Nükleer Si-lah-lan-ma!

2025 yılı ititbarıyla nükleer silah sahibi olduğu bilinen ülkeler ve
ellerindeki nükleer başlıklı silah sayısı. (Harita: www.armscontrol.org)
ABD’nin İran’a baskı ve tehdidinin en büyük nedeni olan nükleer silah konusu, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile gizli nükleer görüşmelerini açıklamasıyla yeni bir tehlike düzeyine ulaştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın kurallar temelli dünya düzenini yerle bir etmesinden en fazla nasibini alanların başında silahların kontrolü ve silahsızlanma geliyor. Bir zamanların moda terimi silahsızlanmayı artık ağzına alan yok.
2000’li yıllara kadar silahlanmaya büyük paralar harcayan ülkeler kaynaklarını halklarının refahını artırmak için daha yararlı olabilecek başka alanlara yatırmıyor diye kınanıp teşhir edilirdi. Şimdilerdeyse yüksek savunma bütçelerine sahip olmak övünç kaynağı haline geldi. NATO’da savunmaya ayrılan harcamalarını gayri safi milli hasılasının yüzde beşine çıkarmayı kabul etmeyen İspanya, Trump tarafından her fırsatta yerden yere vuruluyor.
Dünya Giderek Güvensizleşiyor
Gerek konvansiyonel gerek nükleer alanda Dünyamızı daha güvenli hale getiren ve üçüncü bir Dünya savaşı çıkmamasında önemli roller oynayan silahsızlanma anlaşmaları birer birer sahneden çekiliyor. Konvansiyonel silahlar alanında Avrupa güvenliğinin temel taşı olarak nitelenen ve imzalandığı 1990 yılından sonra anlaşmayla sınırlanan top, tank, zırhlı muharebe aracı gibi 70 bin teçhizatın uluslararası denetimcilerin gözetiminde imha edilmesini sağlayan “Avrupa’da Konvansiyonel Silahlar Antlaşması”nın (AKKA) akıbeti meçhul. Varşova Paktının dağılmasından sonra zorunlu hale gelen değişiklikleri içeren ve ev sahipliği yaptığımız 1999 yılındaki AGİT İstanbul Zirvesinde imzalanan “Uyarlanmış AKKA”, ABD tarafından onaylanmadığı için çeyrek asırdır yürürlüğe giremedi, bir anlamda kadük oldu. Rusya Uyarlanmış AKKA’nın onay sürecindeki gecikmeyi gerekçe göstererek önce 2007 yılında AKKA’yı askıya aldığını,sonra da 2023 senesinde Antlaşmadan çekildiğini açıkladı.
AKKA’nın uygulanmasını özel donatımlı uçaklarla havadan denetlenmesini öngören “Açık Semalar Antlaşması” da aynı akıbete uğradı. 2021 yılında ABD, 2023 yılında da Rusya Antlaşmadan çekildiler.
Nükleer Silahların Yayılma Tehlikesi
Nükleer silahsızlanma alanında vaziyet daha da vahim. ABD’nin uyarlanmış AKKA gibi imzalayıp onaylamayarak yürürlüğe sokmadığı anlaşmalardan biri de “Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması” (CTBT). 1996 yılında imzaya açılan CTBT’yi bugüne kadar 187 devlet imzaladı, (Türkiye dahil) 178’i onayladı. Ancak Antlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için nükleer kapasitesi bulunan ismen zikredilen 44 ülke tarafından onaylanması gerekiyor. Bu ülkeler arasında yer alan ABD, aynı zamanda onaylamayan 8 ülkeden de biri.
Trump öteden beri ABD’ye sınırlamalar getiren anlaşmalardan hazzetmiyor. İlk başkanlık döneminde de Reagan ve Gorbaçov arasında imzalanan ve 550-5000 km menzil aralığındaki nükleer balistik ve seyir füzelerini yasaklayan “Orta Menzilli Nükleer Silahlar Anlaşması”nı (INF) sonlandırmıştı. INF tarihte ilk kez belirli bir kategorideki tüm nükleer silahları yasaklaması ve START Anlaşmalarının önünü açmış olması bakımlarından ayrı bir öneme haizdi.
