![]()
Sözden eyleme geçilmeli, Kıbrıs’ta artık
iki devletli anlaşmanın yolunun açılması
için gereği yapılmalıdır


Öncelikle vurgulamalıyım ki Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulu toplantısındaki konuşması her bakımdan mükemmel idi.
Sayın Erdoğan, son dört yılda olduğu gibi bu kez de Birleşmiş Milletler kürsüsünden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması çağrısını yineledi.
Bu, kuşkusuz sevindirici, önemli ve yararlı bir tavırdır.
Ancak artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Bu çağrının arkasında hangi somut adımlar olacaktır?
Çünkü yalnızca BM kürsüsünden yapılan güçlü açıklamalarla Kıbrıs politikasında yeni bir dönem başlatmak mümkün değildir.
Sözün arkasının gelmesi gerekir.
Federasyon formülü artık Türkiye’nin politikası değilse…
Türkiye uzun süredir federasyonu Kıbrıs sorununun çözüm modeli olarak görmediğini açıkça ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu çeşitli uluslararası platformlarda ifade ediyor.
O hâlde Türkiye’nin Kıbrıs politikasında önemli bir çelişkinin ortadan kaldırılması gerekir.
Bir taraftan iki devletli çözüm, egemen eşitlik ve KKTC’nin tanınması savunulurken, diğer taraftan Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’a ilişkin mevcut çerçevesinin değiştirilmesi için yeterli siyasi ve diplomatik girişimde bulunulmaması anlaşılması güç bir durumdur.
BM Güvenlik Konseyi’nin 186, 541 ve 550 sayılı kararları ile Genel Sekreter’in Kıbrıs’taki iyi niyet misyonu, bugüne kadar yürütülen müzakere düzeninin, Türkiye’nin “artık olmaz” dediği federal çözümün temel unsurları arasında yer almıştır.
Türkiye artık federasyonu çözüm modeli olarak kabul etmiyorsa, bu çerçevenin de sorgulanması gerektiğini dünyaya açık biçimde anlatmalıdır.
Ankara’nın resmî politikası şu netlikte ortaya konulabilir:
Federasyon formülü alınacak yeni BM kararlarıyla ortadan kaldırılmadıkça ve KKTC ile Kıbrıs Rum Yönetimi egemen ve eşit iki devlet olarak kabul edilmedikçe, Türkiye herhangi bir yeni müzakere sürecine katılmayacak, destek vermeyecektir.
Bu yalnızca hükümet açıklaması olarak kalmamalı; devlet politikasının bütün kurumları tarafından aynı kararlılıkla ortaya konulmalıdır.
BM’ye “tanıma” çağrısı yapıp rutine devam edilemez
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ve garantör ülke İngiltere’nin Başbakanı’na,
“KKTC’nin Kıbrıs Rum Yönetimi ile eşit statüsünü ve egemenliğini kabul edin.”
deniliyor.
Bu doğrudur.
Ancak aynı zamanda BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs kişisel temsilcisinin, yıllardır sürdürülen federasyon eksenli diplomatik mekanizmanın yeni halkalarını oluşturmasına da itiraz edilmesi gerekir.
Aksi hâlde ortaya garip bir tablo çıkar.
Türkiye, dünyanın en önemli kürsülerinden “KKTC’yi tanıyın” derken, sahada KKTC’nin egemen devlet statüsünü güçlendirecek mekanizmalar yeterince oluşturulmazsa, yapılan açıklamalar bir süre sonra diplomatik retoriğin ötesine geçemez.
Artık söz ile uygulamanın aynı çizgide buluşması gerekiyor.
Maraş, ticaret ve geçişler
Kıbrıs’ta yeni bir politika ortaya konulacaksa bunun günlük hayatta da karşılığı olmalıdır.
Kapalı Maraş’ın bütünüyle yerleşime, turizme, iskâna açılması konusunda daha ileri adımlar atılmalıdır.
Kıbrıs Türk halkının Güney Kıbrıs ile ticareti, Yeşil Hat Tüzüğü’nün dar çerçevesinden çıkarılarak, mümkün olan alanlarda devletten devlete ticaret ve ilişki anlayışına taşınmalıdır.
Bugün “iki toplumlu komite” adı altında yürütülen bazı mekanizmaların, iki egemen taraf arasında temas kuran yapılara dönüştürülmesi şarttır.
Bütün bunlar, KKTC’nin uluslararası alandaki statüsünü güçlendirecek bir stratejinin parçalarıdır; tutarlılık gereğidir.
Çünkü egemenlik yalnızca Anayasa’da yazan bir kavram değildir.
Egemenlik, uluslararası ilişkilerde fiilen kullanılabilen bir kapasitedir.
