Elif Soyseven
T24 Yazarı
Imagine: Yoko Ono İstanbul’da, NATO Ankara’da…
Nutopia hiçbir zaman kurulmadı. Savaşlar gerçekten bitmedi. Bürokrasi, sınırlar, mahkemeler ve ordular dünyayı yönetmeye devam edecek. Ama Yoko Ono'nun altmış yıldır ısrarla söylediği şey tam da burada anlam kazanıyor. Barış, devletlerin imzaladığı bir belge değildir. İnsanların birlikte kurduğu bir hayal biçimidir. Ve her hayal, önce tek bir düşünceyle başlar. Imagine…
Imagine: Yoko Ono İstanbul’da, NATO Ankara’da…
9 Temmuz 2026 00:00
Güncelleme: 9 Temmuz 2026 10:02
1973 yılının Nisan ayında Yoko Ono ve John Lennon bir basın toplantısı düzenleyerek yeni bir ülkenin kuruluşunu ilan ettiler: Nutopia. Bu ülkenin sınırı, pasaportu, toprağı yoktu. İki sanatçı, dünyanın bütün konsolosluklarına başvurup diplomatik dokunulmazlık istedi. Kimse onları ciddiye almadı. Nutopia bir devlet değil, kurumsal ve bürokratik absürtlüğün ortasına fırlatılmış bir sorunun ta kendisiydi. O günlerde Amerika’da yaşayan ikili kişisel bir araftaydı. Yoko Ono ilk eşinden dolayı Green Card’a sahipti ancak John Lennon İngiliz vatandaşı olduğu için Amerika’da oturum izni krizi yaşıyordu. Küresel bürokrasi, insanlığın en büyük iki ikonunu sınır çizgileriyle tehdit ediyordu.
Aradan geçen onlarca yıla rağmen ne savaşlar bitti ne bürokratik barikatlar ne de zorunlu göçler. Dünyanın hantal yapısı yerinde sayarken, Yoko Ono’nun en büyük talihsizliği dünyayla tanışma biçimi olarak kaldı.
Ona onlarca yıl boyunca "Beatles'ı dağıtan kadın" dediler. Dört yetişkin erkeğin yaratıcı, ekonomik ve kişisel krizleri yerine suç tek bir kadına yüklendi. Beatles'ın hikayesi bir popüler kültür günah keçisi yarattı. Oysa Beatles henüz ortada yokken Ono, çağdaş sanatın en radikal ve öncü isimlerinden biriydi. Manhattan'da aylık elli dolara kiralanan 112 Chambers Street’teki loftunda Marcel Duchamp'ın, Peggy Guggenheim’ın, Max Ernst'in ve John Cage'in yolunun kesiştiği, avangart sanatın kalbinin attığı o ikonik yerde üretiyordu. Amerika'da fazla Doğulu ve "yabancı" Japonya'da ise fazla Batılıydı. Zen'in boşluk ve sessizlik anlayışını New York'un asi ruhuyla buluşturdu. Ortaya çıkan şey ne Doğu'ydu ne Batı, tamamen kendisiydi. Hiçbir yere tam ait olamayan biri için ülkelerin sınırları anlamsız, insanlığın ortak, çıplak ve savunmasız halleri çok daha ilginçti.
Yoko Ono 1960'ta o loftu kiralayarak sanatı bir direniş alanına dönüştürdüğünde de dünya yanıyordu. Vietnam Savaşı manşetlerdeydi, Soğuk Savaş rüzgarları esiyor, Budapeşte'nin radyolarından "Kurtarın bizi" çığlıkları yükseliyordu. Sanatçılar savaşa ve haksızlıklara karşı estetik değil, doğrudan siyasi birer eylem olarak üretiyordu: Fluxus, kavramsal sanat, performans...
John Lennon ile yolları henüz kesişmemişti. Yoko Ono, 1964'te Cut Piece'i sundu. Sahneye oturdu, makası önüne bıraktı ve izleyicilerin kıyafetlerini parça parça kesmesine izin vererek sessizce bekledi. Feminist sanat henüz bir terim bile değilken, Ono o terimin pratiğini ve manifestosunu çoktan icat etmişti. Makası tutan el yalnızca seyirci değil, kadın bedeni üzerinde tahakküm kuran erkek egemen dünyanın da eliydi. Aynı yıl Grapefruit çıktı. Kitabın temel referans noktası, Ono’nun 1953 ile 1964 arasında yazdığı partisyonları içeren talimat parçalarıydı. Tablo yok, heykel yok, sadece zihinsel yönergeler vardı: "Bir bulutu dinle." "Gökyüzündeki deliği onar." Grapefruit yalnızca bir sanatçı kitabı değil, yirminci yüzyılın en radikal kurucu sanat eserlerinden biriydi. Lennon kitabı okuduğunda zihninde yanan ışık, yıllar sonra dünyayı değiştirecekti.
Berlin’den İstanbul’a: Kurumsal hafıza ve kesintisiz bir hat
Geçen yaz Berlin'deydim. Gropius Bau'da Yoko Ono'nun Music of the Mind sergisi vardı, Vaginal Davis’in Fabelhaftes Produkt adlı retrospektifi ile eş zamanlı olarak şehri sarsıyordu. O sergiyi gezerken, bir yıl sonra Yoko Ono’yu İstanbul’da ağırlayacağımızdan henüz haberim yoktu. Bu yaz Yoko Ono, İçses ve İçyapı (Insound and Instructure) adlı sergisi ile bu kez İstanbul'da, Sakıp Sabancı Müzesi'nde karşımızda duruyor.
