Elif Soyseven
T24 Yazarı
Gisèle Pelicot: Bir evlilik nasıl suç mahalline dönüştü?
Gisèle Pelicot’yu bir feminist ikona dönüştüren şey yaşadığı trajedi değil, bu trajediye verdiği yanıt oldu. Bu bir insanlık suçuydu. Hayatını anlatan şu cümleyi bayrak gibi göğe çekti "Utanç taraf değiştirmeli"
Gisèle Pelicot: Bir evlilik nasıl suç mahalline dönüştü?
26 Şubat 2026 00:00
"Utanç taraf değiştirmeli"
Herkes Gisèle Pelicot’nun adını biliyor, yüzünü de.
Peki ya Dominique’i?
Onun adını, onun yüzünü hatırlıyor musunuz?
Bir kadının dünyasının yıkılması için dışarıdan gelen bir düşmana ihtiyacı yoktur. En güvenli sandığınız liman, aslında en karanlık zindanınız olabilir mi? 73 yaşındaki Gisèle Pelicot, bu sorunun cevabını elli yıllık evliliğinin enkazı altında buldu. Bugün dünya onun adını biliyor, yüzünü tanıyor. Peki ya suç ortağı, hayat arkadaşı, celladı Dominique’i?
Pelicot davası, sadece Fransa’nın taşrasında geçen bir adli vakıa değil. İnsanlık onurunun, eril şiddetin ve sinsi bir ihanetin küresel manifestosu. Çünkü bu hikâye, sokakta pusu kuran bir yabancıyı değil, akşam yemeğinde karşınıza oturan, çocuklarınızın babası olan o "sıradan" adamın kurduğu suç ağını anlatıyor.
Sessiz bir sis perdesinin ardında on yıl
Her şey 2020’de bir markette, etek altı görüntüsü çeken bir adamın yakalanmasıyla başladı. O ana kadar Gisèle, kendisini açıklanamayan baygınlıkların, geçmeyen yorgunlukların ve "yaşlılık" sandığı bir bilişsel sisin içinde hapsolmuş hissediyordu. Annesi gibi beyin kanseri olmaktan korkuyordu. Oysa gerçek, tıbbi bir teşhiste değil, kocasının bilgisayarındaki 20 bin dosyada gizliydi.
Dominique Pelicot, on yıl boyunca karısını ilaçlarla uyuşturmuş, tecavüz etmiş ve bedenini bir pazar malı gibi internet sitelerinde sergilemiş, baygın karısını başka adamlara sunmuştu. Sayıları 50’yi aşan failler yan komşu, fırıncı, otobüs şoförü... "Canavar" dediklerimiz aslında toplumun en sıradan hücreleriydi. Oysa Gisèle her şeyden habersiz tek derdi torunlarına bakmak, yemek yapmak olan 70’lerinde bir kadındı, yaşadığı felaketten hiç haberi yoktu.
Hatta kocası Dominique gözaltına alındığında, o an tek düşündüğü, kış ayazında kocasının üşüyeceğiydi. Hücredeki adamın ona ne yaptığını bilmeden, "Hava soğudu" diyerek ona kendi elleriyle kazak götürecek kadar naif ve şefkatli bir eşti. O kazak bir kadının elli yıllık karşılıksız güveninin sembolüydü. Ya kocası?
Utanç taraf değiştirmeli
Gisèle Pelicot’yu bir feminist ikona dönüştüren şey yaşadığı trajedi değil, bu trajediye verdiği yanıt oldu. Bu bir insanlık suçuydu. Bir gün adliye koridorlarında yanına yaklaşan 20’lerinde bir genç kadın kulağına eğildi ve usulca "ben sizin kadar cesur değilim" dedi. 2024 baharında mahkeme kapıları açıldığında, tecavüz mağdurlarına verilen isminin ve yüzünün gizlenmesi hakkından yani kapalı duruşma hakkından vazgeçti. Tüm bu dehşeti dünyanın izlemesini istedi. Hayatını anlatan şu cümleyi bayrak gibi göğe çekti "Utanç taraf değiştirmeli."
Mahkeme salonu, eril dilin son kalesi gibiydi. O, arenaya atılmış yaralı bir aslan gibi dört taraftan parçalanıyordu. IQ seviyesinden orgazma kadar her şey sorgulanıyordu. Savunma avukatları haklı çıkmak için hayatını didik didik ediyorlardı. Faillerden biri Türk asıllıydı. Üstelik adı tespit edilemeyen 20 fail daha vardı. 49 failin avukatları, baygın bir kadının horlaması eşliğinde işlenen suçlara "cinsel fantezi" ya da "seks sahnesi" diyebilecek kadar alçaldılar. Hatta bazıları, mağdurun vücut salgılarından yola çıkarak "zevk alıp almadığını" sorgulama cüretini gösterdi. Bu, bir kadını mahkeme kürsüsünde yeniden tecavüze uğratmaktı. Ama yıkılan hayatına rağmen Gisèle o salonda dimdik durdu. Savunma avukatları onu korkutmaya çalıştı, küçümseyen sorularla aşağıladı, hatta kimi anlarda savcılık makamının dili bile onu suçlayan bir tona kaydı. Ama o geri çekilmedi. Duruşma aralarında bazı sanıklar birbirine çak yaparak şakalaşırken, Gisèle aralarından sessizce geçip gidiyordu.
