Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “AK Parti Genel Başkanı” olarak, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Üzülerek görüyoruz ki, Cumhuriyeti kurmakla övünen CHP, üç beş kifayetsiz muhterisin elinde seçmenini utandıran bir parti haline döndü. Sokağa çıkmaya yüzleri yok, vatandaşın, bilhassa da gençlerimizin yüzüne bakacak halleri yok.” dedi.

***

“AK Parti Genel Başkanı” Erdoğan’ın, “Cumhuriyeti kurmakla övünen CHP” sözleri üzerinde durmak lazım ama önce “seçmeni utandırmak”tan başlayalım.

Adalet ve Kalkınma Partisi, cumhuriyetin bütün kazanımlarını 80-90 milyar dolara satarak seçmeni gururlandırmış mı oluyor? Ülkenin kalan bütün varlıklarını “Varlık Fonu” ile dünyaya pazarlamaya çalışırken, devletin gelirlerini ihaleler üzerinden kendi yandaşlarına aktararak, bunlardan da yüksek miktarda komisyon alarak Cumhuriyet tarihinin en büyük talan harekâtını yapan, bu iktidar değil midir?

Elbette CHP da, sütten çıkmış ak kaşık değildir ama açılan davaların, başlangıçta Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olmasını önlemek, sonrasında ise CHP’yi seçmen nezdinde itibarsızlaştırmak, böylece iktidarda kalmak amaçlı olduğu belli değil midir?

***

Gelelim cumhuriyeti kurmakla övünmeye...

Aslında CHP, sadece Cumhuriyetin kuruluş değerlerine sadık kalan bir çizgide siyaset yapsa, AKP bu ülkede yüzde bir bile oy alamazdı.

AKP, başta Türklük olmak üzere, Cumhuriyetin kurucu değerlerine savaş açmış bir partidir. Bu durum, Anayasa Mahkemesi kararıyla da tescillidir. Anayasa Mahkemesi, 2008 yılında verdiği kararda, partiye, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu” için “Hazine yardımının yarı oranında kesilmesi cezası” vermiştir.

Gerçi AKP bundan rahatsız değildir. Aksine parti sözcülerinin bugüne kadar ortaya koyduğu söylemler, laiklik karşıtı eylemlerim odağı olmakla övündüklerini göstermektedir. Son olarak AKP’nin kurucu kadrosundan İsmail Kahraman, “Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır.” diyebilmiştir.

Milliyetçilik deseniz, onu da ayaklarının altına aldığını söylemişlerdir.

AKP icraatları, milleti dininden de soğutmuş, gençlik ateizme yönelmiştir. Dindarlık iddiasındakiler ise Emevi dininin takipçisi, olmuş, Türklere Arapların davrandığı gibi “mevali” yani “köle” muamelesi yapmaya başlamıştır.

CHP, CHP olsa, bütün bunları, halkın gündeminde tutar ve AKP yöneticilerinin halkın içine çıkamamasını sağlardı. “En iyi savunma saldırıdır” diyorlar ama hala savunmada kalıyorlar!

***

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, tam da bu noktada, “Öcalan'ın statüsü bellidir. Bir terör hükümlüsüdür. Ona rol biçilemez. Sarayın savcıları oturadursunlar, Cumhuriyet'in savcılarını göreve çağırıyorum. Cumhuriyet'e sahip çıkmak için ey savcılar, ey bu milletin gençleri neyi bekliyorsunuz. Bu kardeşlik, barış değildir. Bu ihanettir. Türkiye Cumhuriyeti'nin terörle ilgili tek kurumu vardır o da Milli Güvenlik Kurulu’dur. PKK yerine MGK'yı mı feshetmeye çağırıyorsunuz? Karnınızdan konuşmayı bırakın. Bahçeli, Öcalan'a statü arıyor. Bir başka tarafta da yeni anayasa deniyor. İki akıl acaba aynı mıdır? Cumhuriyet'in temel niteliklerini tartıştırtmam. Üniter devleti, bayrağımızı, vatanımızın bölünmez bütünlüğünü, anayasanın ilk 4 maddesini tartıştırmam. Dini bozgunculara, devleti soygunculara bırakamayız. Biz muhalefete akıl, sorumluluk hatırlatmak zorundayız. CHP'ye oy verenler de AK Parti'ye oy verenlerde bizim vatandaşımızdır. Mesele partilerin küçük hesapları değil. Mesele bu tek adam rejiminden kurtulmaktır. İktidarın yol göstericiliği ile strateji kurgulanamaz.” diyor...

Dervişoğlu, “Muhalefete sorumluluk hatırlatmak zorundayız” derken asıl olarak Özgür Özel’i göreve çağırıyor. Özgür Özel ise The Economist için yazdığı makalede, “Kürt sorunu Türkiye’yi daha da farklı kılıyor. Bugün hükümet ile PKK arasında yeni bir barış süreci var. CHP bu süreci taktiksel ya da seçim hesaplarından değil, daha geniş bir demokratik vizyon için destekliyor. Barış ve demokrasi birbirinden ayrılamaz. Bu anlayış, çoğulculuk, temsiliyet, vatandaşlık ve bir arada yaşama meselelerinin barışçıl bir gelecek için merkezi öneme sahip olduğu Ortadoğu için hayati önem taşıyor." diyerek, bu sorumluluktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.

Bu tarif, Bernard Lewis’in ve Abdullah Öcalan’ın projesi olan ve AKP’nin savunduğu “Türk-Arap-Kürt İttifakı”na uyuyor, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine değil.