Monday, June 29, 2026

OKSIJEN - SEDAT ERGİN - 26 Haziran 2026 Hakan Fidan’dan Batı’ya: ‘Rusya Avrupa güvenlik mimarisinden dışlanmamalı” Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Moskova ziyaretinde “Rusya’nın yerini hesaba katmayan bir Avrupa güvenlik mimarisi eksik kalacaktır” diyerek Batı’ya önemli bir mesaj verdi

 SEDAT  ERGİN - 26 Haziran 2026 

Hakan Fidan’dan Batı’ya: ‘Rusya Avrupa güvenlik mimarisinden dışlanmamalı”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Moskova ziyaretinde “Rusya’nın yerini hesaba katmayan bir Avrupa güvenlik mimarisi eksik kalacaktır” diyerek Batı’ya önemli bir mesaj verdi. Bu mesajın NATO zirvesinden üç hafta önce Moskova’da verilmesi dikkat çekici bir tutumu yansıtıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Rusya lideri Vladimir Putin, geçen hafta Çarşamba günü Tataristan’ın başkenti Kazan’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı kabul ederken, söze iki ülke arasındaki ilişkilerin “yukarı doğru bir seyir izlediğini” belirterek başlıyor.

Ardından, bu ilişkilerin “çoktandır resmi çerçevenin ötesine geçtiğini, gerçekten dostane bir nitelik taşıdığını, yeni içerik kazandığını” ifade ediyor ve şu sözleri ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sıcak bir mesaj gönderiyor:

“Bu durum büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumu sayesinde oldu. Lütfen kendisine en iyi dileklerimi iletin. Kendisini her zaman ülkemizde ağırlamayı arzu ederiz.”

Görüşmenin basına açık yapılan giriş bölümünde masada Putin’in sağında Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, solunda ise dış politika başdanışmanı Yuri Uşakov var. Fidan’ın yanında ise görüşmenin notlarını tutmakta olan Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç görülüyor.

Fidan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en iyi dileklerini, selamlarını ileterek söze giriyor ve hemen ardından konuyu bölgesel ve uluslararası gündeme getiriyor:

“Son dönemde hem bölgemizde hem de uluslararası gündemde pek çok gelişme yaşandı. Bu konulardaki tecrübeniz bizim için büyük önem taşıyor. Görüşmemiz gereken çok sayıda mesele bulunuyor.”

Putin ve Erdoğan’ın ziyaretlerindeki asimetri

Putin’in konuşmasında altını çizmemiz gereken bir bölüm, Erdoğan’ı Rusya’da yeniden ağırlamaktan memnuniyet duyacağına ilişkin sözleridir.

İşin bu kısmı önemli, şu nedenle... Liderler düzeyindeki temaslarda ziyaret sırası çoktandır Rus tarafında. Putin, 2020 yılı ocak ayında TürkAkım doğal gaz boru hattının açılışı dolayısıyla yaptığı ziyaretten bu yana, yani neredeyse altı buçuk yıldır Türkiye’ye ayak basmış değil.

Erdoğan ise Putin’in bu gelişinin ardından 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında birer kez Moskova ya da Soçi’ye günü birlik çalışma ziyaretleri yapmış, 2023 sonrasında bu ziyaretler kesilmiştir.

Ancak geçen bu zaman kesitinde iki lider, katıldıkları Şanghay, BRICS ya da ASTANA zirveleri gibi uluslararası toplantılarda her seferinde bir araya gelmiştir.

Aslında yalnızca son 10 yılın trafiğine bakıldığında liderlerin karşılıklı ziyaretlerinde asimetrik bir durum hemen göze çarpıyor. Erdoğan Rusya’yı çoğu ikili düzeyde olmak üzere 12 kez ziyaret etmiş. Buna karşılık, Putin bu süre zarfında Türkiye’yi toplam 4 kez ziyaret etmiş görünüyor. Bunlardan ikisi uluslararası toplantılar vesilesiyledir.

Burada beliren Putin’in 2020 yılından bu yana neden Türkiye’ye gelmediği sorusu, resmi açıklamalardan yayılan bütün sıcak atmosfere karşılık ilişkide bir hassasiyet alanının varlığına işaret ediyor.

Putin Türkiye’ye neden gelmiyor?

Bu konuda birçok görüş var. Putin’in çok sık yurt dışı seyahatlere çıkan bir lider olmadığı biliniyor. Ancak Türkiye’ye gelmemesinin gerisindeki nedenlerden biri de sürmekte olan savaşta, Türkiye’den Ukrayna ordusuna özellikle silahlı insansız hava araçları alanında giden desteğin yol açtığı rahatsızlık olabilir.

