Thursday, March 5, 2026

Gürsel Demirok (Emekli diplomat) - 5 Mart 2026 - ABD müdahalesinde Çin faktörü

 

ABD müdahalesinde Çin faktörü

Gürsel Demirok

ABD’nin İsrail’le ortak düzenlediği harekatla İran’a yönelik saldırıları uluslararası gündemin ön sırasında.


Tüm dünya gelişmeleri yakından kaygıyla izliyor. Uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bir ortamda dünyanın geleceği tartışılıyor. ABD-İsrail ortaklığının bu müdahalesinin nedenlerinin ne olabileceği üzerinde çeşitli yorumlar yapılıyor. Bu çerçevede Grönland üzerindeki iddiaları ile Venezuela’ya müdahalesi anımsatılıyor.


İsrail’in amacı belli. Kendi bekası için birinci derecede tehdit gördüğü İran’daki molla rejimini devirmek, yerine sağlıklı iletişim kurulabilecek, nükleer çalışmaları rafa kaldıran, “akıllı uslu” bir yönetimin iktidara gelmesini sağlamak. İsrail, bu amaçla İran’daki iç zaafiyetleri, etnik, mezhepsel ayrılıkları, rejim karşıtlığını vs. kullanma çabasında. ABD de bu amaçları güdüyor. Ancak küresel hedefleri de var. Önümüzdeki süreçte kendine en büyük rakip olarak gördüğü Çin’i frenlemek, İran gibi üçüncü ülkelerle ilişkilerine “taş koymak.”


Nitekim, savaşa ilişkin süregelen tartışmalarda ABD’nin ticari savaş içinde olduğu Çin faktörüne de işaret ediliyor. Çin’in İran ekonomisininin can damarı görevi gördüğü belirtiliyor. Gerçekten de Çin İran’ın en büyük ticaret ortağı ve enerji ihracatçısı. Güçlü diplomatik ve askeri bağları var. Çin, tarihsel olarak ABD’nin dünya çapındaki rejim değişikliği stratejilerine karşı çıkan bir ülke. Çin ile İran arasındaki yakın ilişkilerinin özünde de, karşılıklı yarar sağlayan bir ekonomik ortaklık yatıyor.


Geçmişte NATO’da görev yapmış bazı uzmanlar ve bazı akademisyenler de son gelişmeleri değerlendirirken, Amerika’nın gelecek 100 yıldaki en güçlü rakibinin Çin olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu görüş sahiplerine göre, ABD bugünden ön almazsa 15-20 yıl içinde Çin ABD’yi dengeleyebilecek güce sahip olacak. Bu kaygılarla, son 10 yıldır ABD, NATO’da sürekli Çin’e odaklanılması gerektiğini savunuyor, ancak  yeterince destek bulamıyor.


Çin günde 11.5 milyon varil petrol ithal ediyor. 2025 yılında bunun 600 bin varilini Venezuela’ dan ithal etti. O ülkedeki petrol altyapısını, boruları, limanları yenileyip, günlük üretimi yeniden 3 milyon varile çıkarıp 2.5 milyon varilini satın alma anlaşması yaptı. ABD Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırarak bu planı bozdu. ABD’nin yeni yönetimden isteklerinden biri, Çin ve Rusya ile ilişkilerini kesmesiydi.


Çin ise İran’la da önemli bir anlaşma yaparak OBOR (Modern İpek Yolu Ekonomi Kuşağı) kapsamında, İran’ın petrol üretim ve rafine kapasitesini artırmak ve ticarette renminbi (Çin’in resmi parası) kullanma yolunda çalışmalara başlamıştı. Ayrıca İran’ın deniz suyunu arıtıp boru hatlarıyla 1000-1200 kilometre taşıyarak Lut Çölü civarını tarıma açması projesine de katkıda bulunuyordu. 2025 yılında günde ortalama 1.38 milyon varil petrol alımı yapıyordu ve bunu ikiye katlamayı planlıyordu. 


ABD’nin buna müsaade etmeyeceğini değerlendiren Çin ve İran, Washington’dan gelen sinyalleri dikkate alarak son 1 ayda 170 milyon varil petrolü tankerlerle bölgeden çekti; yani yaklaşık 3 aylık stok ve Tahran’a taze para girişi sağlandı. Karışık, karmaşık bir ilişkiler ağı mevcut. 


ABD’nin yakında Çin’e petrol satan Nijerya, Sudan (Güney Sudan Abyei petrolü) ve Angola’yı da sıkıştırması bekleniyor, Kuzey Mozambik’teki gaz yataklarının işletilmesine de bulaşması öngörülüyor. Görünen o ki, ABD’nin stratejik planlarında Çin ile yakın ilişkiler içinde olan Afrika ülkeleri de var.


ABD, İran’a yıllardır uyguladığı ağır yaptırımlarına rağmen Çin çeşitli yollarla büyük miktarlarda petrolü indirimli fiyatlarla İran’dan satın aldı. Çin İran’a can veren ülke konumunda. 2021′ de imzalanan ve İran altyapısı ile telekomünikasyon sektörüne yüz milyarlarca dolarlık Çin yatırımı vadeden 25 yıllık stratejik anlaşma ilişkileri sağlamlaştırdı.


Öte yandan, ABD’nin İran’a yönelik müdahalesini sert bir biçimde eleştirse de Çin’in askeri müdahalesi beklenmiyor. Askeri müdahalenin durdurulması çağrısında bulunan Pekin’in stratejisi, ABD’yi Orta Doğu’da çıkmazda tutmak, ancak küresel petrol fiyatlarında ani bir yükselişe yol açacak bölgesel bir çöküşü tetiklememek. Çin, kendisini uluslararası hukukun ve istikrarın savunucusu bir ülke olarak konumlandırıyor. İran füzelerinin Çin kaynaklı olabileceği bu arada dillendirilmeye başlandı.


Pekin’in diplomatik kazançlarının ötesinde krizi, nadir mineraller üzerindeki hakimiyetini kullanarak lehine çevirmek isteyebileceği de söyleniyor. ABD’nin savaşta kullandığı silahların tümünün Çin’in tedarik zincirini kontrol ettiği mineraller olduğu vurgulanıyor. Bu durumun  Pekin’in elini güçlendirdiği ifade olunuyor. Diğer yandan, İran ve Venezuela’ya düzenlenen operasyonların ise özellikle petrol tedariki açısından Çin’i zora sokabileceği belirtiliyor.


ABD ve İsrail’in müdahaleleri sonucu Tahran’da Batı yanlısı rejim değişikliğinin gerçekleşmesi, İran’ın zengin kaynaklarının Venezuela’da görüldüğü gibi ABD şirketlerinin kontrolüne geçmesi Çin’in hiç arzulamadığı bir gelişme olur. Bu itibarla Çin’in önümüzdeki süreçte İran liderliğini devralacak yönetim ile de iyi ilişkiler kurmayı amaçlayan bir tutum içinde olacağı görülüyor.

No comments:

Post a Comment