T - 24 - Dünya
Eski ABD Büyükelçisi’nden şaşırtıcı Suriye analizi: İsrail-Türkiye çatışması riski var, ülke Libya’ya dönüşebilir, el-Şara bir suikast kurbanı olabilir!
ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford’un el-Şara hakkında konuştuğu 4 dakikalık video kaydı çok konuşuldu. Oysa Ford, 1 saati aşan konuşmasının geri kalanında çok daha ilginç şeyler anlatıyor: İsrail ve Türkiye, Suriye’de çatışabilir. SDG bize çok yardım etti ama onlara bir şey borçlu muyuz, emin değilim. Suriye’yi bekleyen en büyük tehlike Şara’nın savaşçılarının ona karşı ayaklanması ve ülkenin iç savaşa sürüklenmesi. İsrail de iç savaşa sürüklenmiş bir Suriye istiyor
Eski ABD Büyükelçisi’nden şaşırtıcı Suriye analizi: İsrail-Türkiye çatışması riski var, ülke Libya’ya dönüşebilir, el-Şara bir suikast kurbanı olabilir!
Robert Ford
21 Mayıs 2025 18:12
Güncelleme: 21 Mayıs 2025 18:30
Eray Özer
ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford’un, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara’yla ilgili açıklamalarını görmüşsünüzdür.
Konuşmanın video kaydı birkaç gündür karşımıza çıkıyor, T24’te de haber olarak verdik.
Ford, Baltimore’daki bir düşünce kuruluşunun düzenlediği toplantıda Ahmed el-Şara’yla 2023 yılından itibaren İngiliz bir STK’nın talebi üzerine görüşmeye başladığını, amaçlarının da eski El Kaide militanı bu adamı politikaya kazandırmak olduğunu anlatıyor.
Suriye cephesi, Ford’un bu açıklamalarını nazikçe yalanladı ama biraz da yalanlamaya mecburdu. Zira azılı ABD düşmanlarından müteşekkil bir ordunun başında bulunan komutanlarının bizzat ABD’liler tarafından politikaya ‘ısındırıldığını’ kabul etmeleri pek mümkün değil.
Lakin size asıl anlatmak istediklerim bunlar değil.
Merak ettim, videonun uzun halini buldum.
Ford toplamda 1 saati aşkın bir süre konuşuyor ve çok ama çok ilginç Suriye analizleri yapıyor, daha önce hiç bilmediğimiz bazı detayları anlatıyor.
Ford’un Türkiye’yle ilgili söyledikleri, Türkiye-İsrail ilişkisine dair yorumları, SDG’yle ilgili ifadeleri gerçekten çok çarpıcı. Gelin madde madde bakalım.
Ford konuşmanın tamamında eski bir el-Kaideci olan Şara’nın farklı bir lider görüntüsü çizdiğini belirtiyor. Soruyor: “Hiç Bin Ladin’in (El Kaide), Bağdadi’nin (IŞİD) eşini gördünüz mü? Görmediniz. Ama Şara eşiyle yan yana fotoğraf veriyor.”
Şara’nın seçim yapacağını açıklamasına dikkat çekiyor. “Bizde,” diyor “devletlerin meşruiyeti seçilmiş olmalarından kaynaklanır. Şeriatta ise bu böyle değil. İnsanlar yanılır, Allah yanılmaz. Meşruiyet sadece Allah’tan gelir. El-Şara’nın buna rağmen seçim yapacağını söylemiş olması çok önemli.”
Ford, Türkiye ile Suriye’deki yeni rejimin ilişkisine dair şunları söylüyor: “Türkler, el-Shara’nın ve yeni Suriye yönetiminin çok yakın dostları. (Bir fotoğraf göstererek) Burada Türkiye Cumhurbaşkanını el-Shara’yla görüyoruz. Suriye’yle bir savunma anlaşması yapmak, hatta Suriye’deki üslere savaş uçakları konuşlandırmak istiyorlar. Ayrıca Suriye hava sahasını savunma konusunda çok kararlı olduklarını açık şekilde dile getiriyorlar.”
“Türkiye-İsrail çatışması çok gerçek bir olasılık”
Robert Ford burada sözü Türkiye ve İsrail’in Suriye’de yaşadığı gerilime getiriyor ve çok ciddi bir iddiada bulunuyor: “Türkiye’nin kararlı bir şekilde savunacağını duyurduğu Suriye hava sahasını şu anda kim ihlal ediyor? İsrailliler. İsrail ile Türkiye’nin Suriye’de bir çatışmaya girmeleri hiç de imkansız değil. Hatta çok gerçek bir olasılık.”
