İnsanoğlunun en büyük yanılgısı...
Ölümlü olduğunu bildiği halde, ölümsüzmüş gibi yaşamasıdır.
Daha fazla servet...
Daha yüksek makam...
Daha büyük güç...
Ve bütün bunların, sonsuza kadar süreceğine ilişkin o büyük yanılgı...
Oysa tarih, kendisini vazgeçilmez sanan nice insan gördü.
Hepsini uğurladı.
Ama insanın ihtirası hiç bitmedi.
★★★
Büyük İskender...
Henüz 32 yaşında, Yunanistan’dan Hindistan’a uzanan büyük bir imparatorluğa hükmediyordu.
Ordularıyla ülkeler fethetti.
Dünyanın büyük bölümüne hükmetti.
Ama ölümü yenemedi.
★★★
Napolyon Bonapart...
Avrupa’nın sınırlarını değiştirdi.
İmparatorluklar kurdu, ordular yönetti.
1815’te Waterloo’da yenildi.
Atlantik Okyanusu’nun ortasındaki Saint Helena Adası’na sürgüne gönderildi.
1821’de orada öldü.
Avrupa’nın kaderini belirleyen imparator, ömrünün sonunda yaşayacağı yeri bile seçemedi.
★★★
Çin İmparatoru Qin Shi Huang...
Ölümsüzlüğün sırrını aradı.
Ölümü bile yenebileceğini sandı.
Öldükten sonra da kendisini korusunlar diye mezarının çevresine gerçek insan boyutlarında, yaklaşık sekiz bin pişmiş toprak asker yerleştirdi.
Yanlarında atlar, savaş arabaları ve silahlar da bulunuyordu.
Öteki dünyada bile hükümdar olmak istiyordu.
Ama MÖ 210’da öldü.
Ne orduları ne de görkemli mezarı, onu ölümden kurtarabildi.
★★★
8 Kasım 1912...
Balkan Savaşı...
Osmanlı orduları yenilmiştir.
Selanik kuşatılmıştır.
Hasan Tahsin Paşa’nın 26 bin askeri vardır.
Tek kurşun attırmadan Selanik’i Yunan ordusuna teslim eder.
Ve 550 yıllık Türk egemenliği sona erer.
Hasan Tahsin Paşa’nın mezarı bugün Selanik’tedir.
Yunan Kara Kuvvetleri’ne ait Balkan Savaşları Müzesi’nin bahçesinde...
Yunanlar, o kadar çok sever ki Hasan Tahsin Paşa’yı...
“Selanik’in gerçek kurtarıcısı” ilan ederler.
Tarihin ona taktığı madalya budur.
★★★
15 Mayıs 1919...
Yunan ordusu İzmir’e çıkar.
17’nci Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa, işgale karşı koymaz.
İzmir işgal edilir.
Türk askerleri aşağılanır.
Türkler öldürülür.
Ali Nadir Paşa da Yunan askerlerine esir düşer.
Vatan elden giderken, onun kaygısı makamını korumaktı.
İzmir’de koruyamadığı şerefi, hiçbir makam ve rütbe geri getiremedi.
Tarihin ona taktığı madalya budur...
★★★
1 Eylül 1921 günü...
Sakarya Meydan Muharebesi’nde, Türk ordusu ölüm kalım savaşı vermektedir.
Cephede Mehmetçikler can vermekte, anaların yüreğine ateş düşmektedir.
Düşmanın Ankara’yı ele geçirmesi tehlikesine karşı Kayseri’ye göç başlamıştır.
1 Eylül 19121 günü, Türk Ordusu 82 subay ve 900 er kaybetmişti.
İşte böyle bir günde...
İstanbul’da, Yıldız Sarayı’nda düğün vardır!
60 yaşındaki Padişah Vahdettin, 18 yaşındaki Nimet Nevzad Hanım’la beşinci evliliğini yapar.
Bir tarafta, vatan uğruna toprağa düşenler...
Öte yanda, aynı gün sarayında düğün yapan Padişah...
Tarih, ikisini de yazdı.
★★★
Aradan yıllar geçti...
Cumhuriyet’in okullarında okuyanlar...
Cumhuriyet’in kurumlarında yükselenler...
Cumhuriyet sayesinde parti genel başkanı olanlar; makam, servet ve itibar kazananlar...
Kendisine emanet edilen değerleri tüketen mirasyediler...
Atatürk’ün kurduğu parti koltuğuna oturanlar...
“Altı Ok”u reddeden ama yakasına takanlar...
Atatürk’ün ömrünü vererek kurduğu Cumhuriyet’e nankörlük edenler...
★★★
Bir tarafta, Selanik’i teslim eden Hasan Tahsin Paşa...
Bir tarafta, vatandan ve milletten başka sevgili bilmeyen kahramanlar...
Bir tarafta, gelecek kuşaklara vatan bırakmak için ömrünü tüketenler...
Öte yanda, mirasyediler...
Tarih, hepsini yazdı.
Ve hepsine bir madalya taktı.
Kiminin göğsüne şeref...
Kiminin adına utanç...
★★★
Büyük İskender dünyayı fethetti, dünyadan hiçbir şey götüremedi.
Napolyon Avrupa’ya hükmetti, son nefesini sürgünde verdi.
Mustafa Kemal ise vatan bıraktı, Cumhuriyet bıraktı ve ölümsüzleşti...
★★★
İhtiras, insanın aklını esir alan, vicdanını susturan ve gözlerini kör eden doyumsuz bir tutkudur.
Önce, daha fazlasını ister.
Sonra, elindekilerle yetinmez.
En sonunda, kaybetmemek için her şeyi göze alır.
Atatürk’ün kurduğu partinin genel başkanlık koltuğunu, Cumhuriyet’in ilkelerinden ve milletin iradesinden daha değerli gören anlayış...
“Altı Ok”u yakasına takıp, temsil ettiği değerlerden uzaklaşanlar...
İhtiras, dizginleri aklın elinden alınmış, sahibini uçuruma sürükleyen azgın bir attır.
Ve çoğu zaman o atı durduran, insanın iradesi değil, uçurumun dibidir.
Tarih, o uçuruma sürüklenenlerin hüzünlü hikayeleriyle doludur.
★★★
Kendilerini vazgeçilmez sananlara...
Ünlü bir söz vardır:
“Mezarlıklar, kendisini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.”
Dünya, kendisini vazgeçilmez sanan nice insanlar gördü.
Hepsini uğurladı.
Ne koltukları kaldı ne de ihtirasları...
Ve unutmayın...
Mezara ne koltuk gider ne de servet...
Mezara sadece haysiyet gider...
Onu da yaşarken kaybetmemişse...
Çünkü ölüm herkesi eşit kılar...
Ama tarih, herkesi aynı sayfaya yazmaz.


No comments:
Post a Comment