“Dünya beşten büyüktür” deniliyorsa…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır dile getirdiği, gayet doğru olan, “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımı, Kıbrıs konusunda da Türkiye’nin önünü açabilecek, Kıbrıs Türkü’nün haklı, Türkiye’mizin de yararına olan egemenlik ve özgürlük mücadelesini daha ileri taşıyabilecek aktif bir diplomasi anlayışını gerektiriyor.
Aynı şekilde Sayın Erdoğan’ın üzerinde önemle durduğu Avrupa güvenlik mimarisinin Türkiye olmadan şekillenemeyeceği gerçeği dikkatlere etkin bir şekilde getirilerek Kıbrıs ve Ege’deki Türkiye taleplerinin yerine getirilmesi yönünde kararlılıkla ilerlenilmelidir.
Türkiye’nin jeopolitik ağırlığı, savunma sanayisinde attığı adımlar, diğer ülkelere sağladığı destekler behemehâl Kıbrıs konusunda kullanılmalıdır.
KKTC yalnız bırakılmamalı
Türkiye’nin dost ve müttefik olarak gördüğü ülkelerden birkaçının KKTC ile diplomatik, ticari, sportif ve kültürel ilişkilerini geliştirmesi artık somut bir hedef hâline getirilmelidir.
Pakistan ve Azerbaycan gibi Türkiye ile son derece yakın ilişkileri bulunan devletlerin KKTC konusunda daha görünür ve somut destek vermeleri için diplomatik girişimler yapılmalı, başarı sağlanmalıdır.
KKTC’nin tanınması elbette bir günde gerçekleşmeyecektir.
Ama tanımaya giden yolun ilk adımları mutlaka atılmalıdır.
Türkiye’deki spor federasyonlarına bağlı takımlar ile KKTC spor federasyonlarına bağlı takımların maçlar yapabilmelerini sağlamak için yeni modeller geliştirilmeli, dostlarla temas kurularak bazı riskler göze alınmalı, restler çekilmelidir.
Filistin örneği üzerinde düşünmek gerekir
Türkiye, Filistin davasına haklı olarak güçlü destek veriyor.
Ancak Filistin Devlet Başkanı’nın Güney Kıbrıs’a yaptığı ziyaretler ve Kıbrıs konusunda Türkiye’nin yaklaşımına yeterli desteğin ortaya konulmaması, Ankara açısından sorgulanması gereken bir diplomatik tablonun bulunduğunu gösteriyor.
Bu mesele yalnızca Filistin ile sınırlı değildir.
Türk devletleriyle, Arap ülkeleriyle, Pakistan’la, Azerbaycan’la ve Türkiye’nin diğer yakın dostlarıyla Kıbrıs konusunda daha açık ve sonuç odaklı görüşmeler yapılmalıdır.
Türkiye’nin mesajı net olmalıdır:
“Biz sizin haklı davalarınızda yanınızdaysak, siz de KKTC konusunda bizim haklı olduğumuza inandığınız noktada yanımızda olmalısınız.”
Bu, karşılıklı dayanışmanın doğal gereğidir.
ABD ve İngiltere ile de yeni bir dil
Türkiye’den çok şey talep eden Amerika Birleşik Devletleri’ne de Kıbrıs konusunda Türkiye’nin beklentileri açıkça anlatılmalıdır.
Stratejik ortaklık ilişkileri bulunan İngiltere ile de Kıbrıs konusunda yeni ve daha kararlı bir diplomatik yol izlenmelidir.
İngiltere, Kıbrıs sorununun tarihsel ve hukuki geçmişinin en önemli aktörlerinden biridir.
Dolayısıyla Londra’ya da artık şu soru daha açık biçimde sorulmalıdır:
Kıbrıs’ta 50 yıldır sonuç vermeyen bir federasyon modeli neden hâlâ tek seçenek olarak görülmektedir?
Eğer iki devletli çözüm gerçekçi bir seçenek olarak masadaysa, bunun önündeki diplomatik engellerin kaldırılması için İngiltere’nin de sorumluluk üstlenmesi gerekir.
Artık rutini sürdürmek değil, yeni bir dönem başlatmak gerekiyor
Bugün Kıbrıs konusunda ihtiyaç duyulan şey yeni bir BM toplantısı, yeni bir komite, yeni bir iyi niyet görüşmesi veya yeni bir “umut verici açıklama” değildir.
İhtiyaç duyulan şey, politikanın sonuç doğuracak biçimde uygulanmasıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan BM kürsüsünde çok açık bir mesaj verdi:
KKTC tanınmalıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM konuşmasındaki güçlü tespitlerin havada kalmaması için Türkiye’nin Kıbrıs’ta sözden eyleme geçmesinin zamanı gelmiştir.
Ve belki de en önemlisi şudur:
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’la, bizim tüm partilerimizle de net konuşulmalı; Türkiye’nin iki devletli çözüm noktasından geri adım atmayacağı, henüz kendilerine net bir şekilde söylenmemişse, söylenmelidir.
No comments:
Post a Comment