İsrail’in Gazze saldırıları sonrası Lübnan’ı, Hizbullah’ı, İran’ı bölgede etkisiz hale getirdiğini ve şu anda büyük bir askeri üstünlüğe sahip olduğunu söyleyen Ford, buna karşın Türkiye’nin de askeri anlamda giderek güçlendiğine değiniyor:
“Türkiye, Orta Doğu'da yükselen bir askeri güç. Müttefikleriyle birlikte Şam'ı alarak büyük bir zafer kazandılar ve Türklerin kendi geliştirdikleri İHA’ları var. Ukrayna savaşını takip ettiyseniz, Ukraynalıların Türk İHA’larını çok iyi kullandığını bilirsiniz. Türkler kendi savaş uçaklarını üretiyorlar, çok çeşitli savunma ekipmanları üretiyorlar ve bunları satıyorlar. Ve aslında, oldukça iyi gidiyorlar. Ve eğer Henry Kissinger buna bakıyor olsaydı, ‘Daha önce hiç birbirleriyle savaşmamış iki askeri gücümüz var, ancak şimdi daha önce hiç temas etmedikleri bir yerde, Suriye'de temas kuruyorlar. Bu tehlikeli’ derdi. …İsrail ve Türkiye’yi birbirleriyle çatışmaktan alıkoymak için bu konu üzerine çalışmak gerekiyor. Özellikle de İsrailliler çok kışkırtıcı eylemlerde bulunurken ve Türkler buna ‘Suriyelilerin yanındayız’ diye yanıt verirken. Bu durumun nereye gittiğini az çok görebilirsiniz. Ve İsraillilerle Türklerin Suriye hakkında birbirleriyle konuşma konusunda neredeyse hiç deneyimleri yok.”
Ford devamında sözü Suriye’deki Amerikan askerlerine getiriyor:
“Şu anda bölgede halen 1400 askerimiz var. Oraya ne zaman gittik, Obama döneminde. Şubat 2015’te. 2019’a gelindiğinde IŞİD neredeyse her cephede yenilgiye uğramıştı. Aradan 10 yıl geçti ve hala oradayız. IŞİD artık güçlü değil. Ellerinde petrol kuyuları yok. ABD resmi olarak El Kaide’nin artık bir tehlike olmadığını söylüyor. Ayrıca bölgedeki petrol kuyuları da çok zengin değil. Suudiler’deki veya Venezüela’daki gibi değil. Küçük miktarda, Orta Doğu ölçeğinde petrol bulunuyor orada. Ama hâlâ oradayız.”
Sözü buradan sonra SDG’ye, Suriye Demokratik Güçleri’ne getiriyor eski büyükelçi:
“SDG, Suriyeli Kürt milislerden oluşuyor. Kendilerine ‘demokratik’ diyorlar çünkü biz, yani Amerika onlardan böyle demelerini istedik. Ciddiyim. Youtube’da var. Bir general bunu itiraf etti. Şimdi size bir fotoğraf göstereceğim. (Arkada, Öcalan’ın dev bir posterinin önünde SDG güçleri yer alıyor.) Sarı arka planın önündeki adamın kim olduğunu biliyor musunuz? Adı Öcalan. Kendisi PKK’nın başı. PKK Amerika’nın terörist örgütler listesinde. Aynı zamanda AB’nin terörist örgütler listesinde. Ve tabii Türkiye’nin. PKK, İstanbul havalimanındaki bir patlama, Ankara’da İçişleri Bakanlığı’ndaki bir saldırı gibi terör eylemlerini gerçekleştiren örgüt. Ayrıca Hamas gibi sınırı yamaç paraşütleriyle geçip Türkiye’nin güneyinde bir askeri teknoloji üssünü vurdular. Ve işte Amerika’nın sayesinde bu fotoğrafta gördüğünüz şehirdeler. ABD bu şehrin alınmasında onlara yardımcı oldu. Kiminle iş yaptığımızı anlayın istiyorum. 10 yıldır oradayız. IŞİD artık bir tehlike değil ve şurası kesin ki hâlâ orada olmamızın nedeni bu milisleri korumak.”
