28 Şubat’ta İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin düzenlediği saldırıda Ayetullah Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesinin ardından İran yeni ve belirsizliklerle dolu bir döneme girdi. Bu gelişmeyle birlikte Müştaba Hamaney’in İran’ın yeni dini lideri olarak seçilmesi, İslam Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinde önemli bir kırılma noktası oluşturdu. Uzun yıllar boyunca rejimin en etkili fakat en görünmez figürlerinden biri olarak bilinen 56 yaşındaki din adamı, şimdi gölgelerden çıkarak ülkenin en güçlü makamına yerleşmiş bulunuyor. Onun yükselişi ani bir değişimden ziyade süreklilik ve meydan okuma mesajı taşıyor; savaş ve dış baskı ortamında İran’daki ruhani ve güvenlik elitleri arasındaki bütünlüğün korunduğunu gösteriyor. Müştaba Hamaney’in devrimci sistemin sert bir muhafızı mı olacağı, yoksa stratejik uzlaşılara açık daha pragmatik bir lider mi olarak şekilleneceği, yalnızca İran’ın değil bütün Ortadoğu’nun geleceğini etkileyebilecek temel sorulardan biri olarak önümüzde duruyor.
Yusuf Kanlı
İran İslam Cumhuriyeti’nde adı bu kadar sık anılan ama kamuoyunda bu kadar az görülen çok az kişi vardır. Müştaba Hamaney de bunlardan biridir. İran’ın merhum dini lideri Ali Hamaney’in ikinci oğlu olan Müştaba Hamaney, on yıllar boyunca neredeyse tamamen kamuoyu önünden uzak bir yaşam sürdü. Resmi bir devlet görevi üstlenmedi, basına demeç vermedi ve devlet medyasında çok nadiren göründü. Buna rağmen İslam Cumhuriyeti’nin kapalı ve karmaşık güç mimarisi içinde adı sürekli dolaştı; nüfuz ve iktidara yakınlık fısıltılarla dile getirildi.
Bu uzun siyasi görünmezlik dönemi artık sona ermiş bulunuyor. Müştaba Hamaney, 28 Şubat’ta İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin düzenlediği saldırıda babası Ali Hamaney’in ölmesinin ardından İran’ın yeni dini lideri olarak resmen seçildi. Bu karar, İslam Cumhuriyeti’nin 1989’da Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin ölümünden bu yana yaşadığı en önemli liderlik değişimini temsil ediyor.
Bugün İran’ın ve bölgenin karşı karşıya olduğu soru yalnızca Müştaba Hamaney’in kim olduğu değil; onun liderliğinin savaş halindeki bir ülke ve zaten kırılgan olan Ortadoğu için ne anlama geleceğidir.
Meydan okuma mesajı veren bir atama
Müştaba Hamaney’in yükselişinin gerçekleştiği koşullar dikkate alındığında, bu atamanın İran politikasında yakın vadede bir yumuşama ya da savaşın hızla sona ermesi anlamına gelmediği görülüyor.
Aksine karar, İran’daki iktidar yapısının süreklilik ve direnç mesajı verdiğini gösteriyor. Önceki dini liderin en yakın çevresiyle özdeşleşmiş bir ismin seçilmesi, ruhani ve güvenlik elitlerinin sistemin bütünlüğünü ve istikrarını korumak istediğini ortaya koyuyor.
İran dışındaki bazı eleştirmenler bu gelişmeyi hızlı biçimde “hanedan benzeri bir ardıllık” olarak yorumladı. Ancak İran’ın kendi siyasi anlatısı içinde durum farklı biçimde sunuluyor.
İslam Cumhuriyeti’nin destekçilerine göre Müştaba Hamaney’in yükselişi kalıtsal bir iktidar devri değil, fedakârlık ve dış güçlere karşı direniş üzerine kurulmuş devrimci bir geleneğin devamıdır.
Bu atamayı çevreleyen sembolizm özellikle Şii siyasi kültüründe güçlü bir anlam taşımaktadır.
