Tuesday, June 30, 2026

YeniÇağ gazetesi - Arslan Bulut - 01 Temmuz 2026 - Teröristin onuru ve Türk Milleti'nin onuru

 

Teröristin onuru ve Türk Milleti’nin onuru

Arslan BULUT
Arslan BULUTarslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, önce NATO zirvesini ele aldı:

-NATO zirveleri dünyanın hangi yöne doğru savrulacağının kararını veren zirvelerdir. 2026 NATO zirvesinin Ankara’da toplanması bir tesadüf değildir. NATO 2030 konsepti sürekli gündemdedir. Yeni savaş ve güvenlik mimarisinin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.

-Ankara neredeyse bir açık cezaevine çevrildi. Bir zirveye mi hazırlanıyor Ankara? Bir savaşa mı hazırlanıyor? Ellerinden gelse evinizin penceresini açmayın diyecekler. Bu sıcakta bizi nefessiz bırakacaklar.

-İnsanların NATO’ya itiraz eder diye, savaş politikalarına karşı çıkar diye, emekten, doğadan, özgürlükten yana söz kurar diye baskı altına alınması kabul edilemez. Allah aşkına siz Ankara halkından, Türkiye halkından, basından neyi saklıyorsunuz?

-Bu ülkenin başkenti dekor değildir.

-Geçen yıl NATO’nun Hollanda zirvesinde hepimizi ilgilendiren önemli bir karar alındı. Üye ülkelerin askeri harcamalarını yüzde 5’e çıkaran bir karar alındı. Türkiye’ye faturası yılda kırk milyar dolar. Yani Türkiye bütçesinin yaklaşık yüzde 11,5’i askeri harcamalara gidecek. Bu da eğitimden kısılan, sağlıktan kısılan, çocuğun kitabından kısılan, işçinin, emeklinin ücretinden kısılan, hastanın ilacından kısılan para demektir. İktidarın derdinin ne olduğu bu rakamlarda açıkça ortadadır.

-Türkiye’de her on kişiden altısı borçludur. Hanelerin yüzde 51,8’i yoksullukla mücadele etmektedir. Sosyal yardıma muhtaç aile sayısı otuz milyona yaklaşmıştır. Türkiye’nin neredeyse üçte biri sosyal yardıma muhtaçtır. Tüm bu gerçekler iktidarın gözünde bir askeri zirve kadar değer görmemektedir.

-Çok açık ifade etmek gerekir ki bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Gerçek beka sorunu çocukların okula aç gitmesidir.

***

Bakırhan’ın NATO ve ekonomiyle ilgili alıntı yaptığım sözleri çok yerindedir. Yalnız Bakırhan ve temsil ettiği siyasi partinin hatta örgütün, “Kürt meselesi” olarak tanımladığı bakış açısı da bir güvenlik sorunudur.

Bakırhan, “Dönüş varsa güvence olmalıdır, hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Kimse yarın başıma ne gelir belirsizliğiyle yola çıkmaz. Çekip gitmiş, itiraz ettiği için yıllarca sürgünde ya da dağda kalmış insanlar, görmediği ve güvenmediği bir yasa için gelir mi? Çerçeve yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır; insanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır.” diyor.

Yani Türkiye’de birlikte yaşaması için teröristlerin onurlu dönüşünü şart koşuyor hatta “Öcalan’a özgürlük” mitinglerini överek “Toplum, bu süreçte Sayın Öcalan’a daha fazla alan açılmasını istiyor. Muhatapsa alanını aç ya. Hem muhatap hem 12 metrelik hücrede hem haftalardır görüşülmüyor.” diye konuşuyor.