BAYKAR’ın sağladığı bu araçlarla Ukrayna’nın işgalci Rus ordusuna karşı önemli başarılar elde ettiği bir vakadır.

Bununla birlikte Putin’in salt bu nedenle Türkiye ile ilişkilerin bütününü sıkıntıya sokacak bir adım atmaktan kaçındığını da belirtmek gerekir. Bunun nedeni hem Ukrayna’daki savaş bağlamında hem de genel olarak ikili ilişkiler alanındaki büyük fotoğrafta Rusya’nın Türkiye cephesindeki çıkarlarının çok ağır basmasıdır.

Bu noktada Türkiye’nin Ukrayna ile Rusya karşısında izlediği denge politikasının Rusya’ya dönük getirilerini hatırlamalıyız.

Bir kere Türkiye’nin, Ukrayna’yı işgali nedeniyle Rusya’ya Batı’nın uyguladığı ambargo ve yaptırımların dışında kalmış olması, savaşta olduğu bir dönemde Putin’e hatırı sayılır bir rahatlama sağlamıştır.

Örneğin, AB hava sahasını Rusya’ya tümden kapatırken, Rusya bugün Batı’ya ancak Türk hava sahası ve önemli ölçüde THY uçuşları, Türk havalimanları üzerinden yapılan aktarmalarla açılabilmektedir. Bu yönüyle Türkiye Rusya açısından dünyaya açılabildiği bir kapı olmuştur.

Ayrıca Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi çerçevesinde Rus donanmasının Karadeniz’e giriş çıkışlarını kısıtlamasına karşılık, NATO ülkelerinin savaş gemilerinin Karadeniz’e çıkışlarını özendirmemesi de Rusya açısından dikkate alınan bir tutum olmalıdır.

Türkiye Rusya’nın en önemli müşterilerinden biri

Aslında karşılıklı çıkarların dökümünde liste çok uzundur. Batı’nın yaptırımları nedeniyle Rusya ciddi bir gelir kaybına uğrarken, Türkiye’ye doğal gaz ve petrol ihracatının bundan etkilenmeden sürmesi, hatta zaman zaman artışlar göstermesi geçen dönemde Rus ekonomisine nefes aldıran bir gelişme olmuştur.

Unutmayalım ki Türkiye ile ticaretinde Rusya’nın lehine işleyen büyük açık hiç de yabana atılacak bir miktar değildir. Rusya Türkiye’nin Çin Halk Cumhuriyeti’nden sonra en çok ithalat yaptığı ikinci ülkedir. 2025 yılında petrol ve doğal gaz alımları ağırlıklı olmak üzere Türkiye’nin kuzey komşusundan ithalatı 42.4 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir.

Ticaret Bakanlığı rakamlarına göre, aynı dönemde Türkiye’nin ihracatı ise 6.7 milyar dolarla sınırlı kalmıştır. Özetle, Türkiye’nin Rusya ile ticareti 35.7 milyar dolar tutarında açık vermiştir. Bu ölçekte bir ticaret fazlası kuşkusuz cephede savaş halinde olan bir ülke için çok değerlidir.

Bu arada, Rusya ile bilançoda Türkiye’nin her zaman lehine işlemiş olan müteahhitlik sektöründe 2025 yılının Türkiye açısından iyi geçmediğini belirtelim. Rus ekonomisinin savaş nedeniyle yaşadığı güçlüklerin de etkisiyle geçen yıl Türk müteahhitlerinin yüklendiği yeni projeler 109 milyon dolar gibi çok sınırlı bir rakamda kalmıştır.

Ancak yapılacak bir muhasebede turizm gelirlerini de Türkiye lehine hesaba katmak gerekecektir. 2025 yılı, Rus turistlerin sayısının 6.9 milyona ulaştığı bir dönem olmuştur. Kesin bir rakam vermek güç olmakla birlikte, bu sayının kaba bir hesapla 7-8 milyar dolar aralığında bir gelir bıraktığı tahmin ediliyor.

İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerden söz açmışken Rusya’nın üstlendiği Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ilk ünitesinin bu yıl içinde devreye girmesinin beklendiğini de tablonun bütününü görmek bakımından döküme dahil etmeliyiz.

