Showing posts with label AİHM. Show all posts
Showing posts with label AİHM. Show all posts

Monday, August 22, 2016

Fransa Anaysa Konseyi'nin 08 Ocak 016 tarihli kararı hk.bilgi notu

FRANSA ANAYASA KONSEYİ:          BİR FİİLİN SOYKIRIM OLUP OLMADIĞI YETKİLİ MAHKEME TARAFINDAN SAPTANIR                 «FRANSA TÜRK TARİHİ EĞİTİMİNDE TARAFSIZLIK DERNEĞİ» NİN BÜYÜK BAŞARISI

Fransız Anayasa Konseyi, Fransa'daki Türk toplumunun kurmuş olduğu «Türk Tarihi Eğitiminde Tarafsızlık Derneği» (TTETD) adlı bir STK'nın üçüncü taraf olarak müdahil olduğu bir dava hakkında 8 Ocak 2016 tarihinde vermiş olduğu kararla, Yahudi soykırımının (Holokost) inkâr edilmesi fiilini suç sayan ve cezalandıran Gayssot Yasası'nın geçerliliğini teyit etmiştir. Konsey kararında, bir fiilin soykırım olup olmadığının sadece bir yetkili mahkeme tarafından saptanabileceğini ve yasama ile yürütme organlarının bir olayı insanlığa karşı suç olarak tanımlama yetkisine sahip olmadıklarını vurgulamıştır. Karar, aynı zamanda, Fransa Parlamentosu tarafından 29 Ocak 2001 tarihinde kabul edilen ve 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlayan yasanın tüm potansiyel etkilerini ortadan kaldırmış ve Ermeni soykırımının inkârını suç sayan yasaların geçirilmesini yasaklamıştır. 
Fransa'daki Ermeni aktivistler tezlerine güç kazandıracağı düşüncesiyle davaya üçüncü taraf sıfatıyla müdahil olmuşlardı. Ermeni tarafı, Anayasa Konseyi'ne başvurusunda, Holokost ile Ermeni Soykırımının tarihsel açıdan kanıtlanmış olaylar olmaları dolayısıyla eşit muameleye tabi tutulmaları gerektiğini ve bu nedenle her ikisinin inkârının da suç sayılarak cezalandırılmasını talep etmişti.      Irkçılık ve anti-semitizm ile mücadelede Fransa ve Avrupa'da tanınmış STK'lardan olan MRAP (Irkçılık Karşıtı Halklar Arasında Dostluk Hareketi) ve LICRA (Irkçılık ve Anti-semitizme Karşı Uluslararası Birlik) davaya üçüncü taraf olarak katılmıştı. Her iki STK da, başvurularında, Holokost'un inkârının anti-semitizm anlamına geldiğini ve bir uluslararası mahkeme kararıyla gerçekliği saptanmış olan Holokost'un Ermeni soykırımıyla eşit değerde tutulamayacağını vurgulayarak, Gayssot Yasası'nın 24a maddesinin aynen muhafazasını talep etmişlerdi.
Türk tarihi eğitiminde tarafsızlık için mücadele veren ve okul kitaplarından Ermeni soykırımı iddialarının çıkarılmasını Fransız Hükümeti'nden talep eden bir Fransız-Türk örgütü olan (TTETD), başvurusunda Türkiye'yi Ermeni soykırımıyla suçlayan 2001 tarihli yasanın hukuki temelden yoksun olması ve Fransa Anayasası'nı ihlal etmesi nedeniyle iptal edilmesi gerektiği talebinde bulunmuştu.
Anayasa Konseyi 8 Ocak 2016 tarihli kararında, Gayssot Yasası'nın Anayasa'ya uygunluğunu teyit ederek davacının iddiasını reddetmiştir. Konsey, aynı zamanda Fransız-Ermeni gruplarının iddialarını da, Holokost ile Ermeni soykırımı arasında büyük bir fark bulunduğu, Holokost'un uluslararası bir mahkemenin kararına dayanan bir gerçek olduğu, buna mukabil Ermeni soykırımının hukuki dayanaktan mahrum bulunan bir görüş niteliğinde olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.  
Bu hususta Anayasa Konseyi kararı son derece berraktır. Konsey, bir soykırım fiilinin işlenip işlenmediğine sadece yetkili bir mahkemenin karar verebileceğini belirtmiş ve yasama organları ile hükümetlerin bir olayı soykırım olarak tanımlama yetkisine sahip olmadıklarını vurgulamıştır. Bu karar, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi'nin, herhangi bir soykırım ithamının sadece Sözleşme'nin 6. ve 9. maddelerinde belirtilen yetkili mahkemeler tarafından karara bağlanabileceği yolundaki hükümleriyle tam anlamıyla uyum halindedir.

