Barçın Yinanç
Trump’ın gelişi öncesi Türk-Amerikan ilişkilerine bir bakış
Türk-Amerikan ilişkilerinde pek çok iniş çıkış yaşandı. Trump’ın ikinci döneminde ilişkiler yükseliş dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yetkiliye göre ilişkilerin bu denli “olumlu ve umut” verici bir dönemden geçmesinin nedeni, Trump ile Türk mevkidaşı arasındaki "kardeşlik aşkı (bromance)" ile sınırlı değil. Trump stratejik bir tercih yaptı

3 Temmuz 2026 00:00
Türkiye’de yapılacak NATO Zirvesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kredi vererek Ankara’ya gelmeye razı olmasıyla Türk-Amerikan ilişkilerinin geldiği noktayı göstermesi açısından da önem kazandı. Ankara’da 24 saatten az kalması beklenen Trump, Beştepe’de resmî bir ziyaret çerçevesinde de ağırlanacak. İki lider baş başa görüşürken, dışişleri ve savunma bakanları da bu ikili zirvenin somut çıktıları üzerine son rötuşları yapacaklardır.
(Bu arada Turkey in Depth adlı yayına göre geçen seneki NATO zirvesine gitmeyen ABD Başkanı'nın eşi Melania Trump resmî bir ziyaret de olsa Ankara’ya gelmeyi planlamıyor.)
Trump uluslararası bir zirve vesilesiyle de olsa Ankara’ya 17 yıl aradan sonra gelecek görevdeki ilk ABD Başkanı olacak. En son 2015’te Barack Obama G-20 zirvesi için Antalya’ya gelmişti. Ziyaretlerin arasındaki mesafe ilişkilerin düzeyi için önemli bir gösterge.2010’lu yılların başında ikili ilişkiler alarm vermeye başlamış, 2016 darbe teşebbüsü sonrası dibe doğru ciddi bir düşüşe girmişti.
Trump’ın birinci dönemi, ilişkileri düzeltmeye yetmedi. Tersine ciddi krizlere, hatta birinci dönemin sonu Türkiye’ye dönük sert yaptırımlara sahne oldu.
Trump’tan sonra gelen Joe Biden ile Ankara daha sağlıklı bir diyalog kurmaya çalışsa da Demokratlar liderliğindeki yönetim, ilişkileri düzeltmeye yanaşmadı.
"Türkiye’de demokrasi daha da geriye gidiyor" diyerek karalar bağladıklarını, bu nedenle Ankara’yla araya mesafe koyduklarını sanmayın. Evet mevcut iktidarın konumlanmasından hoşlanmadılar ve demokratik geriye gidiş Ankara’ya olumsuz bakışı etkiledi. Ama ana faktör umursamazlıkları oldu. Türkiye öncelik değildi ve kendilerini uğraştıracak bir iktidarla herhangi bir alanda çalışmak için enerji harcamak da istemediler. Türkiye karşıtı lobilerin baskısına da daha açık oldukları için 'bırakalım dağınık kalsın' dediler.
Trump 2.0, Suriye’de rejim değişimine denk geldi
Trump’ın ikinci dönemi ise ilişkileri bambaşka bir seviyeye taşıdı. Bu noktada kendi değerlendirmelerimden ziyade Ankara’nın ilişkilere bakışını aktarmak istiyorum.
Ankara’dan üst düzey bir Türk yetkiliye göre, geçmişte pek çok iniş çıkış yaşayan Türk-Amerikan ilişkileri şu anda yükseliş dönemlerinden birini yaşıyor. “İlişkilerin düzeyi en olumlu ve gelecek vaad eden bir aşamada.”
İlişkinin bu denli “olumlu ve umut” verici bir dönemden geçmesinin nedeni, Trump ile Türk mevkidaşı arasındaki "kardeşlik aşkı (bromance)" ile sınırlı değil.
