026. Wilsbach flew an F-22 sortie, experiencing the total force integration among active-duty Airman and Hawaii Air National Guard counterparts. (U.S. Air Force photo Senior Airman Aden Brown)

Air Force Chief of Staff Gen. Ken Wilsbach takes off in an F-22 Raptor from Joint Base Pearl Harbor-Hickam, Hawaii, May 13, 2026. Wilsbach flew an F-22 sortie, experiencing the total force integration among active-duty Airman and Hawaii Air National Guard counterparts. (U.S. Air Force photo Senior Airman Aden Brown)

U.S. Air Force Capt. Nick “Laz” Le Tourneau, F-22 Raptor Aerial Demonstration Team pilot and commander, practices at Joint Base Langley-Eustis, VA, November 12th, 2025. The F-22 Raptor Aerial Demonstration showcases the unmatched maneuverability of the airframe by executing a series of combat maneuvers to inspire Americans and their allies, and deter foreign adversaries. (U.S. Air Force video by Staff Sgt. Michael Bowman)

U.S. Air Force Capt. Nick “Laz” Le Tourneau, F-22 Raptor Aerial Demonstration Team pilot and commander, practices at Joint Base Langley-Eustis, VA, November 12th, 2025. The F-22 Raptor Aerial Demonstration showcases the unmatched maneuverability of the airframe by executing a series of combat maneuvers to inspire Americans and their allies, and deter foreign adversaries. (U.S. Air Force video by Staff Sgt. Michael Bowman)

In a speech in Garden City, New York, the president said that Americans who now “pay a tiny little bit more” for gasoline should remind themselves that it is the cost of preventing a “very evil country” from obtaining a nuclear weapon.

The president went on to defend the record of the U.S. military and his administration throughout the war, describing the ongoing conflict as evidence he is doing a “great service for the world” and “really doing a great job.”

The comments come as Washington struggles to bring Tehran to the negotiating table, with new Iranian military leadership becoming increasingly aggressive and refusing to open the Strait of Hormuz before Washington agrees to a series of major concessions.

Iran Refuses to Open Hormuz

Iran continues to strike vessels in the Strait of Hormuz, with the United Arab Emirates saying this week that another ship operated by state oil company ADNOC was attacked while passing through the waterway.

It was the third such attack involving the company’s ships in roughly a week.

The latest vessel was damaged but remained under control, with no injuries reported. The UAE called the attacks “unprovoked” and urged Iran to allow the full reopening of the strait. Shipping nevertheless remains dramatically below normal levels.

Before the war, more than 130 vessels routinely passed through Hormuz every day. Kpler data showed only 13 vessels crossing on Thursday, nine of them using the Iranian-approved route.

Iran has repeatedly insisted that normal shipping will not return until Washington ends the war, with officials recently setting out a list of extreme demands, which include the full withdrawal of U.S. troops from the region, the end of strikes, the lifting of all sanctions, and the end of the U.S. naval blockade on Iranian-linked ships.

Iran is also seeking the unfreezing of billions of dollars in Iranian assets overseas.

Washington Increases the Pressure

Washington’s response has so far been to step back and wait, hoping that the economic pressure will force Tehran to change its mind.

But the Trump administration isn’t doing it just because it’s tactically smart: it’s also a product of the well-documented shortage of Patriot interceptors and other precision-guided missiles caused by over five months of fighting.

Defense Secretary Pete Hegseth said Thursday that the U.S. Navy can maintain its blockade of Iranian ports “indefinitely,” while Treasury Secretary Scott Bessent has promised additional measures against Tehran next week.

Bessent said Washington would hit Iran economically in ways “that have never been seen,” describing the combination of financial restrictions and the naval blockade as a “one-two punch.”

Iran is already suffering, too.

Its oil exports have collapsed under the U.S. blockade, and sanctions and wartime damage are intensifying economic pressure.

For many other smaller nations, this would have been enough to bring their governments back to the negotiating table, but Iran is run by a theocratic regime that is so ideologically opposed to the United States and its Western allies that it is likely to continue fighting for as long as it possibly can.

Tehran also knows the pressure it faces is being felt across the rest of the world.

Brent crude settled at $88.52 per barrel on Friday, up 1.7% on the day, while West Texas Intermediate gained 1.9% to $82.55. Both benchmarks posted substantial weekly gains as tanker attacks and a lack of diplomatic progress renewed global supply concerns.

Iran Is Betting Americans Lose Patience First

The problem for Washington is that Iran doesn’t need to win economically, and probably isn’t expecting to.

All the regime needs to do is wait long enough for the cost of the war to become politically difficult for the United States.

Tehran has spent decades adapting to sanctions and economic isolation, and its leadership can impose extraordinary hardship on ordinary Iranians without facing the same democratic and political pressures that confront an American president.

Trump, meanwhile, will face the voters in November with gasoline above $4 per gallon and the administration focused on limiting the war’s economic fallout.

Trump must now somehow demonstrate that his strategy is working before Americans decide they are no longer willing to pay for it, while Iran simply needs to survive.

About the Author: Jack Buckby

Jack Buckby is a British researcher and analyst specializing in defense and national security, based in New York. His work focuses on military capability, procurement, and strategic competition, producing and editing analysis for policy and defense audiences. He brings extensive editorial experience, with a career output spanning over 1,000 articles at 19FortyFive and National Security Journal, and has previously authored books and papers on extremism and deradicalization.