Milli ailesi ve Karahanlılar...
Bugün söz okurun... Ziya Gökalp’ın ilk eseri “Şaki İbrahim Paşa Destanı”ndan bahsettiğim yazımla ilgili olarak Milli ailesinden Zafer Milli’nin gönderdiği açıklama şöyle:
“Sayın Arslan Bulut,
18 Haziran yazınızı okudum. Aile büyüğümüz İbrahim Paşa, Sultan Abdulhamit Han tarafından Doğu bölgesinde devlet otoritesinin sağlanması için Hamidiye alayları baş komutanlığına atanmıştır. Osmanlı otoritesini bölücü unsurlara karşı korumak çok zor bir görevmiş. İbrahim Paşa, Birecik köprüsünden Cizre’ye kadar uzanan alanı kontrolü altına almıştır. Bu mücadeleyle ilgili bakır levha üzerine işlenmiş berat, torunu Urfa Milletvekili Halil Milli’nin ailesindedir. Sultan Abdulhamit Han, İbrahim Paşa’ya ‘evladım’ diye seslenmiştir. O devirde otorite kılıç zoru ile sağlanmış, asiler imha edilmiştir. Bu sebeple, asiler kendisine ‘eşkıya’ lakabını takmıştır. İbrahim Paşa, devlet malına el koymamış, namuslu bir Osmanlı paşasıydı. Onun içindir ki ailemizin büyük çaplı arazisi olmamıştır. Hiçbir zaman ağalık yapıp zulüm işlememiştir. Ailemizin büyük atası Şemsül Mille İnanç Candar Bek’tir. 932 yılında, Karahanlı İmparatorluğu ordusunun baş komutanıdır. Yani Milli ailesi, Turan diyarından gelmiş Türk’tür. Ailemizde doğu dilleri de lokal olarak kullanılmıştır. Bilgilerinize arz olunur. Saygılar.”
---
“Turan koridoruna
Trump vesile olur”
---
“Turan koridoru mu Trump koridoru mu?” başlıklı yazımla ilgili olarak Prof. Dr. Sümer Şahin, bir not gönderdi:
“Çok sevgili Arslan Bey,
Yazılarınızı ilgiyle okuyorum. Bu konu hakkındaki düşüncelerim şöyledir.
Bu coğrafya bizimdir, Amerika, sekiz bin kilometre uzakta.
Bu topraklarda ortaya çıkan her eser önce bizimdir.
800 yıldır Türkistan'la irtibatımız kopuktur. Bu yol açılırsa Türk Âlemini birbirine bağlar, ticaret ve her türlü ilişki sıçrama yapar. İsterse bunun vesilesi Trump olsun.
Elbette Türkistan'ın ve Afganistan'ın 19’ncu yüzyıldaki vaziyetinde olsaydık herkes gırtlağımıza çökerdi.
Unutmayalım; daha dün İkinci Körfez Harbi’nde on binlerce Amerikan askeri İskenderun açıklarında, çalkantılı denizde gemilerde dört hafta karadan geçiş iznini bekledi. Meclis’ten izin çıkmayınca karaya ayak basamadan kös kös gerisin geriye döndü.
Burası genç, dinamik Türkiye Cumhuriyetidir. Hasta adam hiç değildir.
Selâm ve sevgilerimle.”
---
16’ncı tümen
ve Nusayriler
---
“Çanakkale Savaşı'nda Arap Alayları vardı, dolayısıyla Türk-Arap-Kürt İttifakı kurmalıyız” söylemlerine karşı bir takipçimiz, Fahrettin Altay Paşa'nın anılarını hatırlatmıştı. Bu bilgi notuyla ilgili olarak Ufuk Yapıcı da bir açıklama gönderdi. Biraz kısaltarak yayınlıyorum:
“Arslan Bey merhaba,
Nusayriler öz itibarıyla Türk kökenli bir topluluk olup daha ötesi Yiva boyuna mensuptur. Tarihsel süreçte, özellikle Yavuz Sultan Selim döneminde Anadolu Alevilerine yönelik baskılar neticesinde sürgüne ve kıyıma uğrayan bazı Türk Alevi boylarının Anadolu’dan ayrılmak zorunda kaldığı; geri dönüşlerinin engellenmesi ve demografik yapının değiştirilmesi sonucu farklı topluluklar arasında asimile oldukları bilinmektedir. Bu çerçevede, kimi Türk Alevi boylarının da Kürt aşiretleri arasında Kürtleştiği tüm tarihsel gerçekler ve araştırmalarda gösterilmektedir.
Çanakkale savaşında görev alan 72. ve 77. Alaylar, Halep ve çevresinden toplanan askerlerden oluşturulmuştu. Bunları tek bir kimlik üzerinden değerlendirmek tarihsel gerçekliği yansıtmayacaktır.
Fahrettin Altay Paşa’nın hatıralarında yer alan ifadeler incelendiğinde, bu alaylara ilişkin Atatürk'ün “bölge şartlarına uyum sağlayamama” çerçevesinde değerlendirme yaptığı görülmektedir. Metinlerde Nusayri veya Yezidi kimliğine dair bir vurgu bulunmadığı gibi savaşa karşı olduklarına dair bir ifade de yer almamaktadır.
Öte yandan, Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Savaşı süreçlerinde Adana ve Mersin yöresinden katılan Nusayri askerlerin varlığı da açık bir gerçektir. Özellikle 16. Tümen’in önemli bir kısmının bu bölgeden gelen Nusayri askerlerden oluştuğu, doğrudan Mustafa Kemal Atatürk emrinde savaştığı ve bu birlikten 551 şehit verildiğine dair MSB kayıtlarının bulunduğu bilinmektedir. Bu durum, Nusayrilerin milli mücadeledeki yerini açıkça ortaya koymaktadır.
Son olarak ve özellikle vurgulamak isterim ki; Anadolu’daki tüm Alevi topluluklarında olduğu gibi Nusayriler de Cumhuriyet boyunca ve günümüzde Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve değerlerine bağlılıklarını güçlü şekilde sürdürmüşlerdir. Nusayri dergâhlarında Atatürk’ün resimleri başköşede yer almakta, hatta Hz. Ali ile birlikte aynı boyutta ve aynı hürmet düzeyinde konumlandırılmaktadır.
Saygılarımla.”

No comments:
Post a Comment