Monday, January 5, 2026

Gürsel Demirok - Emekli Diplomat - 5 Ocak 2026 - İran'daki gelişmeler kaygı verici

 

İran’daki gelişmeler kaygı verici

Gürsel Demirok

İran’da artan hayat pahalılığına karşı 28 Aralık’ta başlayan protestolar dikkatleri tekrar komşumuz üzerine çekti.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın protestocuları öldürmesi durumunda ülkesinin müdahale edeceğini söyledi. İsrail dış istihbarat servisi Mossad’a ait olduğu bildirilen bir hesaptan, İranlılara yönelik çağrı yapılarak, protestoları sürdürmeleri istendi. “Sahada yanındayız” denildi.

Sosyal medya hesabından  bir paylaşım yapan Trump “Vurmaya hazırız” ifadelerini kullandı. Trump “barışçıl protestoculara ateş açıp onları vahşice öldürmenin bir İran geleneği olduğunu” da ekledi. Ülkenin dini lideri Ayetullah Hamaney’in danışmanı olan Ali Larijani ise, böylesi bir müdahalenin bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyeceği uyarısını yaptı.

İran’da ekonomik koşulların kötüleşmesi nedeniyle halk tepkili. 28 Aralık’tan bu yana kitlesel protestolar sürüyor. En az sekiz kişinin öldüğü bildirildi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, protestocuların “meşru taleplerini” dinleyeceğini açıklamasına karşın ülkenin Başsavcısı Muhammed Movahedi-Azad, istikrarsızlık yaratmaya yönelik her türlü girişimin “kararlı bir yanıt” ile karşılanacağı uyarısında bulundu.

İran’da ülkedeki ulusal para biribirimin döviz kurlarına karşı yüksek değer kayıpları ve ekonomik sorunlar nedeniyle Tahran Kapalı Çarşı’da esnafın başlattığı protestoların ülkenin birçok kentine yayılması kaygıyla izleniyor. Halkın tepkisini anlayışla karşılayan Cumhurbaşkanı, mevcut ekonomik sorunlardan hükümeti sorumlu tutuyor. ABD gibi dış aktörlerin suçlanmaması gerektiğini belirtiyor.

Cumhurbaşkanı’nın bu itidalli yaklaşımına karşın, Trump’ın sosyal medya üzerinden protestoculara ateş açılması halinde ABD’nin yardımlarına gelmeye hazır olduğu şeklindeki paylaşımı İran’da tepkiyle karşılandı. Üst düzeyden yapılan açıklamalarda, “İran halkının Amerikalıların Irak’tan Afganistan’a, Gazze’ye kadar sözde kurtarma girişimlerini iyi bildiği” vurgulandı.İran’ın ulusal güvenliğinin kırmızı çizgileri olduğu hatırlatıldı. İran güvenliğini tehdit etmeye kalkan her müdahaleci elin “pişman edici bir yanıtla kesileceği” ifade edildi. ABD’nin müdahale etmesi halinde üslerinin vurulacağı ileri sürüldü. 

ABD’nin “İran halkı ile dayanışma” iddiasıyla geçen yüzyılda izlediği politika anımsatıldı. Bu çerçevede, 1953 yılında Muhammed Musaddık’a yönelik darbenin finansman ve destek sağlanarak organize edilmesine, 1988’de İran’a ait bir yolcu uçağının Basra Körfezi semalarında vurulmasına, sekiz yıl süren İran-Irak savaşında Irak’ın desteklenmesine, İsrail ile iş birliği içinde İranlılara yönelik suikast ve saldırılar düzenlenmesine, 2025 Haziran’ında İran’ın alt yapılarını hedef alan saldırılara ve İran’a yönelik ağır yaptırımlara atıflar yapıldı. İranlıların sorunlarını, dış müdahaleye izin vermeksizin, kendi aralarında diyalog ve etkileşim yolu ile çözebilecekleri belirtildi

Anımsanacağı üzere son olarak Haziran ayında ABD, Trump’ın emriyle İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlemişti. Amerikalı yetkililer daha sonra, saldırıların Tahran’ın nükleer silah üretme olasılığını önemli ölçüde azalttığını iddia etmişti. Bu iddiayı reddeden İran misilleme olarak Katar’daki önemli bir ABD askeri üssüne füze saldırısı düzenlemişti.

Öte yandan, ABD’nin yanı sıra, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın Farsça yayın yapan sosyal medya hesapından İran’daki protestoculara destek mahiyetindeki paylaşımları da dikkat çekiyor. Bu paylaşımlarda,

-İran halkının gerçeklikten kopmuş, umutsuz hükümetten korkmadığı, hükümetin halkın gücü karşısında titrediği,

-İran halkının Hamas, Hizbullah ve Husilere para akıtan ve nükleer emelleri uğruna ekonomiye mahveden hükümeti istemediği, halkın bundan iyisi hak ettiği,

– Protestolar sırasında bir odada saklanan İran’ın üst düzey yöneticileri için yıkım takviminin işlemeye başladığı,

-Önceki İran bayrağında yer alan aslan ve güneş figürüne atıfla, İran aslanlarının ve dişi aslanlarının karanlığa karşı mücadele için yükselişi ile ışığın karanlığa karşı galip geleceği,

-İran halkının sesinin tüm dünyada duyulduğu,

ifadelerine yer verildi. Bu paylaşımlardan İsrail’in İran’a yönelik niyet ve hedefi açıkça görülüyor.

