Friday, October 30, 2026

Oksıjen - Sedat Ergin - 30 Ekim 2026 - Doğu Akdeniz’de denklemi değiştiren 7 yıllık sessiz diplomasi

 Oksıjen  - Sedat Ergin - 30 Ekim 2026 

Doğu Akdeniz’de denklemi değiştiren 7 yıllık sessiz diplomasi

Türkiye ve Libya’nın “batı tarafı”nın imzaladığı, iki ülkenin deniz yetki alanlarını belirleyen anlaşmayı 7 yıl sonra “doğu” da onayladı; Yunanistan başta olmak üzere AB, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn tepki gösterdi. Doğu Akdeniz’de Türkiye için oldukça önemli olan bu stratejik gelişmenin arkasında Dışişleri ve Milli Savunma bakanlıkları ile MİT’in yürüttüğü yıllar süren çalışmalar var


Bugünkü yazımıza başlarken projektörlerimizi önce uzun zamandır ikiye bölünmüş olan Libya’ya çeviriyoruz. Ardından geçen hafta 20 Ekim günü ülkede çekişme halindeki iki güç merkezinden iki farklı görüntüye odaklanıyoruz. Önce Bingazi…

BİNGAZİ: “Doğu tarafı”nın merkezi konumundaki Bingazi’de bulunan Temsilciler Meclisi, yaptığı toplantıda oybirliğiyle Türkiye ile Libya’nın “Batı tarafı”ndaki “Ulusal Uzlaşı Hükümeti” arasında bundan yedi yıl önce 27 Kasım 2019 tarihinde imzalanmış olan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlanmasına Dair Mutabakat Muhtırası”nı onaylıyor.

Temsilciler Meclisi’nin 4 Ocak 2020 tarihinde, biri bu anlaşmayı hükümsüz gördüğünü ilan eden, diğeri Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören iki ayrı karar almış olduğunu hatırlayalım. Zaten 20 Ekim tarihli yeni kararda, 2020’de çıkan her iki kararın yürürlükten kaldırıldığı da belirtiliyor.

Doğu kesimindeki 180 derecelik tutum değişikliği, neresinden bakılırsa bakılsın, majör bir gelişmedir.

Bu kararın duyulması Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya ve Orta Doğu’ya doğru siyasi anlamda bir deprem etkisi yaratıyor. Yunan hükümeti ayağa kalkıyor. Mısır, Libya Meclisi’nin kararını geçersiz gördüğünü açıklıyor.

Aynı gün çarpıcı bir tepki duyurusu Brüksel’den geliyor. Avrupa Birliği Komisyonu’nun Başkanı Ursula von der Leyen ile AB’nin siyasi kanadını temsil eden AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, ivedilikle ortak bir açıklama yapma ihtiyacını duyuyor.

Von der Leyen ve Costa, Meclis kararını “derin bir üzüntüyle” karşıladıklarını belirterek, anlaşmayı “sözde mutabakat muhtırası” olarak nitelendiriyorlar. Mutabakatı “hükümsüz” bulduklarını kaydederek, “Yunanistan ve Kıbrıs’la dayanışmamızı bir kez daha vurguluyoruz” diyorlar.

Tepkileri özetledikten sonra projektörlerimizi şimdi Libya’nın batı kesimine, başkent Trablus’a çevirebiliriz.

Kalın, Trablus’ta ortaya çıkıyor

TRABLUS: 20 Ekim günü Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın Batı kesiminin merkezi, ülkenin resmi başkenti Trablus’a geldiği ortaya çıkıyor. Basına yansıyan bir fotoğrafta Kalın’ı, BM’nin ülkenin meşru otoritesi olarak tanıdığı Libya Ulusal Birlik Hükümeti’nin Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile birlikte görüyoruz. Mütebessim bir ifadeyle el sıkışıyorlar.

Güvenlik kaynaklarına göre, görüşmede Kalın, “Libya’nın doğu ve batı bölgelerinin birleştirilmesi sürecinde Türkiye’nin her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu” bildirmiş. Kalın, tüm tarafların bu doğrultuda Libya’nın geleceğini önceleyen bir yaklaşım ile hareket etmeleri beklentisini de aktarmış.

Libya’nın doğusundaki irade Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin tezlerini destekleyen bir çizgiye gelirken, batısındaki irade de uzun zamandır zaten yakın müttefik konumunda olduğu Türkiye ile yüksek profilli bir görüntü vererek bu tabloyu tamamlıyor.

MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Ulusal Mutabakat Hükümeti başbakanı Abdülhamid Dibeybe


Bu iki haber yan yana konduğunda, Türkiye’nin Libya cephesinde çok önemli bir dönemeci geride bıraktığını ve Doğu Akdeniz siyasetinde Libya’yı yedi yıl sonra ilk kez bir bütün olarak yanına çektiğini anlatıyor. Libya politikasının sadece Trablus merkezli olmaktan çıkıp, artık her iki tarafı da kapsayan dengeli bir yapıya oturduğunu gösteriyor.

Kabul edelim ki bu durum, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik denklemde Türkiye açısından büyük bir stratejik kazanıma işaret ediyor. Tabii, aynı zamanda bölgede Türkiye’ye dönük yeni potansiyel krizleri ve sınamaları da davet ediyor.

Boğaz manzarasına karşı Türk ve Mısırlı bakanlar

Şimdi tam üç gün sonrasına geçelim. Projektörlerimizi 23 Ekim Cuma günü bu kez İstanbul’a çeviriyoruz.

İSTANBUL: Körfez’de topyekun bir savaşın önüne geçmek ve Gazze’deki krizi ele almak üzere, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın davetiyle AB ve bölgeden toplam yedi ülkenin dışişleri bakanları İstanbul’da buluşuyor. Fransa, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan Dışişleri Bakanları Fidan’ın ev sahipliğinde bir aradalar.

Mısır’ın üç gün önce Libya Temsilciler Meclisi’nin onay kararını kuvvetle eleştirdiği hatırlandığında, Fidan’ın Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdüllati ile bu zirve sırasında buluşması hassas bir durum yaratıyor. Libya’daki hamlenin, son dört yıl içinde süratli bir düzelme ve ardından yakınlaşma devrine giren Türk-Mısır ilişkilerinde bir sarsıntıyı tetikleyip tetiklemeyeceği sorusu kaçınılmaz olarak zihinlere takılıyor.

Gelgelelim toplantının yapıldığı Boğaz’da Kuruçeşme’deki otelde deniz kıyısında çekilmiş olan ve sosyal medyada paylaşıma giren bir fotoğraf aksi yönde bir atmosferi çağrıştırıyor. Bir gerilim gözlenmiyor.

Fotoğrafta Fidan ve Abdüllati yüzlerini Boğaz’a dönmüş şekilde yan yana duruyorlar. Fidan sol kolunu Abdüllati’nin omzuna atmış, o da sağ koluyla Fidan’ın belinden tutmuş. Boğaz’ın muhteşem manzarası karşısında sıcak bir dostluk havası hakim. Yanlarında duran Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar da bu arkadaşlık tablosunu tamamlıyor.

Ankara’da Libya Ordusunu birleştirme toplantısı

ANKARA: Ve ardından Libya basınında çıkan haberlerde ülkede çekişme halindeki iki kesimin askeri temsilcilerinin, Saddam Hafter ile El Zubi’nin Türk tarafının ev sahipliğinde Ankara’da masaya oturdukları bildiriliyor. Trablus merkezli “Libya Observer” gazetesi tarafından geçilen bu haber Ankara’da ne doğrulanıyor ne de tekzip ediliyor.

Saddam Hafter, Doğu Libya’daki “Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanı”, ülkenin en güçlü aktörü olan Halife Hafter’in oğlu. Onun yardımcısı olarak görev yapıyor.

Abdüsselam el Zubi ise Batı kesimindeki hükümetin Savunma Bakanlığı Müsteşarı. Savunma Bakanlığı pozisyonu Başbakan Dibeybe tarafından üstlenildiği için, kendisi aslında ‘bakan vekili’ konumunda.

Bu iki aktör geçen mayıs ayında Ankara’da Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in ev sahipliğinde de buluşmuştu.

8 Mayıs’ta iki tarafın temsilcileri Milli Savunma Bakanı Güler’in ev sahipliğinde bir araya geldi. Fotoğrafın en solunda Saddam Hafter, en sağında ise Abdüsselam el Zubi görülüyor


Şimdi bütün bu fotoğrafları yan yana koyup, Meclis kararının tetiklediği diğer gelişmeleri de hesaba kattığımızda karşımızdaki tabloyu nasıl değerlendirmeliyiz?

Doğu Akdeniz’de ne oluyor? Meclis kararı Türkiye açısından ne anlama geliyor? Bizi bekleyen muhtemel gelişmeler ne?

