Friday, August 7, 2020

YÖK'ün felsefe öğretimini destekleme kararı

 YÖK’ün felsefe kararı

Ufkumuzun hayli karardığı bir dönemde bir mum yakıldı; bu mütevazi fakat çok değerli mum ışığı, YÖK’ün felsefe öğretimini destekleme kararı almasıdır. 

Hemen hatırlayalım, YÖK’e hakim olan çoğunluk Ağustos 2013’te İlahiyat Fakültelerinde felsefe derslerini kaldırmıştı! 

Müslümanların en az altı asırlık tarihini karartan felsefe düşmanlığının hortlamasıydı bu. Büyük tepki çekmesi üzerine bir ay sonra kaldırılmıştı bu karar. 

Bugün YÖK, felsefe öğrenimini desteklemek için felsefe öğrencilerine burs verme kararı alıyor; elbette alkışlıyorum. 

İSLAM MEDENİYETİ 

Tarihe laboratuvar gibi bakmak gerekiyor diyorum ya, kısa bir göz atalım. 
Bugün haklı olarak övündüğümüz İslam Medeniyeti, MS. 8. Yüzyılda felsefe tartışmalarıyla başlamıştı. Başta antik Yunan felsefesi olmak üzere bütün kadim medeniyetlerden yapılan tercümeler zihinlerde yeni sorulara, ufuk açıcı tartışmalara yol açmıştı. 

Daha 8. Yüzyılın başlarında Emevi Halifesi Abdülmelik, daha önce kimsenin aklına gelmeyen kader ve hür irade gibi sorunların ortaya çıktığını belirterek devrin âlimlerinden Hasan-ı Basrî’nin bunlara cevaplar yazmasını istemişti.

Farklı kültürlerle temaslar, şehirleşmenin ve ticaretin gelişmesi hem yeni bilgilere hem yeni hukuki normlara ihtiyaç yaratıyordu. 

10. Yüzyılda Ebulvefa’nın “Tüccarlar için Matematik” risaleleri yazması; coğrafya, astronomi ve hukuk risalelerinin bu dönemde yazılmaya başlanması böyle bir toplumsal gelişmenin ürünüydü. 

Bir yanda Mogol istilasının tahribatı ve Haçlı seferlerinin yarattığı içe kapanma, katılaşma; öbür yanda siyasi ihtilafların dine dayandırılmasının körüklediği çatışmalar düşünce çeşitliliğini ortadan kaldırdı. 

Devletler, meşruiyetlerini dayandırdıkları mezheplerin görüşlerini dayattılar… 

OSMANLI TECRÜBESİ 

İçe kapanma asırlarında medresede aklî ilimler dışlandı. İbn Rüşd’ün felsefeyi savunan Tehafüt’ü 16. Yüzyılda Avrupa’da matbaada 17 defa basılıp okunduğu halde, Osmanlı kütüphanelerinde sadece 4 tanecik el yazma nüshası vardı! (Bekir Karlığa, İslam Düşüncesinin Batı’ya Etkileri, s. 160) 

Fatih’in büyük önem verdiği aklî ilimlerin “felsefiyyattır deyu” dışlanmasını büyük Osmanlı âlimi Kâtip Çelebi derin bir teessürle yazmıştır. Bilim tarihçisi Ekmeleleddin İhsanoğlu’nun “literatür” çalışmaları da bunu gösteriyor. 

Öyle ki, 19. Yüzyılda bile Abdülhamid’in Sadrazamı Sait Paşa, Batı’da çok iyi tanınan İbn Sina’nın “Şifa” adlı eserinin İstanbul kütüphalerinde sadece iki el yazması olduğunu gördüğünde tercüme edilip basılmasını ister… 

Görevlendirilen kişi, okuduktan sonra, “bu kitap âsâr-ı muzirradandır!” diyerek tercümeyi reddetmişti! 

Âsârı-ı muzırra, yani zararlı kitaplar! 

Kafayı görüyor musunuz? 

İbrahim Kalın “yabancı” saysa da Tanzimat’tan itibaren mesafe almaya başladık. 

Cumhuriyet ciddi bir atılımdır. Ancak Cumhuriyet de siyasi ideolojisini felsefi ve akademik özgürlüklerden üstün tutmuştu. 

Önümüzde hâlâ çok uzun bir yol var. 

KOLAY DEĞİL 

Bugün, iş hayatında karşılığı olmayan felsefeyi öğrenciler tercih etmiyor. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, dünkü açıklamasında “bu durum, bilimin gelişimi için endişe vericidir” diyor. YÖK, artık başarılı öğrencilerden felsefe bölümü seçenlere ayda karşılıksız 800 lira burs verecek. 

Felsefe mezunları ek pedagojik öğrenimle öğretmen olabilirler. Yaratıcı düşünce gerektiren işlerde çalışabilirler. 

Prof. Saraç’ın şu sözlerinin altını çiziyorum: 

“Eleştirel ve mantıkî düşünce ile tahlil kabiliyetinin gelişmesinde felsefi ve mantıkî düşüncenin rolü büyüktür… Felsefe üniversite öğrencisinin entelektüel düzeyini yükselten, onu münevver kılan, onun şahsiyetini olgunlaştıran bir programdır.” 

Bilim tarihçisi Prof. Durmuş Günay’ın da şu satırlarının altını çiziyorum: 
“Varlığın bir tek tarzda görülebileceği ve açıklanabileceği inancına dayalı zihni durumdan, farklı açıklamaları meşru gören çoğulcu felsefi tutumu benimsemeyi başaramazsak, 1500’lerden beri dört yüz yıldan daha uzun süredir süregelen krizden çıkamayacağız gibi görünüyor!” (Türkiye’nin Üniversite Sorunu, s. 72) 

Kolay mı?... Kim demiş güçlü ve refahlı gelişmiş bir özgür toplum seviyesine çıkmanın kolay olduğunu?

 Son söz üstad Cemil Meriç’in: “Hakikat bin bir cepheli, bin bir görünüşlü.  Karşınızdaki, görmediğinizi gösterecek size. Sizden farklı düşündüğü ölçüde yaratıcı ve öğreticidir.” 

No comments:

Post a Comment