Bakırhan, “Eşit yurttaşlığın hayatta karşılık bulmasını istiyoruz ya. Eşit olmayı istemenin neresi kötü, neresi suç? Neresi kavga gerekçesidir? Senin sahip olduğun haklara diğeri de sahip olmak istiyor. Hani kardeşçe birlikte yaşıyoruz, yüzlerce yıllık bir geçmişimiz var, bir hukukumuz var, bir tarihimiz var, bir kader birliğimiz var. Tarihin en zorlu dönemlerinde birlikte hareket etmişiz. Millet 1900’lerin başında ulus demiş, kendisine devlet kurmuş; biz kardeşiz, ayrı devlete gerek yok, bu devlet ikimizi de hepimizi de temsil eder demişiz. Niye buna uygun davranmıyorsun? Bu kadar açık, bu kadar berrak bir meselede artık birilerinin sesine kulak verilmelidir.” derken gerçekleri saptırmaya çalışıyor...

***

Eşti vatandaşlıktan kastedilen, kanun önünde eşitlik değil, etnik kökenlerin eşit temsilidir. Bu da Lübnan veya Amerikan işgalinden sonraki Irak modelidir. Oysa modern devlet, ulus ve vatandaşlık kimliğinde birleşmiş bir topluma dayanır.

PKK ve DEM Parti, ulus devleti ne zaman kabul etmiş de biz duymamışız? Kaldı ki bütün bunlar, aynı zamanda ABD ve AB dayatmasıdır.

Bakırhan, “Biz 100 yıllık bir yarayı sarmaya çalışıyoruz.” derken devletin kuruluş felsefesini “yara” olarak gördüklerini söylemiş oluyor. Bu durumda yaranın sarılması için ne gerekir? Devletin kuruluş temelinden çıkarılması, yani yıkılması ve yeniden kurulması gerekir değil mi?

Türk Milleti, ulus ve vatandaşlık temelinde kulan devletin yıkılması ve yerine etnik temelde bir devlet kurulmasını neden kabul etsin? Teröristin onurundan bahsedildiği yerde Türk Milleti’nin onurunun hiçe sayılması akıl ve mantıkla bağdaşır mı?

Sözcü gazetesi - Rahmi Turan - 30 Haziran 2026 - "Türkiye'ye kurulan tuzak"

 Yayınlanma: 30 Haziran 2026

Rahmi Turan

“Türkiye’ye kurulan tuzak!”

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle

“Teröristlere af’ demiyorlar mı? Nutkum tutuluyor. Tüylerim diken diken oluyor! 92 yaşındayım. Keşke bu kadar uzun yaşamasaydım da beni kahreden bu üzücü günleri görmeseydim.”

Bu satırlar “Osman Rıza” mahlasını kullanan bir okuruma ait. Şöyle devam ediyor:

“Allah razı olsun Müsavat Dervişoğlu oğlumdan... Oğlum diyorum, çünkü o benim oğlum yaşında... Yiğitçe çıktı, ‘Teröristle masaya oturulmaz’ dedi. ‘İhanete karşı bayrak açtım’ dedi. ‘İhanetin zaman aşımı yoktur ama sizin verilecek hesabınız vardır’ dedi. Yangın yerine dönen yorgun yüreğime su serpti!”

Yaşlı-genç her yaştan bu mealde mesajlar ve mektuplar alıyorum. Görünen o ki, başta İmralı canisi Öcalan olmak üzere PKK’lı teröristlere af çıkartmaya kararlı olduğu anlaşılan Cumhur İttifakı, halktan destek bulmuyor. Fakat garip bir şekilde aldırış ettikleri yok!

★★★

On binlerce kişinin ölümünden sorumlu olan Öcalan ve militanlarına “AF” hazırlıklarını yürüten Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş:

“Bana göre işin çoğunluğu, yüzde 80-90’ı bitmiştir. İnşallah yakın zamanda terör artık Türkiye’nin tamamında gündemden kalkacak” diyor.

Yalnız, Numan Bey’in, İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun acı sözlerini bir küpe gibi kulağına takmasında yarar var.