Aynı yakınlık Trump 1.0 döneminde de vardı; ancak zirvede tutan kimya bürokratik düzeye yansımamıştı.Basına kapalı bir toplantıda konuşan yetkiliye göre, Washington Çin'i en büyük meydan okuma olarak gördüğü, dikkatini ve enerjisini Asya'ya kaydırmak istediği için geride bıraktığı boşluğun — özellikle Avrupa ve Orta Doğu'da — ne daha derin istikrarsızlıklara yol açmasını ne de hasımları tarafından doldurulmasını istiyor. Bunu yapabilmesi, yani arkasına bakmak zorunda kalmayacağı göreceli bir istikrar için çalışabileceği bölgesel ortaklara ihtiyacı var.
Trump, Türkiye'yi çalışabileceği ülkeler arasında görüyor. Yani meseleye işlevsellik temelinde bakıyor.
"ABD, Türkiye'nin de bölgesinde istikrara ihtiyaç duyduğunun farkında; çünkü bazı diğer aktörlerin aksine Türkiye, aktif ya da donmuş çatışmalardan beslenmiyor. İkincisi, Türkiye'nin aradığı istikrar hegemonik nitelikte değil. Bunu yapacak kadar güçlü değiliz. Kendi düzenimizi dayatmaya çalışmıyoruz; çevremizdeki ülkelerle işleyen bir ilişki istiyoruz. Ekonomi, güçlü savunma sanayisi, büyük bir ordu, bölgeye dair iyi bir siyasi kavrayış ve yumuşak güç gibi, ortaklarımızla iş birliği içinde etrafımızda istikrarlı bir ortam inşa edecek yeteneklere sahibiz," dedi yetkili.
Engeller kaldırılıyor
Türkiye ile daha işlevsel bir stratejik ortaklık aradaki engellerin kaldırılmasını gerektiriyor.
Yetkiliye göre, Suriye'deki rejim değişikliği Trump 2.0 dönemine denk geldi ve ABD’nin YPG’ye verdiği desteği kesmesiyle en zorlu anlaşmazlık konusu hızla Türkiye ile ABD arasındaki en umut verici iş birliği alanına dönüştü.
Ukrayna, Türkiye ile ABD'nin ortaklaştığı başka bir konu. Türkiye bugüne kadar NATO-Batı ittifakında savaşın bir an önce durdurulmasını savunan nadir ülkelerden biri durumundaydı. Trump da hem Avrupa’dan askerî güçlerini çekmek hem de Rusya-Çin yakınlaşmasını frenlemek için savaşın durmasını istiyor. Ukrayna konusunda ortaklaşma da Ankara’nın ABD ile eşgüdüm içinde çalışmasını mümkün kıldı.
Kafkasya'da da çıkarlar örtüşüyor. Ankara, Ermenistan-Azerbaycan barış sürecinde ihtiyaç duyulan ivmeyi kazandıran ABD müdahalesinden memnun.
Pürüzler sürüyor
İki başkentin farklı baktığı konuların başında Gazze ile İran geliyor. Yetkiliye göre Türkiye, ABD'nin "İran meselesiyle başa çıkmak” için seçtiği askerî seçeneği tasvip etmiyor ancak buna karşın iki başkent bu konuda bile yakın çalışmanın bir yolunu buluyor.Kanımca Trump, Ankara’ya ne kadar havuç verirsem, kendi istediğim noktaya o kadar rahat çekerim diye düşünüyor. Bu nedenle örneğin çok yakın geçmişte meşhur Halkbank davasını da düşürme yoluna gitti.
Şimdilerde ise savunma alanındaki sorunların aşılması için çalışılıyor.
Türk yetkiliye göre Trump 2.0, CAATSA yaptırımları meselesini geride bırakma ve savunma-sanayi iş birliğinin kapsamını genişletme konusunda önceki tüm yönetimlerden daha kararlı.
