Türkiye kökenliler dikkat çekiyor
Annesi Adanalı, babası Kayserili. Sosyalist olan anne-babası 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Türkiye’den Almanya’ya siyasi mülteci olarak gitti. Annesi Almanya’ya ulaştığında sekiz aylık hamileydi. Elif Eralp bir ay sonra Münih’te dünyaya geldi.
Hukuk okudu. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde ve göç-iltica hukuku alanında çalıştı. 2017’de aşırı sağcı AfD’nin Federal Meclis’e girmesinin ardından Sol Parti’ye üye oldu, 2021’de Berlin Eyalet Meclisi’ne seçildi.
20 Eylül’de yapılan Berlin eyalet seçimlerinde Sol Parti, başbakan adayı Elif Eralp’in öncülüğünde oylarını büyük ölçüde artırarak birinci parti oldu. Bu sonuç, Türkiye kökenli bir kadın siyasetçinin Almanya’nın başkentinde ulaştığı konum bakımından da dikkat çekici.
Eralp, “Sığınmacı bir anne babanın çocuğu olarak düşünebildiğim zamandan bu yana adaletsizliğe karşı mücadele ettim” diyor. Göçmenlerin siyasi ve toplumsal hayata daha fazla katılmasını savunuyor. Berlin nüfusunun yüzde 40’tan fazlasının göç geçmişine sahip olduğuna işaret ederek bu çeşitliliğin karar alma mekanizmalarına da yansıması gerektiğini vurguluyor.
Elif Eralp’in başarısı bana Hollanda siyasetinin önemli isimlerinden Dilan Yeşilgöz-Zegerius’u anımsattı. O da Türkiye kökenli sendikacı bir ailenin çocuğu. Henüz çocukken 1980 darbesinin ardından ailesiyle Hollanda’ya mülteci olarak göç etti. Amsterdam Belediye Meclisi üyeliğinin ardından 2017’de liberal sağ çizgideki VVD’den milletvekili seçildi. Rutte hükümetlerinde görev aldı, 2023’te partisinin ilk kadın genel başkanı oldu. Bugün Hollanda’da Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı olarak görev yapıyor.
Eralp ve Yeşilgöz tek örnek değil. Almanya’da 2025 federal seçimlerinde 19 Türkiye kökenli milletvekili Federal Meclis’e girdi. Önceki dönemde bu sayı 18’di. Berlin’deki son eyalet seçimlerinde de 10 Türk kökenli siyasetçi eyalet parlamentosuna girdi. Farklı siyasi görüşleri temsil eden bu isimlerin Avrupa siyasetinde giderek daha görünür hale gelmesi önemli bir gelişme.
Bir dostum Eralp’in başarısını değerlendirirken, “Hem kadınlar hem de Türkiye kökenliler açısından büyük başarı. AfD’ye karşı ikinci ve üçüncü kuşağın böylesine güçlü bir siyasi aktör haline geleceğini kim tahmin edebilirdi?” diye sordu.

Bu başarılar, eğitimde ve toplumsal yaşamda fırsat eşitliği sağlandığında insanımızın neler başarabileceğinin somut göstergelerinden biri. Aynı zamanda insanların kökenlerinden bağımsız olarak siyasal yaşama katılabilmelerinin demokratik toplumlar açısından taşıdığı önemi ortaya koyuyor.
Ancak Almanya siyasetinin diğer yüzünde AfD’nin yükselişi bulunuyor. Partinin göç konusundaki sert politikaları, ülkede yaşayan göçmenler arasında kaygılara yol açıyor. Almanya’daki Türkiye kökenlilerin de ortak geleceklerinin ve haklarının korunması yönündeki beklentilerinin dikkate alınması gerekiyor.
Yeşilgöz ve Eralp örnekleri bize bir başka gerçeği daha gösteriyor: Yıllar önce Avrupa’ya göçmen veya mülteci olarak giden ailelerin çocukları ve torunları, bugün yaşadıkları ülkelerin yalnızca ekonomik ve toplumsal hayatında değil, siyasal geleceğinin belirlenmesinde de söz sahibi oluyorlar.
No comments:
Post a Comment