Müsavat Dervişoğlu, Ankara Tandoğan Meydanı’nda, gencinden yaşlısına on binlerce vatandaşın katıldığı görkemli mitingde:

“Onlar ihanete meşruluk dileniyorlar. Türkiye’ye kurulmuş tezgâhın taşeronlarıdır bunlar... Biz buraya o tuzağı bozmaya geldik. Herkes sussa da biz susmayacağız, dünya sussa ben susmayacağım. Biz olaylara Türk Milleti’nin vicdanıyla baktık, bakıyoruz. İhanetin zaman aşımı yoktur ama sizin verilecek hesabınız vardır” diye bağırdı.

★★★

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Ankara’nın ünlü meydanı Tandoğan’da her yaştan on binlerce yurttaşın coşkun tezahüratlarını ve Dervişoğlu’na gösterdikleri desteği görseydi, belki de fikrini değiştirir, her şeyi yeniden gözden geçirmek isterdi.

Kaynak olarak ekle

Millet, bebek katili Öcalan’ın da eli kanlı teröristlerin de affını reddediyor!

İktidar böyle önemli bir konuda halka sormadan, vatandaşın onayını almadan karar vermemeli!

Tek yol referandumdur. Halka sormak zorundasınız! Çünkü ülkenin patronu iktidar değil, vatandaştır!

İktidarın “Dikensiz gül bahçesi” istediği anlaşılıyor!

AKP iktidarı, CHP içindeki kavganın tarafı olmadığını söylüyor ve “Biz dün yoktuk, bugün de yokuz, yarın da olmayacağız. Bunlar bizim değil, yargının değil, bizzat kendi elleriyle, kendi eylemleriyle bu noktaya geldiler” diyor. Fakat...

Halk arasında, AKP’liler hariç, buna inanan pek az kişi var. Büyük çoğunluk, “Mutlak butlan” bahanesiyle Kemal Kılıçdaroğlu’nun kayyum olarak partinin başına getirilip, iktidara doğru yürüyen CHP’ye tuzak kurulduğu kanaatinde...

CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel başta olmak üzere, CHP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için “Fezleke üstüne fezleke” hazırlanıyor. Bu da “İktidarın CHP’yi siyasetten silme taktiği” olarak yorumlanıyor.

Son olarak 8’i CHP’li, biri İYİ Partili, biri bağımsız olmak üzere 10 muhalif milletvekili için daha dokunulmazlıklarının kaldırılması hakkındaki fezlekeler Meclis Karma Komisyonu’na gönderildi.

Bunların dokunulmazlıkları kaldırılırsa yargılanacaklar ve belki de tutuklanıp hapse atılacaklar!

Bu gidişle ülkede sert açıklamalar yaparak iktidarı eleştirecek milletvekili kalmazsa hiç şaşırmamak gerekir. İktidarın “Dikensiz gül bahçesi” istediği anlaşılıyor! Fakat...

Böyle bir durumda siyaset “tek kanatlı kuşa döner” uçamaz! Olan ülkeye olur!

GÜNÜN SÖZÜ

Umut insana sükûn verir, bir süre için ıstırabı uyuşturur!

Sözcü gazetesi - Emin Çölaşan - 30 Haziran 20265 - KK

 

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle

Sevgili okurlarım bir siyasetçi, hem de kendi alanında kaderin cilvesiyle en yüksek makamlara erişmiş bir siyasetçi kendini bundan daha çok rezil edebilir mi?

Ya da böylesine küçültebilir mi?

Günün birinde bu sorularla karşılaştığınız takdirde sakın şaşırmayın ve hemen yanıt verin.

“Evet, ben böyle birini biliyorum ve adı KK’dır deyiverin!”

Doğru yanıtı vermiş olursunuz...

Çünkü başkanı olduğu ana muhalefet partisini, rakibi Tayyipgiller takımının kucağına böylesine oturtan ikinci bir siyasetçi bırakın Türkiye’yi bir yana, dünyada bile yoktur.