Konsey, aynı zamanda, insanlığa karşı işlenen bir suçun inkâr edilmesi fiilinin suç sayılarak cezalandırılması için, söz konusu insanlığa karşı suçun yetkili bir mahkeme kararıyla saptanmış olmasını
şart koşarak, Fransız-Türk örgütü TTETD'nin en önemli taleplerinden birini kabul etmiştir. Bunun sonucu olarak, bundan böyle Fransız Parlamentosu, Türkiye'yi soykırımla suçlayan 2001 tarihli yasaya dayanarak, Ermeni soykırım iddiasının inkârını suç sayıp cezalandırılmasını öngören yasalar çıkaramayacaktır. Konsey, bu kararıyla tarih ve hukukun siyasi saik ve amaçlarla istismar edilmesine karşı çıkmıştır. Bu şekilde, Fransa Anayasa Konseyi, Avrupa Birliği üyelerine ve uluslararası camiaya, parlamentoların ve diğer siyasi organların tarihin tartışmalı dönemleri hakkında hüküm verecek forumlar olmadıkları ve bu işin tarihçilerin serinkanlı ve tarafsız araştırma ve değerlendirmelerine bırakılması hususunda açık bir mesaj vermiştir.     
TTETD, Anayasa Konseyi'nin kararını, Türkiye-Fransa ikili ilişkilerinin güçlenmesine ciddi katkıda bulunacak önemli bir gelişme olarak görmektedir. Zira, bu karar, Türkiye-Fransa ilişkilerinin istikrarlı bir şekilde gelişmesini engelleyen Ermeni soykırımının inkârını suç sayan yasa tasarılarının Ermeni lobisinin etkisiyle kabul edilmesini yasaklamaktadır. Anayasa Konseyi bu aşamada TTETD'nin 2001 tarihli yasanın iptali hususundaki talebini kabul etmemiş ise de, bu, Gayssot davasında TTETD'nin üçüncü taraf olması nedeniyle 2001 tarihli yasanın doğrudan Konsey'e sunulmamış olmasındandır. Bununla birlikte Anayasa Konseyi, TTETD'nin bu konuda daha önce yapmış olduğu bir Anayasal başvuru girişiminin kendisine intikalini hatalı bir gerekçeyle engellemiş olan Danıştay'ın (Conseil d'Etat) kararını eleştirmek suretiyle, 2001 tarihli yasanın önüne getirilmesi için davetiye çıkarmıştır. Bu durumda, TTETD, 2001 tarihli yasanın Anayasa'yı ihlal ettiği ve bu nedenle iptal edilmesi gerektiği hususundaki talebinin yeniden Anayasa Konseyi'ne sunulması için gerekli hukuki süreci tekrar başlatacaktır.
Türk kökenli bir Fransız olan Fransa Türk Kültür Dernekleri Birliği (FTKDB) ve TTETD başkanı Dr. Demir Onger, Paris'te bir basın konferansında yaptığı açıklamada, Türkiye'yi soykırımla suçlayan 2001 tarihli yasanın iptali için Anayasa Konseyi'ne başvuru girişiminin, Türk Kültür Dernekleri'ne danışmanlık yapan Büyükelçi (E) Şükrü Elekdağ'ın öncülüğü ve rehberliği ile başlatıldığını söylemiştir. Dr. Onger, Türk Kültür Dernekleri Birliği'nin uzunca bir süredir okul kitaplarından Ermeni soykırımına referansın çıkarılması için mücadele ettiğini, ancak bu amaçla hukuk yoluna başvurulmasını ve Türk Tarihi Eğitiminde Tarafsızlık Derneği'nin kurulmasını Elekdağ'ın akıl hocalığına borçlu olduklarını söylemiştir.
Anayasa Konseyi kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Perinçek davasında vermiş olduğu kararla uyum halindedir. AİHM, insanlığa karşı işlenen bir suçun inkârının suç oluşturması için, inkâr fiilinin ırkçı nefrete teşvik etmesini ana kriter olarak saptamıştır. AİHM, Holokost ile 1915 olayları arasında ciddi bir fark olduğunu belirtmiş, Holokost'un inkârının otomatik olarak ırkçı nefrete teşvik olarak anlaşıldığını, bu nedenle de suç sayıldığını, buna mukabil Perinçek'in "Ermeni soykırımı uluslar arası bir yalandır" şeklindeki beyanının, ırkçı ve antidemokratik bir eyleme teşvik eden bir anlam taşımadığını kaydetmiştir . Bu nedenledir ki mahkeme, Ermenilerin 1915 olayları hakkındaki görüşlerine karşıt bir fikir ileri sürülmesini fikir özgürlüğü bağlamında değerlendirmiş ve cezayı gerektiren bir suç saymamıştır.
Anayasa Konseyi'nin kararına göre ise, insanlığa karşı işlenen bir suçun inkârının suç sayılabilmesi için kriter sözkonusu insanlığa karşı suçun bir mahkeme kararıyla saptanmış olmasıdır. Nitekim, kararın 6. maddesinde şu ifadeler yer almaktadır: "İkinci Dünya Savaşı sırasında işlenmiş olan ve insanlığa karşı suç olarak tanımlanan ve bu nitelikleri nedeniyle Fransa veya uluslararası yargı organları tarafından cezalandırılmış bulunan suçların varlığını tartışma konusu yapan ifadeler, ırkçılığa ve anti-semitizme teşvik oluşturur." 