Ford, SDG’yle ABD arasındaki ilişkiye dair ilgili açıklamalarına devam ederken Türkiye’nin bu duruma duyduğu öfkeye de değiniyor:
“(Kürtlerin bulunduğu bölgenin üzerinde…) Amerikan uçakları günde birkaç sorti yapıyor. Türkler öfkeli çünkü bu bölgenin Türkiye’ye saldırmak isteyenler için bir güvenli liman olduğunu düşünüyorlar. Her saldırıdan sonra Washington ve ABD Ordusu’na şikayete geliyorlar. Sırf bu nedenle ABD ordusundan nefret edebilirler, çok öfkeliler. Amerikalılar sadece “İlgileneceğiz” demekle yetiniyor ve hiçbir şey değişmiyor. Burada asıl soru şu: Sınırsız askeri destek ve koruma vermek konusunda SDG’ye borçlu muyuz? Şunu unutmayalım: IŞİD karşısında bize harika müttefiklik yaptılar. Cesur ve organizelerdi. ABD ordusuyla büyük bir uyum içinde çalıştılar. Bu yüzden ordu onları çok seviyor. 11 bin kayıp verdiler. Büyük fedakarlıklar yaptılar. Bu bölgeyi IŞİD kontrol ediyordu, şimdi bu milisler ve ABD kontrol ediyor. Peki onlara borçlu muyuz? Kongre’de bunu çok duyuyorum, onlara borçluyuz diyorlar. Kusura bakmayın, ben realist biriyim. Yabancılara hiçbir şey borçlu değiliz. Biz sadece kendimize karşı borçluyuz. Ortak çıkarlar vardır ve birlikte hareket edersiniz. …Şu anda IŞİD bitti. IŞİD onlara saldırıyordu. Köylerini, şehirlerini bombalıyordu, Kürtleri öldürüyordu, yardım istediler ve yardımlarına gittik. Şimdi bu durum bitti. Hal böyleyken orada kalmamızın bir gereği var mı? Türkiye gibi, 90 milyon nüfusa sahip, G20 büyüklüğünde bir ekonomisi olan bir ülkeyle bu milisler arasındaki bir savaşın arasına girmemiz bize ulusal bir fayda sağlıyor mu? Makalelerimi okursanız bu konudaki düşüncelerimi görebilirsiniz.”
Ford buradan da Mazlum Abdi’yle el-Şara arasında yapılan anlaşmaya geçiyor: “Anlaştılar ve ‘Birbirimize saldırmayacağız. Doğu Suriye’yle ülkenin geri kalanını barışçıl şekilde birleştireceğiz’ dediler. Kürt milisler de orduyla birleşecek, paralı asker olacaklar. Yönetimler de birleşecek ve bunu barışçıl bir şekilde yapacaklarını söylediler. Şunu da söylemek istiyorum: Kürt milislere hala borçlu olsak bile orada asker bulundurmamız gerektiğinden emin değilim.”
Robert Ford buradan sonra uzun uzun Suriye’ye uygulanan ABD yaptırımlarının neden kalkması gerektiğini anlatıyor. İlginç olan bölgedeki İran etkisinin azaldığını anlatırken el-Şara’nın kendine biçtiği en önemli görevlerden birinin Sünnileri Şiilere karşı korumak olduğunu belirtmesi. Hatta şöyle diyor Ford: “(el-Şara) Amerikalılardan pek hoşlanmıyor olabilir ama İranlılardan kesinlikle nefret ediyor.”
Daha sonra soru-cevap kısmına geçiliyor ve izleyicilerden biri Ford’a şu soruyu yöneltiyor: “Sizce hangisi Suriye için daha büyük tehlike; Türkiye mi, İsrail mi?” Ford soruyu yanıtlamaya “İkisi de değil” diyerek başlıyor ve devam ediyor:
“Asıl tehlike şu anda el-Şara’nın üzerlerinde çok az miktarda otorite sahibi olduğu kontrolsüz savaşçı milisler.” Büyükelçi Libya örneğini vererek ülkenin Kaddafi sonrası iç savaşa sürüklenmesini hatırlatıyor ve “Suriye’nin de Libya gibi olmasından korkuyorum” diyor. Bir de çarpıcı tahminde bulunuyor: “(El-Şara) Bir suikast kurbanı olabilir mi? Kesinlikle. Ama yerine kim gelir? Böyle bir durumda yine Libya örneğine dönmeliyiz.”
