Olayların Ardındaki Gerçek
Çerçeve Yasa ve Gelecek...
10 Ağustos 2026 günü “Çerçeve Yasa” adıyla anılan asıl adı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” olan tartışmalı yasa Meclis’ten geçti.
Meclis’in bugünkü dağılımında 16 parti bulunuyor. Ayrıca 10 bağımsız milletvekili var. Bu partilerden İYİ Parti ve Demokrat Parti ret oyu verdi (Toplam 30 milletvekili). CHP ve YENİ Parti parçalı oy verdi (YENİ Parti 35 evet, 54 ret; CHP 29 evet, 2 ret). Böylece Meclis’te verilen 467 evet ve 87 ret oyu ile çerçeve yasa yüksek bir oy oranı ile kabul edildi.
Aslında Türk siyasal yaşamında en başından beri tartışmalı bir yasa ile karşı karşıyayız.
Bu yasa henüz içeriği belli olmadan Cumhur İttifakı milletvekillerine ve mutlak butlan sonrası CHP milletvekillerine imzalatılarak Meclis’e sunuldu. Yasaya üç yönden karşı çıkılıyordu.
- Bu yasa bir “devlet projesi” midir?
- Bu yasa ülkenin en önemli sorunu olan terör ve Güneydoğu’daki ayrılıkçı Kürt oluşumu gibi çok önemli bir sorunun siyasi bir pazarlığa alet edilen sonucu mudur?
- Yoksa temelde Erdoğan’ın bir dönem daha cumhurbaşkanı seçilmesi için kurgulanmış bir proje midir?
Meclis’te kabul edilen, yasa birçok kesimde hatta AKP’de bile tartışma yaratan noktalar içermektedir.
Atatürkçü kesim Meclis’te yasaya verilen oylar üzerinde durmakta, YENİ Parti Genel Başkanı Özel’in “hata yaptığını, büyük bir fırsat kaçırdığını” ileri sürmektedir. Bir başka eleştiri de şöyle özetleniyor: Bir saplantı var. Cami cemaatinden ve Kürtlerden oy alınmazsa iktidar olunmaz. Bu görüş doğru değildir. Ecevit 1977’de yüzde 42 oy aldı ve bunlara taviz vermedi. Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı yazarların bu eleştirileri doğrudur ve yerindedir.
Siyaset ve liderlik aslında çok zordur. Siyasi partilerin liderleri bazen çok zor ve tartışmalı seçeneklerle karşı karşıya kalırlar. Bir siyasi liderin karşısına çıkan ve çözüm bulmak zorunda olduğu en zor durum, iki uç arasında sıkışmasıdır.
Özel, kendi tanımlamasıyla “barışa karşı olmak”, “50 yıldır sürüp giden terörün sona ermesini istememekle” karşı karşıya kaldı.
Özgür Özel gerçekte Meclis’te oylamaya giderken “herkesi tatmin etmesi zor bir yol ayrımına” geldiğinin farkındaydı. Bu yasaya kesin olarak karşı çıkması halinde, “Terör örgütünün silah bırakmasına karşı çıkıyor” görüntüsü verme riskiyle karşı karşıya kalacaktı. Ayrıca Yeni Parti’ye sempati ile bakan ve temelde ayrılıkçı olmayan “Kürt seçmeni küstürme” riski de denklemin diğer önemli unsuruydu.
Kimi yorumcular “Eğer bu konuda grup kararı alınsaydı yeni kurulan partide çatlak daha başlangıçta ortaya çıkacaktı” demektedir. Bu nedenle yönetim kadrosu “evet” derken (35 kişi), partinin milletvekilleri “hayır” oyu verdi (54 kişi).
Bir kez daha anımsatalım, Özgür Özel bir yanda kendi partisini kıskaç altına almak için projeler uygulayan AKP iktidarı ile mücadele ederken öte yanda yarım asırdır devam eden dağdaki teröristin silah bırakması gibi önemli bir konu ile karşı karşıyaydı.
Özel bu nedenle oylama öncesi parti grubunda yaptığı konuşmada “Grubu kararında serbest bırakıyorum. Her arkadaşımız temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti ve endişelerini dikkate alarak hareket etsinler. Onları milletin vekili olmak sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum” dedi.
Meclis’te yaptığı konuşmada ise AKP iktidarının uyguladığı hukuk dışı politikaları ortaya koydu. Özel’in yaptığı konuşmanın bütünü ciddi ve güçlü bir yapıya sahipti.
Yasa oylamasının üzerinden bir hafta geçmiş bulunuyor. Konu hakkında eleştirilerin sürmesi üzerine YENİ Parti kurmayları geçen hafta sonu şu değerlendirmeyi yaptı:
“Kırmızı çizgilerimiz nettir. Atatürk, Lozan Antlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile anayasanın güvence altına aldığı Cumhuriyetin temel nitelikleri... Bunlar asla pazarlık konusu yapılamaz.”
Özel’in Lozan, üniter yapı ve anayasanın ilk 4 maddesi konularında çok hassas olduğunu ve asla “ödün vermeyeceğini” de bir kez daha belirttiler.
Yeni yasa kabul edildiği gün bu konunun lideri Bahçeli, “Artık kaybedecek bir vaktimiz yoktur” derken Meclis Başkanı Kurtulmuş, “Yeni anayasa için siyasi iklim oluştu” dedi. Bu sözler işaret fişekleridir.
Gerçek duruma bakarsak yasaya göre bu konudaki tüm yetki ve girişimler yürütme organına verildi.
Kürt oluşumu liderleri ve DEM yetkilileri de ilk günden konuşmaya başladı.
Öcalan, “Bin yıllık bir projenin ilk adımındayız” diyor. Daha çok önerilerimiz ve isteklerimiz var demek istiyor.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Karasu yasa için “Kürt sorununu çözen bir yasa değil ancak başlangıç” diyor.
DEM yetkilileri, “100 yıldır halkımız engellendi” diyerek Sevr’e gönderme yapıyorlar. Ulus devlet yerine Osmanlı sistemine dönelim diyorlar. Açıkça Lozan ve ulus devletle sorunları olduğunu belirtiyorlar.
DEM yetkilileri anadilde eğitim, gerçek tanımı yapılmamış “eşit yurttaşlık” kavramı üzerinde duruyor. Daha da ileri giderek “Cumhuriyeti birlikte kurduk, bu nedenle Irak, Suriye ve Türkiye’de Doğu bölgesinde bir federasyon sistemi istiyoruz” diyorlar.
Durum açıktır. Bundan sonra af, federasyon, anadilde eğitim gibi aşamalar gelecektir. Emperyalist güçler de bu aşamaları kesin olarak destekliyor. Yakın gelecekte projenin bu ayrıntıları kuşkusuz öne sürülecektir.
Konu Türkiye Cumhuriyeti açısından yaşamsal önemdedir. Öyle ise ayrıntılardan kurtulup geleceğe dönük makro düzeyden bakmak gerekiyor. Meclis aritmetiğinde 467 evet, 87 ret oyu olduğu da dikkatlerden uzak tutulmamalıdır.
Bu aşamadan sonra ulus devlet yapısını ve Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalayacak girişimlere engel olmak, her şeyden önce muhalefet partilerinin birleşmesinin sağlanması çalışmalarını yapmak en akılcı ve doğru yol olacaktır.
No comments:
Post a Comment