Friday, August 21, 2026

Oksıjen gazetesi - 21 Ağustos 2026 - Sedat Ergin - Doğu Akdeniz jeopolitiğinde Mohamed Salah faktörü

 

Doğu Akdeniz jeopolitiğinde Mohamed Salah faktörü

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son Mısır ziyaretinde yapılan açıklamalar, Trabzonspor’un yeni yıldızı Salah’ın Ankara-Kahire hattındaki yakınlaşmada şimdiden önemli bir rol üstlendiğini ortaya koydu. Bu açıklamalar, Salah’ın yeni dönemde bir futbolcunun çok ötesinde bir ‘mevki’ kazanmakta olduğunu gösteriyor


Tarih 13 Ağustos Perşembe. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında savunma iş birliğine dair Mekke Anlaşması’nın imzalanmasından tam altı gün sonra. Yer, Mısır’ın İskenderiye’nin batısında Akdeniz kıyısındaki en önemli turizm merkezlerinden biri olan ve yaz aylarında ülkenin ‘sahil başkenti’ kimliğini kazanan El-Alameyn…

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Mısırlı mevkidaşı Bedir Abdülati ile birlikte düzenledikleri basın toplantısı başlamak üzere. Salondaki herkes Mısır’ın neden Mekke Anlaşması’nın dışında kaldığı sorusuna verilecek yanıtı bekliyor merakla.

Mısırlı Bakan: Yüreklerimiz ısındı

Toplantıyı ev sahibi olarak Mısır Dışişleri Bakanı Abdülati açıyor. Önce ikili ilişkilerde yakalanan “ivme”den söz ediyor Mısırlı bakan; ardından Süveyş Kanalı’nın dünya ticareti için önemine dikkat çekiyor ve konuyu oradan “bağlantısallık” meselesine getiriyor. “Bölgesel ve küresel üretim zincirlerinin kesintisiz sürdürülebilirliği önemli” diye konuşuyor.

Daha sonra Türk muhatabı ile Türkiye ile Mısır arasında eğitim, sağlık, sivil havacılık, gençlik ve spor sektörlerindeki iş birliği konularını da görüştüklerini belirterek, “Burada asil Türk halkına samimi memnuniyetimi ifade etmek isterim” diyerek bir parantez açıyor.

Şöyle konuşuyor Mısır Dışişleri Bakanı:

“Bizler hepimiz Mısırlı futbolcu Mohamed Salah’ın Türkiye’de ne kadar güzel karşılandığını gördük. Bu, gönüllerimizi, yüreklerimizi ısıtan bir görüntü ve bir sahne oldu.”

Abdülati şöyle devam ediyor:

“Savunma sanayi sektöründeki iş birliğini de ele aldık, güvenlik alanında keza. Burada ayrıca bölgesel meseleleri de ele aldık. Bunların başında malum işgal altındaki Filistin topraklarında meydana gelen hadiseler var.”

Bakan’ın gündem sıralamasında Salah’tan sonradaki açıklamaları sırasıyla Filistin sorunu, Suriye, Libya, Sudan, Somali başlıkları, Orta Doğu’da su meselesi ve Ukrayna’daki savaşa kadar uzanıyor.

Fidan ve Abdülati, Mısır’da bir araya geldiğinde de gündem Salah’tı.

Fidan: “Salah vesilesiyle iki halk kucaklaştı”

Derken kürsüde sıra, sözlerine Abdülati gibi “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek başlayan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a geliyor. O da konuşmasının girişinde ikili ilişkilerin “mükemmel bir şekilde seyrettiğini” kaydederek, konuyu hemen Mohamed Salah’a getiriyor:

“Son olarak, Mısırlı futbolcu Mohamed Salah’a Türkiye’de gösterilen ilgiyi muhakkak hep beraber takip ettik, izledik. Adeta, Türk halkı ile Mısır halkı bu vesileyle kucaklaştı. Bu durumdan büyük memnuniyet duyuyoruz.”

