Sunday, February 15, 2026

Oksıjen SEDAT ERGİN 13.02.2026 04:30 - 1970’lerden Kürtlerin ortada bırakıldığı bir hikaye

 Oksıjen 

SEDAT ERGİN

13.02.2026 04:30

Sedat Ergin

Makaleyi sesli dinle

• 22:44

1970’lerden Kürtlerin ortada bırakıldığı bir hikaye


ABD, İran ve İsrail, 1970’li yılların ilk yarısında Iraklı Kürt lider Molla Mustafa Barzani’nin Saddam Hüseyin’e karşı silahlı direnişine destek veriyorlardı. Ancak koşullar değişince bu destek çekildi ve Barzani birden Saddam Hüseyin ile karşı karşıya kaldı. Dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın “Yenilenme Yılları” başlıklı hatıratında yazdığına göre, Barzani 1974 yılında ABD Başkanı Nixon’a iki seçenekli bir öneri sundu: A) Bağımsız devlet altyapısı için yıllıkda 360 milyon dolarlık yardım, bu olmazsa B) Özerklik seçeneği için 180 milyon dolarlık bir destek


Bağdat’taki rejime karşı gerilla savaşı yürüten Molla Mustafa Barzani’nin 1974 yılında ABD’ye yaptığı yardım talebine ilişkin öneri iki seçenekliydi. Birinci seçenek için 180 milyon dolar, ikincisi için 360 milyon dolar rakamını yazmıştı önerisinde.


Birinci miktar “özerklik”, ikincisi ise “bağımsızlık altyapısı” seçeneklerinin karşılığıydı.


Dönemin ABD Dışişleri Bakanı ve aynı zamanda Başkan Richard Nixon’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Henry Kissinger’a bakılırsa, Barzani’nin masaya seçenek olarak getirdiği özerkliğin içeriğini aslında bağımsız devletten ayırabilmek mümkün değildi.


Bu bilgi, 1999 yılında yayımlanan ve Kissinger’ın hatıratının üçüncü cildini oluşturan “Yenilenme Yılları” (Years of Renewal) adlı kitabında yer alıyor.


Kissinger, “Kürtlerin Trajedisi” başlıklı bölümünde 1974 yılı mart ayında geçen bu hadiseyi aynen şöyle anlatıyor:


“16 Mart tarihinde Barzani bize önerdiği strateji için iki seçenek sundu: Tam özerklik için 180 milyon dolar; bağımsızlık açısından ‘uygun’ diye nitelediği bir altyapı için 360 milyon dolar.”


Ancak bu miktarlar o tarihte ABD, İsrail ve İran’ın Barzani’ye yapmakta oldukları toplam yardımın çok üstündeydi: “ABD hiçbir şekilde Barzani’nin talep ettiği miktarı sağlayabilecek durumda değildi. İstediği asgari rakam bile ABD’nin yürüttüğü bütün örtülü operasyonların toplam bütçesinin üzerindeydi.”


Molla Mustafa Barzani, Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) kurucusu olarak uzun yıllar Irak’taki silahlı Kürt hareketinin liderliğini yaptı. Partinin bugünkü başkanı Mesud Barzani’nin babası.


Ayrıca, Kissinger’a göre işin siyasi boyutu da riskli görünüyordu, şu nedenle:


“Barzani’nin Kürt özerkliği anlayışının İran Şahı ve Türkiye tarafından desteklenmesi mümkün değildi.”


Gelgelelim, ABD açısından Sovyetler Birliği’nin Irak’taki Baas rejimine askeri yardımlarını artırmasının yol açtığı tehdidin dengelenmesi gerekiyordu. Bunun yolu da karşı ağırlık olarak Iraklı Kürtlere desteğin güçlendirilmesinden geçiyordu.


Bütün mesele yapılacak artışın ölçüsündeydi. Burada ABD ile birlikte İran ve İsrail de denkleme giriyordu. Çünkü Iraklı Kürtlere yardım bu üç aktörün mali külfeti belli ölçülerde paylaştıkları bir işbirliği mekanizması içinde yürütülüyordu.


Barzani’nin 1974 yılındaki bu talebinin nasıl yanıtlandığı konusuna geçmeden önce biraz geriye gidelim ve ABD-İran-İsrail üçlüsünün o yıllarda Iraklı Kürtlerin Barzani kanadına verdiği desteğin arka planına ve bunun gerisinde yatan o dönemdeki büyük jeopolitik hesaplara bakalım.


