Tuesday, August 18, 2026

Cumhuriyet gazetesi - 18 Ağustos 2026 - K. Erçin Kasapoğlu - 17 Ağustos'( 1999) un öğrettiği en önemli gerçek

 

17 Ağustos’un öğrettiği en önemli gerçek - K. Erçin Kasapoğlu

18.08.2026 04:00
Güncellenme:

17 Ağustos 1999 gecesi saatler 03.02’yi gösterdiğinde, Marmara Bölgesi 7.4 büyüklüğündeki yıkıcı bir sarsıntıyla uyandı. Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan bu deprem; binlerce insanımızın yaşamını yitirmesine, onlarca kentimizin harabeye dönmesine ve toplumsal belleğimizde silinmesi olanaksız derin izler bırakmasına neden olmuştur.

Bugün, büyük felaketten bu yana geçen çeyrek asrı aşkın süreye rağmen, Marmara depreminin bıraktığı acı ve beraberinde getirdiği sorumluluk bilinci tazeliğini korumaktadır. 17 Ağustos, yalnızca kaybettiğimiz canları andığımız bir hüzün günü değil; aynı zamanda deprem bilincini, yapı güvenliğini ve geleceğimizi nasıl inşa etmemiz gerektiğini sorguladığımız bir milattır.

AFETİN BOYUTU VE TOPLUMSAL BELLEK

1999 depremi, modern Türkiye tarihinin en ağır sanayi ve en yoğun yerleşim merkezlerinden birini vurdu. Sanayi tesislerinin yoğun olduğu, nüfus hareketliliğinin yüksek bulunduğu Marmara Bölgesi’nde meydana gelen bu yıkım, yalnızca insani boyutuyla değil, ekonomik ve sosyolojik sonuçlarıyla da ülkemizi derin bir krize sürüklemiştir.

Deprem anında ve sonrasında yaşanan çaresizlik, toplumun her kesiminde büyük bir dayanışma ruhunu ateşlerken aynı zamanda kentleşme politikalarının, inşaat kalitesinin ve denetim mekanizmalarının ne kadar yaşamsal olduğunu çok acı bir deneyimle öğretmiştir.

Depremlerin felakete dönüşmesini engelleyen şey, binaların yıkılmasını beklemek değil, binaları yıkılmayacak şekilde depreme dayanıklı olarak inşa etmektir.

Bugün toplumuzda oluşan genel algı, doğal afetlerin bir kader, insan eliyle yapılan ihmallerin ise birer risk unsuru olduğu şeklindedir ve hafızalara öyle kazınmıştır.

27 YILDA NELER DEĞİŞTİ? 

Geçen 27 yıllık süreçte, Türkiye’nin depremlerle mücadele hem teknik hem de idari açıdan gerekli adımların zamanında ve yeterince atıldığını söylemek olanaklı değildir.

Depremde yitirdiğimiz canlarımızı bir kez daha rahmet ve özlemle anıyoruz. Onların aziz hatıralarına gösterebileceğimiz en büyük saygı, kentlerin güvenli ve depreme dirençli hale getirme iradesini her daim diri tutmaktır.

Depremler, ülkemizin coğrafi konumunun ve genel jeolojik yapısının kaçınılmaz bir gerçeğidir; ancak normal bir doğa olayı olan depremlerin bir felakete dönüşüp dönüşmemesi tamamen bizim alacağımız önlemlere bağlıdır.

Geçmişin acı deneyimlerini unutmadan, bilimin ve mühendislik mesleğinin rehberliğinde geleceğimizi güvence altına almak hepimizin ortak sorumluluğu olmalıdır.

K. ERÇİN KASAPOĞLU

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ

No comments:

Post a Comment