Monday, August 10, 2020

Neden Felsefe - Önder Özar

 

NEDEN  FELSEFE ?

(Önder Özar'ın, ANA Kültür Sanat Dergisinin Temmuz - Ağustos 2020 sayısında yayınlanan yazısı.)

 

Güzel ülkemizde son dönemlerde tartışılan konular arasında eğitim konusu ve bu bağlamda okulların ders programlarının içeriği ön sırada yer alıyor. Bu yazımda, liselerde felsefe dersi ile ilgili seçmeli mi, zorunlu mu olsun? Hatta, felsefe dersi kaldırılsın mı? savını ileri süren  yaklaşımların isabetsizliğini göstermek, bir başka deyişle felsefenin yararlarından söz etmek istiyorum.

Felsefenin tanımı üzerinde tam bir fikir birliği olmasa da, felsefenin bir düşünme etkinliği, özellikle eleştirel bir düşünme etkinliği olduğu kabul edilmektedir. Düşünme’nin yani felsefenin ana konusu insan ve evrendir. Bu yazımda anlaşılacak nedenlerle sadece insan’la ilgili bazı tesbitlere ve değerlendirmelere değineceğim.

Öncelikle, düşünmenin temel ön koşulunun bilgi olduğunu belirtilmek yerinde olur . Bilginin de doğru, sağlıklı olması, insanın gelişmesi, olgunlaşması ve topluma yararlı olması gibi ölçütlere uygun olması gerekir. Düşünme etkinliği, özellikle eleştirel düşünme ancak bu bilginin test edilmesi, sınanması ile yani akıl süzgecinden geçirilmesiyle yaşama kavuşur. Felsefeye düşen görev, insanın eğitilmesi ile ilgili planlara ve projelere katkı sunmak, eleştiren, sorgulayan, çözüm arayan yaratıcı bir toplum oluşturmaktır. Bu noktada, akıl ve insan yaşamı arasındaki ayrılmaz bağı vurgulamalıyız. Aristoteles( M.Ö.384 – 322)’e göre, insanların insan olmasını sağlayan ve insanın doğasını oluşturan şey akıldır. Aklın yönetimine ve yönlendiriciliğine dayanmayan bir yaşam insana uygun bir yaşam olarak görülemez. Ahlaki bakımdan da en iyi olan şeyin ne olduğunu belirlemek akılla mümkündür. Özetle, Aristoteles’e göre, insanı insan yapan akıldır.  Aristoteles’den bindokuzyüz yıl sonra dünyaya gelen Descartes ( M.S. 1596 – 1650), ünlü “düşünüyorum, o halde varım” (cogito ergo sum - Je pense donc, je suis) özdeyişiyle Aristo’nun felsefi bakış açısını bir bakıma yeniden gündeme taşımıştır. Descartes’a göre, hakikatin ölçüsü artık yalnızca kendine hesap veren insan aklı olacaktır. Her şey kuşkunun süzgecinden geçmelidir. Eğer kuşku duyuyorsam, eğer aldatılıyorsam, bütün bunları düşünüyorum ve bunları düşünmem için var olmam gerekir. Düşünceden kuşku duyabilir miyim? Duyamam, zira kuşku edimi düşünceyi gerektirir. “Cartésien”, başka bir ifadeyle mantıklı (logique), tutarlı, rasyonel düşünce yöntemi basite indirgenmiş biçimiyle budur ve bugün de geçerliğini korumaktadır.

