NEFES Gazetesi
İklim değişir Akdeniz olur mu?
Önümde 10 Temmuz 2014 günü TBMM’de kabul edilen 16 Temmuz 2014’te Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve hala yürürlükte olan 6551 sayılı kanunun metni duruyor.
Kanunun adını aynen aktarıyorum:
“TERÖRÜN SONA ERDİRİLMESİ VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUN”
Kanunun amacı şöyle ifade edilmiş: “Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için yürütülen çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları düzenlemek.”
Kanunda hükümete PKK’yla yurt içinde ya da yurt dışında diyalog kurulması, doğrudan görüşmeler yapılması da dahil her türlü adımı atma/kurumlara attırma görevi verilmiş.
Bu yetkiler arasında silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleriyle sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirleri almak da var.
Kanunun 4. maddesinin ikinci fıkrasında şöyle bir ifade yer alıyor:
“Kanundaki görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.”
***
Şimdi TBMM’de 10 Ağustos 2026 günü kabul edilen “MİLLİ DAYANIŞMA VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUNA” bakalım.
Bu kanunda da 2014’te yürürlüğe giren 6551 sayılı kanun gibi amaç olarak “toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi” yazıyor.
6551’de silahı bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleriyle sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirlerin alınacağından söz ediyor.
10 Ağustos 2026 günü kabul edilen yeni kanunda bu tedbirler açık açık anlatılıyor. PKK’lıların yararlanacağı infaz indirimleriyle ertelemeler tek tek sıralanıyor.
Birbirini tamamlar gibi görünen iki kanunun “bire bir örtüşen” maddesi ise süreçte görev alanların cezai sorumluluklarının olmayacağına dair hükmü içeriyor.
***
2014’te kabul edilen ve halen yürürlükte olan kanun ne yazık ki bir işe yaramadı.
Zira 2014’te kabul edilen o çerçeve yasayla yürütülen çözüm süreci 2015’te Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis memurunun evlerinde ölü bulunmasıyla bizzat hükümet tarafından sona erdirilmişti. (Bu arada cinayetleri PKK’nın işlediğine dair iddiayla yürütülen soruşturmada 7 kişi tutuklanmış, ancak 2018’de tutuklanan herkes beraat etmişti. Kararı veren hakimle soruşturmada görev alan 22 polis FETÖ üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklanıp kamu görevinden ihraç edilmişti).
O sürecin ardından yapılan ilk seçimlerde AK Parti tek başına hükümet kuramayacak bir sonuçla karşılaşmıştı. Hal böyle olunca da o seçimin yenilenmesine karar verilmiş, bir sonraki seçim beş ay sonra yapılmıştı.
Ne yazık ki iki seçim arasında Türkiye tarihinde görülmemiş karanlık bir dönem yaşadı. PKK, IŞİD saldırıları birbirini izledi. O dönemde 6551 sayılı kanunda açık açık “bu süreçte görev alanların cezai sorumluluğu doğmaz” denilmesine karşın, çözüm süreci çerçevesinde kendisine verilen görevler nedeniyle başta merhum Sırrı Süreyya Önder olmak üzere birçok isim tutuklandı. Selahattin Demirtaş da tutuklananlar arasındaydı ve 10 yıldır içeride.
***
AK Partili Galip Ensarioğlu önceki gün bu tür süreçlerin enfeksiyona açık olduğunu söyleyip “elimizi çabuk tutmalıyız” uyarısında bulunurken sanırım 2015’ten sonra yaşanan durumları anımsatmaya çalışıyordu.
MHP lideri Devlet Bahçeli bu süreçte kurduğu her cümlenin arkasında durdu. TBMM de bu kadar tartışmalı, milletin bu kadar çok karşı çıktığı bu sorunlu yasayı 12 saatte genel kuruldan geçirerek elini gereğinden çabuk tuttu zaten.
Artık top PKK’nın sahasında.
PKK’nın silah bırakma ve fesih sürecini hızlıca tamamlaması gerek. PKK elini çabuk tutmak yerine Öcalan’ın statüsünün değiştirilmesini, İmralı’da müstakil bir binaya geçip burada istediği görüşmeleri yapmasının sağlanmasını talep ederse tam da Ensarioğlu’nun sözünü ettiği “enfeksiyon kapma” sürecinin önünü açmış olur.
Bu arada bir kafa karışıklığının da giderilmesi gerek: PJAK İran’da dururken, PYD/YPG Suriye’de dururken, PÇDK Irak’ta dururken, PKK ile bu yapılar arasında geçişler sürerken bizim Milli Güvenlik Kurulu, PKK’nın tamamen feshedildiği sonucuna nasıl varacak?
***
Gördüğünüz gibi TBMM’de yasa kabul etmekle sorun çözülmüyor.
AK Parti İstanbul Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğulları, sanatçılardan sürece destek vermelerini isterken “Hadi Sezen Aksu, hadi gülümse, işte, o şehre o film geldi. Barış kapıda, marifet, barışı bekletmemek” demişti.
Kendisi de yakın zamanda görecek ki marifet kanun çıkarmakta değil, iklimi değiştirmekte... Marifet ülkeye tam demokrasiyi, hukuk devletini, özgürlükleri geri getirmekte...
Yoksa ne mevsim değişir Akdeniz olur ne şehre bir film gelir ne de gülümseyebiliriz...
No comments:
Post a Comment