Friday, August 14, 2026

Cumhuriyet gazetesi - Feyzi Açıkalın - 14 Ağusto 2026 - AKP'li 25 yıl

 

Feyzi Açıkalın
Son Köşe Yazıları

AKP’li 25 yıl

14.08.2026 09:10
Güncellenme:

 

İktidara geldikleri yıldan başlayarak AKP’den sızlanmaya başlanmıştım. Bülent Arınç ile akrabalığı olan bir arkadaşım, “Doktor bunlar en az on yıl başımızdalar” demişti. Tek bir cümlede her şey okunuyordu… Yeni siyasi iktidarın bir şekilde içinde yer almasına rağmen arkadaşımın ‘bunlar’ sözünü kullanması, hareketi utanarak benimsediğini gösteriyordu. ‘Mahcup AKP’lilik’ bu siyasi oluşumun genel bir karakteri olacaktı. İkincisi, son on yılını kısa süreli koalisyon hükümetleriyle geçirmiş bir ülkede, gelecek on yıl gibi hiç ihtimal verilmeyen uzun bir süreyi nasıl telaffuz edebilmişti? Bana ‘boşuna yırtınma’ demeye getirirken, hangi siyasi akıl bu öngörüyü ona taşımıştı?

AKP’ye hiç kanmadım. İlk günden başlayarak tehlikeyi anons etmeye çalıştım. 2003 yılını değerlendirdiğim 22 Aralık 2003 tarihli köşe yazımda, ‘…Öte yandan, laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm kurumlarıyla kavgalı, yıllardır planladıkları ‘değişimi’ adım adım gerçekleştiren bir hükümet iş başında. Atatürk ilke ve devrimlerini savunanlarla karşıtları arasında amansız bir savaş sürüyor. Avrupa Birliği kıskacında Batı’dan güç alanlar, dayatmalarında zaman zaman geriye çekiliyor görünseler de yollarına kararlılıkla devam ediyorlar. Türkiye’yi, hiç istemesek de aydınlık günler beklemiyor…’ diyerek ilk yıldaki kaygılarımı sıralamışım…

Nitekim AKP beni hiç yanıltmadı. Bir ‘seçim makinesi’ olarak da betimlenen AKP siyasi iktidarının sandık başarıları, sonrasında beni şöyle bir sorgulamaya itti: AKP mi halkı dönüştürüyor, rıza üretiyordu; yoksa son yirmi yıldır zaten dönüşmekte olan halk mı AKP’yi talep etmiş, sürekli onu iktidara taşımaktaydı? Geriye dönük okumalar ve hafıza tazelemeleri, bir proje olduğu söylenen AKP’nin tıptaki deyimiyle, uygun laboratuvar ortam ve ısısında hazırlanmış bir ‘besiyerinin’ içine getirilip yerleştirildiğini göstermişti. Yani o meşhur benzetmeye atıfla, kuluçkadaki tavuk sürekli yumurtluyordu…

AKP, Atatürk Cumhuriyeti’ne olan kinini ulusun kurucu liderinin adını anmadan ‘yüz yıllık kavga’ gibi sözlerle her fırsatta gündeme taşıdı. Siyasal İslam’ın referans alınacağı baskıcı bir devlet yapılanmasına gitmekte olduğunu, yeni bir cumhuriyet kuracağını özellikle son yıllarda açıkça anons etmeye başladı. Kurmakta olduğu yeni rejimi fiilen yaşama geçirmek için son halkaların tamamlanması gerekiyordu. 2023 genel seçimleri sonrası AKP, yeni dinci otoriter rejimin muhalefeti yok ederek nasıl oluşturulacağını ve sonsuza dek liderliği sağlamak için ne önlemler alacağını büyük bir açıklıkla belirtti. Sonrasını biliyoruz…

AKP’li 25 yıl’ için kütüphaneler dolusu kitap yazılır, umarım yazılmaktadır da… Benim de içinde bulunduğum iyimser yani AKP’li günlerin bir sonu olacağına inananların aklındaki en önemli soru, yine bir tıp terminolojisiyle, bu rejimin sonlanmasıyla arkasında ‘sekel değişiklik’ bırakıp bırakmayacağı üzerinedir. Sekel deyimi, hastalığın geçtikten sonra bırakabileceği kalıcı hasarı anlatmak için kullanılır. Buradaki endişe, toplumu tahrip eden bu izlerin belirli bir süre geçtikten ne oranda tamir olabileceği üstünedir. AKP elbette, içinde doğa da olmak üzere yaşamın her alanında büyük yıkımlar oluşturdu ama bana göre en önemlisi ‘Bir gün herkes AKP’li olacak’ düsturuyla çıktıkları yolda gerçekleştirdiğidir.

Yani tek çatı altında, AKP’de toplanmasını ister gibi yaparak, ‘bizler’ ve ‘onlar’ olarak tanımlayıp ayrıştırdığı halktır…

AKP ‘hiç bitmeyen bir mağduriyet’ üzerine inşa ettiği rejiminde özne olarak kendi seçmen tabanını kullandı. Ona rıza gösteren seçmenine, hedef olarak kentli üst orta sınıfın yaşam alanını gösterdi. Oraya sızmasını, o alanı hoyratça kullanmasını önerdi. On yılların mağduriyetinin bu şekilde giderileceğini varsayarken, AKP’ye meşruiyet sağlamayacağını açıklayan özellikle ücretli kentli beyaz yakalıların düşüşünü görmezden geldi. Umutlarını, dolayısıyla çalışma azimlerini yok ettiği, neşelerini çaldığı çoğu genç olan bu insanların ülkenin işgücüne olan katkısızlığına aldırmadı. Uygulanan asgari ücretin, ülkede ölçeğinde nasıl ‘ortalama’ yani ‘vasati’ değere dönüşmesine neden olduysa, yine aynı şekilde vasat yaşam şekli ve düşünce yapısını da tüm ülkede hâkim kıldı.

Ülkenin tamamını bir rant alanına çeviren AKP, üstünden kazanç elde edebileceği her sektörü mutlak kontrolüne aldı. Siyasi rejimin kollayıcılığındaki haksız kazanç edinimleri vatandaşın devlete olan güvenini sarstı. Kayırmacılığın düzelmeyeceği kaygısı topluma yerleşti. Son dönemde buna, kamu yararı da gerekçe gösterilerek vatandaşın mülküne el koymak tehdidi eklendi. Bir parti komiseri gibi davranan siyasi iktidarın taşradaki temsilcilerinin mülki amirlerle yakın görüntüsü, kendini desteklemeyen ülke vatandaşını tedirgin ediyordu. İnsanlar özellikle taşrada bu anlamda da ayrıştı.

Kadim uygarlıklarla yoğrulmuş binlerce yıllık geçmişi olan Anadolu halkı 25 yıl gibi, bize çok uzun gelen ama tarih içinde kısacık olan bu dönemi en az sekel ile atlatacak. Kendini tamir edip, tekrar kenetlenecek. Buna inanıyorum.

No comments:

Post a Comment