Thursday, May 28, 2026

Cumhuriyet gazetesi - Özlem Yüzak - 29 Mayıs 2026 - Mutlak Butlan; mutlak kırılma ...

 

Mutlak butlan; mutlak kırılma...

29.05.2026 04:00
Güncellenme:

Çok parçalı, uzun soluklu kurgunun önemli bir mihenk taşı oldu geçen perşembe açıklanan mutlak butan kararı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanlığı’na getirilmesi. Yaşananları yalnızca CHP içindeki bir liderlik kavgası ya da sıradan bir parti içi hesaplaşma olarak okumak mümkün görünmüyor. Son birkaç yıldır Türkiye’de siyasetin nasıl yeniden şekillendirilmeye çalışıldığına bakıldığında, ortaya çıkan tablo gerçekten çok daha büyük ve vahim.  

Sokakları, meydanları mesken tutan ve aktif bir muhalefet yürüten Özgür Özel liderliğindeki CHP güçlü bir ivme yakalamıştı ve bu durum iktidarın hoşuna gitmiyordu. Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ile başlayan süreçte onlarca belediyeye yapılan operasyonlar, yıpratma kampanyaları... Algı mühendisliğinin adım adım işletildiği, “kirlenmiş, yolsuzluklara bulaşmış CHP” gibi sürekli aynı başlıkların dolaşıma sokulduğu, toplumun belli bir ruh haline sürüklendiği uzun bir dönem... Tüm bunlara karşın AKP oylarının sürekli düşüşü engellenemiyor; ekonomide, özellikle de enflasyonda artık kronik hale gelen başarısızlığı belirgin hale geliyor; yeni bir söylem üretemiyordu. Yeniden düğmeye basılma zamanı gelmişti. Bir süredir hazırlıklarının zaten sürdüğü yeni sopasını çıkardı: mutlak butlan. “CHP’nin kirlenmişliğini (!)” bizzat CHP’nin içinden birinin dile getirmesi önemli bir hamle olurdu. Kemal Kılıçdaroğlu mutlak butlandan bir gün önce “Arınmak gerek” mesajını veren video ile çıktı sahneye. 

Kılıçdaroğlu nasıl iktidarın kullanışlı bir neferi haline geldi? Bilmiyorum. Kimilerinin uzun zamandır dile getirdiği gibi proje adam mıydı? AKP iktidarının adım adım oluşturduğu otoriter-totaliter rejimin gitmesi için uğraş veren milyonları oyalamak, hatta kandırmak için hazırlanan projenin parçası mıydı? Açıkçası onu da bilmiyorum ama milyonlar gibi ben de kendimi kandırılmış hissediyorum. Hannah Arendt’in sözünü ettiği kötülüğün sıradanlığı tam da böyle bir şey belki de.

CHP Genel Merkezi’ne yapılan baskın, itiraz eden kalabalıklara sıkılan bibergazı ve tazyikli su... Bunlar asla olağan kabul edilemeyecek, toplumun hafızasında derin izler bırakan görüntüler.

Bayramın hafif de olsa sakinliği içinde resmi biraz daha geniş görmeye çalışıyorum. Belli ki taşların yerine oturması zaman alacak. Kılıçdaroğlu ve ekibi Özgür Özel ve ekibini partinin dışına atmak; diğerleri de kalmak için her gayreti gösterecek. Kim bilir belki sonunda yeni bir parti; kitleleri sürükleyebilecek yeni bir başlangıç. Ama şurası bir gerçek ki artık yeni bir dönemin içindeyiz. Ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Otoriter rejimlerde muhalefet yapmak görevdir, suç değildir. Hatta demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Siyasi muhalefet geniş kitleleri arkasına aldığında güçlü olur. Haklı talepler ısrarla tekrarlandığında, hak mücadelesi verildiğinde yol alınır. Seçilmiş bir genel başkanın partisinden atılmasını diğer siyasi partilerin, sivil toplumun, demokratik kitle örgütlerinin onaylamaması önemli bir ilk adımdır. Ama devamı gelmelidir.

Artık mesele yalnızca kimin genel başkan olacağı değil. Türkiye’de muhalefetin nasıl şekilleneceği, nasıl direnebileceği ve hatta varlığını hangi koşullarda sürdürebileceği.

Çünkü bazen büyük kırılmalar demokrasinin yeniden inşası için yeni bir zemin hazırlayabilir.

No comments:

Post a Comment