Saturday, March 28, 2026

Oksıjen gazetesi - Sedat Ergin - 27 Mart 2026 - AİHM Osman Kavala konusunda yeni bir karara hazırlanıyor


• 13:13

AİHM Osman Kavala konusunda yeni bir karara hazırlanıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Kavala hakkında iki kez ihlal kararı veren AİHM, üçüncü başvuru için toplandı. Strasbourg’da yerinde izlediğimiz duruşmada Kavala’nın avukatlarından Prof. Başak Çalı, müvekkilinin Gezi Parkı eylemlerindeki rolüyle ilgili olarak şunları söyledi “Kavala, 20 sandviç, 20 peynirli poğaça, 20 COVID maskesi, bir plastik masa ve bir megafon gönderdi.” Genel kanaat, Büyük Daire’nin kararını çok uzun bir zamana yaymadan vereceği yönünde. Bir ihlal kararı daha çıkması şaşırtıcı olmamalı


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Strasbourg’daki merkezinde Büyük Daire’nin duruşma salonunda tam bir sessizlik hakim. Bu sırada salona mahkemenin birazdan başlayacağı ve cep telefonlarının duruşma sırasında kullanılmaması yolunda bir uyarı yapılıyor.

Derken bir zil sesi bütün çınlamasıyla salona yayılıyor. Herkes ayağa kalkıyor. Mahkemenin bir görevlisi duruşma salonuna girerek Fransızca “la Cour” (Mahkeme) diye sesleniyor.

Bu seslenişten celsenin açıldığını, mahkeme heyetinin salona girmek üzere olduğunu anlıyoruz. Heyecan yükseliyor.

Ve kapının açılmasıyla birlikte Büyük Daire üyesi hakimler üzerlerinde cübbeleriyle tek sıra düzeninde içeri havalı bir giriş yapıyorlar.

Prof. Başak Çalı

Beyaz cübbelerinin üstünde “jabot” olarak adlandırılan beyaz fırfırlı dantel aksesuarları hemen dikkat çekiyor. Bu, Avrupa’daki yargı kurumlarının bir bölümünde hâlâ kullanılan eski bir geleneğin devamı.

İki yedek üyeyle birlikte Büyük Daire’nin toplam 19 yargıcı kendilerine ayrılan yüksek zemindeki “U” şeklindeki platformda kıdemlerine göre sağa ve sola doğru diziliyorlar.

Mahkemedeki Türk yargıç Prof. Saadet Yüksel, Başkan’ın sağ tarafında beşinci sırada yer alıyor. Türkiye hakkında çıkan ihlal kararlarında sıkça yazdığı muhalefet şerhleriyle bilinen Prof. Yüksel, 2019 yılından bu yana mahkemede görev yapıyor.

Davacı Kavala, savunmada Türk hükümeti, müdahil ise insan hakları komiseri

Bütün salon yerine oturabilmek için önce Fransız başkan Mattias Guyomar’ın yerine oturmasını bekliyor. Ve hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının 2023 yılında Yargıtay’da kesinleşmesinden sonra Osman Kavala’nın AİHM’de açtığı ikinci başvuruyla ilgili davanın duruşması resmen açılıyor.

Başkan’ın karşısındaki yerleşim düzeninde üç ayrı masada davanın üç ayrı tarafı yer alıyor. Başkan’ın karşısında en soldaki grupta savunma tarafı olarak “Türkiye Hükümeti” yer alıyor.

Burada ilk sırada Türkiye’nin “temsilcisi/avukatı” olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın, hemen yanında “danışman” unvanıyla Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Ali Emrah Bozbayındır var. Ayrıca ağırlıklı olarak bakanlıktan altı danışman daha var.