Bundan yarım yüzyıl kadar önce geçen bu hadise, bugün de Suriye bağlamında canlı bir tartışma konusu olan -Kürtler ve dış destek- meselesini değerlendirirken bizlere belli kalıpların tekrarını çağrıştıran tarihi bir arka plan sunuyor. Her ne kadar farklı bir zaman kesitinde, komşu bir Arap ülkesinde ve farklı koşullarda geçse de…


Henry Kissinger 1969-1975 arasında ABD Başkanları Nixon ve Ford’un Ulusal Güvenlik Danışmanı, 1973’ten 1977 başına kadar Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Bir dönem iki görevi birlikte yürüttü (Getty Images)


İran ve İsrail’in Barzani’ye desteği 1960’larda başladı

İran’la başlayalım. Bu ülkenin Irak’taki en büyük Kürt topluluğunu oluşturan Molla Mustafa Barzani’nin liderliğindeki gruba desteği 1960’ların ilk yıllarında başlıyor. İran’ın desteğinin gerisinde, Kürtleri Irak’taki rejime karşı bir baskı kartı olarak kullanma hesabı yatıyor.


İran, öncelikle Irak’la olan sınır anlaşmazlıkları karşısında Barzani’yi bir pazarlık kartı olarak elinde tutuyordu. Bu çerçevede tehdit olarak baktığı Irak’ı güçten düşürebilmesi için de kuvvetli bir kozdu. Barzani’nin Irak’ın kuzeyindeki dağlık bölgelerinde yürüttüğü silahlı direniş, Bağdat’ı sürekli kuzeye birlik kaydırmak zorunda bırakıyor, Irak’ın geri kalan bölgelerindeki askeri gücünü aşağı çekiyordu.


İsrail’e gelince, o da 1960’ların ortalarından itibaren MOSSAD üzerinden Barzani’yi destekliyordu. Bu destek İsrail’in bölgede Arap olmayan unsurları destekleme şeklindeki geleneksel devlet politikasının bir uzantısıydı. İsrail, Kürtleri her zaman tehdit olarak baktığı Irak’ı zayıflatabilmek açısından ideal bir müttefik olarak görüyordu.


Kuşkusuz gerek İsrail gerek İran’ın Barzani’ye desteği, bu iki ülkenin en önemli müttefiki olan ABD’nin bilgisi dışında değildi. Ancak ABD’nin bizzat kendisinin Irak’ta bu iki müttefikinin yanında aktif bir şekilde devreye girmesi ve istihbarat örgütü CIA’yi sahaya çıkarması 1970’li yılların başında oldu.


ABD’yi ikna eden aktörlerden biri İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’ydi. Kissinger’ın yazdığına göre, Şah önce Kasım 1971 ve ardından Mart 1972’de Başkan Nixon’a Barzani’ye yardım için işbirliği talebinde bulunmuştu.


Bu arada aynı yıl sürpriz bir aracı da devreye girecekti. “28 Mart’ta da Ürdün Kralı (Hüseyin) Barzani’den Nixon’a doğrudan bir çağrının iletilmesine aracılık etti” diye yazıyor Kissinger.


İsrail ise kaynak talep etmese de ABD’ye Irak’a dönük kaygılarını ve “Kürt bölgesinin özerkliğinde yarar gördüğü” yolundaki görüşünü iletiyordu daha o yıllarda.


Muhammed Rıza Pehlevi, 1941 yılından ülkeyi terk ettiği 1979 yılı başına kadar toplam 37 yıl süreyle İran Şahı olarak tahtta oturdu (Getty Images)


“Iraklı Kürtleri destekleyerek Bağdat’taki rejime zorluk çıkarttık”

Kissinger’ın yazdıklarına bakılırsa burada dönüm noktası, dönemin Başkanı Nixon’ın 1972 yılı mayıs ayı sonunda Tahran’a yaptığı gezide İran Şahı ile görüşmesi oldu. Nixon, buluşmada Şah Rıza Pehlevi’ye “Orta Doğu’daki güç dengesinin Sovyetler Birliği lehine değişmesine izin vermeyeceklerini” bildirdi.


Kitaptaki aktarıma göre Şah’ın kaygısı, Sovyetler’in Bağdat’ta Baas Partisi, komünistler ve Kürtlerden oluşan bir koalisyon kurması ihtimaliydi. Şah’a bakılırsa, “Bu takdirde Kürt meselesi Komünistler için değerli bir unsur (asset) haline gelebilirdi.”