Şehadet ve dini sembolizm
Ali Hamaney’in 28 Şubat saldırısında öldürülmesi, İran’da liderlik tartışmasını hızla şehadet söylemi etrafında şekillenen bir anlatıya dönüştürdü.
Şii tarihsel hafızasında şehadet merkezi bir yere sahiptir. Bunun en güçlü sembolü, Hz. Ali’nin oğlu ve Hz. Muhammed’in torunu olan Hüseyin’in 680 yılında Kerbela’da öldürülmesidir. Hüseyin’in ölümü her yıl Aşura törenlerinde zulme ve adaletsizliğe karşı direnişin simgesi olarak anılır.
Bu sembolik çerçeve içinde İran’ın dini liderinin yabancı güçler tarafından öldürülmesi derin bir dini ve siyasi anlam taşır. Müştaba Hamaney artık yalnızca eski liderin oğlu değil, İran yönetiminin ulusal ve dini varoluş mücadelesi olarak tanımladığı bir çatışmada hayatını kaybetmiş bir liderin oğludur.
Bu anlatı İran’daki muhafazakâr çevreler içinde onun konumunu güçlendirmiştir.
İlginç biçimde, kriz sırasında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın yaptığı açıklamalar da Müştaba Hamaney’in konumunu dolaylı biçimde güçlendirmiş olabilir. Trump, Washington’un İran’ın yeni dini liderinin seçilmesinde söz sahibi olması gerektiğini savunmuş ve Müştaba Hamaney’in “kabul edilemez” olduğunu söylemişti.
Bu sözler İran içinde geniş kesimler tarafından ülkenin iç siyasi sürecine dış müdahale girişimi olarak yorumlandı. Sonuçta İran’daki yönetici elitler açısından Müştaba Hamaney’in seçilmesi dış baskıya karşı bir direnç göstergesi olarak algılanmış olabilir.
İktidarın kapı bekçisi
Müştaba Hamaney uzun yıllar boyunca nüfuzunu Beyt-i Rahberi olarak bilinen yapının içinden kullandı. Bu yapı, dini liderin ofisi olarak İran siyasetinde son derece güçlü bir merkezdir.
Beyt-i Rahberi, dini lider ile siyasi fraksiyonlar, ruhani çevreler ve güvenlik kurumları arasındaki ilişkileri koordine eden idari bir merkezdir. Müştaba Hamaney resmi bir devlet unvanı taşımamasına rağmen, analistler tarafından bu sistem içinde en etkili aracılardan biri olarak görülüyordu.
Birçok gözlemci onun özellikle İran Devrim Muhafızları ile güçlü ilişkiler geliştirdiğini düşünmektedir. Devrim Muhafızları bugün İran sisteminin en güçlü sütunlarından biri haline gelmiş, askeri gücün yanı sıra önemli ekonomik ve siyasi etki de kazanmıştır.
İran gibi sistemlerde güç çoğu zaman resmi makamlar üzerinden değil, güven ve erişim ağları üzerinden akar.
Müştaba Hamaney tam da böyle bir siyasi arabulucu rolü üstlenmişti.
Bu geçmiş deneyim, şimdi en üst makamda otururken iktidarını hızlı biçimde pekiştirmesine yardımcı olabilir.
Protestoların gölgesi
Bununla birlikte Müştaba Hamaney’in geçmişi tartışmalardan da bağımsız değildir.
Adı ilk kez geniş biçimde 2009’daki tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra gündeme gelmişti. Mahmud Ahmedinejad’ın yeniden seçilmesine karşı başlayan ve Yeşil Hareket olarak bilinen protestolar, İslam Cumhuriyeti’nin karşı karşıya kaldığı en ciddi iç siyasi meydan okumalardan birini oluşturdu.
Muhalefet figürleri Müştaba Hamaney’i gösterilerin bastırılması sürecinde perde arkasında rol oynamakla suçladı. Bu iddialar hiçbir zaman resmi olarak doğrulanmadı. Ancak yine de onun güvenlik kurumlarıyla yakın ilişkili sert bir figür olarak algılanmasına katkıda bulundu.