Tam ortadaki blokta “üçüncü taraf” olarak Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri İrlandalı Michael O’Flaherty yer alıyor. Onların hemen arkasında AİHM’in Sekreteryası’ndan üç temsilci var. İkisi Türk: Atilla Nalbant ve Zeynep Yıldız-Akyol…

Prof. Ali Emrah Bozbayındır

Ve Başkan’ın karşısında en sağda yer alan grupta “bireysel başvuru” tarafının temsilcileri, yani davacılar var. Bu davada Osman Kavala’yı Avrupa’nın önde gelen insan hakları hukukçularından Britanyalı Prof. Philip Leach ile Oxford Üniversitesi’nden Prof. Başak Çalı temsil ediyor. Heyette Kavala’nın Türkiye’deki avukatları Tolga Aytöre ile Ebru Demiralp Bekir de var. Ve “başvurucunun eşi” unvanıyla Prof. Ayşe Buğra da bu grupta yer alıyor.

Salonda 250’ye yakın izleyici var. Bu da davanın Avrupa’da ne kadar ilgi gördüğünün açık bir göstergesi. İzleyiciler arasında ilk sırada AİHM eski yargıcı Rıza Türmen ile CHP milletvekilleri Aysun Bankoğlu ve Sezgin Tanrıkulu dikkat çekiyor.

Sedat Ergin, duruşmanın yapıldığı AİHM Büyük Daire salonunda.

AİHM Kavala dosyasına üçüncü kez bakıyor

Bu davanın önemi, AİHM’in 2017 Kasım ayı başından bu yana Silivri’de demir parmaklıklar arkasında olan Osman Kavala’nın durumuna üçüncü kez bakmakta oluşudur.

İlk olarak AİHM İkinci Dairesi, 2019 yılı Aralık ayında Kavala dosyasında Türkiye hakkında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) iki ayrı maddesinden ihlal vermiş, bu karar 2020 yılı Mayıs ayında kesinleşmişti. AİHM Kavala’nın tahliyesini de talep etmişti.

AİHM, söz konusu kararında Türkiye hakkında AİHS’in tutukluluğu düzenleyen “Özgürlük Hakkı”na ilişkin 5’inci maddesinden ve yine AİHS’in “Anılan hak ve özgürlüklere bu Sözleşme hükümleri ile izin verilen kısıtlamalar, öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz” şeklindeki 18’inci maddesinden ihlal vermişti. Mahkeme bu kararıyla, kısıtlamaya Kavala’yı “susturmak” amacıyla başvurulduğunu vurgulamıştı.

Ardından, Türkiye AİHM’in bu kararını uygulamayınca Avrupa Konseyi’nin hükümetler kanadını temsil eden Bakanlar Komitesi, 2021 yılında Türkiye hakkında Sözleşme’nin 46. maddesi çerçevesinde “ihlal prosedürü”nü başlatmak üzere harekete geçmişti.

Bakanlar Komitesi, bu çerçevede önce AİHM’e Türkiye’nin AİHS’in “Yüksek sözleşmeci taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler” şeklindeki 46’ncı maddesini ihlal edip etmediğini sormuştu. AİHM Büyük Dairesi, 2022 yılı temmuz ayında Türkiye’nin AİHM’in kesinleşen ihlal kararını uygulamayarak 46. maddeyi ihlal ettiğine hükmetmişti. Böylelikle AİHM’den Türkiye hakkında ikinci kez bir ihlal kararı çıkmıştı.

Bakanlar Komitesi, bu karardan sonraki aşamada, Kavala ile ilgili AİHM kararını uygulamadığı, yani kendisini serbest bırakmadığı takdirde Türkiye hakkında “önlem alınması” seçeneğini de içeren “İhlal Prosedürü”nü resmen uygulamaya koymuştu.

Komite, bu çerçevede son olarak geçen yıl mart ayında Türkiye’ye “dostane çözüm” önermişti. Ancak bu öneri doğrultusunda taraflar bir sonuca ulaşılabilmiş değil. Komite, bu ayın içinde 9-11 Mart tarihlerinde yaptığı toplantıda aldığı son kararda, bu önerisini tekrarlarken, Türk hükümetine bir kez daha Kavala’yı serbest bırakması çağrısında bulunmuştu.