Konsey'in, Türkiye'nin hukuki yaklaşımıyla bağdaşan bu kararı, AİHM içtihadını tamamlamaktadır. AİHM açısından insanlığa karşı işlenen bir suçun inkârı fiilinin suç sayılıp cezalandırılması ırkçı nefreti teşvik etmesi durumunda haklıdır; Anayasa Konseyi kararına göre ise, inkâr fiilinin suç sayılması ancak
insanlığa karşı işlenen suçun bir mahkeme kararıyla saptanmış olması şartına bağlıdır. Yani Konsey, zihni unsuru (ırkçı nefrete teşvik etmeyi), usul unsuruna (mahkeme kararı) bağlamaktadır.        
Son olarak, Fransa Anayasa Konseyi'nin kararının, esasında hukuk ve adaletin temelini teşkil eden "masumiyet ilkesinin" teyidinden ibaret olduğunun altını çizelim. Hem Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 1948'de oybirliğiyle kabul ettiği Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi'nde, hem de ABD Anayasası'nda yer alan bu ilke gereğince, adil bir şekilde yargılanarak mahkeme tarafından mahkûm edilmeyen bir kişi suçlanıp cezalandırılamaz. Parlamentolar ve hükümetler, kendilerini asla yargı organı yerine koyamazlar. Fransa Anayasa Konseyi'nin 8 Ocak 2016 tarihli kararının yansıttığı hukuk ve adalet anlayışının, ABD Kongresi'ne ve tüm özgür ülke parlamentolarına örnek teşkil etmesini

Monday, July 18, 2016

Alman Federal Meclisi'nin 02 Haziran 2016 kararı

125, 2 Haziran 2016, Alman Federal Parlamentosu’nun 1915 Olaylarına İlişkin 2 Haziran 2016 Tarihli Kararı Hk.
                   
Meşru bir tartışma konusu olduğu Avrupa hukuku içtihadına girmiş 1915 olayları hakkında Alman Federal Parlamentosu’nun 2 Haziran 2016 tarihinde aldığı karar anılan kurumun itibarı bakımından utanç vericidir.

Tarihi siyasileştiren, geçmişin özgürce konuşulmasını engelleyen, bir tabu haline getirilen Ermeni anlatısını tartışılmaz bir gerçek gibi dayatmaya çalışan, cehalet ve hukuka saygısızlık örneği olan bu kararın altında imzası olanlara şunları bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

1915 olaylarına ilişkin anlaşmazlıktan uzlaşıya varılabilmesi, diyalog, duygudaşlık ve adil bir bakış açısıyla mümkündür.