Kissinger, “Nixon Şah ile diyaloğunun sonucu olarak şu kararı aldı” diyerek, anlatımına şöyle devam ediyor:


“Nixon, Amerikan desteği olmadığı takdirde Bağdat’taki hükümete karşı sürmekte olan Kürt ayaklanmasının çökeceğine kanaat getirdi. Hem İran ve Ürdün gibi müttefiklerin moralini iyi tutmak hem de bölgesel güç dengesine katkıda bulunmak için bir şekil altında Amerikan katılımını sağlamak gereği vardı.


Amacımız, Iraklıların kendi rejimlerini dayatmalarının maliyetini yükseltmek, Kürtlerin pazarlık gücünü artırmak ve böylelikle Bağdat’ı, Irak’ı komşularının güvenlik kaygılarına ve Kürt azınlığın özerkliğine daha saygılı bir politika izlemeye sevk etmekti. Amerikan katılımının kilit rol oynayacağına inanılıyordu. Bu adım, (Kürt direnişine) maddi katkıda bulunan ve ABD ile ilişkilerine de büyük önem atfeden diğer aktörlerin (İran, İsrail) zaman zaman çatışan amaçları arasında bir uyum sağlayacak, onların Kürtleri terk etmelerini de engelleyecekti. Ancak bu değerlendirmenin çok iyimser olduğu sonradan anlaşıldı.”


Kissinger'ın kitabında "Kürtlerin Trajedisi" başlığını taşıyan bölüm, Kürt nüfusun Ortadoğu'da yoğun olarak yaşadığı coğrafyayı gösteren bir haritayla açılıyor


Nixon’dan Barzani’ye yılda 5 milyon dolar

Tam bu noktada zor bir ikilemle karşı karşıya kaldıklarını anlatıyor Kissinger. Harekete geçilmeseydi Irak’a karşı koalisyon dağılacak, Kürtler de Saddam Hüseyin’in insafına terk edilecek ve aynı zamanda Körfez ülkelerinin morali bozulacaktı.


Buna karşılık harekete geçmenin riski de az değildi. Çünkü bu takdirde Sovyetler Birliği de Irak’a yardımı artırma yoluna gidebilirdi.


Kissinger, sonuçta kesinlik arz eden konjonktürel tehlikenin, daha uzun vadeli görülen riske kıyasla ağır bastığını belirtiliyor ve nihayetinde ABD Başkanı’nın aldığı kararı şöyle aktarıyor:


“Nitekim Başkan Nixon, bu doğrultuda 1 Ağustos 1972’de gizli programın yürürlüğe konulmasını öngören bir başkanlık direktifini imzaladı. Bu çerçevede ABD, 1973 mali yılında Kürtlere doğrudan destek için ayda 250.000 dolar, mühimmat için ayrıca 2 milyon dolar, toplamda 5 milyon dolar tahsis etti. Şah daha büyük bir miktarda katkıda bulundu. İsrail, Britanya ve İran’ın yardımlarıyla birlikte Kürtlere sağlanan toplam destek ayda 1 milyon dolara ulaşıyordu.”


Kissinger ekliyor: “Soğuk Savaş standartlarına göre bu, büyük çaplı bir çaba sayılamazdı.”


Ancak bu operasyon tam bir gizlilik içinde yürütülecekti. “Yasal bir hükümete karşı etnik bir grubu desteklediğimiz ve İran ile İsrail de dahil olduğu için operasyonun örtülü olması gerekiyordu, diplomasi ile açık güç arasındaki gri alan…”


İsrail Kürtleri dağdan düz araziye indirip Saddam’la savaşa sokmak isteyince, ABD frene basıyor

1973 yılına gelindiğinde Peşmerge grupları ile Irak ordusu arasındaki çatışmaların yoğunlaşmasıyla Barzani’nin taleplerinde de artış başlar. Mart ayına gelindiğinde CIA’in talebiyle yardımın artırılması gündeme gelir. Başkan Nixon, Kissinger’ın da desteklediği bu artışa onay verir. Bu arada, İran Şahı’nın desteği de yılda 30 milyon dolara ulaşmıştır.