CIA bağlantılı Hafter Libya’da sahneye çıkınca

Bugün Libya’yı etkileyen dinamikleri anlayabilmek için galiba önce filmi biraz başa sarmamız gerekiyor. 2011’de Libya lideri Muammer Kaddafi’nin ABD ve NATO öncülüğündeki askeri harekatın desteklediği isyan sonucunda devrilmesinden sonra Libya’yı kaplayan kaotik iç savaş ortamını hatırlayalım. Libya bu süreçte fiilen batı ve doğu olmak üzere ikiye bölünmüştü.

Zamanla doğu kesiminde sivrilen aktör ülkenin bu bölgesindeki silahlı unsurları kontrolüne alan general Halife Hafter’di. Onu da kısaca tanıtmamız şart.

Hafter, Kaddafi’nin 1969’da iktidarı ele geçirdiği darbeyi gerçekleştiren yakın kurmay kadrosu içindeydi. Gelgelelim 1970’li yılların sonlarında başlayan Çad-Libya savaşında 1987 yılında Çad güçlerine esir düşmesi hayatının seyrini köklü bir şekilde değiştirdi. ABD tarafıyla anlaşarak, bu kez Kaddafi’yi devirmek üzere örgütlenmeye girişti. Ardından 1990 yılında ABD’ye giderek bu ülkenin vatandaşlığına geçti ve yaklaşık 20 yıl süreyle CIA merkezinin de bulunduğu Virginia eyaletindeki Langley bölgesinde yaşadı.

Hafter, 2011 yılında Libya karışınca aynı yıl 15 Mart tarihinde ABD’den ülkesine dönerek muhalefet hareketine katıldı. Tabii, genç bir subayken kurmaylık eğitimi Sovyetler Birliği’nde almış olması ve Rusça bilmesi, kendisinin Rusya ile diyalogunu kolaylaştıran bir unsur.

Petrol doğuda, merkez bankası batıda olunca…

İç savaş sonrasında 2019 yılına gelindiğinde Libya’da ikili bir yapı yerleşmişti. Batı’da başkent Trablus’ta BM’nin de meşru otorite olarak kabul ettiği Ulusal Uzlaşı Hükümeti, doğuda ise Bingazi’de Hafter’in kontrolündeki yönetim.

İlginç olan, ülkenin yasama organı Temsilciler Meclisi doğuda kalmıştı ve Hafter ile uyum içinde hareket ediyordu. Meclis lideri Akile Salih de kendi gündemi olmakla birlikte Hafter ile aynı ittifak içinde görünüyor ve Türkiye karşıtı bir çizgi izliyordu.

Libya’daki durumu içinden çıkılmaz hale getiren asıl mesele şuydu: Ülkenin petrol kuyularının, buradan gelen zenginliğin büyük bölümü doğuda Hafter’in kontrolündeki bölgede kalmıştı.

Buna karşılık petrolü çıkaran, sevkiyatını ve ihracatını yapan kamu kurumu Libya Ulusal Petrol Şirketi batı kesiminde, başkent Trablus’ta bulunuyordu. Keza parayı kontrol eden, maaşların ödeme emirlerini çıkaran Merkez Bankası da… Görüleceği gibi uygulamada devlet organlarının işleyişini felç eden son derece karmaşık bir tablo söz konusuydu.

Silahlı gruplara gelince, Hafter’in komuta ettiği ordu daha düzenli ve disiplinli bir yapıya sahipti. Batı’daki silahlı gruplar ise dağınık ve kontrolsüzdü; ciddi bir emir-komuta düzeninden yoksundu.

Bu durumun sağladığı avantajla Hafter’in komutasındaki güçler sahada sürekli alan kazanarak batı kesimini sıkıştırmaya ve Trablus’a doğru yaklaşmaya başladı. İşte iç savaşın en sert seyrettiği bu ortamda Kasım 2019’da batıdaki Ulusal Uzlaşı Hükümeti Türkiye ile deniz yetki anlaşmasını imzaladı. Ve kıyamet koptu.

Dışişleri Bakanı Fidan ve “doğu tarafı”nın lideri Hafter


Türkiye savaşa ağırlığını koyuyor

Bu anlaşmanın imzalandığı 27 Kasım 2019 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile “Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı” Fayiz es-Serrac arasında imzalanan bir anlaşma daha vardı: “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası”.

Bu mutabakat, askeri işbirliğinin yanı sıra askeri eğitim, güvenlik, savunma sanayii, lojistik ve talep halinde ortak savunma ve güvenlik işbirliği ofisi kurulması gibi konuları kapsıyordu.

