Thursday, August 13, 2026

Cumhuriyet gazetesi - Bedri Baykam - 13 Ağustos 2026 - Çerçeve yasa ve artçı şokları

 

Çerçeve yasa ve artçı şokları

13.08.2026 04:00
Güncellenme:

Açık konuşalım, siyasi gündemimiz, konjonktürümüz, her şey birdenbire beklediğimizin de ötesinde ciddi bir deprem yaşadı. Devlet Bahçeli’nin durup dururken parlamentoda ortaya attığı, tarihsel ve uluslararası olarak dal budak salmış bu konuya kendimizi her ne kadar aşina sansak da, hafta başı oylanan yasa tasarısı siyasi ortamımızın resmen “içinden geçti”.

YASA TASARISI VE SİYASİ PARTİLERE ETKİSİ

AKP-MHP ve DEM koalisyonu, gizli ortakları Kılıçdaroğlu’nun da desteğiyle, 468 “Evet” oyuylaistediğini elde etmiş görünüyor. İYİ Parti ve Zafer Partisi bu oylamadan sonra sert itirazlarını çekinmeden ortaya koydukları için haklı takdirler kazandılar. İşin trajikomik yanı ise malum: Bu karara evet diyen Cumhur İttifakı milletvekillerinin, 2023’te oy toplarken halka “Bunlar teröristleri serbest bırakacaklar, Selo’yu dışarı çıkaracaklar, bunlar terör çevreleriyle omuz omuza” minvalinde propaganda yürütmüş olmaları!

İlk bakışta, YENİ PARTİ bu kritik oylamadan en büyük zararı görmüş siyasi oluşum olarak öneçıkıyor. Her ne kadar 91 milletvekilinin 54’ü tasarıya “Hayır” oyu vermiş olsalar da partinin zirvesi, yani Genel Başkan Özgür Özel ve üç grup başkanı ile ekibi başta olmak üzere, yönetim kadrosunun çoğunun “Evet” demiş olması Atatürkçü çevrelerde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Kendimizi aldatmaya gerek yok; bu yadsınamaz bir gerçek. Bazı Atatürkçü gazetelerin inanılmaz sert Özel karşıtı birinci sayfaları, köşe yazıları ve sayısız sosyal medya tepkisi ortada… Tabii, WhatsApp grupları da kaynıyor. Doğar doğmaz anketlerde zirveye yerleşmiş olan YENİ PARTİ’nin halk nezdindeki kredisiciddi şekilde sarsıldı. Adeta birdenbire her şey tepetaklak oldu. Şehit annelerinin gözyaşları, gencecik gazilerin acıları ile karşılaştırtılamaz bile, ama bir de evet oyları sebebiyle halkın partisini yaşatmak için coşkuyla cebinden verdiği destek paraları büyük ihtimalle hız kaybedecek ve partiye üye olmayı bekleyen yüz binlerce, belki milyonlarca insan kendilerini ya geri çekecek ya da kararsızlıkla boğuşacak, yeni doğan bebeğin beslenme süreci sekteye uğrayacak.

Bir de şuradan bakalım: YENİ PARTİ milletvekillerinin yalnız %60’ı değil, diyelim ki %100’ü bu tasarıya karşı çıkmış olsaydı, Güneydoğu’da, Kürt kökenli vatandaşlar nezdinde ve politize gençler arasında “bu parti çelişki dolu, barışa karşı çıkıyorlar, kendilerinden olmayan cezaevindeki insanları kaale almıyorlar” şeklinde nasıl bir eleştiri yağmuruna tutulabileceğini düşünebiliyor musunuz? Ayrıca YENİ PARTİ bu yasaya toptan karşı çıksaydı, iktidar kanadının bu olguyu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl suistimal edebileceğini hiç düşündünüz mü? Tarihte yaşananların, Cumhuriyet’in kuruluş sancılarının, kırk yıl süren terörün, çelişkili demokrasi ve özgürlük tanımlamalarının, bu değerleri istismar eden kimi kürsü sahiplerinin altüst ettiği siyasi ortamımızda Özel’in tabii ki herkesi tatmin etmesi mümkün değildi. Ama çevresinde, Kılıçdaroğlu’nun bilerek partide pasifize ettiği, tecrübeli ve ödünsüz Atatürkçü isimleri Özel’in de beyin fırtınası ve yönetim kadrolarına yeterince dahil etmemesi, malum yasanın gündemimizi işgal ettiği son iki yılın kendisi açısından en büyük açığıdır.