Bununla birlikte her seferinde Barzani’ye ABD tarafından iletilen mesaj, bu yardımların kullanılmasında “sahada savunma odaklı çerçevenin dışına çıkılmaması” gereğidir. Amaç, çatışmaların bir tırmanmayı tetiklemeyecek bir eşikte tutulmasıdır. Bu nedenle Peşmergelere ağır silahlar verilmemekteydi.


Bu kadarıyla da en azından başlangıç döneminde hedeflenen sonuç sağlanmıştır. Nitekim 1972 ekim ayında CIA’den gelen bir rapor “Kürtlerin Baas ordusunun üçte ikisini kilitlediğini” belirtmiştir.


1973 yılı Ekim ayında İsrail ile Mısır-Suriye arasında yaşanan savaş, İsrail’in bir fırsatçılığına da sahne olur. İsrail, savaşın sürdüğü sırada Barzani’yi savunma konseptinin dışına çıkarmak ister.


Kissinger bu hadiseyi şöyle anlatıyor:


“15 Ekim tarihinde, Orta Doğu Savaşı’nın dokuzuncu gününde, İsrail’in Mısır’ın Sina’ya dönük hamlesini püskürttüğü sırada Barzani’den ivedi kayıtlı bir mesaj aldık. Barzani, İsrail’in irtibat subayının düz araziye çıkarak bir taarruza girişmeleri yolunda yaptığı tavsiye hakkında görüşümüzü soruyordu. Bize Tel Aviv’den böyle bir talep ulaşmamıştı. Barzani’nin mesajı CIA üzerinden gelmişti. CIA’in yeni direktörü William Colby, savaşın yayılmasına karşı olduğunu kayda geçirmek için zaman kaybetmedi. Kürtlere danışmanlar ve askeri malzemenin çoğunu sağlamakta olan İran Şahı’na danıştığımızda, o da Colby’nin görüşünü destekledi. Kürtlerin özellikle düz arazide saldırı harekatlarına göre donatılmadıklarını, İsrail’in önerisinin ‘Kürt Kartı’nın tümden kaybedilmesi riskini taşıdığını söyledi.


Ben de bu görüşteydim. Buna ek olarak, Kürtleri İsrail’in taktik tercihlerine bağlamanın ve böylelikle zaten kuşatılmış olan Kürtlerin diğer Arap ülkelerinin de gazabını üzerine çekmelerinin akıllıca olmayacağını düşündüm. Nixon’un onayıyla 16 Ekim’de Barzani’ye şu mesajı çektik:


‘İsraillilerin size önerdiği taarruz harekatının sizin açınızdan uygun olmadığını - tekrar, uygun olmadığını - değerlendiriyoruz.”


Henry Kissinger’ın anı üçlemesini tamamlayan Years of Renewal, Richard Nixon yönetiminin son dönemleri ile Gerald Ford başkanlığını (1974–1977) ele alıyor


Sovyetler Irak’a yeni silahlar verince Barzani’ye yardımlar artıyor

Mısır lideri Enver Sedat’ın savaşın ardından Sovyetler Birliği’nden uzaklaşarak ABD ile yakınlaşmaya girmesi, Sovyetler’in bunu dengelemek üzere Irak’ta Saddam Hüseyin’e desteğini güçlendirmesini beraberinde getirir. Moskova’nın Irak’a ilk kez ağır topçu kategorisine giren silahlar vermeye başlaması önemli bir dönüm noktası olur. Şu nedenle ki, bu silahlar, Irak ordusunun Barzani’ye karşı bütün stratejisinin değiştirmesinin önünü açacaktır.


Önceki stratejide Irak ordusu yaz aylarında kuzeydeki dağlık bölgelere gelerek Barzani’nin Peşmerge gruplarına karşı harekata girişmekte, buna karşılık kışın yaklaşmasıyla birlikte düz araziye çekilmektedir. Ancak 1973’ü 1974’e bağlayan kışta, Irak birlikleri yaz harekatında yerleştikleri mevzileri terk etmeyip aksine tahkim etme yoluna gitmesi bütün oyunu değiştirir.


Bunun anlamı şudur: Yaz geldiğinde Irak ordusu dağlık alandaki harekatı Kürt bölgesinin içinde daha derin bir hattan başlatabilecektir. Irak, böylelikle Kürtlerin sahada kontrol altında tutmakta olduğu tahkimatlı alanı yıpratma savaşı yoluyla geriletmeyi hedeflemektedir. Amerikan tarafının değerlendirmesine göre, burada kaygı verici olan, Sovyetler’den gelen ağır topçu silahlarının daha önce aşılamaz görünen Kürt mevzilerinin kuşatma altına alınabilmesini mümkün kılmasıdır.