O makama iktidar yargısının butlan kararıyla atanan, arada kalıp sadece ve sadece iktidarın hizmetine giren bu beyefendi acaba neyi amaçlıyor?

Partisini yok etmeyi!

★★★

Kendisine burada ben de haddim olmayarak çeşitli zamanlarda defalarca çağrıda bulunmuştum.

“Beyefendi kendi partinizi bırakın bir yana, şu iktidarla biraz mücadele edin. Ne biçim CHP genel başkanısınız siz? Biraz onurlu davranın, CHP’ye oy vermiş olan milyonlarca insanımızın gözü kulağı olun. Yaptığınız her şeyle, aldığınız her kararla Tayipgillere ve bugünkü iktidara hizmet verdiğinizin acaba şimdi bile farkına varmadınız mı?”

Eğer varmadıysa yuh olsun.

Ama eğer vardıysa yazıklar olsun.

★★★

Yine haddim olmayarak, kamuoyu önünde mutlaka yanıt vermesi gereken sorulara da yazılarımda defalarca yer verdim. İşte size somut bir örnek...

Bu iktidar, partinizin halk tarafından seçilmiş olan çok sayıda belediye başkanını hiç durmadan görevden alıyor. Bu bir siyasi skandaldır. Peki karşılığında siz ne yapıyorsunuz, ne diyorsunuz KK olarak?

Kaynak olarak ekle

Hiçbir şey!

İktidar belediyelerinde dönen dümenleri, yolsuzluk ve rüşvet iddialarını niçin gündeme taşımıyorsunuz?

Bu konuda bugüne kadar o mübarek ağzınızı bir kez açıp konuştunuz mu?

Kendinizi bağımsız ve tarafsız yargıya emanet etmişsiniz, oradan gelecek kararları bekliyorsunuz!

Üstelik ne hikmetse, gelen kararlar da hep sizin lehinize oluyor.

★★★

Derleme toplama bir ekibiniz var...

Siz de dahil bu ekibin Türkiye’de hiçbir saygınlığı olmadığı artık açıkça ortada.

Hem kendinize hem CHP’ye, ama aslında milyonlarca Türk seçmenine bu yolla yazık ediyorsunuz.

Az önce değindiğim gibi siz aslında Tayyipgiller iktidarının kurtarıcı meleği, stepnesi olarak görev yapıyorsunuz.

Aynen Devlet Bahçeli gibi.

★★★

Karşınızda Özgür Özel isimli genç bir adam var. Partiyi onun elinden mahkeme kararıyla almayı şimdilik başardınız.

Genç ve enerji dolu bir lider.

Gün geliyor yağmur altında yürürken sırılsıklam oluyor.

Gün geliyor TOMA’ya tırmanıyor.

Çoğu zaman ses düzeni bile olmadan kentlerde ve kırsal kesimde dolanıyor, bankların üzerinde konuşmalar yapıyor.

Elinde artık parti binaları, otobüsleri, makam araçları ve en önemlisi, para yok.

Ama sonsuz bir enerjiye sahip.

Ya siz!

Hiçbir şey yapamıyor ve oturduğunuz yerden ahkâm kesmekle yetiniyorsunuz!

Allah bozmasın rahatınız iyi, keyfiniz gıcır.

★★★

Sevgili okurlarım, seçimde oy verme aşamasına gelindiğinde ben acaba ne yaparım!..

Bu soruyu kendi kendime sık sık soruyorum, başkalarından da duyuyorum...

Zor bir soru ama açık söylüyorum...

AKP’ye nasıl vermeyeceksem KK’lı CHP’ye de vermem.

Ya kime veririm?

Hele seçim yaklaşsın, kafamdaki düşünceyi sizlere de açıklarım!

