Sunday, May 24, 2026

DAHA ÖNCE ANTALYA’DA,BUGÜN İSE ANKARA’DA FEDERASYON MESAJI!!! CTP TÜRKİYE İLE NASIL BİR İLİŞKİ KURMAYI PLANLIYOR? Hüseyin Macit Yusuf - 24 Mayıs 2026

 DAHA ÖNCE ANTALYA’DA,BUGÜN İSE ANKARA’DA FEDERASYON MESAJI!!! CTP TÜRKİYE İLE NASIL BİR İLİŞKİ KURMAYI PLANLIYOR?


Hüseyin Macit Yusuf

24 MAyıs 2026 


CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli’nin Ankara’da yaptığı açıklamalar, yalnızca Kıbrıs müzakereleri açısından değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türkiye ile gelecekte kuracağı siyasi ilişkinin niteliği bakımından da ciddi soru işaretleri doğurmuştur. İncirli’nin, “Kıbrıs sorununun çözümü federal temelli, iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı bir modelle mümkündür” şeklindeki sözleri sıradan bir diplomatik değerlendirme değildir. Çünkü bu açıklama, federasyon modelini artık açık biçimde reddeden Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde yapılmıştır.

Bugün Ankara’nın Kıbrıs politikası nettir. Türkiye, Crans Montana sürecinin çökmesinden sonra federasyon temelindeki müzakerelerin tüketildiğini savunmakta;5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın 2020’de göreve gelmesinden itibaren de egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletli çözüm modelini desteklemektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan Dışişleri Bakanlığı’na, TBMM’den Milli Güvenlik Kurulu’na ve Türk kamuoyunun önemli bölümüne kadar oluşan genel yaklaşım budur. Böyle bir atmosferde, Türkiye’nin başkentinde federasyon tezini savunmak yalnızca farklı bir görüş açıklamak değil, aynı zamanda Türkiye’nin son yıllarda oluşturduğu stratejik pozisyona doğrudan karşı bir siyasi duruş ortaya koymaktır.

Üstelik bu ilk örnek de değildir. CTP yöneticileri benzer söylemleri daha önce son Antalya Diplomasi Forumu’nda da dile getirmişti. Yani mesele anlık bir dil sürçmesi ya da münferit bir çıkış değil; sistematik biçimde sürdürülen bir siyasi çizgidir. Burada esas tartışılması gereken nokta ise şudur: Türkiye’nin açık biçimde desteklemediği bir çözüm modelini, Türkiye’nin davetiyle katılınan uluslararası platformlarda savunmanın siyasi etik açısından anlamı nedir?

Demokratik sistemlerde elbette her siyasi parti farklı çözüm modellerini savunabilir. Ancak KKTC–Türkiye ilişkileri sıradan iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomik, siyasi, askeri ve diplomatik güvenliği büyük ölçüde Türkiye’nin desteğiyle şekillenmektedir. Böylesine hayati bir ilişkinin merkezinde yer alan Ankara’nın temel tezlerine tamamen zıt bir siyaset yürütmek, ardından da “Türkiye ile güçlü ilişkiler kuracağız” demek ciddi bir tutarsızlık görüntüsü oluşturmaktadır.

CTP’nin burada cevaplaması gereken temel soru;Partinin iktidara gelmesi halinde Türkiye ile hangi zeminde çalışacaktır? Çünkü bugün Ankara’nın desteklediği çözüm paradigması ile CTP’nin savunduğu federasyon modeli arasında stratejik düzeyde ciddi bir çelişki vardır. Eğer CTP iktidarında federasyon yeniden resmi devlet politikası haline getirilmeye çalışılırsa, bu durum Türkiye ile siyasi gerilim üretmeye adaydır.

Daha önemlisi, federasyon tezinin yıllardır neden sonuç üretmediği gerçeği de artık görmezden gelinemez. Rum tarafı Annan Planı’ndan Crans Montana’ya kadar geçen süreçte Türk tarafıyla siyasi eşitliği gerçek anlamda paylaşmaya hiçbir zaman hazır olmadığını defalarca göstermiştir. Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğini çözüm olmadan elde etmesi ise dengeyi tamamen bozmuştur. Rum yönetimi artık paylaşım yapmak zorunda hissetmeyen bir konfor alanına sahiptir. Böyle bir tabloda hâlâ federasyonu “tek gerçekçi çözüm” olarak sunmak, geçmişte başarısız olmuş bir paradigmayı yeniden dolaşıma sokmaktan öteye geçmemektedir.

CTP ise uzun süredir Türkiye ile ilişkiler konusunda çelişkili bir siyaset yürütüyor görüntüsü vermektedir. Bir yandan Ankara ile sağlıklı ilişkilerden söz edilirken, diğer yandan Türkiye’nin milli güvenlik perspektifinin merkezinde yer alan Kıbrıs politikasına doğrudan ters düşen açıklamalar yapılmaktadır. Bu durum yalnızca Ankara’da değil, KKTC kamuoyunda da güven sorunu yaratmaktadır.

Çünkü mesele sadece “federasyon mu, iki devlet mi” tartışması değildir. Asıl mesele, KKTC’de iktidara talip olan bir partinin Türkiye ile stratejik uyumu nasıl sağlayacağıdır. Türkiye’nin güvenlik politikalarını, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik yaklaşımını ve egemen eşitlik tezini reddeden bir siyasi çizginin Ankara ile uzun vadeli uyumlu bir ilişki yürütmesi kolay görünmemektedir.

Siyasi etik açısından bakıldığında da ayrı bir problem ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin resmi tezlerine açık biçimde karşı çıkılan platformların önemli kısmı, bizzat Türkiye’nin diplomatik organizasyonları ya da ev sahipliğiyle gerçekleşmektedir. Bu durum, “Türkiye’nin imkanları kullanılarak Türkiye’nin Kıbrıs politikasına karşı kampanya yürütülüyor” eleştirilerini beraberinde getirmektedir. Elbette demokratik ortamlar farklı görüşlere açıktır; ancak burada dikkat çeken unsur, Türkiye’nin son derece netleşmiş devlet politikalarına rağmen CTP’nin hala eski müzakere zeminini tek seçenek gibi sunmaya devam etmesidir.

Gelinen noktada CTP’nin artık daha açık konuşması gerekiyor. Eğer parti federasyonu savunmaya devam edecekse, Türkiye ile ilişkileri hangi zeminde sürdüreceğini somut biçimde ortaya koymalıdır. Çünkü Ankara’nın “iki devletli çözüm” dediği bir dönemde, “federasyon tek yoldur” siyasetinin pratikte nasıl yönetileceği belirsizdir.

Kıbrıs Türk halkı artık slogan değil, gerçekçi bir yol haritası görmek istemektedir. Ve bu yol haritasının en önemli başlığı da Türkiye ile ilişkilerin nasıl şekilleneceğidir.

No comments:

Post a Comment