
Ahlak nedir?
Türkiye’deki sorunların temelinde ahlakın ne olduğunun bilinmemesi yatmaktadır. Siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel sorunların tamamı ahlak konusundaki bilgi yoksunluğuna, eğitimsizliğe, ahlak yoksunluğuna, ahlaksızlığa dayanmaktadır.
O nedenle ahlakın ne olduğunu ve nasıl ahlaklı olunacağını okulda, mahallede, ailede, medyada, siyasi partilerde, sivil toplum örgütlerinde ve akla gelecek her yerde ve ortamda anlatmak son derece önemlidir.
Ahlak, insanın eylem ve seçim alanıyla, insanın nasıl yaşaması gerektiğiyle ilgili bir alandır. Bu alanın temelinde belli başlı duygular, değerler ve ilkeler bulunmaktadır.
Vicdan, merhamet, sevgi gibi duygular; adalet, cesaret, cömertlik, yardımseverlik, dayanışma, dostluk gibi değerler ve bu değerlerden türetilmiş ilkeler, ahlakı ve ahlak anlayışını belirleyen temel unsurlardır.
Söz konusu değerler aynı zamanda birer erdem olarak da nitelendirilirler. Erdemci ahlak felsefesine göre, erdemden bağımsız bir ahlak olamaz. Ahlak törelere ve geleneklere indirgenecek bir şey değildir.
***
Antik Yunan filozofları Sokrates’e, Platon’a ve Aristoteles’e göre yaşamın amacı iyi bir ruha sahip olmaktır; iyi bir ruha sahip olmak da ancak erdemli olmakla olanaklıdır; adalet de en önemli erdemlerin arasında yer almaktadır.
Bunun da ötesinde erdemli bir yaşam, insan doğası gereği toplumsal bir canlı olduğu için, ancak toplumsal bir bağlamda elde edilebilecek bir şeydir. Bu nedenle ideal bir devlet ve toplum düzeninin kurulması da, erdemli bir yaşam için vazgeçilmez bir amaçtır.
Antik çağda gelişen bu bakış açısı, hem etik olarak da bilinen ahlak felsefesinin hem de siyaset felsefesinin temellerinin atılmasını sağlamıştır.
Daha sonraki yüzyıllarda geliştirilen toplum sözleşmeleriyle ve halk egemenliğine dayalı anayasal düzenlerle, bu erdemlilik durumunun somutlaşması ve yaygınlaşması amaçlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk bu nedenle, 1776 Amerikan devrimcileri ve 1789 Fransız devrimcileri gibi, cumhuriyeti bir erdem olarak nitelendirmiştir.
***
Yalana, iftiraya, zulüme, baskıya, eziyete, eşitsizliğe, sömürüye, hırsızlığa dayanan uygulamalar adaletle bağdaşmaz. Bunlar adalete, dolayısıyla erdeme de, eski dildeki deyişle, fazilete aykırıdır.
Adil olmayan insanların ahlaklı olduğunu savunmak olanaklı değildir.
Adalet ve fazilet, sadece felsefe tarihinde değil, dinler tarihinde de son derece önemli değerler arasında yer alırlar.
İslam dininin temel kitabı olan Kuran’da adil, merhametli ve vicdanlı olunması ve yalandan, iftiradan, zulümden, eziyetten, hırsızlıktan kaçınılması gerektiğiyle ilgili birçok ayet vardır.
Her ahlak anlayışı, felsefesi, kuramı dinsel olmak ve kaynağını dinden almak zorunda olmasa da, her dinin bir ahlak anlayışı da vardır.
***
Türkiye’de ise ahlak konusu sık sık, ahlakla ilgisi olmayan konulara indirgenmektedir.
Ahlakın cinselliğe, özellikle de ahlaktan yoksun bazı erkekler tarafından, kadının cinselliğine indirgenmesi, bunun örneklerinden birisidir. Kadınların başlarını örtüp örtmemeleri ile ahlaklı olmaları arasında hiçbir bağ bulunmasa da, ahlakın kadınların başlarını örtmesine indirgenmesiyle, ahlakın üstü örtülmektedir.
Ahlakın içki içmemek, domuz eti yememek, oruç tutmak, namaz kılmak gibi bazı dini ritüellere indirgenmesi de, ahlakın ahlakla ilgisi olmayan konulara indirgenmesine dair örneklerin arasında yer alır.
Böylece gerçek ahlakın üzeri örtülmektedir, ahlakın gerçekten ne olduğu gizlenmektedir.
Ahlakın gerçekten ne olduğu anlatılmadığı için, ahlaksızlık için son derece geniş bir hareket alanı yaratılmaktadır.
Türkiye’de okulların, ailelerin, medya organlarının, mahallelerin, siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin çoğunluğu bu konuda sınıfta kalmıştır.
Aksi bir durum söz konusu olsaydı Türkiye bugün düştüğü korkunç hale düşmezdi, ülke bu şekilde toplumsal bir çöküş içinde olmazdı.
No comments:
Post a Comment