Felsefenin ve felsefe eğitiminin önemi çeşitli platformlarda ve forumlarda vurgulanmış ve vurgulanmaya devam etmektedir. Örneğin, UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür örgütü)’nun 15-16 Şubat 1995 tarihlerinde Paris’te düzenlediği “Dünyada Felsefe ve Demokrasi “ konulu uluslararası panelde kabul edilen bildirgede “felsefe eğitiminin bağımsız düşünmeyi sağladığı, açık zihinli olmayı, yurttaşlık sorumluluğunu teşvik ettiği, kişilerin ve grupların birbirlerini anlamasına ve hoş görmesine yardımcı olduğu, düşünebilen, bağımsız, çeşitli propaganda, bağnazlık, dışlama ve hoşgörüsüzlük biçimlerine karşı koyabilen insanlar yetiştirerek, onları çağdaş dünyanın büyük sorunları karşısında,  özellikle de etik sorunlar karşısında sorumluluklar üstlenmeye hazırladığı” belirtilmiştir. Bu bildirgenin bir diğer paragrafında ise “eğitimde ve kültür yaşamında felsefi tartışmayı geliştirmenin her demokrasi için temel taşı olan, kişilerin yargıda bulunma yeteneğini kullanmakla yurttaşların eğitimine çok büyük katkılar yaptığı kanısındayız” denmektedir. Bildirgede,”felsefe öğretiminin uygulandığı yerlerde sürdürülmesi ve yaygınlaştırılması, olmadığı yerlerde ise başlatılması ve bu öğretime açıkça “felsefe” adının verilmesi, öğretimin bu amaçla eğitilmiş nitelikli öğretmenler tarafından yapılması hususları yer almaktadır.

UNESCO himayesindeki Paris “Dünya’da Felsefe ve Demokrasi” konferansından yedi yıl sonra Antalya’da 10 – 11 Şubat 2002 tarihlerinde düzenlenen “Lise Öğrencileri Felsefe Sempozyumu”nda, Türkiye’nin çeşitli yörelerinden felsefe öğretmenleri, akademisyen felsefeciler, lise öğrencileri biraraya geldiler. Türkiye Felsefe Kurumu’nun önderliğinde gerçekleşen bu tartışma platformunda  felsefenin kapalı kapılar ardında yapılan bir düşünce etkinliği olmadığını kanıtlamak yolunda ciddi bir adım atıldı. Sempozyumun açış konuşmasını yapan Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı Prof. Dr.İoanna Kuçuradi, “bugün yaşanan sorunların kaynağındaki en önemli eksikliklerden birinin bağlantılı düşünememek olduğunu” ifadeyle, felsefe eğitiminin kişinin öğrendikleri ile kendi yaşadıkları arasında bağlantı kurabilmesine yardımcı olmayı ve problem görebilen/çözebilen bir bakış kazandırmayı  amaçladığını vurguladı.

Bu kısa ön bilgilendirmeden sonra, ülkemizde nasıl bir insan, bir yurttaş/ seçmen istediğimize bakalım. Son dönemde,  birbiriyle bağdaşmayan iki modelden söz edilebileceğini düşünüyorum.  Bunlardan birincisi, siyasal iktidar ve yandaş kuruluşlarca tasarımlanan eleştiri ve tartışmalara uzak duran/katılmayan, statükocu/muhafazakar, büyüklerimiz bilir düşüncesini benimseyen insan / seçmen tipi, diğeri ise kendi tercihlerini bağımsız olarak yapabilen, değişime ve yeniliğe açık, eleştiren, sorgulayan, yaratıcı projeler/fikirler üretebilen insan/seçmen modelidir.

Ülkemizin hangi model insana, yurttaşa gereksinim duyduğu izahtan varestedir. Cumhuriyetimizin kurucusu, İnkılaplarımızın lideri, çağdaşlaşmanın öncüsü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde çağdaş uygarlık değerlerine, özgürlüklere, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına, bağımsız ve tarafsız yargıya, sosyal devlet ilkelerine bağlı demokratik bir Türkiye, ancak ikinci modele uygun, felsefeye gereken önemin verildiği bir eğitim anlayışıyla bu hedefe ulaşabilir. Prof. Dr. İoanna Kuçuradini’nin  son zamanlarda sosyal medyada dile getirdiği üzere, “Bugün, eğitimde önemli değişikliklere ihtiyaç olduğunu görüyorum. Öncelik insanlaşma eğitimine verilmeli. Dersleri verecek öğretmenleri gereğince yetiştirdikten sonra, üniversite öncesi öğretimde dört ders verilsin bize. 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur.” söylemini önemsiyorum.

Felsefe eğitiminin iyi yurttaş yetiştirmenin ön koşulu olduğu gerçeğinin benimsenmesini ve uygulamanın ona göre düzenlenmesini ümit ve temenni ediyorum. 

 

 

 

No comments:

Post a Comment