Wednesday, June 24, 2026

Gürsel Demirok (Emekli diplomat) - 24 Haziran 2026 - AİHM'e Ankara'dan bakış

 

AİHM’e Ankara’dan bakış 

Gürsel Demirok

CHP Genel Başkanlığı görevinden mahkeme kararıyla uzaklaştırılan Özgür Özel ve ekibinin, 27 Haziran’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde “Demokrasi Yürüyüşü ve Dayanışma Mitingi” düzenlemeye hazırlandığı belirtiliyor.

Bir dönem bazı AK Partililerin sıkça başvurduğu AİHM kapısını bu kez CHP’lilerin aşındıracağı anlaşılıyor. Böylece AİHM, iç siyasette dert anlatma ve meşruiyet arama adreslerinden biri haline geliyor.

Bu haberi okuyunca, daha önce kaleme aldığım “Brüksel’den Eleştiri Yağmuru” başlıklı yazıya yapılan yorumlardan biri aklıma geldi. Avrupa Parlamentosu raporunda Türkiye’ye yöneltilen eleştirilerden biri de AİHM kararlarının bazılarına Ankara’nın uymamasıydı. Bir okuyucu, “Türkiye sözleşmeyi imzalamış ama uygulamıyor. Anlaşılır gibi değil. Hapisteki insanlar için yüreğim sızlıyor” diyordu. Yüreği sızlayan yalnızca o vatandaşımız değil. Bu konuda çok sayıda insan aynı soruyu soruyor: Türkiye taraf olduğu bir sözleşmenin kararlarını neden uygulamıyor?

Bu soruya geçmeden önce AİHM’in ne olduğunu kısaca hatırlatmakta yarar var.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bireylere devletlere karşı hak arama imkânı tanıyan dünyanın en etkili uluslararası hukuk mekanizmalarından biridir. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvencesidir. Vatandaşlar, ülkelerindeki tüm iç hukuk yollarını tükettikten sonra AİHM’e başvurabilmektedir. Mahkeme, sıradan bir bireyle devlet aygıtını hukuk önünde eşit statüde buluşturur.

AİHM’nin verdiği ihlal kararları yalnızca tazminat ödenmesini gerektirmez; aynı zamanda benzer ihlallerin tekrarlanmaması için yasal düzenlemelerin yapılmasını da zorunlu kılar. Mahkeme içtihatları, üye ülkelerdeki yargı organları için önemli bir referans kaynağıdır.

Yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ve işkence yasağı gibi temel hakların yorumunu sürekli güncelleyen AİHM, Avrupa hukuk düzeninin temel sütunlarından biri olarak kabul edilir. Bu nedenle AİHM kararlarına uyum, bir ülkenin demokratik hukuk devleti niteliğinin önemli göstergelerinden biri sayılır.

AİHM’in 2025 verilerine göre Avrupa Konseyi ülkeleri arasında hakkında en fazla başvuru yapılan ülke Türkiye’dir. Türkiye’den gelen başvuru sayısı bir önceki yıla göre azalsa da halen oldukça yüksektir. Mahkeme, 2025 yılında Türkiye hakkında bireysel ve toplu başvurular kapsamında onlarca karar açıklamıştır.

Buna karşın hükümetin bazı sembolik ve yüksek profilli davalarda AİHM kararlarını uygulamaması, hem ülke içinde hem de Avrupa Konseyi ile Avrupa Birliği raporlarında eleştiri konusu olmaya devam etmektedir. Oysa Anayasa’nın ilgili hükümleri uyarınca AİHM kararları iç hukuk açısından bağlayıcıdır.

Uygulamama gerekçeleri

Hükümet yetkilileri ve bazı yargı organları, AİHM kararlarının uygulanmamasını çeşitli gerekçelerle savunmaktadır.

Bunlardan ilki, AİHM’in Türkiye’ye karşı tarafsız davranmadığı ve siyasi saiklerle hareket ettiği iddiasıdır. Ankara, bazı Batı Avrupa ülkelerine gösterilen yaklaşım ile Türkiye’ye yönelik yaklaşım arasında çifte standart bulunduğunu savunmaktadır.

Bir diğer gerekçe ise AİHM’in ulusal mahkemelerin yerine geçerek bir temyiz mercii gibi davranamayacağı görüşüdür. Hükümete göre bazı kararlar Türkiye’nin güvenliğini, anayasal düzenini ve terörle mücadele kapasitesini olumsuz etkileyebilecek sonuçlar doğurmaktadır.

Ayrıca, AİHM’in ihlal kararı verdiği dosyalarla ilgili kişilerin cezaevinde bulunma nedenlerinin farklı olduğu ileri sürülmektedir. Bu nedenle bazı davalarda AİHM’in tahliye yönündeki değerlendirmelerine rağmen yeni soruşturmalar veya farklı suçlamalar gerekçe gösterilerek tutuklulukların devam ettirildiği görülmektedir.

Olası sonuçlar

AİHM kararlarının uzun süre uygulanmaması Türkiye açısından çeşitli riskler doğurmaktadır.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin başlattığı ihlal prosedürleri, teorik olarak Türkiye’nin Konsey içindeki bazı haklarının askıya alınmasına kadar uzanabilecek yaptırımları gündeme getirebilir.

Bunun yanında insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanındaki olumsuz değerlendirmeler, Türkiye’nin uluslararası itibarını zedelemekte ve Batılı kurumlarla ilişkilerini zorlaştırmaktadır.

Ekonomik açıdan bakıldığında ise yatırımcılar hukuki öngörülebilirliğe büyük önem vermektedir. Hukuk güvenliğine ilişkin soru işaretleri, doğrudan yabancı yatırımların azalmasına ve ülkenin risk priminin yükselmesine yol açabilmektedir.

AİHM tarafından verilen tazminat kararları da sonuçta kamu bütçesinden karşılanmaktadır. Bunun yanı sıra AİHM içtihatlarını esas alan Anayasa Mahkemesi ile bu kararları uygulamayan bazı yerel mahkemeler arasında yaşanan görüş ayrılıkları, zaman zaman bir yargı krizine dönüşmektedir. Bu durum vatandaşların adalete olan güvenini de olumsuz etkilemektedir.

Sonuç olarak, AİHM kararlarının uygulanıp uygulanmaması meselesi yalnızca hukuki bir tartışma değildir. Konu, aynı zamanda demokrasi, hukuk devleti, ekonomi ve dış politika boyutları bulunan çok yönlü bir meseledir.

Ne var ki muhalefet, toplumun gündemindeki ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, adalet, eğitim ve hukuk sistemi gibi temel sorunlara yeterince odaklanmak yerine uzun süredir kendi iç çekişmeleriyle meşgul görünmektedir. Kamuoyu bir yandan derinleşen ekonomik sorunlarla mücadele ederken, diğer yandan muhalefet partilerindeki güç savaşlarını izlemektedir.

İktidarın en güçlü rakibi olması gereken ana muhalefet partisinin enerjisini kendi iç hesaplaşmalarına harcaması, doğal olarak AK Parti’nin işini kolaylaştırmaktadır. Siyasette rakibiniz kendi kendini yıpratıyorsa, sizin fazla çaba göstermenize gerek kalmaz. Bu nedenle bugün gelinen noktada AK Parti’nin en büyük avantajlarından biri, muhalefetin dağınık ve kendi içine dönük görüntüsüdür. İktidarın şanslı olduğu kadar, muhalefetin de kendi önceliklerini yeniden gözden geçirmesi gereken bir dönemden geçiyoruz.

Fotoğraf: echr.coe.int

No comments:

Post a Comment