Bakan, daha sonra imzaladıkları protokollerden söz ediyor, buradan Doğu Akdeniz’deki güç dengesine geçiyor. “Doğu Akdeniz’de kamplaşma ve çatışma yerine uzlaşı ve iş birliğini önceliyoruz” diye konuşuyor. Bunu Libya ve Sudan başlıkları izliyor.

Görüleceği gibi, Mohamed Salah her iki bakanın açıklamalarında kuvvetli bir vurgu alıyor. Arada şu fark var: Mısırlı Bakan ilişkilerin dökümü içinde Salah’a gündemde orta sıralarda bir yer verirken, Fidan daha merkezi bir konum atfederek konuşmasının açılışını Salah üzerinden yapıyor…

Yakınlaşmanın köprüsü olarak Mohamed Salah

Salt bu beyanlar bile Mohamed Salah’ın yeni dönemde bir futbolcudan çok daha fazla bir konum kazandığını ya da futbol diliyle “mevkiye” geldiğini gösteriyor. 34 yaşındaki futbolcu, Mısır’da 2013 yılındaki darbeyle birlikte uzun bir dibe vuruş dönemi yaşayan, ardından 2022 sonrasında süratli bir düzelme sürecine giren Ankara-Kahire ilişkilerinde yakınlaşmanın bir simgesine dönüşmüş bulunuyor.

Mohamed Salah’ın Türkiye Süper Ligi’nde yeşil sahalara çıkmasının yarattığı kuvvetli rüzgar Trabzon’dan yükselerek Türk-Mısır ilişkilerinin yelkenlerini de doldurmaya başlamıştır.

Bir adım ileri götürelim. Türk-Mısır ilişkilerinde işleyen dinamikler aynı zamanda Doğu Akdeniz’in jeopolitiğinde en önemli faktörlerden biridir. Bu haliyle Salah da bu jeopolitik denklemin vitrinindeki oyuncularından biridir artık.

Yunan basınına göre Salah Türkiye’nin yumuşak güç stratejisi

Yunanistan’ın prestijli gazetelerinden Kathimerini’de Salah’ın transferinin siyasi sonuçlarına da odaklanan 15 Ağustos tarihli geniş bir yazıya yer verilmesi, Mısırlı futbolcunun Trabzonspor’a gelişinin Atina cephesinde de yakından ve dikkatli bir şekilde izlenmekte olduğunun bir göstergesi.

Kathimerini’nin Kahire çıkışlı ve Sara Şerif imzalı bu yazıya “Mohamed Salah Türkiye’nin Mısır’daki yumuşak gücünün bir aracı mı olacak?” başlığını atması bile yeterince açıklayıcı. Metnin hemen girişinde “Bu transfer sıradan bir sportif olay ya da basit bir ticari işlem olarak değerlendirilemez; Türkiye’nin Mısır’daki ‘yumuşak güç’ stratejisinin daha geniş bağlamı içinde ele alınmalıdır” deniliyor.

Yunan gazetesi, transferin gerisinde siyasi faktörlerin rol oynadığı, hatta “anlaşmaya yakın kaynaklara” dayanarak, transferin sonuçlandırılması için “yüksek düzeyde bir Türk otoritesinin” bizzat müdahil olduğunu öne sürüyor.

Yazı Türkiye-Mısır ilişkilerinin yakın tarihteki iniş çıkışlı seyrinin bir özetini de aktarıyor.

Sisi’nin Mursi’ye darbesiyle Kahire ile ilişkiler yokuş aşağı gitti

Yunan gazetesinin değerlendirmesinden de görüleceği gibi, yeni döneme ilişkin yapılan her değerlendirme, ister istemez 2013 sonrasında Ankara ile Kahire arasındaki ilişkilerde yaşanan yokuş aşağı gidişi hafızalarda bir kez daha canlandırıyor.

Kriz, o dönemde Savunma Bakanı ve Mısır Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı olan Orgeneral Abdülfettah es-Sisi’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi darbe ile devirmesi üzerine patlak vermişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın darbeye en kuvvetli tepkiyi veren yabancı liderlerin başında yer alması ve çok sert bir söylemle Sisi’yi hedef alması, ilişkilerde büyük bir kopmaya yol açmıştı.

