İstanbul Heybeliada Ruhban Okulu 1971 yılından bu yana kapalı tutuluyor. Bu okulun açılması için planlı bir biçimde yılmadan mücadele veren Fener Rum Patrikhanesi, hedefine adım adım yaklaşıyor. Başpapaz, Ruhban Okulunun açılması için Türkiye’ye baskı yapılmasını istiyor, ABD Başkanı Trump’ın gündeminden de bu okul düşmüyor.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve kamu görevlisi bir kişi, ülkesini yabancı bir devlet başkanına şikâyet edemez ve Türkiye’ye baskı yapılması talebinde bulunamaz. Ruhban Okulu konusu öyle “Ne olacak papaz okulu da açılsın” denecek kadar basit bir konu değil. Vatikan benzeri bağımsız bir yapı isteniyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili kurumları denetimi kabul edilmiyor.

Devletin ilgili kuruluşlarının işbirliğiyle hazırlanan “Fener Rum Patrikhanesi” kitapçığında, ilginç bilgiler ve iddialar yer alıyor. Yıllardır gündeme getiriliyor ama Patrikhane, Ruhban Okulu önümüzdeki günlerde daha da çok konuşulacak.

MEMUR STATÜSÜNDE AMA...

Patrikhanenin “Vatikan modeli dini bir devlet” kurma gayreti içinde olduğu belirtiliyor. Lozan Antlaşmasına göre, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler, 1925 tarihli Türk-Bulgar Dostluk Anlaşmasına göre de Hıristiyan Bulgarlar azınlık olarak kabul edilmiş. Azınlıkların belirlenmesinde dini mensubiyet esas kriter olarak alınmış.

Kaynak olarak ekle

Azınlıklara verilen haklar Lozan Antlaşmasının 37-45. maddelerinde düzenlenmiş. Patrikhane meselesi görüşülmesine rağmen bir Türk kurumu olarak kabul edildiğinden, bu konuda antlaşmada herhangi bir düzenleme yer almıyor. İngiltere ve Yunanistan’ın ortak taahhütleri ile Patrikhanenin Türkiye’de kalmasına izin verilmiş.

Lozan Barış Antlaşması müzakereleri sırasında, Rum Ortodoks Kilisesi’nin reisi olan Patriğin, Türk Hükümeti tarafından atanan bir memur statüsünde, Patrikhanenin de dini bir müessese olarak İstanbul’da kalması görüşü benimsenmiş. Yani Lozan’da belirlenen statüye göre, Fener Patrikhanesi, siyasi ve idari görev, imtiyazları bulunmayan, sadece İstanbul’daki Rum azınlığa yönelik dini faaliyet gösteren, Türk yasalarına tabii, dini bir kuruluş. Bu nedenle “Ekümeniklik” vasfı taşımayan Patrikhanenin tüzel kişiliği de bulunmuyor.

PATRİKHANENİN AŞAMA AŞAMA PLANI

BİRİNCİ AŞAMA: Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının vesayetinden ve engellemelerinden kurtulmak. Fener Rum Patrikhanesi, Lozan Antlaşması gereğince “azınlık” statüsünde. Dolayısıyla, Patrik ve kendisine bağlı 12 metropolit ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ruhaniler arasından seçilebilir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin uygun görmediği, onaylamadığı herhangi bir ruhani, bu göreve aday bile gösterilemez. Fener Rum Patrikhanesine “Vatikan Statüsü” verme düşüncesinde olanlar ilk aşama olarak Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının vesayetinden kurtulmalarının gerekliliğine inanıyorlar. Bunun için de Patrikhaneye “Ekümenlik” sıfatı vermek yeterli. Türkiye bunu tanıdığı anda artık Patrikhaneyi kontrol edemeyecek.

İKİNCİ AŞAMA: “Suriçi İstanbul”un Patrikhanenin Ekümenlik damgası altında eski Konstantinapol olarak yeniden ihyası amaçlanıyor. “Suriçi İstanbul”u esas şehirden ayırıp kültürel ve dini çehresi öne çıkarılırsa, Vatikan’a giden yolda çok büyük bir aşama kat edilmiş olacak.

ÜÇÜNCÜ AŞAMA: Hıristiyan ülkeler İstanbul’da dini ataşelikler açabilecek. Bunlar bir süre sonra Vatikanlaşacak, gelecekte devletin büyükelçilikleri olacak.

DÖRDÜNCÜ AŞAMA: Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, UNESCO gibi uluslararası kuruluşların surlar içindeki tarihi Konstantinapol’ü “Açık Şehir” haline getirilerek, Türkiye’nin hükümranlık hakkı tartışmaya açılacak.

PATRİKHANE’YE VERİLEN HEDEFLER

Yunanistan, tüm Ortodoks ülkeler üzerinde etkinlik sağlamak, Megali İdea’yı canlı tutmak, Bizans’ın mirasçısı olarak Patrikhaneyi ön plana çıkarmak amacıyla, Patriğin faaliyetlerini destekliyor. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından Fener Patrikhanesi’ne “gerçekleştirilmesi istenen hedefler”i bildirmiş. İşte onlardan bazıları:

-Patrikhane’nin faaliyetlerinde “ekümenlik” vasfı kanıtlansın.

-Patrikhane’nin Rus Kilisesi ve Doğu Avrupa’daki kiliselerle ilişkileri güçlendirilsin.

-Heybeliada Ruhban Okulu faaliyete geçirilsin.

Rumların Karadeniz bölgesindeki faaliyetlerine ve amaçlarına da dikkat çekiliyor. Bu konuda PKK ile işbirliği yapılarak yürütülen faaliyetler şu başlıklarda toplanıyor:

BASİT BİR KONU DEĞİL

-Yunanistan, 1974 yılından itibaren Türkiye’ye karşı Ermeni, Rum, Kürt unsurları birleşik mücadelesini sağlama çabası içine girdi, bu amaçla “Küçük Asya ve Kıbrıs Halkları Mücadele Koordine Komitesi”ni kurdu.

-19 Mayıs, “Pontusluların Soykırımının” anma günü olarak 1994 yılında Yunanistan parlamentosunda kabul edildi.

Bartholomeos’un, Yunanistan’a, “Türk azınlığı rahat bırakın” çağrısının Ankara’ya olumlu yansıdığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yapılan görüşmeyle en somut adımın atıldığı belirtiliyor. Ruhban Okulu meselesi “Ne olacak Ruhban Okulu da açılsın” denilecek basit bir konu olmadığı bilinmeli.