Aktörler arasında yeni bir durum değerlendirmesi yapılır. İran Şahı, Kürtlerin yenilmesinin Irak’taki denge çarklarından birinin kaybolmasına ve bu ülkedeki Sovyet nüfuzunun artmasına yol açacağını düşünmektedir.


İsrail Başbakanı Golda Meir, bizzat Kissinger’la görüşmesinde Kürtler için ek yardım talebinde bulunur.


Bu noktada Barzani de (yazının girişinde konu edilen) özerklik için 180 milyon dolar, tam bağımsızlık altyapısı için 360 milyon dolar yardım tutarındaki iki seçenekli teklifle ABD’nin kapısını çalar. Barzani, bu yardım sağlandığı takdirde Irak ordusu ile çatışma eşiğini yükseltmeye hazır görünmektedir.


ABD yönetimi içindeki tartışmada CIA yardımın artırılmasına karşı çıkar. Buna karşılık Kissinger daha kontrollü bir artıştan yanadır. Kissinger, bunun gerekçesini “Bütün gözlemciler Irak’ın yeni stratejisi ışığında mevcut programın savunma amaçlı bile yetersiz kaldığı hususunda görüş birliği içindeydi” diye açıklar.


Kissinger’ın önerisiyle Barzani’ye tahsis edilen yıllık destek 5 milyon dolardan 8 milyon dolara çıkarılır. İran Şahı da yıllık yardım miktarını 30 milyon dolardan 75 milyon dolara yükseltir. İsrail ve Birleşik Krallık’ın yardım miktarları aynı kalır.


Kissinger'ın Barzani’ye çizdiği strateji: “Saddam'ı ne yensin, ne de yenilsin…”

Yardım programı başladığında 1972 yılında CIA direktörü olan Richard Helms’in 1973 yılında Tahran’a büyükelçi gönderilmesi dikkat çekici bir görevlendirmedir. Kissinger, Helms’e İran Şahı ve Barzani’ye iletmesi için şu talimatı gönderir:


“Gördüğümüz kadarıyla ABD’nin çıkarları şu şekildedir:


A) Kürtlere Bağdat hükümeti karşısında haklarının tanınmasını müzakere edebilmek için makul dayanak oluşturacak bir kapasite kazandırmak,


B) Mevcut Irak hükümetini kilitlenmiş durumda tutmak,


C) Irak’ı kalıcı bir şekilde bölmemek. Çünkü bağımsız bir Kürt bölgesi ekonomik açıdan yaşayabilir olmayacaktır. ABD ve İran’ın, (gelecekte) ılımlı liderlik altındaki bir Irak ile iyi ilişkilere kapıyı kapatmak gibi bir niyetleri yoktur.”


Görüleceği gibi Kissinger’ın Barzani’ye çizdiği strateji, Kürtlerin Bağdat karşısında ne zafere ulaşabilecekleri ne de yenilecekleri ama Saddam Hüseyin’e pekala hayatı zorlaştıracakları kontrollü bir aralık içinde tutmayı amaçlıyor.


Bu arada zaman zaman Barzani’yi frenleme ihtiyacı da ortaya çıkıyor. Örneğin Barzani, 1974 Eylül ayında Kerkük’teki petrol kuyularına saldırıya geçme önerisinde bulunduğunda, petrol krizini daha da ağırlaştırmamak için bu önerinin kabul edilmediğini anlatıyor Kissinger.


Ancak Kissinger’in İsrail’in Washington’daki büyükelçisi Simha Dinitz ile birlikte geliştirdikleri ilginç bir formül devreye girer. 1973 savaşında İsrail, Mısır ordusundan çok miktarda Sovyet silahı ele geçirmiştir. Bu Sovyet silahlarından 28 milyon dolar değerinde kayda değer bir miktar Kürtlere transfer edilir. Karşılığında aynı değerde Amerikan silahı İsrail ordusuna sağlanır.


Bu dönemde Washington cephesindeki kritik bir gelişme Başkan Nixon’ın Watergate skandalı üzerine 8 Ağustos 1974 tarihinde istifa etmesi ve yerine yardımcısı Gerald Ford’un geçmesidir.