Bu gelişmeler olurken Yargıtay, Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet cezasını onaylamış, bunun üzerine Kavala hem Anayasa Mahkemesi’ne 24 Ekim 2023 tarihinde, hem de AİHM’e 18 Ocak 2024’ta yeniden bireysel başvuruda bulunmuştu. 2022’de yaptığı bir başka başvuru daha vardı.

İç içe geçen süreçler

Görüleceği gibi Kavala dosyası biri Bakanlar Komitesi’nde ihlal prosedürü, diğeri ise AİHM’deki yeni dava olmak üzere Avrupa Konseyi sistemi içinde iki ayrı düzlemde yol alıyor. Aslında her ikisi de birbiriyle iç içe geçmiş durumda.

Şimdi ikinci düzleme, dün AİHM’deki “açık duruşma”ya dönelim. Sabah saat 9.20 gibi başlayan ve verilen ara dışında iki buçuk saat kadar süren duruşmada taraflar önce kendi sunumlarını yaptılar. Ardından AİHM yargıçları taraflara sorularını yönelttiler. Ara sonrasında taraflar yargıçların sorularını yanıtladılar.

Kuşkusuz bu yazının sınırları içinde duruşmayı ayrıntılı biçimde aktarabilmek mümkün değil. Bu nedenle ana başlıklar halinde gözlemlerimi genel hatlarıyla aktarmakla yetineceğim.

Adalet Bakanlığı’nın başvuruya karşı tezleri

Savunma kanadında ilk sunumu yapan Adalet Bakanlığı temsilcisi Abdullah Aydın’ın tezinin ana eksenlerinden biri, Kavala’nın zaten AYM’ye iki yeni başvurusu olduğu halde bunların sonuçlanmasını beklemeden AİHM’e gitmesinin hukuken hatalı olduğu görüşüydü.

İkincisi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi “İhlal Prosedürü” çerçevesinde Türkiye ile diyalog yürütürken AİHM’in bu davaya bakmasının da hatalı olacağı teziydi. Konuşmasını Fransızca yapan Aydın, bu çerçevede başvuru için “kabul edilemezlik” kararı verilmesini talep etti. Aydın, aynı zamanda Gezi olaylarının şiddet içerdiğini, Taksim Platformu’nun da bu olaylarda yönlendirici rol oynadığını savundu.

Aydın’dan sonra İngilizce konuşan Prof. Ali Emrah Bozbayındır söz aldı. Prof. Bozbayındır soru-yanıtlar bölümünde de Türkiye adına tek sözcü olarak konuştu. Mütalaası önemli ölçüde Yargıtay’ın 2023 yılında Gezi Davası’yla ilgili verdiği mahkumiyet kararındaki gerekçelerin tekrarı niteliğindeydi. Sıkça Yargıtay kararına atıf yaptı. Bu çerçevede Kavala’nın Gezi olaylarına yön verdiğini, lojistik destek sağladığını, böylelikle hükümete dönük şiddet ortamını yarattığını belirtti.

Duruşmada ilginç bir çıkış Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty’den geldi. Komiser başvurucu tarafın tezlerine destek çıkan bir çizgide konuştu. Türkiye ile yaptığı ziyaretlerden söz ederek Türkiye’de insan hakları savunucuları, sivil toplum yöneticileri, siyasetçiler ve gazeteciler üzerinde bir baskı ortamının bulunduğunu söyledi.

Benzer şekilde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda eleştiriler getirerek Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısını gündeme getirdi. AYM’nin Gezi Davası’ndan mahkum olan Can Atalay ve Tayfun Kahraman hakkındaki ihlal kararlarının birinci derece mahkemeler tarafından uygulanmaması da O’Flaherty’nin altını çizdiği tespitler arasındaydı.

Strasbourg’daki mahkemedeki delil: 20 peynirli poğaça…

AYM’nin Atalay ve Kahraman hakkındaki ihlal kararlarının mahkemeler tarafından uygulanmaması sorunu Kavala’nın avukatlarından Prof. Leach’in sunumunda da vurgulandı. Prof. Leach, buradan hareketle AYM’nin etkili bir itiraz mercii olmaktan çıktığı tezini savundu. Kavala’nın daha önce yaptığı iki başvuruda ihlal verilmemesi ve son iki başvurusunda da hala karar çıkmamasının bu tezini desteklediğini belirtti.