Müslüman Kardeşler örgütünün önde gelen isimlerinden olan Mursi’nin devrildiği darbe, o dönemde bölgede bir kamplaşmaya da yol açmıştır. Bu örgütü tehdit gören Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt, Sisi’ye hem siyasi hem de mali düzeyde kuvvetli bir destek verirken, Katar Körfez bölgesinde Müslüman Kardeşler’in baş destekçisi olarak kalmıştı.

Sonuçta bölge bir tarafta Mısır-Suudi Arabistan-BAE-Kuveyt, diğer cephede ise Katar ve onun yanında Türkiye’nin olduğu keskin bir kamplaşmaya sahne olmuştu. Başını Suudilerin çektiği birinci grup Bahreyn’i de yanına alarak 2017 yılında Katar’a abluka uygulamaya başlamıştı. Kuveyt bu noktada ablukaya katılmayarak taraflar arasında arabuluculuğa soyunmuştur.

O dönemde Türkiye yalnızca Mısır’la kopma yaşamamış, Suudi Arabistan ve BAE ile de köprüler atılmıştı.

Mısır, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi çevreleyince

İlişkilerin kötüleşmesi nedeniyle yalnızca Orta Doğu değil, Doğu Akdeniz de sert bir cepheleşmeye sahne olmuştur. Mısır ve birlikte hareket ettiği ülkeler, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi karşılarına alacak şekilde Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile ittifaklar kurma yönüne gitmiştir.

Türkiye’nin 27 Kasım 2019 tarihinde Libya ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması imzalaması burada önemli bir kırılma yaratmıştır. Mısır da bunun üzerine 6 Ağustos 2020 tarihinde Yunanistan ile bu hamleye karşılık veren benzeri bir anlaşma imzalamıştır. İki anlaşmadaki yetki alanlarının bazı bölgelerde çakışması, taraflar arasında yetki anlaşmazlıklarını ve çatışma potansiyelini beraberinde getirmiştir.

Türkiye ile Mısır, o dönemde bunun gibi pek çok zeminde karşı karşıya gelmiştir. Örneğin, Libya’daki iç savaşta Türkiye BM’nin meşru gördüğü Ulusal Uzlaşı Hükümeti’ne destek vermiştir. Mısır ise Suudi Arabistan ve BAE ile birlikte Halife Hafter’in başında olduğu karşı cepheyi desteklemiş, Rusya ile Fransa da bu kanatta yer almıştır.

Tabii buna Mısır’ın Yunanistan ve KRY ile Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları konusunda muhtelif iş birliği mekanizmaları ve ortaklıklar kurma yoluna gitmesi, Türkiye’nin bu bölgede kurulan enerji yapılanmalarından dışlanması sonucunu doğurmuştur. Mısır, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin nüfuzunu, gücünü, çıkarlarını sınırlamak için her fırsatı değerlendirmiştir.

Kabul edilmelidir ki, 2013 sonrasında Türkiye bakımından yüksek bir maliyet ortaya çıkmıştır.

Erdoğan’ın herkesi şaşırtan manevrası

Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2020 yılında herkesi şaşırtan ani bir manevrayla birden tutumunu değiştirmesi bütün denklemi altüst etmiştir. Dönüm noktası, Erdoğan’ın 14 Ağustos 2020 tarihinde “iki ülke istihbarat örgütlerinin birbirleriyle konuştuklarını” duyurmasıydı. Bugün Dışişleri Bakanı koltuğunda oturmakta olan Fidan, o dönemde MİT Başkanı olarak ilişkilerin onarılmasına dönük müzakereleri de yürüten kişiydi.

Bu şekilde başlayan normalleşme arayışları, ardından dönemin Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal’ın yürüttüğü görüşmelerle siyasi düzeyde olgunlaştırıldı. Bu süreçte Kahire’nin talepleri doğrultusunda İstanbul’da Müslüman Kardeşler’i destekleyen bölgeye dönük TV yayınlarının durdurulması gibi adımlar da yumuşamayı hızlandırdı. Burada dikkat çekici olan, Türkiye’nin normalleşme beklentisine Mısır’ın ağırdan alan bir tutumla karşılık vermiş olmasıdır.