6 Aralık 2024 tarihinde bu köşede yer alan “Suriye’de izlenebilecek tutum” başlıklı yazımda, İran, Irak, Suriye ve Libya’nın geçen yüzyılın sonlarında Batı dünyası için “riskli ülkeler” olarak nitelendiğini yazmış, “Riskli görülen ülkelerden Irak, Suriye ve Libya’nın başına gelenleri gördük. Sıranın İran’a geldiğinden söz ediliyor” demiştim.

Yazımda ayrıca, “Başta ABD, bölge dışı güçlerin yakın ilgilerinin temelinde bölgenin onlar için stratejik önemi ve İsrail’in güvenliği yatmakta. Ancak dış aktörlerin bölgeye yönelik izledikleri politika Türkiye’nin beklentilerini karşılamıyor. Onların bölgemize yönelik stratejik hedefleri, çıkarları, teröre bakış açıları Türkiye’nin milli çıkarlarına ters düşüyor” demiştim. 

İran’da yaşanan protestolara karşı ABD ve İsrail’in takındıkları tavır, bu farklı yaklaşımın son örneği ve ülkemiz çıkarlarına ters düşer nitelikte.

Soru şu:

İran’daki protestolar sürer mi, yayılır mı? İranlılar, sorunlarını diyalog yoluyla çözebilirler mi? Protestolar yaygınlaşır, şiddete dönüşürse dış müdahale gerçekleşir mi?

ABD ve Batılı ülkeler icin “kirli işler” üstlendiği Almanya Başbakanı Merz tarafından ifade edilen İsrail’in arzusu, hedefi belli. Batı ile iyi ilişkiler içinde olacak, “söz dinleyecek”,”yerli yersiz kafa tutmayacak”, İsraile tehdit oluşturmayacak, Batı’nın, ekonomik ve stratejik çıkarlarını gözetecek, “akıllı, uslu” bir İran istiyorlar, hedefliyorlar.

Bu arzu, hedef nasıl gerçekleşebilir? Askeri müdahale pek mümkün görünmüyor. İran “kolay lokma” değil. Askeri müdahale yolu ile rejim değişikliğine zorlanabilecek bir ülke değil. Buna karşılık, halkın ekonomik, sosyal sıkıntılarını, sorunlarını istismar ederek, insanların sokağa dökülmelerini teşvik etmek daha tercih edilebilir bir seçenek olarak görülüyor. Son protestolar bu çerçevede değerlendirilebilir mi? Protestolar genişleyerek, yaygınlaşarak bir rejim değişikliğine dönüşebilir mi? 

Bu aşamada bir öngörüde bulunmak güç. İsrail kaynaklı propagandaların bu hedefi sağlamaya yönelik olduğu görülüyor. Ancak İran halkının bu tür propagandaların etkisinde kalarak rejim değişikliğini zorlamasına da pek ihtimal verilmiyor. İran halkı dış güçlerin “pompolamasıyla” hareket edecek bir halk değil. Şu sıra Venezuela’da rejim değişikliği ile meşgul Trump’ın, “esip gürleme” dışında İran’a karşı nasıl bir tutum takınacağı belirsiz.

Öte yandan, gelişmelerden birinci derecede etkilenecek ülkelerden biri de İran’ın istikrarına büyük önem veren Türkiye. Bu itibarla gelişmelerin Ankara tarafından yakından izlenerek değerlendirildiği kuşkusuz. Gelişmelerin ülkemize güvenlik, siyasi, ekonomik başta çeşitli açılardan olası etkileri değerlendiriliyor olmalı. Bu çerçevede protestoların yaygınlaşması sonucu kişi can güvenliğinin riskli hale gelmesi ihtimali de dikkate alınmalı. İran’dan Türkiye’ye olası göç hareketi göz önünde tutulmalı…

Geçmiş deneyimlerden de görüldüğü üzere, emniyetsizliğin ve asayişsizliğin tetiklediği düzensiz göçün yöneldiği ilk ve öncelikli hedef ülke Türkiye.

Türkiye, insani ve tarihi sorumluluk anlayışı ile uyguladığı açık/kapı sınır sınır politikası sonucu zulüm, savaş ve ölümden kaçanlara her daim kucak açmıştır. Ancak bu insani politika, ülkemize sosyoekonomik ve güvenlik açısından taşınamaz boyutlarda yüke yol açmıştır. Bu yüke İran’dan da geleceklerin ilavesi halinde ülkemizin sırtındaki yük daha da ağırlaşacaktır. 

Bu itibarla İran’dan ülkemize yönelik olası göç hareketini her daim göz önünde tutmak gerekir. Konuyu duygusallıktan uzak, objektif verilere göre değerlendirmek gerekir.

Orijinal fotoğraf: maltatoday.com

No comments:

Post a Comment