Yazının başlangıcında Türkiye medyasındaki sahiplik yapısının son durumuna bir bakalım: Gazete ve televizyonlar büyük holdinglerin elinde toplanmış durumda:

- Demirören Grubu: Kanal D, CNN Türk, Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik ve Demirören Haber Ajansı. (Daha önce Aydın Doğan’ın sahibi olduğu bu grup, Türkiye’nin en büyük medya kuruluşuydu. El değiştirdikten sonra iktidar safına geçti.)

- Kalyon / Turkuvaz Grubu: ATV, A Haber, Sabah, Takvim, Fotomaç, Daily Sabah ve Yeni Asır. (Bu gazete ve televizyonların olduğu Dinç Bilgin’e ait Merkez Medya Grubu, AK Parti iktidarının ilk yıllarında el değiştirdi ve iktidar safına geçti.)

- Albayrak Grubu: Yeni Şafak ve TV NET. (Bu grup AK Parti iktidarından önce de vardı ve AK Parti’den önceki iktidarlara muhalefet ediyordu. Şimdi iktidarı destekliyor ama zaman zaman ekonomi yönetimini hedef alan başlıklar atıyor.)

- İhlas Grubu: Türkiye ve TGRT Haber. (Bu grup da eski bir grup. AK Parti iktidarından önce de vardı. Şu anda iktidarı destekliyor.)

- Türk Medya: Akşam Gazetesi, 24 TV ve 360. (Akşam ve 360, Mehmet Emin Karamehmet’e ait Çukurova Medya Grubu olarak hayatımızdaydı. AK Parti iktidarı döneminde el değiştirdi. İktidar yanlısı oldu.)

- Doğuş Grubu: NTV ve Star TV. (AK Parti öncesinde de faaliyetteydi. Star TV, Uzan Grubu’ndan Doğan Grubu’na geçmiş, oradan da Doğuş Grubu’na satılmıştı. Tarafsız görünmeye çalışsa da iktidarı koruyup kollayan yayınlar yapıyor.)

- TRT: Milletin vergileriyle faaliyetlerini sürdürdüğünden “kamu yayıncısı” olması gerekiyor ama özellikle 2018’den bu yana iktidarın yayın organı gibi.

- TMSF: Habertürk, Show TV, Bloomberg HT, HT Spor, TELE 1, EkoTürk (TMSF tarafından satıldı), Gain, Flash TV (TMSF tarafından satıldı), Halk TV. (Normal şartlarda TMSF’nin bu kurumların yönetimini devralması ancak editoryal bağımsızlığa saygı göstermesi gerekiyor. Buna karşın TELE 1 susturuldu, diğer kanallar da açıktan iktidar safına geçirildi. Halk TV, kayyım binaya girdiği andan itibaren ‘zararsız’ kayıtlar yayınlamaya başladı.)

Not: Bu grupların dışında bağımsız yayıncılık yapmaya çalışan (dijital ve konvansiyonel) gazete ve televizyonlar var. Onlar da her türlü ekonomik zorlukla mücadele ettikleri gibi iktidarın yoğun baskısı altındalar.

***

Şimdi de size iletişim alanındaki üç faaliyet türünden söz edeceğim:

1) Gazetecilik: Kamu yararını gözeterek iddiaları araştırıp gerçekleri ortaya çıkarıp en doğru bağlamda kamuoyuna aktarma faaliyetidir. Amacı halkın doğru, güvenilir ve anlamlı bilgiye ulaşmasını sağlayarak özgür kanaat oluşmasına yardımcı olmaktır. Araştırmak, teyit etmek, sorgulamak, hesap sormak, eleştirmek gazeteciliğin doğasında vardır.

2) Halkla ilişkiler: Bir kurumun, kişinin veya kuruluşun hedef kitleleriyle ilişkilerini yönetme, itibar oluşturma, o itibarı artırma ve koruma gibi planlı faaliyetlerden oluşur. O kişinin, kurumun ya da kuruluşun faaliyetlerini geniş kitlelere duyurmak, kamuoyundaki algısını iyileştirmek de halkla ilişkiler faaliyetleri çerçevesindedir.

3) Propaganda: Belli bir düşünceyi, ideolojiyi, siyasi görüşü veya çıkarı benimsetmek amacıyla iletişim imkânlarının sistematik bir şekilde kullanılması eylemidir. Temel amacı insanların kanaatlerini ve davranışlarını etkilemektir. Propagandacılar genellikle doğruluk, etik gibi değerleri umursamaz ve amaca ulaşmaya yoğunlaşır. Hâliyle de söz konusu propaganda olunca “amaca giden her yol mübahtır” yaklaşımı sergilenir.

***

Propaganda ve halkla ilişkilerle gazeteciliği ayıran en önemli özellik, gazeteciliğin “kamuoyunu bilgilendirmek, kamu yararı, güvenilirlik ve doğruluk arayışında olmak, gerçeği aramak ve paylaşmak” gibi dertlerinin olmasıdır.

Ne yazık ki yukarıda sıraladığım medya kuruluşları, uzun zamandır gazetecilik yapmak yerine iktidar adına propaganda ve halkla ilişkiler faaliyeti sürdürüyor.

Halk TV’ye de el konulmasıyla iş biraz daha çığırından çıktı. Propaganda ve halkla ilişkiler alanı genişledi, bağımsız gazetecilik alanı daha da daraldı.

“Ama yolsuzluk soruşturması yapılıyor” gerekçesine sığınamazlar, zira yolsuzluğu yaptığı iddia edilen Halk TV ve orada görev yapan gazeteciler değildir. Halk TV’nin editoryal bağımsızlığı korunmalı ve yayınlarına devam etmelidir.

Halkımız şunu çok iyi bilmeli: Yasama, Yürütme ve Yargı erklerinin tek elde toplandığı bir ortamda gazetecilik de biterse hayat hepimiz için daha yaşanmaz hâle gelir.

O nedenle bu gelişmelere kayıtsız kalmayın.

Bağımsız gazeteciliğe destek verin.