İlişkilerde ‘çatışarak işbirliği’ modeli

Salt bu faktörler bile her iki tarafın herhangi bir kriz baş patlak verdiğinde köprüleri atmak gibi bir lükse sahip olmadıkları gösteriyor. Ayrıca salt ticari çıkarlar değil, jeopolitikten kaynaklanan nedenler, siyasi etkenlerin de denkleme dahil olmasıyla göründüğünden çok daha karmaşık, sayısız alana yayılan bir ilişki yapısı beliriyor.

Sonuçta ortaya çıkan, uluslararası ilişkilerde hiçbir klasik şablona sığmayan, her iki taraftaki karar vericilerin attıkları her adımda sayısız hesabı, faktörü göz önünde tutmak zorunda oldukları, bu çerçevede belli bir denge içinde hareket ettikleri bir ilişki yapısıdır.

Paradoksal bir durum, Türkiye ile Rusya’nın bir dizi uluslararası sorunda yakın pozisyonlar alabilirken, bazı alanlarda da doğrudan çatışan pozisyonlara geçebilmeleridir. İki ülke yakın tarihte birçok bölgesel krizde; örneğin Suriye’de, Libya’da, açıkça karşı karşıya da gelebilmiştir.

Gelgelelim iki taraf, bu gibi çatışma ya da çekişme durumlarına rağmen aralarındaki ilişkiyi bir şekilde majör bir krize sokmadan yürütebilmişlerdir. Bu da ilişkilerde zaman zaman “çatışarak işbirliği” dediğimiz bir modeli şekillendirmiştir.

İşte Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçen hafta Moskova’ya yaptığı ziyareti, ilişkilerin bütün bu karmaşıklığı, çatışan ve örtüşen dinamiklerinin diyalektiği içinde görmeliyiz.

Fidan’ın geçen hafta Moskova’daki şu sözleri biraz da bu durumu anlatıyor:

“Aktif ve etkili iki güç olarak, bakış açılarımızın zaman zaman farklılık göstermesi son derece doğaldır. İlişkilerimizi farklı kılan unsur, bu görüş ayrılıkları ortaya çıktığında nasıl hareket ettiğimizdir.

Rusya ile ilişkilerimizdeki temel ilke, ‘ayrıştırma’ (kompartmantalizasyon) yaklaşımıdır. Görüş ayrılıklarımızı belirli sınırlar içinde tutuyor, bunların çok daha geniş bir işbirliği alanını gölgelemesine izin vermiyoruz. Ortak noktalarımıza odaklanıyor ve farklılıklarımızın ilişkilerimizin bütününü tanımlamasına müsaade etmiyoruz.”

Türk Dışişleri Bakanı’na Moskova’da fahri doktora

Fidan’ın geçen hafta önce Moskova’da başlayan, ardından Kazan’da devam ederek üç güne yayılan ziyaretinin her bakımdan önemli bir çerçevede geçtiğini vurgulamak gerekiyor.

Bakan, Putin ve Rus mevkidaşı Lavrov dışında Kremlin’in önde gelen kurmayları ve Rusya’nın ulusal güvenlik mekanizmasının kilit isimleriyle de bir araya gelmiştir. Putin’in Karadeniz ve lojistik hatlar konularından sorumlu danışmanı İgor Levitik, Ukrayna görüşmeleri başmüzakerecisi Vladimir Medinskiy, Rusya’nın en büyük petrol üreticisi Rosneft’in Başkanı İgor Seçin, Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu, iç istihbarat ve güvenlikten sorumlu FSB’nin Başkanı Aleksandr Bortnikov, dış istihbarata bakan SVR’nin Başkanı Sergey Narışkin ve Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana İstihbarat Dairesi (GRU) Başkanı Amiral İgor Kostyukov bunlar arasında yer alıyor.

Bu kadar geniş bir kadroyla görüşme imkanı bulması, Fidan’ın ziyaretini daha da ilginç kılıyor. Aynı zamanda, ülkenin başlıca diplomat yetiştiren kurumu olan Moskova Uluslararası İlişkiler Devlet Akademisi’nde Fidan’a törenle fahri doktora verilmesi de Rusya gezisinin bir diğer kayda değer boyutunu oluşturmuştur.

Rusya’yı denklem dışı bırakan Avrupa güvenlik mimarisi olmaz

Fidan, Akademi’deki törende yaptığı konuşmada öncelikle “bölgesel sorunlara çözümün coğrafya dışındaki aktörler tarafından getirilemeyeceği” ve “gerçek istikrarın ancak bölgesel sahiplik ve konsensüs temelinde inşa edilebileceği” yolundaki görüşlerini dile getiriyor.

