İktidarlar, baskıyla ayakta kalabilir mi?
Fon skandalı, iktidarın, devletin bütün kurumlarını çürüttüğünü ortaya çıkardı. Bu da iktidarı temelinden sarstı. İktidarın karşı atağı, Halk TV’ye el koymak oldu.
Muhalefet liderleri, Halk TV'ye el konulmasını "Fon vurgununu gündemden düşürmek" ve "Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını gölgelemek" yönüyle de incelerken hemen hepsinde ortak nokta, bu eylemin iktidarın çöküş belirtisi olduğu tespitiydi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV'ye kayyım atanmasına tepki göstererek “Şafak baskınları adaleti tesisten öte, bir iktidarın ömrünü uzatma çabasıdır. Kendi partisinden olmayan belediyeye kayyım, sistemine dahil olmayan şirkete kayyım; kendi gibi düşünmeyen demokratik kitle örgütlerine kayyım, siyasi partiye kayyım, medyaya kayyım... Türk demokrasisi darbeler gördü ama bu kadarına şahit olmadı. Yanlışlarının üzerini yeni ve başka yanlışlarla örtmeye çalışan bir iktidarın çırpınışlarını izliyoruz. Ama şunu biliyoruz; hakikatin önünde hiçbir engel duramaz. Raf ömrünü tamamlamış bir iktidarı da hiçbir baskı ayakta tutamaz." dedi.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV'ye kayyım atanmasına Silivri'den tepki gösterdi. İBB davası öncesinde açıklamalarda bulunan Özel, "Bu iktidarın tükenmişliğinin, çaresizliğinin ve acziyetinin göstergesidir" dedi. Halk TV ile dayanışma mesajı veren Özel, "Birilerinin sonu geldi, biz daha yeni başlıyoruz" ifadelerini kullandı.
***
Gemini'ye göre baskıcı rejimler, güçlerini korumak ve toplumsal muhalefeti bastırmak için temelde korku ve sadakat üretir.
Muhalif liderler, gazeteciler hapsedilir veya susturulur. Bağımsız medya organları kapatılır veya sansürlenir. Devlet televizyonları ve rejim yanlısı medya aracılığıyla tek taraflı bir gerçeklik algısı yaratılır.
Kitlesel örgütlenme engellenir. Yasaların ve cezaların keyfi uygulanması, halkta kimin ne zaman hedef alınacağına dair sürekli bir güvensizlik ve korku iklimi yaratır.
Devlet kaynakları, ihaleler ve kilit makamlar rejim sadakatine göre dağıtılır. Rejime sadık kalan elitler zenginleşirken, muhalif olanlar fakirleştirilir.
Rejim, etrafındaki elitleri kendi suçlarına ortak eder. Böylece elitler, rejimin çökmesi durumunda kendilerinin de yargılanacağını veya her şeylerini kaybedeceğini bilerek rejime sıkı sıkıya sarılırlar.
Rejim, sürekli olarak ülkenin "dış güçler", "teröristler" veya "hainler" tarafından tehdit edildiği anlatısını işler. Halk, "istikrar adına" özgürlüklerinden vazgeçmeye ikna edilir.
Baskıcı rejimler genellikle tamamen hukuksuz görünmek yerine, hukuku kendi lehlerine bir silah olarak kullanır.
Seçimler tamamen kaldırılmaz ancak muhalefetin kazanması imkânsız hale getirilir. Yargı, seçim kurulları ve merkez bankası gibi bağımsız olması gereken kurumlar tamamen yürütmenin emrine alınır...
***
Baskı rejimlerinin yıkılması, halkın korkudan kurtulmasına bağlıdır. Bu sebeple halka cesaret veren kişi ve kurumlar cezalandırılır ki korkulu rüya devam etsin...
Baskı rejim, uygulayanlar, Atatürk’ün işaret ettiği gibi dış politikada da kendi kişisel çıkarlarını, istilacıların veya sömürgecilerin siyasi emelleriyle birleştirebilir...
İşte Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “Bakın, Husilerin baş düşmanı kim? İsrail. Ve Husiler İsrail'i hedef alıp onları vururken, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail Husilerle başa çıkamamışken, şimdi Türk askerini siz Husilerle mücadele etmek için Suudi Arabistan'a yollayacaksınız. Ondan sonra da ‘İsrail'in Gazze'deki soykırımına karşıyız’ diyeceksiniz. Buna kimse inanmaz. Buna Türk halkı da inanmaz." dedi.
İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da “Ben meselenin aslını anlatayım. Anlaşmanın adını duygusal tarafımızdan yararlanmak için mahsus Mekke koydular. Amerika’ya İsrail’e kafa tutuyormuş gibi yapıp, Amerikan ve İsrailli petrol şirketlerinin doymak bilmez iştahına nimet mi taşıyalım? Büyük şeytanın değirmenine su taşıyanlar, Medine’yi kolay kolay anlayamazlar. Medine'yi anlamak için Fahrettin Paşa'nın şuurunda olmak lazım." diye konuştu.
Türk Milleti, artık uyanık olmak zorundadır...

No comments:
Post a Comment