Butlancı CHP’de ise, oylamaya katılan 29 milletvekilinin 27’sinin iktidar koalisyonuyla birliktehareket etmesi bizi şaşırtmadı. Zaten Kılıçdaroğlu’nun ana hesaplaşmasının Atatürkçü Cumhuriyet ile olduğunu, gecikmeli de olsa, son üç yılda daha iyi anladık. Peki bu durum Özel ve partisi için ne denlibüyük bir sorun? Açık konuşalım, çok ciddi. Çünkü hedeflerini bulutlara taşımış, %50+1 ve hatta %65 gibi akıl almaz seçim başarılarının hayalini kuran ve roket gibi yükselmekte olan yeni siyasi oluşum,şimdi birden bazı acı gerçeklerle tanışacak. Bu hızla büyümenin duraksamasını seyredecek. Kendisini düne kadar alkışlayıp bugün suçlayan, hatta en sert yorumları yapan yurttaşların ters rüzgârına direnmeye çalışacak. Özgür Özel, büyük zorluklarla yaşama geçirdiği birinci parti olarak iktidara yürüyüşünün ilk perdesinin kapandığını ve artık bambaşka, tehlikeli bir şekilde fokurdayan kazanlara girdiğini görecek. 

YENİ PARTİ VE ÖZEL’İN YAŞADIĞI İÇSEL FIRTINALAR

Tabii ki yaşanan durum YENİ PARTİ ve Özel için hiç de kolay değil. Evet, Özel’in topluma izah ettiği birçok gerekçesi var. Siyasi mahkûmların serbest bırakılmasının önünde engel olmak, barışa giden yolda silahların artık sonsuza dek susacağı bir ortamın oluşmasına karşı çıkmak istemiyor. Daha da ötesinde, SHP döneminden başlayarak sosyal demokrasinin Kürt kökenli siyasetçilerle olan diyaloglarının önünde set oluşturmayı da göze alamayacağını düşünüyor. 

Tabii YENİ PARTİ’de tüm milletvekilleri ret oyu verseydi de yine durum değişmeyecekti… Ama buna rağmen YENİ PARTİ sanki akışın ana sorumlusu gibi sunuldu. Ortam o kadar arapsaçına dönmüş ki, CHP’de kalmış butlancıların veya anti-butlancıların hepsi bu durumu fırsat bilip YENİPARTİ ve Özel’e saldırmak istiyorlar. “Hayır” oyu veren merkez sağ, zaten kızgın. Atatürkçüler ise ilk duygularının ağır bir hayal kırıklığı olduğunu saklamıyor. İYİ Parti karşı çıkış gerekçelerini sıralarken ulus-devlet mantığının yok edildiğini ve bu yasanın Sevr Antlaşması'nın tarihine denk getirilmesinin gizli ve açık anlamlarını hatırlatıyor. İYİ Parti Milletvekili Ayyüce Türkeş’in gerek komisyon masasında sonu kavgayla biten konuşması gerek Millî Meclis oturumundaki tarihi sözleri kolay yenilir yutulur lokmalar değil. Tabii ki barış istiyorum, diyen herkes kendine göre haklı. Fakat barış ne pahasına geldiği zaman elle tutulur, değer ve kalıcı olabilir? Atatürkçülüğe göre barışa ulaşma yolu,tabii ki Cumhuriyet’in temel değerlerini hiçe sayan bu özensiz dil ve yaklaşım olamaz. Açık konuşalım, Baykal’ın son dönemlerinden itibaren bugüne kadar, başta Bay Kemal dönemi olmak üzere, CHP ne yazık ki İkinci Cumhuriyetçi veya Ilımlı İslamcı bakış açılarının etkisinde kaldı ve Atatürk milliyetçiliğine hep mesafeli durdu. Bunu, kadrolarda özellikle “yer verilmeyen” isimlere baktığımızda net olarak görürüz. Erdoğan’ın halktan bahsederken Türk-Kürt-Arap diye ayrımlardan söz etmesi, 27’ye yakın farklı etnik kökenden ve bunların yüz yıllara yayılan karışımlarından oluşan Türk milletini elbette tatmin etmiyor. Lazlar, Çerkezler, Arnavutlar, Abhazlar, Romanlar, Süryaniler,Museviler, Rumlar… saymakla bitmez. Mesela hepsi ayrı bir toprak parçasında konfederasyon alternatifi mi arasın, her biri dillerini Türkçe’nin yanı sıra resmi dil yapmayı mı talep etsin? Onlar terör ve bölücülük suçlarına bulaşmamış tertemiz yurttaşlarımız… Dolayısıyla Ümit Özdağ kalkıp “Türkiye Yugoslavyalılaştırılmak veya Lübnanlaştırılmak isteniyor” dediğinde bu halkta ciddi bir endişe yaratıyor ve karşılık buluyor. Atatürk’ün meşhur “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir” sözleri, ülkeyi Türk-Kürt, Alevi-Sünni veya Arap diye bölmeye kalkanların Orta Çağ mantıklarıyla tabii ki tamamen ters düşüyor. Şayet Pandora'nın kutusu böyle açılırsa ve Atatürkçü cumhuriyetin temellerinden uzaklaşılırsa, oradan AB'nin yerel yönetimlere özerklik tanıma hattı üzerinden bu işi federasyona kadar götürmek isteyecekler, talepler arasında sıra buna da gelecek. Bu gelişmeler, ABD’nin “böl-parçala-yönet” siyaseti üzerinden bize barıştan çok kaos ve bölünme getirir.