Ankara'da sırada ne var?
Nitekim Trump'ın, ABD Kongresi'ndeki bazı üyelerin itirazlarına rağmen Türkiye'ye onlarca jet motoru satışını ilerletmeyi planladığı ortaya çıktı.
Türkiye'nin ilk yerli muharip uçağı Kaan'a takılacak motorlarla ilgili bir soruya Trump, "Muhtemelen onları (Türkleri) çok mutlu edecek bir şey yapacağım," dedi.
Türkiye'nin F-35 ortak üretim programına dönme meselesini çözmek S400’ler nedeniyle daha zor; ancak Türk tarafına göre iki taraf, siyasî ve hukukî gereklilikleri karşılayacak yaratıcı bir formül bulmak için her düzeyde yakın çalışıyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de geçen hafta Türkiye'nin F-35 savaş uçaklarını alabilmesi için ABD yasalarına uyup uymadığına dair bir incelemenin sürdüğünü doğruladı.
Savaş Bakanı Pete Hegseth'e atıfla, "Pete ve tüm ekip şu anda bunu inceliyor; çünkü Amerikan yasalarına uygunluk için gerçekleştiğini belgelememiz gereken bazı şeyler var," dedi.Öte yandan, İsrail'in Türkiye'yi ısrarla hedef alması Türk-Amerikan ilişkilerini tepe noktalarında etkilemese de, yetkiliye göre İsrail lobisinin nüfuzu Kongre'nin Ankara'ya yönelik olumsuz bakışının başlıca nedenlerinden biri:
"Trump yönetimi bu meselenin Türkiye'den kaynaklanmadığını anlıyor. Bu konunun bu kadar gündeme gelmesinin daha çok İsraillilerin kendi politikalarından kaynaklandığını anlıyorlar."
Ankara’dan bir bakış açısını yansıtmaya çalıştım. Elbette ki resmin tümünü vermiyor. Kanımca 'al ver'in en önemli parçası, ABD’nin YPG’ye desteği (en azından şimdilik) kesmesi karşılığında iktidarın Hamas’ı Trump’ın “barış” planına razı etmesi oldu. Barış planının ne kadar Filistinlilerin hayrına olduğu tartışmalı. Gazze’yi hatırlayan var mı?
Elbette bir başka husus “meşruiyet” meselesi. İktidarın muhalefetin üstüne gitmek için elini olağanüstü rahatlamış gördüğüne kuşku yok. Ancak Washington’da Demokrat bir yönetim olsaydı da zaten iktidar gene gaza basardı. Avrupa’daki yönetimler de üç maymunu oynuyor.
Fark Türkiye’nin demokratik ülkeler kategorisinden çıkmasına sessiz kalmasının üstüne Trump’ın Erdoğan’ı yere göğe koymaması. Açıkçası otokrat liderler dışında seveni olmayan Trump’ın övgüsüne mazhar olmak, AKP’nin kendi oy tabanı için bile tatsız bir durum olabilir.
Öte yandan muhalefetin etkisizleştirilmesine Washington’un sessiz kalınması iktidar için yeterli değil. Arada ilişkilerdeki sorunları da aşmaya çalışıyor. Zira Trump’tan sonra ilişkilerin aynı olumlu düzlemde ilerleyip ilerlemeyeceği belli değil.
Trump sonrası ne olacak?
Aslında iktidar tüm bu olumlu ortama rağmen Trump Amerika’sına, Trump sonrasındaki yönetimlere de tam anlamıyla güvenemeyeceğinin farkında. Tam da bu yüzden, ABD’nin askeri varlığını azaltma yoluna gittiği bir dönemde Avrupa’nın gözüne girmeye çalışıyor. NATO zirvesi göz doldurmak için önemli bir fırsat olacak. Göz boyanırken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun NATO zirvesine denk getirilen savunması da gözlerden uzak tutulacak.
No comments:
Post a Comment