Ve Şah, Saddam ile anlaşmayı tercih ediyor

Yardımın artırılması tartışmasında CIA’den kuvvetli itirazlar gelmektedir. Örgütün en önemli endişesi gizlice sürdürülen destek programının açığa çıkması ihtimalidir. İran Şahı da ABD’den beklediği destek gelmediği takdirde kendisi yardımı artırmak zorunda kalacaktır. Kissinger’e göre buradaki açmaz, bu ek yardımın İran ordusunun gücünde zafiyete yol açabilecek olmasıdır.


Gelinen noktada İran Şahı yeni bir muhasebe yapmaya başlar. Kissinger’a göre Şah, yardımı artırması halinde hem Irak’la açık bir savaşa girmekten hem de uzun bir sınır paylaştığı Sovyetler Birliği’ni karşısına almaktan çekinmektedir. Sovyetler Birliği ile çatışma durumuna ilişkin ABD’den kesin güvenceler alabilmesi de mümkün değildir. ABD Sovyetler Birliği ile detant (yumuşama) dönemine girmiştir.


İran Şahı, 18 Şubat 1975 tarihinde Zürih’te Kissinger ile yaptığı görüşmede kendisine Saddam Hüseyin ile müzakereye oturma niyetini açar.


Kissinger’ın daha sonra Başkan Ford’a yaptığı bilgilendirmeye göre, Şah görüşmede “Irak’ta komünist bir merkezi hükümet idaresi altında özerk bir Kürt devletini kabul edemeyeceğini” belirtir. Ayrıca, “Iraklıların İran sınırında bazı hadiseleri tetikleyerek Kürt meselesinin uluslararası bir nitelik kazanmasını sağlayıp konunun BM Güvenlik Konseyi’ne getirilmesine yol açabileceklerini, bu durumun işleri daha da zorlaştıracağını” söyler.


“Bu nedenle Irak’la Kürtler konusunda bir anlayış doğrultusunda hareket etmeye niyetli görünüyor” notunu düşer Kissinger. Şaha “Kürtlerin çöküşünün bütün bölgeyi istikrarsızlaştıracağı yönündeki önceki uyarılarını hatırlattığını” da kayda geçirir.


Böyle de olsa yaptığı itirazların “akademik” kaldığını sonradan kendisi de kabul etmektedir. Şu nedenle:


“Kürtler artık gizli bir program üzerinden ayakta kalamayacakları için mücadelenin sürdürülebilmesi, İran’ın ABD tarafından desteklenerek açık bir şekilde müdahalede bulunmasını gerektiriyordu. Yapılan hesaplamalar bunun için iki İran tümeni ve yıllık 300 milyon dolarlık bir bütçeye ihtiyaç duyulacağını gösteriyordu. İranlıların bizim medyamızdan Çinhindi’ndeki (Vietnam, Kamboçya, Laos) duruma bakmaları bile ABD kamuoyunda bu yönde bir politikaya destek olmadığını görmeleri için yeterliydi.”


Kissinger, bunun üzerine 22 Şubat 1975 tarihinde İsrail büyükelçisi Dinitz’e İran Şahı ile görüşmesini aktarır ve şöyle der:


“Kürtlerin işinin bittiğinden korkuyor. OPEC toplantısında Iraklılarla müzakerelere başlayabilir.”


Şah’ın yaptığı acımasız ama anlaşılabilir bir hareketti

Bu temastan üç hafta kadar sonra İran Şahı, Cezayir’deki OPEC toplantısı sırasında görüştüğü Irak lideri Saddam Hüseyin ile anlaşmaya vardığını açıklamıştır.


“Şah, 6 Mart tarihinde yaptığı açıklamayla bizi şoke etti. Bu fiilen Kürtleri terk etmek oluyordu. Şah, İran-Irak sınırını çizen Şattülarap Nehri üzerinde aldığı tavizler karşılığında Irak sınırını kapattı ve Kürtlere sağladığı bütün yardımı durdurdu” diye yazıyor Kissinger.


“Şah’ın hareketi insani düzeyde acımasız ve savunulamaz nitelikteydi. Ancak İran’ın güvenliği açısından soğukkanlı bir tahlil yapıldığında, acı verici olduğu kadar anlaşılabilirdi. Kürtleri ancak İran’ın açık bir müdahalesi kurtarabilirdi; bu da Barzani’nin 1974’te talep ettiği 360 milyon doları bile aşan bir maliyet anlamına gelirdi. Üstelik Çinhindi’nden çekilmekle meşgul olan ABD açısından yeni bir cephe açmak düşünülemezdi.”


