Wednesday, March 4, 2026

Gürsel Demirok (Emekli diplomat) - Ev benim karı benim” - Yayınlanma: 02 Mart 2026 Pazartesi 09:27

 Gürsel  Demirok

(Emekli diplomat) 

Ev benim karı benim”

“Ben daha iki aylık gelindim. Parmaklarımdan kına izleri yok olmamıştı. Hayallerimse gelinliğim kadar beyazdı. Dışarıda buluşmalarımıza benzemiyordu hayat. Nefes almamı bile yük görüyor, vuruyor, kırıyor, bağırıyordu. Bir bataklığın içine düşmüştüm, paramparçaydı yüreğim. ‘İstemiyorum, ayrılalım’ deyince de af dileyip ağlıyordu. Korkuyordum. Bir gece, tüm sokak, kör pencereli evlerde uyurken, yavaşça kapıdan çıktım. Özgürlük beş on adım uzaktaydı. Yürüdüm… Arkamdan bir ses; elinde satır, celladım. Bahçeden çıkmadan tutup doğradı beni. Al kanlara boyandım. Duvağım duvarda asılı kaldı.”

Bu sözler Kemer Belediyesi Sanat Gönüllüleri Tiyatro Topluluğu’nun “Ablam” adlı oyunundan. Oyunun başında siyah giysiler içinde sekiz hüzünlü, umutsuz genç kadın sahneye çıkıyor teker teker, dramatik bir müzik eşliğinde. Elleri havada, Tanrı’ya yakarır şekilde… Her biri şiddete nasıl kurban edildiklerini anlatıyor. Siyah giysiler içinde sahnede dolandıktan sonra yere uzanıyorlar. Sıra sıra… Çarpıcı, dokunaklı bir sahne. Yukarıdaki satırlar sekiz kadından birine ait. Her birinin öyküsü yürek parçalayıcı.

“Ablam” oyununu Kemer Belediyesi Kültür Salonu’nda izledim. Yazan-yöneten, Kemer’in kültür ve sanat sevdalısı Emine Öney Hoca. Yönetmen yardımcısı Gülsun Tuncer. Gönüllülerden oluşan oyuncular çok başarılıydı.

Emine Öney, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Otuz yıldır Kemer’de yaşıyor. Yaşamını tiyatroya adamış. Tiyatro eğitimi almış. Tiyatro usta ve gruplarıyla çalışmış. Çeşitli gruplarla tiyatro üzerine çalışmalar yapmış. Kemer halkını tiyatroyla tanıştırmış. Her yıl Kemerlilerin yakın ilgi ve desteğiyle Kemer Sanat Gönüllüleri Tiyatro Topluluğu adı altında drama atölyelerinde çalışmalar yapıyor. Oyuncular arasında otuz yıldır birlikte çalıştıkları da var, gençler de. 1 Mart’ta “Ablam” oyununun finali oynandı. Geleceğe yönelik başka projeleri var.

Toplumsal olayları her daim konu alan oyunlar yazan ve yöneten Emine Öney, “Ablam” adlı oyunu ile de toplumsal konularda çarpıcı mesajlar veriyor. İzleyenlerde derin izler bırakıyor.

Aile içi sorunlar, kavgalar ve şiddet konu ediliyor oyunda. Köyden gelip şehirde bir gecekondu edinmişler. Koca, iri yarı, güçlü, işsiz, sarhoş biri. Evin tek hâkiminin kendisi olduğunu, onun sözü üstüne söz söylenemeyeceğini düşünen bir tip. Karısı ise lafını esirgemeyen, doğru bildiklerini çekinmeden söyleyen, kişilik sahibi biri. Tüm derdi, bu zor ekonomik koşullarda yuvasını çekip çevirmek. İki kızları var. On iki yaşında olanın adı Hatice, dokuz yaşındakinin adı Pembe. İkisi de okula gidiyor. Anne, kızlarının eğitimlerini çok önemsiyor.

Ekonomik sorunlar bu aileyi de vurmuş. Evde sürekli bir hır gür hâkim. Sarhoş koca ile çilekeş karının kavgasına tanık oluyor seyirciler. Koca haykırıyor: “Ev benim, karı benim, istediğimi yaparım, sana mı soracağım?” Bu sözün altında kalmayan kadın, “Evde yemek yok, çocuklar aç. Kurtar o zaman bu dertten bizleri!” diye yanıtını yapıştırıyor. Koca aslında karısının doğru söylediğinin farkında. Ancak gerçeklerin yüzüne vurulmasından hoşlanmıyor. Gücüne, kuvvetine güveniyor, karısının üzerine yürüyor: “İş yok, güç yok. Keyfimizden mi içiyoruz? Neden köyden geldik ki?” deyip öfke içinde karısına vuruyor, vuruyor… Susturmaya, sesini kesmeye çalışıyor karısının…

Bir gün kapı çalınıyor. İki kadın içeri giriyor, kucaklarında bir yardım kolisi. Kadın buyur ediyor, ancak kuşku içinde bu erzak yardımının nedenini sorguluyor. “Allah adına zorda olan insanlarımıza yardım ediyoruz. İleride başka yardımlarımız da olur. Hiçbir beklentimiz yok. Yalnız kimi zaman konu komşu toplanıp otobüslere binip bir meydana gidiyoruz. Nutuk atanı bolca alkışlayıp tekrar otobüslerle evlerimize dönüyoruz,” diyor yardımsever kadınlardan biri. Onca sıkıntısına, mutfak tam takır olmasına rağmen kişilik sahibi kadın yardımı kabul etmiyor ve gelenlere kapıyı gösteriyor.