Sözcü gazetesi - Saygı Öztürk - 30 Haziran 2026 - 80 yıl önce 80 yıl sonra

 Yayınlanma: 30 Haziran 2026

Saygı Öztürk

80 yıl önce 80 yıl sonra

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle

NATO’ya bağlı ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının 6-7 Temmuz tarihleri arasında Ankara’da yapacağı toplantı öncesi, inanılmaz ölçüde harcamalar yapılıyor, yasaklar getiriliyor. Yabancıların görmesini istemediği manzaraların önü perdelerle kapatılıyor, üzerlerine desenler, NATO ile ilgili yazılar yazılıyor. Bu yetmiyor, “Bunlar, geçmişte abileri, ablaları gibi NATO’yu protesto ederler” diye genç, yaşlı dinlemeden gözaltına alıyor, bunlardan bazıları örgüt mensubu olduğu gerekçesiyle tutuklanıyor.

Yabancıların protesto edilmelerine asla izin verilmiyor. Daha önce NATO toplantılarının yapıldığı ülkelerde de protesto gösterileri yapıldı. Bizde NATO’ya karşı çıkanların toplantı ve gösteri yapma hakları olmayacak mı? Şimdiye kadar bu kişilerin örgüt mensubu olduğu bilinmiyor muydu?

YASAK, YASAK ÜSTÜNE

Ankara’da her türlü toplantı, gösteri, basın açıklaması 28 Haziran itibariyle yasaklandı. Bu yasaklar 10 Temmuz’a kadar sürecek. Yabancıların geçiş güzergahlarında alınan önlemler saymakla bitmez. Tabelalar, totemler kaldırılıyor, o yörelerde oturan, çalışanların kimlik bilgileri çok önceden polis tarafından alındı.

Yasaklar bizi de etkiledi. Türkiye’nin en çok satılan, okunan gazetesi SÖZCÜ’nün NATO toplantısını bazı yayın grupları gibi biz de izleyemeyeceğiz. Gazetelerin; televizyonların bu kadar bölündüğü, ayrıştığı bir dönemi de ne yazık ki yıllardır yaşıyoruz.

Kaynak olarak ekle

Emniyetin her biriminin yasakları farklı. Esnafın işyerlerinin önlerine masa-sandalye çıkarması da yasaklar arasında. Toplantının yapılacağı Ankara Ticaret Odası (ATO) Kongre Merkezi bölgesinde örneğin trafikle ilgili ne yasaklar getirildiğini Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü tarafından esnafa tebliğ edilen belgeden okuyorum:

GÜNLÜK 2 BİN 220 LİRA

“Duyuru: İlimizde gerçekleştirilecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, 29 Haziran - 10 Temmuz 2026 tarihleri arasında alınacak emniyet tedbirleri doğrultusunda, ATO Kongre Merkezi çevresi, Söğütözü Caddesi, Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi, Öğretmenler Caddesi, Nizami Gencevi Caddesi, Şehit Öğretmen Şenay Aybüke Yalçın Caddesi, 2170 sokak ile Başyazıcıoğlu Camii arka otopark alanında sahibi bulunduğunuz ve/veya şoförlüğünü yaptığınız sorumluluğunuzda bulunan araçlarınız, bina önlerine, yola cepheli müştemilatlara, taşıt yolu ve yaya kaldırımı üzerlerine park etmemeniz mağdur olmamanız açısından önem arz etmektedir.

Belirtilen alanlarda park halinde bulunan araçların tespit edilmesi durumunda bu sabahtan itibaren çekici marifetiyle yediemin otoparkına çekileceği önemle duyurulur. Vatandaşlarımızın herhangi bir mağduriyet yaşamamaları adına gerekli hassasiyeti göstermeleri önemle rica olunur.”

Aracı kaldırmazsanız ne oluyor? Trafik ekipleri aracınızı yükletip parka çekiyor. Taşıma ve günlük park ücreti 2 bin 220 lira. Ayrıca park yasağına uymadığınız için polisin ceza yazma yetkisi de var. Aman dikkat!

