Avrupa’daki Türkler ve AB

Avrupa’daki Türkler, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri çerçevesinde zaman zaman önemli bir unsur olarak ele alındı.
Özellikle 2000’li yıllardan itibaren Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenliler ve çifte vatandaşların kamu diplomasisi süreçlerine daha etkin katılımını sağlamak amacıyla çeşitli platformlar oluşturuldu, projeler hayata geçirildi, sivil girişimler desteklendi ve iletişim stratejileri geliştirildi.
Bugün ise farklı bir tabloyla karşı karşıyayız: Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde zaman zaman gerginliklerin yaşandığı, Avrupa’nın birçok ülkesinde göçmen karşıtı ve aşırı sağ akımların güç kazandığı bir dönemde, Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli insanların rolünü yeniden düşünmek gerekiyor.
Son iki yazımda Avrupa’daki Türkiye kökenli siyasetçilerin Türkiye açısından taşıdığı öneme dikkat çekmiştim. Bu kez konuya Avrupa Birliği açısından bakmak istiyorum.
Avrupa’daki Türkiye kökenli insanlara yalnızca “diaspora” gözüyle bakılmamalıdır. Onlar aynı zamanda Avrupa’nın siyasetini, hukuk sistemini, kamu yönetimini, üniversitelerini ve ekonomik yapısını yakından tanıyan önemli bir insan kaynağıdır. İki kültürü ve iki sistemi birlikte yaşayarak edinilmiş bu birikim, Türkiye ile Avrupa arasında güçlü ve kalıcı köprüler kurulmasına katkı sağlayabilecek önemli bir avantajdır.
Bu nedenle Avrupa’da başarılı olmuş Türkiye kökenli siyasetçiler, akademisyenler, doktorlar, hukukçular, bilim insanları, girişimciler ve sivil toplum temsilcileri yalnızca yaşadıkları ülkelerin değil, aynı zamanda Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin de doğal paydaşları olarak görülmelidir.
Bu yaklaşım yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa Birliği’nin de yararınadır. Çünkü Avrupa’nın farklı ülkelerinde yetişmiş Türkiye kökenli profesyoneller, hem Avrupa toplumlarının ayrılmaz bir parçasıdır hem de Türkiye ile güçlü bağlarını sürdürmektedir. Bu özellikleri sayesinde karşılıklı ön yargıların azalmasına, toplumsal uyumun güçlenmesine, bilimsel ve ekonomik iş birliklerinin artmasına ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde güven ortamının yeniden inşa edilmesine katkı sağlayabilirler.
Avrupa Birliği de bu sürece destek verebilir. Vatandaş katılımı, eğitim, araştırma ve sivil toplum alanlarındaki programlar kapsamında Türkiye ile Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli profesyoneller arasında ortak platformlar oluşturulabilir. Avrupa Parlamentosu üyeleri, akademisyenler, bilim insanları, doktorlar, girişimciler ve yerel yöneticilerin katılımıyla gerçekleştirilecek konferanslar, çalıştaylar ve politika diyalogları karşılıklı anlayışı ve güveni güçlendirebilir.
Erasmus+, Horizon Europe, Jean Monnet ve benzeri Avrupa Birliği programları yalnızca üniversiteler arasında değil, Avrupa’da yetişmiş Türkiye kökenli uzmanların Türkiye’deki kurumlarla ortak projeler geliştirmesine de daha fazla imkân sağlayabilir. Böylece bilimsel üretim, teknoloji transferi ve genç kuşaklar arasındaki bağlar daha da güçlenebilir.
Peki böyle bir süreci kim başlatabilir?
Böylesine kapsamlı bir girişimin tek bir kurum tarafından yürütülmesi kolay değildir. Ancak ilk inisiyatif Türkiye tarafından alınabilir; Avrupa Birliği kurumları ve Avrupa ülkelerindeki paydaşlar da sürece ortak edilebilir.
Bu noktada en doğal koordinatör Dışişleri Bakanlığıdır. Bakanlık; büyükelçilikler, başkonsolosluklar ve ilgili temsilcilikler aracılığıyla Avrupa’da görev yapan veya seçilmiş Türkiye kökenli siyasetçiler, akademisyenler ve kanaat önderleriyle düzenli temas mekanizmaları oluşturabilir.
TBMM bünyesinde kurulabilecek bir “Parlamenter Diplomasi Platformu“, Avrupa’daki Türkiye kökenli parlamenterlerle düzenli diyalog sağlayabilir. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), Avrupa’da başarı kazanmış profesyonelleri kapsayan yeni liderlik ve ağ programları geliştirebilir. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile ortak çalışma grupları oluşturularak AB fonlarıyla konferanslar, araştırmalar ve genç liderlik programları düzenlenebilir.
Üniversiteler, düşünce kuruluşları, ticaret ve sanayi odaları, TOBB, DEİK ve Avrupa’daki Türk iş dünyası kuruluşları da bu sürecin doğal paydaşlarıdır. Bilimsel, ekonomik ve kültürel iş birlikleri çoğu zaman siyasi diyaloğun da önünü açmaktadır.
İlk somut adım olarak Dışişleri Bakanlığı, TBMM ve YTB’nin ortak girişimiyle “Avrupa Türkiye Kökenli Liderler Forumu” oluşturulabilir. İlk toplantı Ankara’da gerçekleştirilebilir; daha sonra Brüksel, Berlin, Amsterdam, Paris ve Viyana gibi Avrupa şehirlerinde dönüşümlü olarak devam ettirilebilir. Bu platformda milletvekilleri, belediye başkanları, akademisyenler, doktorlar, hukukçular, girişimciler ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek ortak projeler geliştirebilir.
Böyle bir girişimin amacı herhangi bir siyasi görüşü desteklemek değil; Türkiye ile Avrupa arasında kalıcı diyalog, ortak akıl ve sürdürülebilir iş birliği kanalları oluşturmaktır.
Kısacası mesele yalnızca Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türkiye kökenli insanla iletişim kurmak değildir. Asıl mesele, onların bilgi birikimini, tecrübelerini ve iki toplumu yakından tanıyan çok yönlü kimliklerini Türkiye ile Avrupa arasında kalıcı bir iş birliği zeminine dönüştürebilmektir.
Bunun başarısı ise yalnızca devlet kurumlarının çabasıyla değil; Avrupa Birliği kurumlarının, üniversitelerin, yerel yönetimlerin, iş dünyasının ve sivil toplumun ortak iradesiyle mümkün olacaktır. Karşılıklı güvene dayalı, kapsayıcı ve kurumsal bir yaklaşım geliştirilebildiği takdirde Avrupa’daki Türkiye kökenli insanlarımız yalnızca iki toplum arasında değil, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceğinde de en sağlam köprülerden biri hâline gelebilir.
No comments:
Post a Comment