Cumhuriyet gazetesi 16 Kasım1960
Yunus Nadi armağanı -27 Mayıs'ın manasını anlatın
27 Mayıs Devrimi
Yazan : Önder Özar
1876 den beri siyasal tarihimizde iktidarı sınırlayıcı birtakım tedbirlere başvurulmak istendiği görülmektedir. Şüphesiz, o tarihten bu yana köklü bir rejim değişikliği olmuştur. Otokratik bir idareden, Cumhuriyet idaresine geçilmiş, halkın genel oy yaşı ile kendini yönetecekleri bizzat seçmesi sağlanmıştır. Fakat, siyasal iktidara bir gem vurmak, onu sınırlamak lüzumu her zaman duyulmuştur. Ne garip tecellidir ki, rejim ne olursa olsun, siyasal iktidar er geç bir soysuzlaşmaya doğru bir eğilim göstermiştir. Bunda iktidarın siyasal mahiyeti, yıpratıcılığı rol oynamışsa da, uygulanan rejimin geniş halk kitlelerine mal edilme imkanları ve imkansızlıkları da büyük ölçüde müessir olmuştur.
Atatürk'ün bütün iyi niyetine rağmen, başarısızlığa uğrayan çok partili siyasi hayat denemesine, 1945' de yeniden girişilmiştir. Yeni doğan parti 1950'de ezici bir çoğunlukla senelerin yıprattığı "şeflik" idaresini devralmıştır. Fakat, büyük ümitlerle iktidara gelen yeni idare de dört-beş yıl sonra soysuzlaşma eğilimi göstermiş ve süratle antidemokratik ve totaliter bir mahiyet almaya başlamıştır. Aydın tabakanın güvenini kaybeden bu idare, iktidarda tutunabilmek için gericiliğe taviz vermiş, Atatürk devrimlerini ihmal ve Kemalizm prensiplerini de ihlal etmiştir.Fakat son 1957 seçimlerinde gene iktidarda kalmaya muvaffak olmuştur. Burada bir an durmak isteriz. Her ne kadar bu seçimlerde hile yapıldığı bugün anlaşılmışsa da, şu sorunun nedenlerini araştırmak gerekliliğine inanıyoruz.
1957 seçimlerinde iktidar partisi halkın oyu ile neden iktidardan uzaklaştırılmadı? Bu sorunun cevabı Türk toplumunun çözülmesi gereken ana meselelerine dayanmaktadır. Türk toplumu içinde çağdaş uygarlıktan ve demokrasi gereklerinden haberli olanların oranı azdır. Türk toplumunun çoğunluğu sunI bir iktisadi kalkınma ve enflasyonist bir para siyasetine kanmış veya hiç olmazsa verilen oylarla durum bu şekilde tecelli etmiştir. Gelinen noktada, kısa süre içinde yapılacak seçim sonucu iktidar bir siyasal partiye veya koalisyona teslim edilecektir.
Demek oluyor ki, 27 Mayıs'a kadar fırtınalı ve dalgalı bir havada seyreden geminin rotası esas itibariyle köklü bir değişikliğe uğramayacaktır. Devrimin takdir ve hayret uyandıran tarafı da bizce budur. Devrim, bir rejim değişikliği meydana getirmek için yapılmamıştır. Demokratik rejimde ısrar ediyoruz. Batı dünyasının ilgisini çeken Ak devrimi diğer devrimlerden ayıran husus da bu olsa gerek.
Demokrasi rejimi kendi ile birlikte birtakım müesseseleri de getirir. Demokrasinin benimsenmesi bir bakıma, bu müesseselerin toplumda yerleşmesine, toplumun yapısına intibak etmesine bağlıdır. Bunlara kısaca demokratik murakabe ve hür fikir müesseseleri deniyor. Meclisteki muhalefetin de müessir olması demokrasinin en gerekli şartı . Düşük iktidar sakat ve yanlış bir demokrasi anlayışı ve görüşüne sahipti, kontrolden kaçtı ve onu bertaraf etmeye çalıştı. Gelecek iktidar kontrolsüz demokrasi olamayacağını müdrik olsa bile, meclis içinde ve dışında kuvvetli ve müessir bir muhalefet olmadan arzulanan rejimin gerçekleşeceğini sanmıyoruz. İşin sadece iyi niyetle yürüyemeyeceği ortaya çıkmıştır. Sadece mükemmel bir Anayasa da her şeyi halletmez. Bunu yeni Anayasayı hazırlayan profesörler derslerinde söylemişlerdir.
Türk toplumunun vereceği sınavın başarılı olması, yeni teşkil edecek meclis veya meclislere, seçmenler heyetinin hem sayıca hem kalitece müessir ve kuvvetli bir muhalefet göndermesine bağlıdır. Kanaatimizce, bunu sağlamak için de dürüst ve siyasi ahlak sahibi kişilerin memleketin siyasal gidişinde yeni bir buhrana yer vermemek üzere, birleşip kuvvetlibir siyasi teşekkül meydana getirmeleri gerekmektedir.
