
Geçmişten ders...
Aylardır konuşulan “Mutlak butlan kararı verilir mi, verilmez mi?” tartışması nihayet bitti. AKP iktidarıyla çok uyumlu çalışan Türk yargısı, “yetkili” olup olmadığını tartışmaksızın “CHP’nin 38. olağan kurultayı” başta olmak üzere daha sonra toplanan iki olağanüstü, bir “olağan” kurultay dahil son üç yılda yapılan dört kurultayı “mutlak butlan” ile malul saydı ve hepsini sonuçlarıyla birlikte “yok” saydı.
Kararın hukuka uygun olup olmadığını iddia sahibi hukukçular tartışsalar da kanımca CHP, şimdiye kadar izlediği çizgiden sapmadan mahkeme hükmüne uyacaktır. Ama ne kadar soğukkanlı davranırsa davransın ileride bir şekilde bunun hesabını soracaktır. Ancak bunu dileriz “hukukun üstünlüğü” ilkesinden zerre kadar sapmadan yapacaktır. Çünkü öyle yapmazsa boğazına kadar çamura saplanmış olan siyasi hayatımız fiziki ve fiili bir kör dövüşü dönemine girecek ve bundan ABD’nin Ankara büyükelçisi Tom Barrack dışında kimse memnun olmayacaktır.
Peki bu ağır darbeyi yiyen CHP ne yapacaktır?
Hemen belirteyim ki başka hangi parti olursa olsun onu bitirecek kadar ağır olan bu darbe, kanımca CHP’yi neticede daha güçlü hale getirecektir. Bunu geçmişte yaşadıklarımıza bakarak söylüyorum:
CHP böyle ağır bir darbeyi ilk olarak 14 Aralık 1953 günü TBMM’nin kabul ettiği “CHP mallarına el koyma” amaçlı yasanın Demokrat Parti çoğunluğunca kabul edilip yürürlüğe girmesiyle yaşadı:
Olay özetle şu idi:
14 Mayıs 1950 günü yapılan genel seçimde DP 400 küsur sandalyeli parlamentoda muhalefetin aldığı 68 sandalye hariç birkaç küçük parti temsilcisi ve bağımsız milletvekili hariç tüm sandalyeleri kazanmıştı. Meclis’te CHP’nin sadece 61 sandalyesi vardı.
Ancak ilk günlerde karşılıklı çok zarif jestlerle başlayan iktidarmuhalefet ilişkisi DP milletvekillerinin “İsmet Paşa haksız kazanç sağladı. Yurt gezilerinde devlet fabrikalarının müdürlerinden ‘hediye’ adı altında rüşvet aldı. Milli Mücadele döneminde o Anadolu’ya isteyerek gelmedi. Kuvayı Milliyeciler onu Ankara’ya kaçırdı. İnönü savaşlarında da galip gelmedi. Halka öyle yutturuldu. Oğlu Ömer Teknik Üniversite’de öğrenciyken arabayla kaza yaptı, bir yabancıyı öldürdü. İnönü camileri ‘ahır’ olarak kullandırdı” gibi aslı astarı olmayan iddialar ortaya attı. CHP buna karşılık önceki nazik ve dikkatli dili yavaş yavaş terk etti. Siyasi ortam gerildi.
Menderes, CHP’den kurtulma yollarını aramaya başladı ve ilk olarak devrimleri halka benimsetme amacıyla kurulan Halkevleri DP çoğunluğunun oylarıyla kapatıldı. Bu kurumlardaki yüz binlerce kitap “usulüne (!) uydurularak” yağma edildi.
Ardından baskı kanunları birbirini izledi. Basın mensupları ve muhalifler hapse atıldı.
CHP’ye ikinci “öldürücü” darbe 1959 sonlarıyla 1960’ın başlarında vuruldu: CHP’yi kapatıp kurtulmak için bu partinin gizli bir örgütlenmeyle hükümet devirmeye çalıştığı bizzat iktidarın yöneticileri tarafından ileri sürüldü ve bu konuları “soruşturma” ve yargılayıp hüküm verme yetkisine sahip bir “komisyon” kuruldu. Ancak hukukla bağdaşmayan bu tutum ve karar, büyük tepki çektii. İstanbul Üniversitesi’nde başlayan protesto gösterileri yurda yayıldı. Onu 27 Mayıs 1960 izledi ve hesabı, buna umut bağlayanların felaketi oldu
No comments:
Post a Comment