Bazen kendimizi hayatın temposuna öyle kaptırırız ki; kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamayız. Sonra bir an gelir “durup düşünmeye” başlarız. Nereden yola çıktım, nereye vardım, varmak istediğim yer burası mıydı diye yaptıklarımızı sorgularız. Bugünlerde iktisatçılar arasında böyle bir hava hakim. Nobel ödüllü Angus Deaton’ın “Rethinking my Economics” (İktisadımı yeniden düşünme), Cambridge Üniversitesi’nden Diane Coyle’un “Renewing Economics/The New Economics” (Yeni Ekonomi) başlıklı makaleleri gözüme çarptı. Yurttaşlarımız Harvard’lı Dani Rodrik ile MIT’li Daron Acemoğlu de benzeri durum değerlemesi yapanlar arasındadır. Tam da bu sırada değerli dostum Mahfi Eğilmez de “Yeni Ekonomi” diye bir kitap yayınladı.

★★★

Gelişmiş ülkelerdeki 1970’lerin yüksek enflasyonu 1980’de yeni bir ekonomik dünya görüşünün ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Adına “Parasalcılık” veya “paracılık” (monetarizm) denen bu akıma Chicago’lu Milton Friedman damgasını vurmuştur. İdeolojik yani gayritabii bir yaratık olan “sosyalist/komünist” iktisadi düzen 1989’da Kabe’si Rusya’da çökünce, meydan tamamen paracı ve küreselci neoliberallere kaldı. Bu yeni düzen (Nizam-ı Cedit) “özelleştirme ve özgürleştirme”“dış ticarette serbestleştirme” ve ne pahasına olursa olsun “fiyat istikrarını (düşük enflasyonu) sağlama” aksları üzerine inşa edildi. O günlerden bugünlere 40 yıldan fazla zaman geçti. Bu kırk yılda neler oldu ve sonunda ortaya nasıl bir tablo çıktı?

MADDİ SONUÇLAR

Son 40 yılın en büyük olayı, başta Çin olmak üzere Asya Pasifik ülkelerinin dünyanın üretim merkezi haline gelmesidir. Sınai maliyetin (ulusal katma değer olarak) en az %85’i emektir. Bunu idrak eden, idari ve siyasi olarak komünist (?) iktisadi olarak kapitalist bir ülke olan Çin, SAGP (Satın Alma Gücü Paritesi) göre ABD’yi de sollayıp, dünyanın GSYİH’sinde en büyük ekonomisi oldu. Bunu da düşük emek fiyatına dayalı ucuz ihracatla gerçekleştirdi. Çin’in ucuz sınai mal ihracatı, Batı’da ama özellikle çok büyük dış ticaret açığı veren ABD’de sanayi sektöründe çalışan işçilerin reel ücretlerinin yükselmesine engelledi. Dış ticaret ise bitmiş sanayi malı ihracatından komponent ihracatına doğru evrildi. Dünya imalat sanayi malları üretimi küreselleşti. Adeta hiçbir ülke kendi başına “yerli ve milli” cihaz üretmez hale geldi.

YENİ EKONOMİNİN YÖNÜ

Angus Deaton’ın makalesinden öğrendiğime göre Keynes, iktisat “üretimde verimlilik-sosyal adalet-bireysel özgürlük” amaçlarını telif etmelidir demiş. Deaton, iktisatçılar olarak biz Keynes’in işaret ettiği yoldan gitmedik. Bilimsel çalışmalarımızı ekonomide verimliliğe odaklandırdık. Sosyal adaleti ve bireysel özgürlüğü sağlamayı siyasilere ve idarecilere bıraktık. Hatta son zamanda herkes bir Milton Friedman kesildi diyor. Makalesinin sonunda iktisatçılara “her şeyi biz biliriz” havasından çıkıp daha mütevazı olmayı öneriyor. Yeni ekonomi, anlaşılan daha az küreselci, daha az parasalcı, daha çok çevreci, daha sosyal adaletçi ve daha ziyade bireysel özgürlükçü olacak. İktisatçılar da bunun nasıl gerçekleşebileceğine daha fazla kafa yoracaktır.

SON SÖZ: İktisatta icat yoktur, idrak vardır.