Terörsüz Türkiye hakkında konuşulması gerekenler
Terörsüz Türkiye meselesi süreci yönetenler tarafından dar bir koridora sıkıştırıldığından, yeterince bilgi sahibi olamadığımızı ve analiz edemediğimizi düşünüyorum.
Zira birçok okuyucumuz da “MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dahi görüşlerini 180 derece değiştiren faktörler neler olabilir?” sorusunu dillendiriyor.
Gelin bugün bu sorunun muhtemel cevaplarına bakalım. Öncelikle süreci gerekli kılan faktörlere bakalım:
- Ekonomik ihtiyaç: Türkiye 40 yılı aşkın bir süredir terörle mücadeleye büyük ekonomik kaynaklar ayırdı. Bu süreç, savunma harcamalarımızı hep en üst seviyede tuttu. Yıllık bütçemizin çok önemli bir kısmı bu alana ayrıldı. Bu da ülkede makroekonomik istikrarı, enflasyonla mücadeleyi ve yabancı sermaye girişini ciddi şekilde olumsuz etkiledi. Çatışma hali, bölgesel kalkınma projelerinin önüne geçerken insanların ekonomik gerekçelerle büyük şehirlere göç etmesi, ülkenin demografik yapısını değiştirdi. Durum artık sürdürülebilir olmaktan çıktı. Türkiye ekonomisinin içine düştüğü patinaj, yoksulluk, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı gibi unsurlar, ülkenin artık böyle bir ekonomik yükü taşıyamaz hale gelmesine neden oldu.
- Diplomatik ihtiyaç: Malumunuz olduğu üzere emperyalist güçler hala Türkiye’nin tam ortasında bulunduğu coğrafyayı değişik ayak oyunlarıyla “kontrol edilebilir” halde tutmayı arzuluyor. Suriye’deki gelişmeler (13 yıllık bir iç savaş, 13 yıllık iç savaşın 13 günde bitirilmesi, terörist diye savaşılanların ülkeye Cumhurbaşkanı yapılması gibi), Irak’taki dengeler, İran’a yönelik saldırılar, İsrail’in yayılmacı/saldırgan politikaları, Suudilerin başını çektiği Arap ülkelerinin ABD ve İsrail’le yakın iş birliği, kuzeyimizde Batı destekli Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş, Türkiye’nin istikrarsız bir coğrafyada istikrarlı bir şekilde yoluna devam etmesini zorlaştırıyor. Sınırlarımızın içinde ve dışında dış destekli bir terörün varlığı, Türkiye’yi dış müdahalelere açık hale getiriyor ve kötü bir ekonomik ortamda, iç güvenlik risklerinin de varlığıyla bu coğrafyada istikrarlı kalmamızı zorlaştırıyor.
- Demokratik ihtiyaç: Terörle mücadele ortamı ne yazık ki devletin güvenlikçi yanını besliyor ve canlı tutuyor. Özgürlükçü taraf sürekli kan kaybediyor. Ülkedeki kutuplaşma büyüdükçe de içeride “siyaset üstü saiklerle hareket eden milli bir cephe” oluşamıyor. Bu ortam, bürokratik cephenin güçlenmesi ve siyasetin/milli iradenin zemin kaybetmesi sonucunu doğuruyor. Bu da ülkenin demokratik hukuk devleti olma özelliğine zarar veriyor.
***
Peki sürecin üç sacayağını oluşturan iktidar, MHP ve Öcalan/DEM Parti, sadece biraz önce sıraladığım siyaset üstü ihtiyaçlar doğrultusunda mı hareket ediyor? Kendileri için bir şey beklemiyorlar mı? Tek tek bakalım:
- İktidar Cumhurbaşkanı’nın görev süresini uzatmak istiyor. Bir başka arzuları da mevcut yürütme sistemini ve iktidarı ömür boyu garantiye alacak yeni bir Anayasal düzenlemeyi hayata geçirmek (Numan Kurtulmuş ve Mehmet Metiner’in yasa geçer geçmez Anayasa’dan söz etmesi tesadüf olmasa gerek). Bunların TBMM’de ancak ve ancak Öcalan ile DEM Parti’nin desteğiyle olacağı açık ve süreç onlarla aynı zeminde buluşmayı mümkün kılıyordu.
- MHP’nin ve Devlet Bahçeli’nin siyasi çıkışlarını DEM Parti ve AK Parti yapsa, başta Türk milliyetçileri olmak üzere toplumun geniş kesimlerinden büyük tepki gelirdi. Bahçeli süreci sahiplenerek ve çıtayı çok yukarı koyarak hem iktidarı tepkilerden korudu hem MHP’yi bir defa daha “kilit parti” yaptı. Aynı zamanda da Cumhur İttifakı’na ciddi bir kalkan oldu.
- Öcalan ve DEM Parti ise bölgesel gelişmeleri ve konjonktürü dikkate alarak yeni bir çıkış arıyordu. Bu konjonktür iktidardan isteklerini almak için idealdi. PKK’lıların serbest kalması, kayyımların kaldırılması, Kürt sorununun çözümüne dair adımlar atılması gibi maddeler, Öcalan/DEM Parti tarafının talep listesinde üst sıralardaydı.
***
Son ve en önemli soru:
TBMM’de kabul edilen yasa işe yarayacak ve sonuç getirecek mi?
Ne yazık ki “yüzde yüz yarayacak” demek çok zor. Hatta dikkatli olunmazsa 2014’teki süreç gibi işleri daha da kötüye götürebilir.
- Zira, işin taraflarından biri finansman ve askeri ihtiyaçlarını bölgedeki çıkarlarının peşinde koşan “dış güçlerden” karşılayan bir terör örgütü ve bu nedenle sürecin kontrolü her zaman kendilerinde ya da Türkiye’de olamayabilir. Suriye’de, İran’da ya da Irak’ta yaşanabilecek değişimler ABD’nin çıkar ve planlarını, haliyle de PKK’dan beklentilerini değiştirebilir.
- İkinci önemli husus ise toplumsal desteğin her an değişebileceği gerçeği.
- Son olarak da sürecin son derece kırılgan olmasının yaratacağı gerilime dikkat çekmek isterim. Tülay Hatimoğulları’nın Netenyahu’dan alıntı yapması, Ömer Çelik’in sert tepki göstermesi, bu kırılganlığın “dakika bir, gol bir” dedirtebilecek bir örneği oldu.

No comments:
Post a Comment