Kissinger Cezayir Anlaşması’nın ertesinde İran Şahı’na kendi ifadesiyle “mesafeli” bir mesaj göndererek şöyle der:


“Ülkenizin çıkarlarına en iyi neyin hizmet edeceğine karar vermek kuşkusuz majestelerinin takdirindedir. Bizim politikamız her zaman olduğu gibi İran’ı yakın ve sağlam bir dost olarak desteklemek olacaktır. Irak-İran ilişkilerinin evrimini ve Irak’ın bölgeye ve Sovyetler Birliği’ne dönük politikasını büyük bir ilgiyle izleyeceğim.”


“Kürt liderlerin yardım çağrılarına cevap veremedim, söyleyecek bir şeyim yoktu”

Bu gelişmeden en çok rahatsızlık duyanlar, Kuzey Irak’ta sahada Kürtlerle birebir çalışmakta olan CIA ajanlarıdır. Kissinger, “Colby’nin (CIA Direktörü) sahadaki temsilcileri bu kadar umursamaz bir tutuma tanık olmayı içlerine sindiremediler” diye yazıyor.


Ve Şah’ın sınırı kapatmasıyla birlikte Saddam Hüseyin’in Kürtlere karşı topyekun saldırısı başlar. Bu harekat binlerce Peşmerge ve sivilin ölümüyle sonuçlanır. Ölü sayısı konusunda 6 bin ile 20 bin arasında değişen çelişik rakamlar veriliyor. Ancak 600 binden fazla Iraklı Kürt’ün yer değiştirmek zorunda kaldığı, 230 bin kişinin Irak ordusunun misillemesinden çekinerek İran’a sığındığı o döneme ilişkin kayıtlar arasındadır.


Kissinger’ın anlatımına göre, “Bütün bu olaylar yaşanırken sahadaki CIA temsilcileri çevrelerinde gelişen trajedi karşısında kendilerini bir anda çaresizlik içinde buldular.” Kissinger, Orta Doğu’da mekik diplomasisiyle meşgulken Kürt liderlerden yardım çağrılarını ileten pek çok mesaj aldığını, bunlara yanıt verilmediğinde sitem dolu notlar geldiğini yazıyor.


“Bu umutsuz çağrılara cevap vermememin nedeni, söyleyebileceğim hiçbir şeyin olmamasıydı. Nitekim bu mesajları yazanlar (CIA) da İran sınırı kapandığında hiçbir acil yardımın mümkün olmadığını çok iyi bilmekteydi” diyor Kissinger ve ekliyor:


“Kürt krizi, yirmi yıl sonra daha da geçersiz gerekçelerle yeniden yaşanacağı üzere, üzücü bir şekilde sona erdi: elverişsiz coğrafya, komşu ülkelerin ikircikli tutumları ve Kürt toplumunun kendi içindeki uzlaşmaz hedefler...”


Yoksa hepsi jeopolitik bir hamle miydi?

Kissinger kitabının bu bölümünün sonunda ciddi bir muhasebe de yapıyor. “Bir vaka incelemesi olarak Kürt trajedisinin değerlendirmesinde” şunları söylüyor:


“Başarı için gerekli kaynakları çeşitli nedenlerle yaratamadık; buna rağmen geri çekilmenin sonuçlarıyla yüzleşmekten de kaçındık… Yirmi yıl sonrasından bakıldığında bile alternatifleri, izlediğimiz yoldan daha cazip değildi. Eğer 1972’de Kürt operasyonunu üstlenmeyi reddedip Iraklıları dikkatlerini Körfez’e yoğunlaştırmalarında serbest bırakmış olsaydık, özellikle Ekim 1973 Orta Doğu Savaşı sırasında ve sonrasında bölge diplomasisinin seyri oldukça farklı olabilirdi.”


Ve şöyle bitiriyor:


“Kürt halkı için -tarihin ezeli mağdurları- bu elbette bir teselli değildir.”


Henry Kissinger’ın cephesinden bakıldığında, bütün operasyon galiba jeopolitik bir hamleden ibaretti… Irak’ı belli bir zaman kesitinde Orta Doğu denkleminden düşürecek bir hamle… •























No comments:

Post a Comment