Sakıp Sabancı Müzesi bu devasa sergiyi İstanbul'a taşırken aslında rastlantısal bir sergilemenin çok ötesinde, uzun süredir titizlikle inşa ettiği kurumsal bir hattın devamını getiriyor. Önce Marina Abramović'in bedenin sınırlarını zorlayan epik performansları ardından Suzanne Lacy'nin toplumsal hafızayı ve adaleti harekete geçiren kolektif işleri ve şimdi Yoko Ono... Bu üç kurucu kadının ortak noktası, sanatı estetik bir tüketim nesnesi olmaktan çıkarıp kamusal ve siyasi bir eyleme dönüştürmeleridir, bedenin, sesin ve sessizliğin feminist bir okuma altında yeniden kurulmasıdır. Hatta Yoko Ono çoğu zaman Abramović ve Lacy'nin açtığı değil, onların yürüdüğü yolu ilk döşeyen isimlerden biridir.
Böylesi cesur ve dönüştürücü bir vizyonun İstanbul’da hayat bulması şüphesiz ki arkasındaki güçlü kurumsal ve entelektüel iradeyle mümkündür. Sanatı toplumsal dönüşümün ve evrensel diyaloğun en rafine aracı olarak gören Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı’nın çağdaş sanata sunduğu nitelikli, sürdürülebilir destek olmasaydı bu kıymetli davet İstanbul'a kesinlikle ulaşamazdı. Bu hamleyle Türkiye'nin küresel kültür haritasındaki entelektüel ağırlığı bir kez daha perçinleniyor.
Serginin arkasındaki akademik ve küratöryal mutfak da dünya standartlarında. Sabancı Müzesi Müdürü Prof. Dr. Ahu Antmen'in vizyonuyla şekillenen sergiyi, uluslararası sanat dünyasının saygın isimleri Jon Hendricks, Connor Monahan ve Álvaro Rodríguez Fominaya üstleniyor. Sergi, León’daki ünlü MUSAC’ta izleyiciyle buluştuktan sonra şimdi SSM’nin tüm mekânlarına ve bahçesine yayılıyor. Antmen ve küratöryal ekip, Ono'yu popüler kültürün ve magazinin gölgesinden tamamen sıyırarak, onu Fluxus ve feminist pratiğin merkezine yerleştiriyor. Ono’nun 1964’te ortaya attığı kavramlardan adını alan İçses ve İçyapı, ziyaretçilerin bizzat katılımıyla var olan, hayal gücünü harekete geçiren, onları algı, hafıza, barış ve insanlar arası bağlar üzerine düşünmeye davet eden yaşayan bir organizma.
Çivi, barış ve büyük iade-i itibar
John Lennon, 1966'da Indica Gallery'de Ono’nun bembeyaz tahtasına hayali bir çivi çakıp beş şilin teklif ettiğinde her şey orada başlamıştı. Birkaç yıl sonra dünya onların ilişkisini popüler kültürün en ucuz klişesiyle lekeleyecekti ama o zihinsel ortaklık, insanlık tarihinin en büyük barış marşını doğurdu.
1969'da Amsterdam Hilton Oteli'nin bir odasına kapandıklarında medyanın gücünü medyanın vahşetine karşı kullandılar ve dünya genelinde on iki büyük şehre "WAR IS OVER! IF YOU WANT IT." (Savaş Biter! Eğer İstersen.) billboardunu astılar. Manşetler onlarla alay etti, savaşlar devam etti ama o cümle gökyüzünde asılı kaldı. Lennon 1980'de, trajik ölümünden sadece iki gün önce, Imagine'in dünyayı sarsan fikirlerinin ve felsefesinin doğrudan Yoko’nun Grapefruit kitabından beslendiğini itiraf etti. Erkek dehanın gölgesinde kalan bu hakkın teslimi tam 46 yıl sürdü. 2017 yılında Ulusal Müzik Yayıncıları Birliği (NMPA), Yoko Ono’yu Imagine’in resmi söz yazarı ve bestecisi olarak kabul ederek ona hak ettiği o büyük iade-i itibarı sundu. Kredi geç geldi, ama nihayet tarihin adil sayfalarına yazıldı.
Bugün dünya hâlâ aynı çılgınlığın, savaşların, göçlerin ve krizlerin pençesinde. Ankara'da NATO zirvesi yapılıyor, liderler yeni güvenlik mimarilerini ve savunma bütçelerini tartışıyor. Gazze'de vahşet ve yıkım durmuyor. İstanbul'da mahkeme salonları dolup boşalıyor, Ekrem İmamoğlu üç ayrı davadan siyasi varlık savunması veriyor. Televizyonlarda 2026 Dünya Kupası heyecanı dönerken, hemen yanı başımızda yüksek güvenlikli bir cezaevinin hücresinden komedyen Deniz Göktaş ironiyle dolu şakalar yazmaya, parmaklıkların arkasından bizi kendi absürtlüğümüzle güldürmeye devam ediyor. Mizahın, siyasetin ve ifade özgürlüğünün sınırları yeniden, inatla çiziliyor.
Nutopia hiçbir zaman kurulmadı.
Savaşlar gerçekten bitmedi.
Bürokrasi, sınırlar, mahkemeler ve ordular dünyayı yönetmeye devam edecek.
Ama Yoko Ono'nun altmış yıldır ısrarla söylediği şey tam da burada anlam kazanıyor.
Barış, devletlerin imzaladığı bir belge değildir.
İnsanların birlikte kurduğu bir hayal biçimidir.
Ve her hayal, önce tek bir düşünceyle başlar. Imagine…
*Yoko Ono: İçses ve İçyapı- Insound and Instructure sergisi, 27 Aralık 2026’ya kadar Sakıp Sabancı Müzesi'nde görülebilir.
*Yoko Ono: Music of the Mind sergisi ise şu anda The Broad, Los Angeles’ta uluslararası yolculuğuna devam ediyor.
No comments:
Post a Comment