Derken 20 Kasım 2022 tarihinde Erdoğan’ın Dünya Kupası için gittiği Katar’da muhtemelen önceden hazırlanmış bir diplomatik koreografi çerçevesinde Sisi ile el sıkışmasıyla birlikte buzların hızla eridiği bir döneme girildi.

Gerisi herkesi şaşırtan bir süratle ilerledi. İki lider uluslararası toplantılarda buluşmaya başladılar. Erdoğan, 14 Şubat 2024’te günübirlik bir ziyaret için Kahire’ye gitti ve Stratejik İşbirliği Konseyi’nin ilk toplantısı yapıldı. Sisi’nin aynı yıl 4 Eylül tarihinde Ankara’ya gelmesiyle konseyin ikinci toplantısı gerçekleşti.

Bütün bu hadisenin özeti, bir anlamda dibe vurmuş olan bir ilişkinin çok kısa zamanda birden stratejik ilişki düzeyine yükselmiş olmasıdır. Politika değişikliğinin temelinde, Ankara cephesinde 2013 sonrasında izlenen Mısır politikasının hatalı olduğu konusunda çıkartılan derslerin yattığı söylenebilir.

Mısır politikasındaki manevra ‘Zararın neresinden dönülse kârdır’ anlayışıyla kamuoyundan da geniş destek görmüştür. Bu süreçte, Suudi Arabistan ve BAE ile bozulmuş olan ilişkilerin benzer şekilde düzelmesi yolunda çok önemli mesafe alınmıştır.

Mısır Mekke Anlaşması’na neden katılmadı?

Şu işe bakın ki, Türkiye 2022 yılına kadar yine ilişkilerinin koptuğu Suudi Arabistan ile bugün savunma anlaşması imzalayarak, “bu ülkeye yapılan saldırıyı kendisine yapılmış sayacağı” bir noktaya gelmiştir.

Yeniden Fidan’ın basın toplantısına dönersek, Mısır’ın Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan üçlüsü tarafından imzalanan bu anlaşmanın dışında kalması ciddi bir soru işareti oluşturuyor.

Bunun bir nedeni de bu üç ülkenin Mısır ile birlikte geçen mart ayından bu yana “Bölgesel Dörtlü” diye adlandırılan bir siyasi danışma mekanizması yürütmekte oluşlarıdır. ABD’nin Şubat sonunda başlayan İran’a yönelik saldırısından sonra kurulan bu grubun mart ayından bu yana dört toplantı yapmış olması danışmaların yoğunluğu bakımından fikir vericidir.

Ancak mesele siyasi danışmalardan savunma ittifakına gelince Mısır dışta kalmayı tercih etmiştir. Kahire’de saygın çizgisiyle tanınan MadaMasr haber sitesinin analizine bakılırsa, bunun ana nedenlerinden biri, “Mısır’ın Suudi Arabistan’ın öncü konumda olacağı bir siyasi blokta yer almasının kendisinin bölgesel hareket serbestisini zayıflatacağını düşünmesidir.”

Abdülati ise Fidan’ın yanında yaptığı açıklamada “Konu savunma iş birliğine gelince ve bazı sorumluluklar, yükümlülükler olunca, tabii burada ciddi bir çalışma yürütmek gerekiyor. Mısır Anayasası çerçevesinde bunu çalışmak, bunun hukuki yükümlülüklerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor” diye konuşmuştur.

Başka faktörler de devreye giriyor. Mısır’ın Suudi Arabistan’la rekabet içinde olan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkilerini de dengeli bir şekilde yürütmek isteği hatırı sayılır bir faktör olmalıdır. BAE, yakın bir zamana kadar 11 milyar dolar kadar bir kaynağı likidite sorunu yaşanmasın diye Mısır Merkez Bankası rezervleri içinde tutmaktaydı. Bu ülke, ayrıca Akdeniz kıyısında El-Alameyn’in batısındaki Ras El-Hekma’da yeni bir turizm şehrinin inşası projesini üstlenmiş ve bunun için 35 milyar dolar taahhüt etmiştir.