Bu anlayışla, Osmanlı Ermenilerinin acılarını paylaşarak hatıralarını yaşatmaya çalışan; Ermeni kültürel varlıklarına sahip çıkan ve iki komşu halk arasında uzlaşı yollarını açmak için önemli adımlar atan Türkiye’nin Alman Federal Parlamentosu’ndan öğreneceği hiçbir şey yoktur.

Alman Federal Parlamentosu, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinde yaşananları öğrenmek istiyorsa, 2005 yılından bu yana ısrarla önerdiğimiz özgür, herkese açık ve bilimsel temelde çalışacak Ortak Tarih Komisyonu’nun kurulmasına katkıda bulunabilir.

Özgürlüklerin pek çok alanda rahatlıkla kullanılabildiği Almanya’da, 1915 olayları konusunda ise tek sesli ve baskıcı bir ortam vardır. 1915’te ne olduğunu anlamak ve anlatmak yerine, Ermeni anlatısını dikte etmek üzere bu ülkede uzun yıllardır yürütülen çalışmalarla üretilen çok sayıda kitap, belgesel ve film Alman kamuoyunda tek yönlü bir kanaat oluşturma görevini üstlenmiştir.

Bu politikanın arkasında yatan sebepler arasında, ırkçılığa varan Türk ve İslam karşıtlığı, güncel iç ve dış politik gelişmeler, kibirli ve fırsatçı bazı siyasetçiler ile Almanya’nın Namibya’dan Holokost’a uzanan insanlığa karşı suçlar ve soykırım sicilinin yarattığı derin travma sayılabilir.

Daha da vahimi Almanya’nın bu girişimi, siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel hayatına önemli katkılar veren Türk ve Türk asıllı Alman vatandaşlarını tarihlerine ve öz kimliklerine yabancılaştırmak ve asimile etmek gayretidir.

Ermeni anlatısını eğitim yoluyla genç nesillere dikte etmeye yönelik girişimler bu yüzden endişe vericidir. Almanya’daki Türk çocuklarının tarih derslerinde başarılı olabilmeleri için, inanmadıkları ve doğru olmadığını bildikleri bir anlatıyı savunmalarını beklemek, böyle bir eğitim anlayışı, demokratik bir ülkeyle bağdaşmadığı gibi, uyum çalışmalarına da yardımcı olmayacaktır. Bu dayatmaya karşı hukuki yollar da dahil, her türlü imkan kullanılarak direnileceği şüphesizdir.

Almanya’nın 101 yıl önce yaşanmış tarihi bir konuyu siyasileştirmemesi, adil ve nesnel olması, kendisinin de bir parçası olduğu Avrupa hukukunun gereğidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin;

-Bu konudaki Ermeni anlatısının mutlak gerçek olmadığına ve özgürce tartışılabileceğine;

-Ermeni anlatısını sorgulayan görüşlerin ifade özgürlüğünün mutlak koruması altında bulunduğuna;

-1915 olayları ile Holokost arasında benzerlik kurulamayacağına dair hukuken bağlayıcı tespitlerini bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Alman Federal Parlamentosu’nun, tarihi kendi bildiği gibi yorumlaması; öte yandan, hukuku hiç dikkate almaması kaygı vericidir.

Bu önyargılı ve mantık dışı siyasetin ciddi bir öz eleştiriye ihtiyacı olduğu ortadadır.

Alman kamuoyunun, Türklerin görüşlerine, hafıza kayıtlarına ve uzlaşı yolundaki samimi çabalarına saygılı olması demokrasinin ve insan haklarının gereğidir.

Müttefiklik ilişkisi içinde olduğumuz, Avrupa’nın geleceği için yakın işbirliği yürüttüğümüz Almanya’nın, gerek ikili ilişkilerimizin gerek Türkiye-Avrupa ilişkilerinin geleceği için hayati önemdeki görüş ve hassasiyetlerimizi dikkate almasını bekliyoruz.

Bu şartlar altında Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu istişareler için Türkiye’ye çağrılmıştır.