OLDU-BİTTİNİN DEVAMINDA HANGİ SENARYOLAR VAR?

Bir tek şey kesin: Bu yasa oldu-bittiye getirildi. Komisyon tartışmaları yayınlanmadı, tam tersine gizlendi. Halkın, Parlamento’da neler konuşulduğunu bilmesini istemediler. Birçok milletvekili bu yasada neyi oylayacaklarını son ana kadar ancak dedikodulardan duydular. Bu oylamadan evvel Sanatçılar Girişimi olarak “Cumhuriyetimizin temel değerleriyle; ülkemizin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, milletimizin ve halkın yüzlerce yıllık çözülmez kardeşliğiyle ilgili yaşamsal önemde bir konunun, itiraz edilmez barış kavramı sos olarak kullanılıp oldu bittiye getirilmek istenmesi kabul edilemez” şeklindeki itirazımızı ve konunun karar için ayrıntılı olarak milletin önünde tartışılması gereğini vurgulayan bir bildiri yayınlamıştık. Aslında halkın çok büyük bir kısmı açısından yapılması gereken, bu apar-topar çıkarılan yasanın netleştirilerek referanduma götürülmesi... 

Tabii ki iki yıldır fasılalı olarak yazdığım gibi, bu yasa girişimi DEM milletvekilleri desteğinin ve belki de oylarının Erdoğan’ın yeniden, dördüncü kere, aday olabilmesi ihtiyacından doğdu. Yoksa tasarının o şatafatlı adında var olan (Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu) herhangi bir demokrasi arayışından değil! Ne dediğimi anlamak için özellikle son üç yılda mahkemelerimizin ve cezaevlerimizin gündemine bakmak yeterli. Tabii ki bu yasa ile iştahı açılan iktidar bloku, şimdi de aynen geçmiş iki referandumda yaptığı gibi, sahte demokrasi vaatleriyle yeni bir anayasa hazırlamak istiyor. Tabii ki bu çok soslu karışımın içinde yine demokrasi ve özgürlük vaatleri kulaklarımızdaçınlıyor. Gerçekten merak ediyorum, tek adam rejimi ile bu vaatlerin hayata geçtiğine inanan kaç fani nefes alıyor aramızda? Hangi demokrasi, hangi barış, hangi özgürlük? Bunlar şaka bile değil.

Ne yazık ki son yıllarda akıl almaz bir şekilde delik deşik edilen anayasamızın bekçisi Anayasa Mahkemesi, bu yasanın Anayasa'ya aykırı noktalarını deşifre edecek mi? Bunu yüksek sesle dillendirecek mi? Böyle bir itirazı kim dinleyecek? Bu da ayrı bir merak konusu

No comments:

Post a Comment