Ford, Şara’nın da iç savaş tehlikesinin farkında olduğunu, bu konuyu onunla konuştuğunu ve bu nedenle çok yavaş hareket ettiğini söylüyor. Şara’nın yaptırımların kalkmasının bu anlamda da önemli olduğunu vurguladığını söylüyor: “Güçlü bir ekonomimiz olursa savaşçılara birer iş vererek onları sivil hayata geçirebiliriz.”
Bu uzun konuşmadan benim dikkatimi bir nokta daha çekiyor. İsrail’in Suriye’yi ele geçirmek isteyip istemeyeceğine dair bir soru üzerine Ford, “Gidip Şam’ı alacaklarını düşünmüyorum. Biz de bunu 2012’de tartışmış ve Şam’ı ele geçirmek istemediğimize karar vermiştik. Şam’ı aldıktan sonra ne yapacaksın? 2012’de Beyaz Saray’da bu konuyu tartıştık ve bunu yapmak istemediğimize karar verdik” diyor. Büyükelçi, İsrail’den bahsederken ülkenin 7 Ekim saldırılarından sonra perspektifini biraz yitirdiğini dile getiriyor ve çok önemli bir şey daha söylüyor: “Bana kalırsa İsrail bölünmüş bir Suriye istiyor. Böyle bir durum IŞİD’in yeniden güçlenmesine, başka terör gruplarının ortaya çıkmasına, mülteci akınlarına ve yeniden istikrarsızlığa neden olabilir ama yine de bunu istiyorlar.”
Ford, Türkiye’nin de Suriye’yi ele geçirmek gibi bir planı olmadığını, daha çok ülkenin yeniden inşası konusunda Suriye’ye yardım etmek istediklerini, ABD yaptırımları kalkınca ülkeye para akacağını bilerek hareket ettiklerini söylüyor.
Son olarak Robert Ford İsrail’in kafasındaki planın ne olabileceğine dair tahminlerini sıralıyor: “İsrail doğuda Kürtlerin bağımsızlıklarını ilan etmesine yardımcı olabilir. Aynı şekilde Dürzilerin güneyde ve Alevilerin kuzeybatıda bağımsızlık ilan etmesini isteyebilir. Ve böylece ülke bölünmüş olur. Bir tür Libya modeli yani.”
ROBERT FORD kimdir?
ABD Dışişleri Bakanlığı’nda 1985’te göreve başladı. İzmir, Kahire, Cezayir (şehir) ve Yaunde’de görev yaptı. 2001'den 2004'e kadar Bahreyn'de Misyon Şefi Yardımcısı olarak görev yaptı, 2004-2006 arasında Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nde Siyasi Danışman olarak hizmet verdi. 2006’da George W. Bush tarafından Cezayir büyükelçiliğine atandı. 2008’e kadar bu görevde bulunduktan sonra Barack Obama tarafından 2011 Ocak’ında Suriye’ye Şam Büyükelçisi olarak atandı ve 2014’e kadar bu görevde kaldı.
Eray Özer kimdir?
Eray Özer ODTÜ'de psikoloji okudu, sosyoloji hatmetti. Akabinde Bilgi Üniversitesi'nde yüksek lisans, Anadolu Üniversitesi'nde ise tez aşamasına takılan bir doktora ile akademik hayattan bir türlü elini eteğini çekemedi. Hatta iki yıl boyunca Kadir Has Üniversitesi'nde sosyoloji dersleri verdi.
Meslek hayatına Radikal Gazetesi'nde başladı, kısa süreli televizyon haberciliği deneyiminin ardından Doğuş Dergi Grubu'nda devam etti.
Son olarak ise Cumhuriyet hafta sonu eki Sokak'ı çıkaran ekipte yer aldı. Radikal, Birgün, Cumhuriyet ve Diken'de yazdı.
Yaklaşık dört sezondur devam eden bir podcast içeriği hazırlıyor. Buzdolabının tarihinden Yapay Zekâ'ya, Roman halkının hikâyesinden Kayıp Kıta Mu'ya birbirinden farklı konular hakkında hiç bilinmeyenlerin anlatıldığı "Yeni Haller" ismindeki podcast yayınına Spotify'dan veya tüm podcast uygulamalarından ulaşabilirsiniz.
No comments:
Post a Comment