Thursday, May 26, 2016

110 eski milletvekilinden Federal Alman Meclisi üyelerine mektup 26 Mayıs 2016

110 eski milletvekilinden Alman Federal Meclisi üyelerine mektup
"Ermeni iddiaları, bu konuda karar vermeğe yetkili olmayan Parlamentolar tarafından haklı bulunamaz”
Aralarında Onur Öymen ve Şükrü Elekdağ gibi önemli diplomatlarımızın da yer aldığı 110 eski milletvekili, Alman Federal Almanya Meclisi üyelerine bir mektup gönderdi.
Federal Almanya Meclisi’nin 2 Haziran’daki toplantısında gündeme gelmesi beklenen “Ermeni Soykırımı Önergesi” ile ilgili olarak, 110 eski CHP milletvekili Alman parlamenterlere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’yle Fransız Yüksek Mahkemesi’nin kararlarını gözardı edecek bir hüküm vermekten kaçınmaları çağrısında bulundu. 110 milletvekilinin imzaladığı mektupta, “Ermeni iddiaları, bu konuda karar vermeğe yetkili olmayan Parlamentolar tarafından haklı bulunamaz” denildi.

Mektubun tam metni şöyle:
Alman Parlamentosunun sayın üyeleri,
Ermeni soykırımı iddiasıyla ilgili olarak Alman Parlamentosuna sunulan karar tasarısı hakkında aşağıdaki hususları bilginize sunuyoruz:Türkler ve Ermeniler yüzyıllar boyunca barış ve uyum içinde yaşamışlardır. Çok sayıda Ermeni Osmanlı idaresinde önemli sorumluluklar üstlenmişlerdir. Bakanlık, milletvekilliği, büyükelçilik gibi görevlerde bulunmuşlardır. Birinci Dünya Savaşında Çar II. Nikola’nın çağrısı üzerine, yaklaşık150,000 Ermeni kökenli Osmanlı vatandaşı Türkiye’nin Doğu bölgelerini işgal eden Rus birliklerine katılmıştır. Bu Ermeniler Türk ordusunun ikmal yollarına ve depolarına, köy ve kasabalara saldırarak kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere çok sayıda Türkü öldürmüşlerdir.1915 yılında Osmanlı Hükümeti, Doğu Cephesindeki komutanların talebi üzerine çatışma bölgelerine yaşayan Ermenileri İmparatorluğun güvenlikli bölgelerine nakletmeyi kararlaştırmıştır. Bu dönemde çok sayıda Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmişlerdir. Türk devlet arşivlerine göre o dönemde 519,000 Türk hayatını kaybetmiştir. Bunların çoğu Ermeni silahlı gruplar tarafından öldürülmüştür.

TÜRKLERİ DEĞİL, KENDİ PARTİSİNİ SORUMLU TUTMUŞTUR
Fransız gazeteci Jean Schliklin, 1922 yılında yayınladığı Angora isimli kitapta 100 Türk köyünün yakıldığını ve bu köylerde yaşayanların Ermeniler tarafından katledildiğini yazıyor. Ermenilerin kayıpları konusunda çeşitli tahminler var. Fransız yazar Pierre Loti, Fransız Dışişleri Bakanına yazdığı mektupta Ermeni iddialarının büyük ölçüde abartmalı olduğunu belirtiyor.Birinci Dünya Savaşında Büyük Devletlerin Propaganda teşkilatları,özellikle İngiliz Propaganda Bakanlığı Wellington House, bu çatışmaları Ermeni katliamı olarak yansıtmış ve Ermenilerin katliamının kurbanı olan Türklerden hiç söz etmemiştir. Ermenistan’ın ilk Başbakanı ve Taşnak Partisinin lideri Ovannes Katzchaznouni, 1923 yılında yaptığı bir konuşmada o dönemdeki yanlışlıklardan Türkleri değil, kendi partisini sorumlu tutmuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihinde kabulettiği Soykırım Suçu’nun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, soykırımın tarifini yapmakta ve soykırımla suçlanan kişilerin o suçun işlendiği ülkenin yetkili mahkemesinde veya akit tarafların yetkisini kabul ettikleri bir uluslararası ceza mahkemesinde yargılanabileceğini belirtmektedir. Bu nedenle Ermeni iddiaları, bu konuda karar vermeğe yetkili olmayan Parlamentolar tarafından haklı bulunamaz. İngiltere Dışişleri Bakanlığında Devlet Sekreteri olan Barones Meta Ramsay of Cartvale, 19 Nisan 1999’da Lortlar Kamarasında yaptığı bir konuşmada şunları söylemiştir: “…Osmanlı İmparatorluğu’nun o devirde kendi denetiminde olan Ermenilerin ortadan kaldırılması için kararverdiği yolunda tartışmasız kabul edilebilecek delillerin bulunmaması nedeniyle İngiliz Hükümeti 1915-1916 olaylarını bir soykırım olarak kabul etmemektedir.”

