Friday, July 17, 2026

Tugay Uluçevik (E. Büyükelçi) 17 Temmuz 2026 Erhürman: Süreci Türkiye ile uyum içinde yürütüyoruz?!

 Tugay Uluçevik (E. Büyükelçi) 

17 Temmuz  2026


Erhürman: Süreci Türkiye ile uyum içinde yürütüyoruz?!


Kamuoyumuzun da malûmu olduğu üzere, KKTC’nin önceki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 2020 Sonbaharındaki seçim kampanyasını Kıbrıs uyuşmazlığının çözümü için “adadaki iki devletin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü temelinde iki devletli çözüm” tezini savunduğu bir platformda yürütmüştü. Seçimi kazandıktan sonra da savunduğu tezi Kıbrıs sorununa çözüm arayışının tek hedefi olarak ilân etmişti.


KKTC’nin bu hamlesine Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “…iki devletli çözümden başka Kıbrıs'ta çıkış yolu kalmamıştır. İster kabul edersiniz ister etmezsiniz. Artık federasyon mederasyon diye bir şey yok, geçin artık o işi…Kıbrıs Türklerinin yarım asırdır adada süren çözümsüzlüğün mağduru olmasına daha fazla izin vermeyeceğimizi tüm dünya bilmelidir…Artık o iş bitmiştir.... İki devletli çözümü reddetmek Kıbrıs Türk halkının egemenliğini, eşitliğini, bağımsızlığını, devletini reddetmek demektir” gibi kesin ifadelerle çekincesiz destek vermişti.


Sayın Cumhurbaşkanı 2022-2025 arasında BM Genel Kurulu'nun 4 toplantısındaki hitaplarında KKTC'nin "iki devletli çözüm" hamlesine Türkiye'nin desteğini vurgulamış, milletlerarası camiaya KKTC'yi resmen tanımaları ve KKTC ile diplomatik ilişki kurmaları çağrısını yapmıştır.


Dışişleri Bakanlığımız da “Kıbrıs Adası’nda adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm ancak Kıbrıs Türk halkının 1963’ten beri gasp edilen müktesep egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesiyle başlayacak bir sürecin ardından sağlanabilir” şeklindeki açıklamalarla KKTC’nin hamlesine sürekli destek vermişti.


Kıbrıs Barış Harekâtımızın 50’nci yıldönümü vesilesiyle TBMM Genel Kurulu’nun 18 Temmuz 2024 günü oy birliği ile kabul ettiği kararda “...Artık Ada’da tek ve kesin çözüm Kıbrıs Türk halkının özden gelen haklarının teslim edilmesi, egemenlik eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. İki devletli çözüm siyaseti, Akdeniz bölgesinde istikrar ve kalıcı barışı sağlamanın da yegâne yoludur. Ada’da iki ayrı halkın ve iki ayrı devletin varlığı daha fazla göz ardı edilmemelidir...” ifadesine yer verilmişti.


Oysa günümüzde KKTC’de Kıbrıs uyuşmazlığına ilişkin müzakereyi yürütme yetkisine sahip bulunan KKTC’nin Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Cumhurbaşkanı seçilmeden önce  GKRY’deki komünist AKEL Partisi ile ideolojik bağları ve protokollerle belirlenmiş bağlantıları olan Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) mensubuydu ve Parti’nin Genel Başkanıydı. AKEL ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını esas alan bir federal yapı içinde BMGK’nin kararlarıyla tarifi yapılmış federe birimler (toplumlar) arasındaki siyasî eşitlik esasına göre çözüm konusunda zamanında mutabakata varmış olan bir siyasetçiydi.


Erhürman günümüzde de KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla GKRY’nin EOKA kökenli lideri Nikos Christodoulides ile “BM Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe dayalı bir Kıbrıs sorunu çözümü” üzerinde Aralık 2025’te mutabakata varmış bulunmaktadır.


Bu mutabakat BMGS Guterres’in 5 Ocak 2026 tarihli raporunda kayda geçmiştir.


BMGK de 30 Ocak 2026 günü kabul ettiği kararla “federal çözümü” taraflara, daha doğrusu  “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletli çözüm” hedefini belirlemiş olan Türk tarafına dayatmış bulunmaktadır.


Bu hatırlatmaları neden, hangi sebeple yapma ihtiyacını duydum?


Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz 10 Temmuz 2026 günü Lefkoşa’da KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Erhürman ile görüşmüştür.


Görüşme ile ilgili olarak KKTC Cumhurbaşkanlığı’nın resmî web sitesinde yer alan haberin başlığı “Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman: Kıbrıs sorunundaki süreci Türkiye Cumhuriyeti ile uyum içerisinde yürütüyoruz” şeklindedir.


Haberin metninde de Erhürman’ın şu sözleri nakledilmektedir: “Son olarak Antalya Diplomasi Forumu öncesi Dolmabahçe Sarayı’nda, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığımız görüşmede ortaya çıktığı şekilde yürüttüğümüz süreçle ilgili uyumumuzun bir kez daha teyit edilmiş olması beni son derece mutlu ediyor. Bu süreci her zaman için istişare içinde yürüteceğimizi söylemiştik. Yoğun bir şekilde istişare içinde süreci devam ettiriyoruz.”