Son Darbe Bu Ay Vuruldu
Nükleer silahsızlanmaya son bir darbe de içinde bulunduğumuz şubat ayı başında vuruldu. ABD ile Rusya’nın stratejik nükleer silah cephaneliklerine sınırlamalar getiren, iki nükleer süper güç arasında yürürlükte kalmış son antlaşma olan, “Yeni START” 5 Şubat 2026 tarihi itibarıyla sona erdi. Tekrar uzatılacağına ilişkin ufukta herhangi bir emare de görünmüyor.
Elde kala kala uzun müzakerelerden sonra 1968 yılında imzalanarak 1970 yılında yürürlüğe giren “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması” (NPT) kaldı.
NPT de Delindi
NPT’nin en baştan bu yana en çok eleştirilen yönlerinden biri, nükleer güce sahip ülkeler arasında ayırım yapması. Taraf devletler arasında 1 Ocak 1967 tarihinden önce bir nükleer düzenek patlatmış olan (ve aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip daimi üyesi) 5 ülke, ABD, Rusya Federasyonu, Çin, İngiltere ve Fransa, “nükleer silaha sahip devlet” statüsünde sayılıyor. Diğer taraf devletlerin nükleer enerjiyi sadece barışçıl amaçlarla kullanmayı ve nükleer silaha sahip olmamayı taahhüt etmeleri öngörülüyor. Ancak bugün nükleer silaha sahip olan ülkelerin sayısı adı geçen 5 ülke ile sınırlı değil. Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore’nin de bu tehlikeli silaha sahip olduğu biliniyor.
NPT’ye taraf devletler her 5 yılda bir gözden geçirme konferanslarında bir araya geliyor. 11’inci gözden geçirme konferansı bu yıl Nisan ve Mayıs aylarında New York’ta toplanacak. Son iki Konferansta ortak bir nihai bildiri üzerinde uzlaşı sağlanamadı. Bu konferanstan da nihai bir bildiri çıkmamasından endişe ediliyor.
Türkiye’nin tutumu
Türkiye NPT ve CTBT dahil yayılmanın önlenmesine ilişkin hemen hemen tüm anlaşma ve düzenlemelere taraf. Bu alanda üstlendiği yükümlülüklere bağlı kalmak açısından da temiz bir sicili var. Ancak kısa bir süre önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bir televizyon kanalına verdiği mülakatta, sunucunun, “Türkiye nükleer silaha sahip olmalı mı?” sorusunu tebessüm ederek yanıtsız bırakması kafaları epey karıştırdı. Bakan Fidan’ın sessizliği Rusya’dan ABD’ye, İsrail’den Yunanistan’a tüm dünyada yankılandı. Yabancı medya Bakan Fidan’ın mülakatını “Türkiye, nükleer silahla flört ediyor”, “Her şeyi anlatan bir gülümseme”, “Türkiye’nin nükleer yolu, hafife alınamayacak bir risk” başlıklarıyla haberleştirdi.
Öte yandan Fidan’dan birkaç gün sonra Merz’in Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında Macron ile Avrupa’nın nükleer caydırıcılığını artırmak için gizli görüşmelere başlanıldığını açıklamasını kimse sorgulamadı. Ne yazık ki çifte standart uygulaması sadece insan haklarında değil, silahsızlanma alanında da görülmeye başlandı.
Nükleer Savaşın Kazananı Olmaz
Türkiye’de de savunma sanayiinde son yıllarda sağlanan atılımların kalıcı bir caydırıcılığa dönüşebilmesi için mutlaka nükleer silaha da sahip olunması gerektiğini savunanların sayısı maalesef az değil. Nükleer silahlar devletlere güç ve prestij kazandırır gibi görünse de bu silahların kullanılacağı bir savaşın kazananı olmayacağı tartışılmaz bir gerçek. Nükleer silah netice itibariyle bir kitle imha silahıdır. Sivil nüfusu ayrım gözetmeden hedef alır, şehirleri yok eder, yarattığı çevresel tahribat nesiller boyu devam eder.
Bunun en somut örneği, atom silahlarının kullanıldığı tek örnek olan, ABD’nin İkinci Dünya Savaşını bitiren iki bombayı Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atmasıydı; izleri hâlâ silinmedi.
Türkiye için doğru olan nükleer silah yarışına girmek değil, bulunduğu bölgenin nükleer silahlar dahil kitle imha silahlarından arındırılmasına çalışmaktır.
No comments:
Post a Comment