Oyunda hoca kılıklı, “fırıldak”, “üçkâğıtçı” bir tip de var. Yaşı ben diyeyim elli, siz deyin altmış. Evin kadını, adamın hocalıkla ilgisi olmayan bir fırıldak olduğunu sezinliyor. Erkek ise aymazlık içinde, bir umut dünyası, adamın peşi sıra dolanıyor. Adamın gözü, eğitimine devam etmek arzusunda olan on iki yaşındaki Hatice’de… Evde kimselerin olmadığı bir gün Hatice’ye sarkıyor…

Çarpıcı sahneler, seyircilere medyada okudukları, TV’lerde izledikleri haberleri anımsatıyor. Emine Öney, toplumsal gerçekleri çarpıcı, sarsıcı mesajlarla izleyenlerin dikkatine getirmiş oyunda. Bu noktada sanatın gücü ortaya çıkıyor. Tiyatronun gücü ortaya çıkıyor.

Tiyatrodan çıkıp gecenin karanlığında boş caddelerde eve doğru yol alırken düşüncelere dalıyorum. Sarhoş kocası tarafından susturulmaya çalışılan kadın eski bir arkadaşımı anımsatıyor. O da lafını esirgemeyen, doğru olduğuna inandıklarını sonuna kadar savunan, haksızlıklara, baskılara karşı çıkan bir tipti. “Bu huyumu rahmetli babamdan almışım. Çocukken ben ve kardeşime hep nasihat verirdi. Doğruluktan ayrılmayın. Baskılara, haksızlıklara boyun eğmeyin, sessiz kalmayın, derdi. Babasına hayrandı. Çok iyi insandı. Bizlere çok iyi baba, anneme de çok iyi bir eşti,” diye eklerdi.

Bu doğrucu Davut arkadaşımın son zamanlarda sesi sedası çıkmaz oldu. Derin bir suskunluk içinde. Nedenini sordum. “Aman sen de, bu şiddet yüklü dünyayı bu yaşta düzeltmek bana mı kaldı?” diyerek sorumu yanıtlamadı. Suskunluğunun nedenini açıklamadı. Temiz havada öten, kirli havada susan narin sarı kanarya gibi susuyor arkadaşım. Kimi zaman penceresinden kabaran denizi seyrediyor, kimi zaman da denizle kucaklaşan gökyüzündeki kapkara bulutları, çakan şimşekleri… Umutsuz, kaygılı…

Öte yandan aile içi şiddetin nedenleri konusunda farklı yaklaşımlar var. Geçenlerde değerli bir hanım okurum dikkat çekici bir yorumda bulundu: “Aile içi şiddet çok derin ve karmaşık bir konudur. Sadece kocaları suçlamak da doğru değildir. Kadınların da payı olabilir. Kocaları yetiştiren anaların etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Bir de sadece işsiz, cahiller şiddete başvurmuyor. Okumuş, iş güç sahipleri arasında da şiddete eğilimli insanlar var tüm dünyada,” dedi.

Koli içinde yardım amacıyla eve gelen kadınların söyledikleri “Kimi zaman konu komşu otobüslerle bir meydana gidip nutuk atanları dinleyip alkışlayabiliriz,” sözü de aklıma takılıyor. Bu insanların çaresizliğini siyasi amaçlarla kullananlar var. “Meydanları dolduranların kaçına önceden kolilerle yardım malzemesi dağıtılmıştır?” diye soruyorum kendime. Yanıt veremiyorum.

Ya o hoca kisvesine bürünmüş, on iki yaşındaki kız çocuğuna sarkıntılık eden fırıldak adama ne demeli? Her gün böyle tipleri medyada okuyoruz, izliyoruz. Çocuk yaşta okuldan alınıp evlenmeye zorlanan kız çocuklar ile çocukları istismar edenlere ilişkin öyküleri ibretle, öfkeyle okuyoruz, izliyoruz. O da toplumsal yaralarımızdan biri. Deva bekleyen.

Emine Öney ve Kemer Belediyesi Sanat Gönüllüleri Tiyatro Topluluğu üyelerini takdir etmek, alkışlamak gerek. Kemerliler, topluluğun değerli çalışmalarına her daim destek olmalı, bu oyunları izlemeliler.

Oyundan övgüyle söz ettiğim Antalya’da yaşayan emekli öğretmen bir dostum, “Benzer gönüllü sanatsal çalışmalarda bulunan topluluklar Antalya’da da var. Ben de öyle bir grubun içindeyim. Rolümü ezberlemek için geceleri gözüme uyku girmiyor. Antalya’da ayrıca Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği konserleri veren gönüllülerden oluşan korolar da var. Antalya, yerel yönetimlerin desteği ile gönüllü kültürel sanatsal çalışmalara da önem veren bir kenttir,” dedi.

“Alkışlanacak, gurur verici bir tablo. Sanatsal çalışmalar her alanda desteklenmeli, sahiplenilmeli. Emine Öney Hoca’nın dediği gibi, her koşulda sanat susmamalı. Tiyatro bize sunulan hayatın içinde onlarca hayatı yaşayabilmektir. Okuldur. Hayatın içindeki en canlı sanattır. Atatürk de sanata büyük önem, sanatçıya da büyük değer verirdi. Ülkenin modernleşmesinde sanatın, sanatçının önemli rol oynayacağını düşünür, genç yetenekli sanatçıları eğitim amacıyla Avrupa’ya gönderirdi,” dedim.

Kaynak: “Ev benim karı benim”

No comments:

Post a Comment