Vurgulanması gereken bir nokta, Mısır’ın bu anlaşmanın dışında kalmasının Türkiye ve Suudi Arabistan ile ilişkileri açısından bu aşamada bir pürüz oluşturmadığıdır. Fidan’ın El-Alameyn ziyareti sırasında Suudi Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud’un burada ortaya çıkması bunun bir ifadesidir. Fidan, Abdülati ve Ferhan Al Suud’un beyaz gömleklerinin kollarını sıvayıp bir restoranda “kardeşler buluşması” diye verdikleri fotoğraf Mekke mutabakatı bağlamında “Bir sorun yok” mesajı taşıyordu.

Aslına bakılırsa, Mısır Mekke Anlaşması’nın ne içindedir, ne de dışında… Fidan’ın deyimiyle “Mısır doğal ortaktır.”

Libya artık bir iş birliği alanı

Sonuçta Türkiye-Mısır ilişkilerinin bugün itibarıyla oldukça kuvvetli bir zemine çıktığını söylemek mümkündür. Fidan ve Abdülati’nin açıklamaları birlikte incelendiğinde pozisyonların büyük ölçüde örtüştüğü gözleniyor. Abdülati’nin “Üzerinde çalıştığımız konuların hemen hemen hepsinde Türkiye ve Mısır olarak ortak bir anlayışla beraber hareket etmekteyiz” demesi, bu örtüşmenin bir ifadesidir.

Yakın zamana kadar Türkiye ile Mısır arasında açık bir çatışma alanı olan Libya, bugün iki ülkenin diyaloğunda yakın bir istişare sürecinin konusudur. İki ülkenin bu alanda iş birliğini sürdürmesinin, Libya sorununa siyasi bir çözüm bulunması çabalarını olumlu yönde etkilemesi beklenebilir.

Yunanistan faktörü ne olacak?

Bununla birlikte önemli bir soru, Mısır’ın Türkiye ile yakınlaşmasının bu ülkenin 2013 sonrasında Yunanistan ve KRY ile giriştiği iş birliklerini nasıl etkileyeceği meselesidir. Özellikle enerji konularında oluşturulan yapılanmalara uzun dönemde Türkiye’nin dahil edilip edilmeyeceği bugünden kritik bir soru olarak beliriyor.

Ancak Mısır’ın Yunanistan ile ilişkilerini sarsmaktan kaçınması şaşırtıcı olmaz. Bu ülkenin Yunanistan ve KRY ile 2015 yılında başlattığı MEDUSA askeri tatbikatlarını bu süreçten etkilenmeden sürdürmesi de göze çarpan bir durumdur. Adını Yunan mitolojisinden alan deniz, kara, hava ve özel harekat unsurlarının yer aldığı MEDUSA tatbikatlarının 14’üncüsü geçen yıl kasım ayında düzenlenmiştir. Bu tatbikata Fransa ve Suudi Arabistan da katılmıştır.

Buna karşılık Mısır Ordusu ile TSK arasında geçen yıldan bu yana yapılan ortak tatbikatlarla bu tabloya bir denge geldiği belirtilmelidir. Bugüne dek bu tatbikatlarda deniz kuvvetleri, özel kuvvetler ve hava kuvvetleri unsurları yer almıştır.

Türk-Mısır stratejik ekseni ve salah

Burada karşımıza çıkan tablo, Mısır’ın diğer bölgesel iş birliklerini de belli bir denge içinde sürdürme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Böyle olsa da, Türkiye ile Mısır arasında belirgin bir iş birliği ekseninin oluştuğu açıktır. Üstelik bu eksenin stratejik ilgi alanı Doğu Akdeniz’in çok ötesindeki coğrafyalara ve buralardaki sorunlara da uzanıyor. Dolayısıyla bu iş birliğinin etki gücünün daha geniş olması beklenebilir.

Türkiye ile Mısır arasında girilen bu yakınlaşmanın önümüzdeki dönemdeki sembol isimlerinden biri Mohamed Salah olacaktır. Futbolun dış politika alanındaki ‘yumuşak gücü’nü test etmek bakımından da kayda değer bir tecrübeye tanıklık edeceğiz.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

No comments:

Post a Comment