Trablus-Ankara ekseninde bu hamleler yapılırken, Libya’da sahada kazanan taraf Hafter’di. Aralık ayı başına gelindiğinde, Hafter güçleri başkent Trablus’un dış çeperlerine sokulmuş durumdaydı.

Ancak Türkiye’nin sahada bir süredir sessizce batıdaki askeri güçlere yardım ettiğine ilişkin haberler de yayılıyordu. Önemli bir İHA envanterinin ve bu sistemleri kullanan teknik personelin sahada olduğu anlaşılıyordu.

2 Ocak 2020 tarihinde TBMM’den geçen ve hükümete Libya’ya asker gönderme yetkisi veren tezkere ile birlikte Türkiye’nin ulusal uzlaşı hükümetine desteği yeni bir aşamaya geçti. Doğrudan ve kapsamlı bir nitelik kazandı. Genelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Metin Gürak Libya’daki Türk askeri unsurlarının komutanlığına getirildi. Öte yandan Suriye’de Türkiye’yi destekleyen Özgür Suriye Ordusu’ndan (ÖSO) bazı unsurların Libya’ya kaydırıldığı ortaya çıktı.

Türkiye’nin müdahalesi iç savaşın dengesini değiştirdi

Türkiye Libya’da ağırlığını açıkça Batı kesimindeki hükümetten yana koyarken sahada çok geniş bir ittifakı karşısında buldu. Çünkü Hafter’in yanında Rusya’nın meşhur Wagner lejyoner güçleri, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteği de vardı. Avrupa cephesinde Yunanistan ve Fransa da açık bir şekilde Hafter’in yanındaydılar. Her ülkenin desteğinin nitelik ve düzeyi farklıydı. Ancak AB içinde İtalya, Libya’da batıdaki hükümeti destekleyerek Türkiye’ye yakın durdu.

Öte yandan, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya uyguladığı silah ambargosunu denetlemek üzere AB’nin 2020 yılında Doğu Akdeniz’de başlattığı ‘Med Irini” harekatı çerçevesinde kurduğu deniz gücünün Türk ticari gemilerine müdahale ettiği durumlar da yaşandı.

Ve zamanla sahadaki askeri güç dengesi batıdaki hükümetin lehine değişmeye başladı. Özellikle nisan-mayıs aylarında şiddetli çarpışmalar oldu. Sonuçta Hafter, Trablus’u kontrolüne alma planlarını hayata geçiremedi. Zamanla doğuya çekilmek zorunda kaldı. 23 Ekim 2020’de BM gözetiminde imzalanan ateşkes anlaşmasıyla sahada kurulmuş olan denge kalıcı hale geldi.

2026 yılında üzerinde mutabakat olan bir husus, Türkiye’nin 2019-2020’deki müdahalesinin Libya’daki iç savaşın seyrini köklü bir şekilde değiştirmiş olduğudur. Bu destek olmasaydı, kuvvetle muhtemeldir ki Hafter bugün Libya’nın bütünü üzerinde egemen hale gelecek, BM desteğindeki hükümet de çoktan tarihe karışmış olacaktı.

Kuşkusuz, Libya’da Batı’daki hükümetin ayakta kalması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını gözeten deniz yetki anlaşmasının kalıcılığını da sağlamıştır.

Bu arada Korgeneral Gürak, aynı yıl (2020) düzenlenen YAŞ’ta orgeneralliğe terfi etmiş ve 2023 yılında Genelkurmay Başkanlığı’na yükselmiştir.

Ankara ile Hafter arasında paslaşmalar

Türkiye’nin müdahalesinin sahaya askeri dengeyi getirmesi ve ateşkesin ilan edilmesi BM çerçevesindeki siyasi çözüm girişimlerine yeni bir ivme verilmesine yol açtı. Yaratılan hareketlilik içinde Ulusal Uzlaşı Hükümeti, geçici Ulusal Birlik Hükümeti’ne dönüştü, başbakanlığına da 5 Şubat 2021 tarihinde Es-Serrac’ın yerine yine Ankara’ya yakın bir isim olan Abdülhamid Dibeybe seçildi.

Gelgelelim, BM tarafından hazırlanan bütün planlar iki kesimin yetki paylaşımında mutabık kalacakları bir çözümü mümkün kılmadı. En son BM ile geçen 30 Ağustos’ta varılan mutabakat uyarınca ülkede tek bir yürütme otoritesi oluşturmaya dönük bir şekilde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin 24 ayı aşmayan bir süre içinde yapılması, bu durumda yol haritasının en geç 30 Ağustos 2028’e kadar tamamlanması öngörülüyor. Ancak bu tasavvurun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ayrı bir tartışma konusu.