Soysuzlaşmış bir grubu memleket yönetiminden uzaklaştırmakla gönülleri ferahlatan Ak devrim yeni bir devir açmıştır. Bu başlangıç noktasından hareketle yapılacak işlerin kolay olmadığı da anlaşılmıştır. 27 Mayıs 1960'da Türk ordusu, Içtüzüğün ilgili maddesi ile kendine yüklenilen ödevi yerine getirmiş, gerçekleri görmeyen ve parti mücadelesi adı altında milli birlik ve bütünlüğü tehlikeye sokan on senelik bir iktidarı yıkmıştır. Şüphesiz , Türk ordusu bu ihtilali şartlar elverişli olmasaydı, başaramazdı. Sivil halk orduyu desteklemiştir. Fakat basının uyarması ile başlayan hoşnutsuzluğu daha elle tutulur bir hale getiren gençlik olmuştur. Gençlik, Atatürk'ün kendine emanet ettiği devrimleri korumak ve ileriye götürülmesini mümkün kılmak için harekete geçmiş ve ayaklanmıştır. Gençliğin bu hareketi aydınlar ve okur yazar şehirliler tarafından desteklenmiştir. Fakat, öte yanda, merkez şehirlerden uzakta bulunan geniş halk kitleleri bu hareketten haberdar olmamış, bir kısmı da haberdar olduğu halde herhangi bir tepki göstermemiş ve hatta partizan bir kitle de gençliğin bu hareketini takbih derecesine kadar gitmiştir.
Bizler, bunları devrimden önce düşünüyor ve o sırada yapılacak bir seçimin dahi o günkü idare aleyhine sonuç vereceğine kolayca inanmıyorduk. Ak devrim olmuş ve siyasal tarihimizde yeni bir sayfa açılmıştır. Fakat, devrimin tabii bir sonucu olarak, düşük iktidarın dayandığı parti ortadan kalkmıştır. Bu nokta üzerinde de bir an durmak istiyoruz. Kuvvetli bir siyasal teşekkülün bu şekilde son buluşu siyaset tarihimiz bakımından hazin değil midir? Türkiye'nin 1946'da giriştiği deneme bu şekilde tam bir fiyasko ile sonuçlanmış olmuyor mu? Bu duruma bakıp da biz de çok partili siyasal sistemin yürüyemeyeceği sonucuna mı varmak lazım? Bu kadar kötümser olmak istemiyoruz. Fakat bize bunu düşündüren birtakım sebepler var. İlk planda bugün, dünkü ana muhalefet partisinden başka, gerçekten kuvvetli ve büyük bir siyasal teşekkül vardır, denilemez. Ancak, 15 yıllık bir denemenin tamamen boşa gittiğini söylemek ne dereceye kadar doğru olur? Türk toplumunun 15 senelik süre içinde demokrasi sınavını başarılı bir şekilde verdiği iddia edilemeyeceği gibi, sınıfta kaldığı da söylenemez. Konulacak en yerinde teşhisin ikmale kalma olacağını sanıyoruz. Türk toplumu içinde bulunduğu intikal devresinde bu ikmal sınavını başarılı bir şekilde vermek için hazırlanmalıdır. Görünüşte fiyasko ile sona eren denemeden yüz akı ile çıkmamız buna bağlıdır. İki ana siyasal parti arasındaki temsil dengesizliği yeni hazırlanan ve primli bir nisbi temsil esasına yer vereceğini sandığımız seçim kanunu ile kısmen giderilecektir. 27 Mayıs 1950 den sonra geçerli bir süre için idareyi eline alan Milli Birlik Komitesi, demokrasi prensiplerine bağlılığını ilan etmiştir. Bu demektir ki, ülkenin kaderi dün olduğu gibi yarın da seçimle tayin edilecek.
Atatürk devrimlerini eski haline getirmek ve ülkenin yapısına uygun bir şekilde ana davaları halletmek gerekiyor. Ancak Türk toplumunu sosyal yapısı dağınık iskan bölgelerinden ve buralarda yaşayan çoğu cahil ve çağdaş uygarlıktan uzak kimselerden meydana geldiğine göre, dikkatli ve planlı hareket etmek lüzumu ortaya çıkıyor. Sosyal ve iktisadi kalkınmanın eğitim, sağlık gibi temel davalarının halledilmesinin, ülkenin siyasal geleceği ile ilgili olduğu anlaşılıyor. Ancak toplum yapısında bir zorlama yapılması pek müspet bir sonuç vermez.Güdümlü bir yönetimin arzuladığımız demokratik rejimle bağdaştırılması kolay değildir.
Kısaca temas ettiğimiz bu meseleler bize 27 Mayıs devriminin ileriye götürülmesinin pek de kolay olmadığını gösteriyor. Fakat, Türk toplumunun 15 yıllık denemesinden faydalandığına ve önümüzdeki sınavları başarı ile vereceğine inanıyor ve ona güveniyoruz.
Önder Özar'ın notu : 23 yaşında bir Üniversite (SBF) öğrencisinin kaleme aldığı bu yazının arşivden çıkarılmasını sağlayan SBF sınıf arkadaşım Prof. Dr. Emre Kongar'a, ve yazının ANA kültür sanat dergisinin Mayıs -Haziran 2026 sayısında yayınlanması isteğimi olumlu karşılayan anılan derginin imtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü Şaheste Günday'a teşekkürlerimi sunuyorum.
No comments:
Post a Comment