TARİHİ OLAYLAR BUGÜNÜN AMAÇLARI İÇİN KULLANILMAMALI
Aralarında Bernard Lewis, JustinMcCarthy, Stanford Shaw ve Dankwart Rustow’un da bulunduğu 69 Amerikalı bilim adamı, 19 Mayıs 1985’de New York Times ve Washington Post’ta yayınladıkları bir bildiride şugörüşleri, savunmuşlardır: “…Tarihçilerin saldırganlar ve masumlar arasındaki sorumluluğu kesin olarak saptayabilmelerinden ve Doğu Anadolu’daki halk içinde çok sayıda Hıristiyan ve Müslümanın ölümüne veya yer değiştirmelerine yol açan nedenleri belirlemelerinden önce ortaya çıkartılması gereken daha çok şey vardır.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 17 Aralık 2013 tarihinde aldığı birkararda İsviçre’yi,Türkiye İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek’in Ermeni Halkına karşı soykırım yapılmadığını halkın içinde inkar ettiği gerekçesiyle mahkum etmek suretiyle konuşma özgürlüğünü ihlal etmiş olduğunu hükme bağlamıştır. Mahkeme tarihi açıdan mutlak biçimde belirlenmeyen meselelerde, özellikle soykırımın çok özel ve yüksek düzeyde kanıt gerektiren dar biçimde kanıtlanmış bir hukuki kavram olması nedeniyle oybirliğinin sağlanmasının güç olduğuna hükmetmiştir. Mahkemenin üst kurulu da 15 Ekim 2015 tarihinde bu kararın özünü benimsemiştir. Fransız Yüksek Mahkemesi de 8 Ocak 2016 tarihinde aldığı bir kararla Parlamentoların soykırım iddialarıyla ilgili hüküm vermeye yetkili olmadıklarını belirtmiştir. Ermeni soykırım iddiaları, öyle anlaşılıyor ki, Birinci Dünya Savaşında Türklere karşı yaptıkları katliamın ve 1970’li ve 80’liyıllarda Ermeni Terör Örgütü ASALA’nın Türk diplomatlarını öldürmelerinin üzerini örtmeyi amaçlamaktadır. 1993 yılından beri Yukarı Karabağ’la beraber Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal eden ve 1 milyon Azeri’yi göçe zorlayan, 25-26 Şubat 1992 tarihinde de Hocali’ye saldırarak aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 613kişiyi katleden Ermeniler, 1915 olaylarıyla ilgili iddialarını sürekli olarak tekrarlayarak bu trajik olayları gözlerden saklamak istemektedirler.
Tarihi olaylar bugünün amaçları için kullanılmamalı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13 Nisan 2005 tarihinde İngiltere Parlamentosuna gönderdiği mektupta belirttiği gibi, tarih tarihçilere bırakılmalıdır. Yukarıda belirtilen olayların ve hukuki delillerin ışığında, Alman Parlamentosunun 1915 olayları hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle Fransız Yüksek Mahkemesinin kararlarını gözardı edecek bir hüküm vermekten kaçınmasını bekliyoruz. Böyle bir karar Türk-Alman ilişkilerine de ciddi zarar verecek ve Türk halkının milli duygularını incitecektir.

