
TC ve CHP
Dönüp dönüp bakıyorum. Büyük Atatürk ne önemli bir dahi imiş ki aramızdan ayrılalı 88 yıl geçtiği halde dost görünen düşmanları onun eserlerini yok etmek için var güçleriyle çalıştıkları, açık/gizli işbirliğiyle her yola başvurdukları halde onun eserlerinden bir kıymık koparmadıklarını görünce kendi kaderlerine küsüyorlar. Bu gerçek bugün nasıl bir anıt haşmetiyle karşımızdaysa onun Türk ulusunu tekrar bağımsızlığına kavuşturmak için 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastığı günden bu tarihe kadar ulusu için kurduğu her kurum ve eser için geçerlidir.
En son ve en somut örnek, kendisinin “en büyük iki eserinden biri” olarak gösterdiği Cumhuriyet Halk Partisi’nin başından geçenlerdir.
Gerçekten CHP kurulalı beri geçen 107 yıl boyunca içeriden ve dışarıdan sayısız düşmanı, bu partiden kurtulmak için yapmadık melanet bırakmadı.
İlk düşmanı, Atatürk’le beraber Kurtuluş Savaşı’na katılmış kahramanlar arasından Terakkiperver Parti adıyla çıktı. Onların derdi yeni Türkiye’yi Osmanlı kafasıyla ve Osmanlı artığı bir devlet olarak yürütmekti. Oysa Atatürk CHP’yi, çağdaş ve modern Türkiye’yi yaratacak yepyeni bir zihniyetin temsilcisi olarak kurmuş ve partinin ideolojisini bu bakışla inşa etmişti.
Atatürk muhaliflerinin ilk örneklerinden bugün karşımızda duran somut Atatürk düşmanlarına kadar aklınıza gelenlerin istisnasız hepsi, aynı tornadan çıkmış gibi birbirinin aynıdır ve tek amaçları Atatürk’ün kurduğu her şeyi yıkmak ve ondan kurtulmaktır.
Çağımızda aktif olan ve Türkiye’de güçlü bir “iktidar adayı” olduğu onu seven/sevmeyen herkes tarafından kabul edilen CHP’ye vurulan BUTLAN darbesi ve onu izleyen olaylar da CHP’nin kaderinin bir parçasıdır.
Bugün yaşadıklarımızı neden “CHP’nin kaderi” olarak nitelendirdiğimi anlatabilmek için geride kalan yıllarda bu partinin yaşadıklarına bir göz atmakta yarar var:
Büyük Atatürk Türk ulusuna veda ettikten sonra ilk büyük sınavı CHP, 14 Aralık 1953 günü parlamentonun kabul edip o gün yürürlüğe koyduğu yasa çıkınca yaşadı. O yasayla CHP’nin tüm mal varlığına devlet tarafından el kondu. Cumhuriyetimizi kuran parti başını sokacak bir kulübeye muhtaç bırakıldı. O günü gazeteci olarak bizzat yaşamış bir tanık olarak söylüyorum: CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün Demokrat Parti çoğunluğuna hitap ederek “Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum: Suçluların telaşı içindesiniz!” deyişi o tartışmalara damga vurmuştu.
Sonra ne oldu?
Halkta büyük bir tepki doğdu. Evine kiracı arayanlar vazgeçip malını karşılıksız olarak CHP’nin yöredeki örgütüne tahsis etti. İnsanlar evlerinden sandalye, masa, büroda kullanılacak neyi varsa CHP’ye bağışladı ve CHP tekrar ayağa kalktı.
CHP, o tarihte “Türkiye’yi tek partili rejimden çok partili rejime (demokrasiye)” kavuşturmuş olmanın kaderini yaşamıştı.
Askeri rejimler de fırsatı bulunca CHP’ye vurmakta tereddüt etmediler. Örneğin 12 Eylül CHP’yi tamamen kapattı. Ama CHP tekrar dirildi.
Bugün ise üzerindeki ölü toprağını atıp iktidara koşuyor olmanın bedelini ödemeye mecbur ediliyor.
Ama boşuna!...
No comments:
Post a Comment