Dominique Pelicot’nun dijital çöplüğünden sadece karısının baygın görüntüleri çıkmadı. Klasörlerin derinliklerinde kendi kızına ait gizlice çekilmiş fotoğraflar ve gelinine ait duşta gizlice çekilmiş videolar bulundu. Bu, sadece bir eşin sadakatsizliği ya da bir sapkınlık değil, bir adamın kendi büyük ailesine, kendi kanına kurduğu sinsi bir pusuydu. Torunlarının üzerinde gezen o kirli ihtimalin dehşeti, bir büyükannenin taşıyabileceği en ağır yük haline geldi. Üstelik bu karanlık bugün başlamamıştı. Dominique’in isminin 90’lı yıllardaki faili meçhul bir tecavüz davasında da geçmesi, bu canavarın on yıllardır toplumun boşluklarında sinsice semirdiğini kanıtlıyordu. Ve tüm bunları Gisèle 50 yıl sonra öğreniyordu.
Sıradanlığın dehşeti ve yeniden doğuş
Pelicot’nun 17 Şubat’ta tüm dünyada aynı anda yayınlanan "Yaşama Övgü-Et la Joie de Vivre” adlı kitabı, bu yıkımın anatomisini sunuyor. "…Yürümem gerekiyordu, yüzleşmesi kolay olmayan bir sessizliğe ihtiyacım vardı, hayata tutunuyorum, yolun sonuna kadar gideceğim, nefretin beni sürüklemesini reddediyorum, dolayısıyla eğer o tebessüm maskesi altında biraz sert, kimine göre vakur, kimine göre şüpheli bir havam varsa, eğer kendi çocuklarımın gözünde bile ortaya saçılan dehşeti aşmış gibi göründüysem bunun sebebi, bir sonraki adıma odaklanmış olmamdır," diye yazıyor.
Onun hikâyesini güçlü kılan kahramanlık değil, can yakıcı sıradanlık. O, "sabır" ve "ayıp" kelimeleriyle büyütülmüş bir kuşağın temsilcisi. Bu büyük dehşet sırasında bile sakinliğini korudu. Bugün, yanan bir binadan geriye kalan sağlam duvar gibi, bize bir çıkış yolunu, bir merdivenin izini gösteriyor.
Kendi limanını inşa etmek
Gisèle şimdi 74 yaşında ve artık yalnız değil. Jean-Loup adlı bir sevgilisi var. Dominique en üst sınırdan 20 yıl ceza aldı, ömrünün sonuna kadar hapiste kalacak, diğer sanıklar 10 yıl ceza aldı. 20 failin hala kimliği belirlenemedi. Mahkeme kapısında onu bekleyen binlerce kadının dayanışması, hikayesinin dünyada milyonlarca kişiye ulaşması feminist bilincin teoriden değil, doğrudan bedenin hafızasından doğduğunun kanıtı. O şimdilerde hayatını anlatıyor ve feminist bir ikon olmak istemiyorum diyor. Dominique Pelicot’yu hapiste ziyaret etmeyi planlıyor, elli yıllık bir yalanı sorgulamak kırgınlığını anlatmak ve kendi özgürlüğüne yürümek için.
Önümüzde 8 Mart Kadınlar Günü var. Birçokları için bu tarih, belediye salonlarında çiçek dağıtılan, neşeli şarkılar eşliğinde "göbek atılan" bir seremoniye indirgenmeye çalışılıyor. Oysa 8 Mart, pembe kurdelelerin değil, 1857’de New York’ta bir fabrikaya kilitlenip diri diri yanan işçi kadınların çığlığıdır. Sefalet içinde çalıştırılan, sesi kısılan ve bedelini canıyla ödeyen kadınların mirasıdır.
Gisèle Pelicot, bugün o fabrikada yanan kadınların modern zaman temsilcisidir. Tarihin en ağır cinsel şiddet davalarından birinin mağduru. O hikayesinin anonim kalmasını reddetti. O, kendi evinde, kendi yatağında, en güvendiği adam tarafından bir yangının ortasına bırakılmıştı. 8 Mart’ı anlamak ise, Gisèle’in "Utanç taraf değiştirmeli" haykırışına omuz vermektir.
Şimdi kendimize soralım,
Bir kadın, en yakınındaki erkek tarafından onuru çiğnenirken bu kadar cesur olabilir miydi?
Gisèle oldu.
*Dominique’in karanlık geçmişi ve babasını da içine alan dehşet verici hikayesinin ayrıntılarını burada yazmak istemedim. Merak edenler kitapta okuyabilirler.
Gisèle Pelicot, Utanç Taraf Değiştirmeli- Yaşama Övgü, Everest Yayınları, 2026.
Gisèle Pelicot utanç taraf değiştirmeli Gisèle Pelicot utanç taraf değiştirmeli Dominique elif soyseven
No comments:
Post a Comment