MEKTUBA İMZA ATAN İSİMLER
Hristiyan Birlik partileri (CDU & CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller Partisi’nce hazırlanan önerge konusunda, Federal Almanya Meclisi üyelerine gönderilen mektuba şu isimler imza attılar:
Hakkı Akalın, Orhan Akbulut, Vezir Akdemir, Zekeriya Akıncı, Halil Akyüz, Önay Alpago, Kemal Anadol, Oya Araslı, Necla Arat, Mehmet Ali Arıkan, Ali Arslan, Yücel Artantaş, Şevket Arz, Gani Aşık, Ergün Aydoğan, İsa Ayhan, Selçuk Ayhan, Ferudun Ayvazoğlu, Feridun Baloğlu, Bülent Baratalı, Orhan Birgit, Ali Rıza Bodur, Mehmet Boztaş, Ersoy Bulut, Volkan Canalioğlu, Necati Cebe, Alev Coşkun, Mevlut Coşkuner, Osman Coşkunoğlu, Suat Çağlayan, Rasim Çakır, Vahit Çekmez, Erol Çevikçe, Orhan Ziya Diren, Gökhan Durgun, Şükrü Elekdağ, Hüseyin Ekmekçioğlu, Oktay Ekşi, Atilla Emek, Orhan Eraslan, Tuncay Ercenk, Gürol Ergin, Ahmet Ersin, Zeki Eroğlu, Abdürrezak Erten, İsa Gök, Birgül Ayman Güler, Ahmet Hasan Gümüş, Salih Gün, Rahmi Güner, Erol Güngör, Uluç Gürkan, Algan Hacaloğlu, Abdullah Emre İleri, Murat Kahyaoğlu, Erdal Karademir, Ahmet Yılmaz Kaya, Erdal Kesebir, Adnan Keskin, Ahmet Güryüz Ketenci, Ahmet Küçük, Mehmet Küçükaşık, Esfender Korkmaz, Osman Korutürk, Ali Kemal Kumkumoğlu, Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Mehmet Küçükaşık, Faruk Loğoğlu, Şahin Mengü, Güldal Mumcu, Güldal Okuducu, Haşim Oral, Selahattin Öcal, Ensar Öğüt, Onur Öymen, İsmail Özay, Abdullah Özer, Ramazan Kerim Özkan, Ufuk Özkan, Mustafa Özyürek, Hüseyin Pazarcı, Mehmet Parlakyiğit, Kemal Sağ, Sıdıka Sarıbekir, Cevdet Selvi, Nur Serter, Tacidar Seyhan, Behiç Sonbay, Ertöz Vahit Suiçmez, Murat Sönmez, Orhan Sür, Feramus Şahin, Berhan Şimşek, Ahmet Tan, Bülent Tanla, Muharrem Toprak, Fevzi Topuz, Metin Tüzün, Enis Tütüncü, Engin Ünsal, Hüseyin Ünsal, Fahrettin Üstün, Cumhur Yaka, Abdülaziz Yazar, Sacit Yıldız, Dilek Akagün Yılmaz, Ahmet Yılmaz, Ahmet Yılmazkaya, Vedat Yücesan, Şefik Zengin
Sabriye Aşır /Oda tv