Birçok eleştirmen daha sonraki yıllarda yaşanan protestoların bastırılmasında da onun etkisi olduğunu öne sürmektedir.
Bu algı İran’ın yeni dini liderinin uluslararası imajını da şekillendirmiştir.
Tahran’da kuşak değişimi
56 yaşındaki Müştaba Hamaney, İran’ın en üst yönetiminde bir kuşak değişimini temsil etmektedir. Onun siyasi refleksleri genellikle muhafazakâr olarak görülse de, İran’daki yeni yönetici kuşağın devrimin ilk yıllarındaki kadrolara kıyasla daha pragmatik olduğu da sıkça dile getirilmektedir.
Bu nedenle ideolojik bağlılık ile pragmatik hesapların birleşimi onun liderliğini tanımlayabilir.
Şimdilik İran politikasında hızlı bir değişim beklentisi zayıf görünmektedir.
Analistler Müştaba Hamaney’in ilk açıklamalarında direniş, birlik, dayanıklılık ve süreklilik gibi temalara vurgu yapacağını öngörmektedir. Bu kavramlar uzun süredir İslam Cumhuriyeti’nin siyasi dilinin merkezinde yer almaktadır.
Sert liderler ve uzlaşma paradoksu
Ortadoğu tarihine bakıldığında ilginç bir paradoks ortaya çıkar. Sert liderler çoğu zaman stratejik uzlaşmaları gerçekleştirebilen kişiler olmuştur.
İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni 1988’de İran-Irak savaşını sona erdiren ateşkesi kabul ederken bu kararı “zehir dolu kadehi içmek” olarak tanımlamıştı. Benzer şekilde İsrail Başbakanı Menahem Begin Mısır ile barış anlaşmasını imzalamış, Yitzhak Rabin ile Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat iki devletli çözüm fikrini kabul ederek uzlaşma yoluna gitmişti.
Bazı İranlı siyasi figürler Müştaba Hamaney’in de benzer bir pragmatik dönüş yapabileceğini düşünüyor. İran yönetimine yakın siyasetçilerden Abdolreza Davari’ye göre muhafazakâr kurumların desteğini arkasına alan bir lider aslında Amerika Birleşik Devletleri ile gerilimi azaltma konusunda daha fazla hareket alanına sahip olabilir.
Davari’ye göre “Amerika ile bir tür gerilimi azaltma yoluna gidebilecek biri varsa o da odur. Başka biri bunu yaparsa muhafazakâr çevrelerden büyük tepki görür.”
Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise savaşın seyrine bağlı olacaktır.
Hedef tahtasında bir lider
Ancak Müştaba Hamaney göreve son derece ağır bir baskı ortamında başlamaktadır.
İsrail, Ali Hamaney’in yerine geçecek kişiyi de hedef alacağını açıkça ilan etti. Bu nedenle İran’ın yeni dini lideri göreve adeta sırtında bir hedefle başlamış durumdadır.
Onun hayatta kalabilmesi, İran güvenlik kurumlarının ülkenin en üst liderliğini koruma kapasitesinin ilk büyük sınavı olacaktır. Aynı zamanda İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri istihbarat servislerinin İran sistemine ne kadar nüfuz edebildiğini de gösterecek önemli bir test olacaktır.
Ortada son derece yüksek riskler bulunmaktadır.
İran’ın yeni dini lideri, ülkenin savaş, ekonomik baskı ve bölgesel gerilimlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde göreve başladı.
Yıllar boyunca Müştaba Hamaney İran’ın en güçlü ama görünmez figürü olarak biliniyordu. Şimdi ise bir zamanlar gölgelerden etkilediği sistemin tam merkezinde duruyor.
Ve onun seçeceği yön yalnızca İran’ın değil, bütün Ortadoğu’nun geleceğini şekillendirebilir.

No comments:
Post a Comment