SOVYETLER, TÜRKİYE’YE ÜÇ NOTA VERDİ

1945’te İkinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Amerika ve Batı ile Sovyetler Birliği’nin yolları ayrılmaya başlamıştı. Savaşın ardından Doğu Avrupa’da kendine bağlı devletler kuşağı oluşturan Sovyetler Birliği, 1925’te imzalanmış bulunan Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşmasını feshetti. Ardından 7 Nisan 1945 tarihinde bir nota verdi, Doğu sınırımızdan Sovyetler Birliği yararına bazı düzenlemeler yapılmasını, boğazlarda kendisine üs verilmesini istedi.

Türkiye, bu istekleri geri çevirdi. Bunun üzerine Sovyetler 7 Ağustos 1946 ve 25 Eylül 1946’da iki nota daha verdi. Sovyetlerin, Türkiye’ye karşı düşmanca bir tutum sergilemeye başlaması üzerine, Türkiye’nin, Rusya’ya karşı koyabilmek için Amerika’nın ve Batı Avrupa ülkelerinin yardımına ihtiyacı vardı.

Bir başka gelişme de; Batı’nın demokratik ideolojisi ile Sovyetlerin komünist ideolojisi arasındaki çelişkinin ön plana çıkmaya başlamasıydı. Türkiye’nin yöneticileri bu çelişkilerden yararlanarak Sovyetlere karşı Batı’nın desteğini elde etmek için ülke içinde anti-komünist bir hava estirerek, yönetim ve ordu ile batılılar arasında ideolojik bir ortaklık kurulmasının yolunu açmışlardı. Böylece, ülkemiz ve ordumuz Amerika’nın isteklerine göre yeni bir yapılanma sürecine sokulmuştu.

ABD SAVAŞ GEMİSİ İSTANBUL’DA

İşte bu gelişmeler sırasında, Amerika’nın Missouri zırhlısının 1946 Nisanı’nda İstanbul’a gelmesi, Sovyetler Birliği’ne karşı Amerika’nın Türkiye’nin yanında yer aldığını göstermesi biçiminde yorumlandı.

7 ve 8 Nisan 1946 tarihli Tasvir ve Ulus gazetelerini inceleyen gazeteci ağabeyimiz Fethi Akkoç’un “Ekose Etekli Levrek” kitabında, 80 yıl önce o karşılama öncesi neler yaşandığını kitabın 32 ve 33 sayfasından aktarıyorum:

Amerika’nın en büyük savaş gemisinin İstanbul’a gelmesinden günler önce kentin sokakları, caddeleri temizlendi. Evlerin, işyerlerinin, hatta genelevin duvarlarının bile boyandığını okuyoruz. Ayrıca, Dolmabahçe’de gemi personelinin dövizlerini bozdurmak için bir büro açıldığını, Tekel İdaresi’nin ellişer tanelik özel Missouri sigara kutuları hazırladığını, bu sigara paketlerinin üzerine Türk ve Amerikan bayrakları konulup İngilizce olarak, “Hoş geldin Missouri” diye yazıldığını, Posta İdaresi’nin “Missouri” serisi pullar çıkardığını, Belediye’nin Amerikan askerleri için Dolmabahçe ile Taksim arasında gece gündüz çalışan ücretsiz 12 otobüs tahsis ettiğini, üç sinemanın balkonlarının Amerikan askerleri için ayrıldığını öğrenmiş oluyoruz.”

ABD savaş gemisi Missouri’nin ziyareti öylesine abartılmıştı ki, gazeteler Amerikan askerlerine yapılan karşılama ve ağırlamada ölçünün iyice kaçtığını, hatta ulusal onurumuzun zedelendiğini dile getirmişlerdi.

80 yıl geçti. Bu kez savaş gemisi değil ama NATO toplantısı yapılıyor. Aradan 80 yıl geçse de, anlayışımızda bir değişiklik yok.