Wednesday, May 4, 2016

Onur Öymen: Ermeniİddialarını yanıtladı 23 Nisan 2016

Onur Öymen'in Londra'da Ermeni iddiaları hk. konuşması
 
Başkan Obama bu yıl da Ermenistan'ın 24 Nisanı anma günü vesilesiyle bir açıklama yaparak, soykırım kelimesini açıkça kullanmamakla birlikte Ermenilerin beklentilerine cevap verecek ifadelerde bulundu. Obama'nın beyanında, daha önceki yıllarda olduğu gibi, aynı tarihlerde Ermenilerin saldırıları sonucunda veya ona bağlı nedenlerden hayatını kaybeden yarım milyonu aşkın Türkle ilgili bir üzüntü, sempati veya başsağlığı cümlesi yer almadı.
Oysa Pierre Loti gibi Fransız yazarları yazdıkları kitaplarda ve makalelerde bu konuda Türklere büyük haksızlık yapıldiğini dile getiriyorlardı.
18 Nisan 2016 tarihinde İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu tarafından Londra'da King's College'de düzenlenen panelde yaptığım konuşmada bu konuda özetle :
Pierre Loti’nin, daha önce yayınladığı başka kitaplarında olduğu gibi “Ermenistan’daki Katliamlar” kitabında da Avrupa ülkelerinde Türklere yönelik haksız ve ölçüsüz suçlamaların kuvvetle eleştirildiğini belirttim. Libya’da, Bulgaristan’da ve başka ülkelerde saldırıya uğrayan ve çok sayıda insanını kaybeden Türklerin buna rağmen yaşanan her olumsuz gelişmenin sorumlusu gibi gösterilip sürekli eleştiri konusu yapılmasının altında Batı’nın ön yargılarının ve bağnazlığının yattığını söyleyen Pierre Loti’nin 1918 yılında yayınlanan o kitabının Ermenileri eleştiren bölümlerinin sansürlendiğini hatırlattım ve kitapta yer verilen örnekleri anlatarak Ermenilerin yarım milyonu aşkın Türkün ölümünden sorumlu olduklarının Türkiye Cumhuriyetinin Arşivlerinde belgelendiğini vurguladım.
150,000 Ermeni’nin Birinci Dünya Savaşı yıllarında ülkemizin Doğusunu işgal eden Rus ordularına katılarak askeri birliklerimizi arkadan vurduklarını ve masum vatandaşlarımızın köylerine saldırarak çok sayıda inanımızın ölümüne yol açtıklarını hatırlatarak, o tarihlerde bölgede yaşayan Ermenilerin ülkenin daha güvenli bölgelerine gönderilmelerinin bu sebepten kaynaklandığını belirttim.
Ermenistan’ın ilk Başbakanı ve Taşnak Partisiinin lideri Ovannes Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’te yapılan parti kongresindeki konuşmasından alıntılar yaparak onun bile Birinci Dünya Savaşı sırasında Türklerle yaşanan çatışmalardan Taşnakları sorumlu tuttuğunu ve birçok bakımdan Türklere hak verdiğini anlattım.
Atatürk’ün nutkunun ilgili bölümünde de Ermenilerin özellikle Maraş ve Adana’da, yabancı ülkelerin desteğiyle Türklere yaptığı saldırıları ve katliamı kuvvetle eleştirdiğini, Türklerin kendilerini savunmaktan başka bir şey yapmadığını söylediğini vurguladım.
Amerikalı Prof. Justin McCarthy’nin, Yunan Bağımsızlık savaşından İstiklal harbinin sonuna kadar Türklerin 5 milyon kayıp verdiğini saptadığını söyledim.
1985 yılında Amerika’daki 69 tarihçinin soykırım iddialarına karşı çıkan görüşüne yer veren bildirilerini hatırlattım ve o bildiride de belirtildiği gibi, tarihin tarihçilere bırakılması gerektiğini, tarihten bugünkü siyasi amaçlar için malzeme çıkartılmasının yanlış olacağını söyledim.
Ermenilerin sürekli olarak 100 yıl önceki olayları ön plana çıkartmalarının kendi suçlarını örtmeye çalışma çabası olarak yorumlanabileceğini vurguladım.
Gerçekten, Ermenilerin daha yakın zamanlarda, Azerbaycan’a saldırarak , Yukarı Karabağ dahil, bu ülkenin topraklarının % 20’sini işgal ettiklerini ve 1 milyon Azeri soydaşımızı göçmen durumuna düşürdüklerini anlattım. Hocali’de kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere 613 Azeri’nin katledildiğini söyledim.
ASALA Ermeni terör örgütünün, aralarında çok değerli Büyükelçimizin de bulunduğu 40’dan fazla diplomatımızı ve yakınlarını şehit ettiğini hatırlattım. Maalesef Ermenistan’ın bu saldırılarda bulunanları yakalayıp yargılamak yerine Erivan’daki Jerablur Askeri Mezarlığında ASALA Terör Örgütünü yüceltmek için bir anıt diktiğini söyledim.
İşte bütün bunları gölgelemek için Ermenilerin sürekli olarak 100 yıl önceki olayları gündeme getirdiğini, belirttim.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Perinçek davasında aldığı kararda ve Fransız Yüksek Mahkemesinin 16 Ocak 2016 tarihli kararında, Birleşmiş Milletler’ in Soykırımla Mücadele Sözleşmesinin ışığında yetkili bir uluslararası mahkeme kararı olmaksızın hiçbir hükümetin ve parlamentonun Ermeni soykırımı iddiasında bulunamayacağının açıkça ifade edildiğini buna rağmen Ermenilerin haksız suçlamalarını sürdürdüklerini ve maalesef bazı ülkelerin ve Batı basının da bu oyunlara geldiğini belirttim.
Ermenistan’ın tarihi tarihçilere bırakarak Türkiye’ye yönelik saldırgan politikalarından vaz geçmeleri ve Türkiye’nin uzattığı dostluk elini tutmaları halinde iki ülke arasında bir dostluk ve işbirliği döneminin başlayabileceğini kaydettim