Leach’in bir diğer tezi, Kavala hakkında daha önce beraat veren hakimler hakkında soruşturma açılması ve AKP’den aday olmuş bir hakimin bu davaya verilmesinin dava üzerindeki siyasi etkiye işaret ettiğini belirtmesiydi. Bu arada, HSK’nın bağımsız olmadığı tezini Venedik Komisyonu raporu üzerinden vurguladı.

Kavala’nın diğer avukatı Prof. Başak Çalı’nın savunmasında dikkat çeken bir nokta, Kavala’nın Gezi olaylarına lojistik destek sağladığı konusundaki iddiaları çürütmek üzere “Osman Kavala göstericilere 20 sandviç, 20 peynirli poğaça, 20 COVID maskesi, bir plastik masa ve bir megafon göndermiş. Hepsi o zamanki parayla 670 Türk lirası, o günkü kurdan da 300 euro olabilir” şeklinde konuşmasıydı.

Kavala’nın yeni ihlal talepleri

Aktardıklarımız, çarpıcı gördüğümüz noktaların sadece birkaçı. Bunların dışında ana değerlendirme olarak şu hususu belirtmemiz gerekiyor. AİHM, Türkiye hakkındaki ilk kararındaki ihlalleri AİHS’in tutukluluğa ilişkin 5. maddesinden ve sınırlamaların amaç dışı kullanımına ilişkin 18. maddesinden vermişti. Buna karşılık Kavala’nın AİHM’e 2024 yılında yaptığı ikinci başvurusunda AİHS’in başka maddelerinden de ihlal talep ediliyor.

Bunların başında AİHS’in “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz” şeklindeki 3. maddesi var.

Ayrıca AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı”na ilişkin 6’ncı maddesi ile “Kanunsuz ceza olmaz” şeklindeki 7. maddesi, ifade özgürlüğüne ilişkin 10’uncu madde ve toplantı ve dernek kurma özgürlüğüne ilişkin 11’inci madde de yine Kavala’nın başvurusunda ihlal talep edilen başlıklar arasında yer alıyor.

İkinci Daire’nin Kavala’nın başvurusunu kendisi bakmak yerine doğrudan Büyük Daire’ye havale etmesi ve konunun öncelik verilerek ele alınması, AİHM içinde bu dosyaya atfedilen önemi gösteriyor.

Yeni ihlal ne anlama gelir?

Strasbourg’daki genel kanaat, AİHM Büyük Dairesi’nin kararını çok uzun bir zamana yaymadan vereceği yönünde. Buradan Türkiye hakkında yeni bir ihlal kararı çıkması şaşırtıcı olmayacaktır. Bunun nedeni, AİHM’in Kavala ile ilgili daha önceki iki ihlal kararını alırken Gezi Davası’yla ilgili delilleri ayrıntılı bir şekilde değerlendirmiş olmasıdır. Dosya hakkında zaten kuvvetli bir görüş geliştirmiş olan AİHM’in, yine aynı delillerin söz konusu olduğu yeni bir davada çizgisini koruması en muhtemel tutumdur.

Burada işin kritik bir boyutu, Kavala’nın ihlal talep ettiği Sözleşme’nin diğer maddeleriyle ilgili durumdur. Büyük Daire bu maddelerden de ihlal vermesi halinde, Türkiye’nin AİHS 18. maddeyi amaç dışı kullanımının yalnızca 5’inci maddedeki tutukluluk değil, Sözleşme’nin başka birçok maddesi açısından da geçerli olduğu sonucu çıkacaktır.

Bir başka deyişle, bu takdirde Kavala’nın maruz kalmış olduğu ihlallerin ağırlığı AİHM’in tespitleri çerçevesinde daha da ağırlaşmış olacaktır.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Sedat Ergin
Sedat Ergin

No comments:

Post a Comment