Bu bağlamda, “Bölgesel barış ve istikrar açısından Türkiye ile Rusya arasındaki ortaklık her zamanki gibi vazgeçilmezdir” diye konuşuyor.

Fidan, Rusya’yı bölgesel ve küresel dengeler açısından “en merkezi aktörlerden biri” olarak niteleyerek, “Ortak coğrafyamızda istikrar ancak Ankara ile Moskova arasında sürekli stratejik işbirliği ile sağlanabilir” diyor.

Bakan, “Bütün bölgesel çabalarda Rusya Federasyonu, Türkiye için vazgeçilmez bir muhatap olmayı sürdürmektedir. Bu durum Orta Doğu için de geçerlidir. Kafkasya için de geçerlidir. Avrupa güvenliğinin geleceği konusuna geldiğimizde de aynı şekilde geçerlidir” diyor.

Dışişleri Bakanı’nın konuşmasının en çarpıcı bölümlerden biri ikinci kez ‘vazgeçilmez’ ifadesini kullandıktan hemen sonra geliyor. Fidan, “Avrupa’nın geleceğinde kalıcı işbirliğine dönük bir ortaklık nasıl kurulabilir?” sorusunu ortaya atıyor ve şu yanıtı veriyor:

“Türkiye’nin bu konudaki görüşü her zaman açık olmuştur: Rusya’nın yerini hesaba katmayan bir Avrupa güvenlik mimarisi eksik kalacaktır. Kalıcı istikrar, kıtanın başlıca aktörlerinden birini denklemin dışında bırakan bir çerçeve üzerine inşa edilemez.”

Ankara’dan Rusya’ya önemli mesaj

Kuşkusuz Türk Dışişleri Bakanı’nın Ankara’da ev sahipliğinde yapılacak olan NATO zirvesinden üç hafta önce Rusya’ya giderek Putin ile görüşmesi ve bu kuvvetli mesajları vermesi başlı başına önemlidir. Türkiye, NATO dayanışması içinde yer almakla birlikte, kuzey komşusunu da göz ardı etmediğini, hatta gelecekte Avrupa’da inşa edilecek güvenlik mimarisinden dışlanmasını doğru bulmayacağını ortaya koymuş olmaktadır.

Bu çizgi, Türkiye’nin dış politikasında kökleri 1960’lı yılların ortalarına kadar uzanan çok yönlülük geleneği ile uyumludur.

Gezinin not edilecek bir diğer boyutu Fidan’ın Ukrayna barış görüşmeleri için İstanbul’un yeniden bir platform olarak değerlendirilmesi talebini iletmiş olmasıdır. Lavrov’un açıklamasına bakılırsa, Fidan platform sunmanın ötesine geçerek, müzakerelerde “taraflar uygun gördükleri takdirde yararlı bir rol oynama” arzusunu da belirtmiştir.

Putin’in bakışı

Ziyaretin altını çizdiği mesajlardan biri de, belirsizlikler içinde çok merkezli bir dünyaya doğru yol alınırken, Türkiye’nin ilgili olduğu birçok uluslararası meselede kuzey komşusu ile yakın bir işbirliği ve stratejik diyalog içinde hareket etme iradesini kayda geçirmiş olmasıdır. Rus tarafının açıklamalarından bu tutumun memnuniyetle karşılandığı anlaşılıyor.

Önemli bir tespit de şu olmalıdır. Rusya lideri Putin de NATO üyesi bir ülke ile yakın bir diyalog içinde kalmayı kendi çıkarları açısından pekala uygun görüyor.

Erdoğan’ın son dönemde ABD Başkanı Donald Trump ile yakın bir çalışma ilişkisi kurduğu ölçüde, Putin’in de Erdoğan ile yakınlığını koruyarak bu durumu bir şekilde dengelemek istediğini düşünebiliriz. Fidan’a son ziyareti sırasında yapılan karşılamayı bu çerçevede okuyabiliriz.

Sonuçta Putin, Türkiye NATO dayanışmasını ne kadar güçlendirse de, belli bir stratejik özerklik alanı içinde yol alacağını, kendi bağımsız arayışlarını sürdüreceğini de muhtemelen hesaplamaktadır. Buradaki özerklik yönelişi, Rusya’nın önüne Türkiye ile işbirliği yapacağı geniş bir alan açmaktadır.

No comments:

Post a Comment