Görüşme ile ilgili haberde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın “… adil, kalıcı ve sürdürülebilir egemen eşitlik temelinde bir çözüm” vurgulamasına yer verilmiş olmasına rağmen, Rum lider ile "federal çözüm" üzerinde mutabık kalmış olan  Erhürman’ın ısrarla “sürecin Türkiye ile istişare ve uyum içinde sürdürüldüğünden” söz edebilmesi fevkalâde dikkat çekicidir ve endişeyi mucip ölçüde düşündürücüdür.  


Çünkü Erhürman’ın söylemleri ve eylemi, Türkiye’nin kendisinin  en yüksek düzeyde, TBMM ve Cumhurbaşkanı düzeylerinde, arka çıktığı ve iç kamuoyumuzun ve milletlerarası camianın nezdinde kesin ifadelerle destek beyan ettiği, KKTC’nin siyasî olarak tanınması çağrısını yaptığı “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devleti çözüm” hamlesinden, siyasetinden kısa sürede ricat ettiği şeklinde çok sakıncalı yorumlara ve algıya  yol açabilecek mahiyettedir.


Bu durumun hasımlarımızı, rakiplerimizi ilgili diplomaside cesaretlendirmekten öteye daha da cüretli kılması beklenir.


BMGS Guterres, son defa 5 Ocak 2026 tarihli (S/2026/9)   raporunda da vurguladığı gibi,  “iyi niyet” görevinin ifasında BMGK’nin karalarıyla bağlı bulunmaktadır. Bu gerçeği BMGS son raporunda şöyle ifade etmiştir:


“Barışçıl bir çözüme giden yolu aramak amacıyla taraflar ve garantör güçlerle temas ve diyaloğu sürdürme konusundaki kararlılığımı koruyorum. Birleşmiş Milletler parametrelerini belirleyen ilgili Güvenlik Konseyi kararlarını esas almaya devam ediyorum. Misyonum ve şahsımın iyi niyet girişimleri, Kıbrıs meselesinin taraflarının hizmetinde olmaya devam edecektir.”


BMGS’nin “iyi niyet” (good offices) görevinin tarifini ve bu görevin ne çeşit bir çözüm elde edilmesi münhasır maksadıyla kendisine verildiğini de hatırlamakta fayda vardır.


BM’nin resmî kaynaklarında Kıbrıs sorununun çözümü için BMGS’ne verilen görev hakkında “…iyi niyet görevinin ifasında güdülen hedef, tek (one) Kıbrıs Devleti için, Kıbrıs’taki iki toplum arasındaki ilişkileri federal, iki toplumlu ve iki kesimli temel üzerinde düzenleyecek yeni bir anayasa” yapılması ifadesi yer alır.


Görüleceği üzere, BM Güvenlik Konseyi'nin kaynaklarında, BMGS'nin iyi niyet görevi, tek bir (one) Kıbrıs Devleti'nin mevcut olduğu; Güvenlik Konseyi'nin BMGS'ne iki toplumdan oluşan bu bir (one) Kıbrıs Devletine dayalı bir çözüm aranması için görev verdiği; BMGS'nin iyi niyet görevini ifa ederken, var olan bu tek Kıbrıs Devleti için iki toplum arasındaki ilişkileri federal, iki toplumlu ve iki kesimli temel üzerinde düzenleyecek yeni bir anayasa yapma hedefini gütmesi gerektiği" anlayışıyla tarif edilmiş bulunmaktadır.


Kıbrıs uyuşmazlığında gerçekçi sürdürülebilir çözüme uzanan yolun kapısını açacak parola siyasî ve diplomatik “tanımadır.” Milletlerarası camianın KKTC’ni bağımsız ve egemen bir Devlet olarak tanımalarıdır. Ada’daki iki devletin birbirini tanımasıdır. Ancak bu suretle Ada’daki bağımsız ve egemen iki devletin uyuşmazlığa kendi iradeleriyle yürütecekleri müzakereler yoluyla Antlaşmaya dayanan her iki devlet tarafından kabul edilebilir bir çözüm bulmaları mümkün olabilir.


Çözüme giden kapının kapalı tutulmasının ne Ada’daki iki devlete ne garantör devletlere ne bölgesel ne de küresel güçlere stratejik açıdan faydası vardır.


Medyada BMGS’nin ilgili taraflara Kıbrıs'ta çözüm için “stratejik anlaşma” niteliğinde bir yol haritası sunacağına dair haberler, spekülasyonlar mevcuttur.


Mutad uygulamada bir değişiklik olmadığı takdirde BMGS Guterres’in Temmuz ayı bitmeden BMGK’ne  “iyi niyet” görevi ve BM Barış Gücü faaliyetleri hakkında son 6 aylık faaliyet raporu sunması beklenir.


BMGS’nin BMGK kararları çerçevesinde bir federal çözüm emrivakisi yapma ihtimali varit görülüyorsa, beklenen rapor çıkmadan önce KKTC ve Türkiye tarafından BMGS ve BMGK üyeleri nezdinde gereken ön alıcı ve önleyici teşebbüsler yapılmasında kuşkusuz fayda vardır. Haberlere, yorumlara konu olan "yol haritasının" veya "plânın" kuvveden fiile  çıkması halinde önünün alınması ve özellikle bir müzakere masası kurulduktan sonra masanın devrilmesi, diplomaside fahiş bedel ödenmesini gerektirir.

17 Temmuz 2026 

No comments:

Post a Comment