Çözümsüzlüğün sürmesi Ankara’nın Libya’nın doğu tarafıyla da ilişkilerini normalleştirmesi gereğini ortaya koydu. Burada doğudaki iki aktörle yeni bir sayfa açılması gereği belirdi: Meclis Başkanı Akile Salih ve sahadaki askeri gücü kontrol eden General Halife Hafter…

Türkiye nasıl 2020 sonundan itibaren Mısır, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerle kriz içinde seyreden ilişkilerini düzeltme yönünde adımlar atmaya başladıysa, benzer şekilde ama biraz daha geriden gelerek Libya’nın doğu kanadıyla da normalleşme çabasına girişti. Doğudaki aktörler de bu çabaları karşılıksız bırakmadı.

Türkiye’ye mesafeli duran Meclis Başkanı Akile Salih’in 2 Ağustos 2022 tarihinde Ankara’ya gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi, doğu kanadı ile ilişkilerin düzelmeye başlamasındaki önemli ilklerden biriydi.

Öte yandan 2023 yılının şubat ayında Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Yıldız’ın hem batıyı hem de doğuyu ziyaret etmesi de dikkat çekici bir açılım işaretiydi. Keza 2024 yılının kasım ayında Türkiye’nin Bingazi Başkonsolosluğu’nun açılması yine kayda değer bir başka adım oldu. Ayrıca, 14 Ocak 2025 tarihinde Bingazi’ye tarifeli THY uçuşları başladı.

Yaşar Güler iki tarafın komutanlarını buluşturdu

Kuşkusuz çok önemli bir kırılma, 4 Nisan 2025 tarihinde Hafter’in oğlu Saddam Hafter’in, o tarihte Libya Ulusal Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı unvanıyla Ankara’yı ziyaret etmesiydi. Bu ziyaretin ardından batıdan sonra doğu kanadıyla da askeri temaslarda artış meydana geldi.

Sonrasında Saddam Hafter’in sık sık Ankara ve İstanbul’a gelmesine, silah fuarlarına katılmasına tanık olduk. Buradaki kritik temaslardan biri, 8 Mayıs 2026 tarihinde Milli Savunma Bakanı Güler’in Saddam Hafter ile batıdan Savunma Bakan Vekili El Zubi’yi Ankara’da buluşturmasıydı.

Bu görüşmede üçü ellerini üst üste koydular. Bu fotoğrafın sembolizmi, en azından iki tarafın askeri temsilcileri arasında diyaloğun kurulduğunu, ordularının birleştirilmesine ilişkin müzakere sürecinin önünün açıldığını göstermesiydi.

Açık kaynaklardan yapılan bir derleme, Saddam Hafter’in geldiği 4 Nisan 2025’ten sonraki bir buçuk yıl içinde Ankara ile Libya’nın her iki kesimi arasında karşılıklı üst düzey askeri ziyaretler şeklinde 20’ye yakın temasın gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

Bu arada, batı tarafından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Ahmed El Haddad’ın 23 Aralık 2025 tarihinde Ankara ziyaretinin ardından dönüş yolunda Haymana yakınlarında geçirdiği uçak kazasında hayatını kaybetmesi bu dönemin üzücü bir hadisesidir.

Harp okullarında iki taraftan da öğrenci var

Her halükarda Libya’nın her iki kesimiyle karşılıklı askeri ziyaretlerin artık rutin hâle geldiğini söyleyebiliriz. Bu durum, askeri işbirliğindeki yoğunlaşmaya işaret ediyor. Askeri eğitim alanı, bu işbirliğinin vurgulanması gereken bir boyutunu oluşturuyor. Türkiye’deki harp okullarında Libya’nın her iki tarafından da askeri öğrenciler okuyor. İş birliğinin bir diğer dikkat çekici yönü, Libya’da beş ayrı askeri merkezde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenli olarak askeri eğitim verilmesidir. Türkiye’deki savunma fuarlarına, askeri tatbikatlara Libya’nın her iki kesiminden gözlemci davet edilmesi bu fotoğrafı tamamlıyor.

Türkiye’nin bugün Libya’da önemli bir askeri varlığından söz edebiliriz. Trablus sahillerinde Türk Deniz Kuvvetleri’nden iki firkateynin düzenli olarak bulunması da Türkiye’nin askeri varlığının bir başka göstergesidir.

Hakan Fidan’ın Halife Hafter’i ziyareti

Hafter oğlu Saddam’ı Ankara’ya göndererek bir adım atmıştı. Ankara cephesinden gelen kuvvetli bir adım, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 11 Ağustos tarihinde başlayan Libya gezisi sırasında 12 Ağustos’ta Bingazi’ye geçerek Halife Hafter’le görüşmesi oldu.

Fidan’ın ziyareti, bir anlamda normalleşmenin artık siyasi düzeyde rayına oturmakta olduğunu gösterdi.

Siyasi temasların içeriği konusunda çok az açıklama yapıldı. Ancak Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nı onaylaması kararının zamanlamasına bakıldığında, bu adımın normalleşme sürecinin bir parçası olarak olgunlaştırıldığı sonucuna varabiliriz.

Özetle, Doğu ile yakınlaşma çabaları özellikle 2022 sonrasında arka planda düzenli bir şekilde yürütülüyordu. Bu çabalar zaman içinde içerik kazandı, düzeyi yükseldi ve Doğu tarafının anlaşmayı onaylamasına kadar uzandı.

Burada çok kritik bir faktörün de altını çizmeliyiz. Doğudaki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in 6 Ekim’de 12 yıldır yürüttüğü görevden alınıp yerine ertesi günü Al-Salhin Abdülnebi el-Ubeydi’nin seçilmesi, bu sonucun alınmasında etkili olmuş muhtemel faktörlerden biri olarak görülebilir.

Çıkarılacak sonuçlar

Son gelişmenin taşıdığı sonuçları şöyle değerlendirebiliriz:

• Mısır, Yunanistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in 26 Ekim’de ortak bir açıklamayla Libya Temsilciler Meclisi kararına sert bir şekilde yönelttikleri itiraz, Mısır cephesinde bu konudaki hassasiyetin sürdüğünü gösteriyor. Buna karşılık, aralarında pek çok alanda örtüşen ve giderek artan karşılıklı çıkarlarının, Türkiye ile Mısır’ın bu anlaşmazlığı diyalog ve diplomasi yoluyla yönetebilmelerini mümkün kılması beklenmelidir.

• Libya’nın doğu kanadının bu anlaşmayı onaylama noktasına gelmesinde, mutabakattaki düzenlemelerin Libya’ya deniz yetki alanlarında kuzeye doğru Doğu Akdeniz’in ortalarına kadar uzanan geniş bir pay bırakmasının rol oynadığı aşikardır. Belli ki, anlaşmanın deniz yetki alanlarında Libya’nın yüksek ulusal çıkarlarına hizmet ettiği düşüncesi, Doğu ile Batı’yı ortak bir çizgide bir araya getirmiştir. Bu noktada Hafter’in de ikna edildiği anlaşılıyor.

• Onay kararının Yunanistan cephesinde bir infial yarattığı gözleniyor. Bu hadise, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik denklemde Türkiye’nin de belirleyici bir ağırlığa sahip olduğunu bir kez daha tescil eden güçlü bir hamle olmuştur.

• AB, bir üyesinin taraf olduğu bir anlaşmazlıkta o üyeye açıktan destek vererek yine taraf duruma düşmüştür. AB’nin Doğu Akdeniz’deki sorunlarda bu şekilde taraf konuma gelmesi, yapıcı bir rol oynamasını engellemekte ve bu meselelerin çözümünü daha da zorlaştırmaktadır.

Ve acı bir ders

• Önümüzdeki dönemin kritik sorusu, gelişmenin Libya’da Doğu ile Batı kesimleri arasında kalıcı bir barışın önünü açıp açmayacağıdır. Deniz yetki alanları söz konusu olduğunda iki tarafın sonunda aynı ortak paydada buluşabildiğini görüyoruz. Ancak iş ülkedeki siyasi gücün ve ekonomik zenginliğin paylaşımına geldiğinde, uzlaşı hiç de kolay ortaya çıkmıyor. Libya’daki çatışan tarafların bu alanlarda da bir ortak paydayı bulmaları gerekiyor.

• Bu yaşananlar bize şu acı dersi bir kez daha hatırlatıyor. Dışarıdan askeri harekatlarla bir ülkeyi dağıtmak mümkün ama o ülkeyi bütün kurumlarıyla derleyip toparlayıp yeniden inşa edebilmek, siyasi birliğini sağlayabilmek müdahaleyi yapanların masada hesapladıklarından çok daha güç. Libya, bu dersin canlı bir örneği olmaya devam ediyor.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

No comments:

Post a Comment