Osmanlı’nın son günleriyle, Kurtuluş Savaşı günlerinde ak ile kara belli oldu. Birçok uğraşı alanında olduğu gibi din görevlileri, inanç önderleri ikiye ayrıldı: Türklükten yana olanlar ile Türklüğü ortadan kaldırmak isteyenleri destekleyenler.
Fener Rum Patrikhanesi, “Anadolu Yunanistan’a verilmiştir” diyerek Yunan ordusunun Anadolu’yu ele geçirmesine destek verirken; Türk Ortodoks Papa Eftim (Erenerol) “Biz Türk’üz” diyerek Rum Patrikhanesine karşı direnişe geçmiş, Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ün yanında yer almıştı. Türkiye Bektaşileri, başkanları Cemalettin Çelebi’nin yanında tüm güçleriyle Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk’ü destekledi.
YUNAN KRALI İÇİN HUTBE OKUTANLAR
Sünni din görevlileriyle, Sünni tarikat şeyhleri de ikiye bölündü. Osmanlı Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah, Mustafa Sabri’nin yazdığı ölüm buyruğunu imzalıyordu. Tealiyi İslam Cemiyeti Başkanı İskilipli Atıf Hoca da bu işin içindeydi. Mustafa Sabri İngiliz Muhibleri Derneği’nin onur başkanıydı.
Müftüler için de Yunan Kralı Konstantin için camilerde hutbe okutanlar da, tarikat şeyhlerinden Yunan Ordusunun başarısı için dua edenler de vardı. Bunların ortak görüşleri İskilipli Atıf’ın başkanı olduğu Teâlî-i İslam Cemiyeti bildirisindedir. Okuyalım:
“Ey kahraman askerler! Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi hainlerin, zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız? Elinize aldığınız fetvayı şerife ki ALLAH’IN EMRİDİR. Okuduğunuz Halifemizin, Padişahımızın bir fermanıdır. Siz ALLAH’IN EMRİNE, Halifenin fermanına uyarak bu canileri, bu katil canavarları daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz.”
Bu bildiriyi yazanlardan İskilipli Atıf, İstiklal Mahkemesinde yargılanmış, asılmıştır. “Şapka Yasası’yla ilgili yasadan önce yazdığı bir risale yüzünden asıldı” yalanıyla karşı devrimcilerce aklanıp kutsallaştırılmaya çalışılmış.
KURTULUŞ SAVAŞINDA MÜFTÜLER
İngiltere’ye sığınmayı, Halifeliğe inanmayı sürdüren bu Sünni din adamlarının yanında, bunlara karşı çıkan, karşıt fetvalar yayınlayan, yurttaşları Kurtuluş Savaşı’na yönlendiren din bilginleri de az değildir. Mehmet Akif bunlardan birisidir. Afyon Müftüsü Sait Efendi, Bilecik Müftüsü Mehmet Şükrü Efendi, Bolu’da Müderris Kürtzade Mehmet Sıtkı Efendi, Çankırı Müftüsü Bekir Zade Ata Efendi, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, Gönen Müftüsü Şevki Efendi gibi din bilginleri de Kurtuluş Savaşı’nı destekleyenler arasındadır.
Sonradan Müdâfaa-i Hukuk Reisi olacak Ankara Müftüsü Rıfat Efendi (Börekçi), Belediye Başkanı Ali Bey, Defterdar Yahya Galip ile Ankara’nın gerçekten eşrafı olan değerli kişiler, Kurtuluş Savaşı’nın yanında yer almaya karar vermişti.
27 Aralık 1919’da Atatürk’ün Ankara’ya gelişi başlı başına önemli bir olaydır. Atatürk yanında Temsil Heyeti ile Dikmen sırtlarında görüldüğü anda, karşılamaya gelen coşkulu kalabalık, gözleri çakmak çakmak seğmenler, yaşlısı, genci, Alevi’si, Sünni’si ile silahlanmış “Senin yolunda, millet uğrunda ölmeye geldik!” diye bağırıyorlardı.
ÖDÜNÇ ALMAYI KABUL ETMİYORDU
Ankara İstasyonu yabancıların işgali altındaydı. O zaman Ankaralıları ölü, Ankara’yı harabe sanan yabancılar, bu yüce bağırışlar karşısında kaygılarını belirtmekten kendilerini alamamışlardır. Ankaralıların bu arada yaptıkları ilginç bir eylem daha vardır. İstanbul Hükümeti’nin atadığı, Kurtuluş Savaşı karşıtı valiyi tanımamış, Defterdar Yahya Galip Bey’i vali olarak seçmiş, kendisine “Hakan” demeye başlamışlardı.
Ankara’daki bu olumlu gelişmelerde halk arasında sözü çok geçerli olan Müftü Rıfat Börekçi’nin etkisi önemlidir. 24 Nisan 1920’de İstanbul Hükümeti görevine son vermiş, ölüme mahkûm etmiş olsa da artık sözü geçen İstanbul değil, Ankara’dır. TBMM ilk dönem milletvekili olarak seçilmiş, 1 Nisan 1924’ten, 5 Mart 1941’de ölümüne dek Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yapmıştır.
Namık Kemal Zeybek’in yazdığı İlteriş Vakfı’nın yayımladığı “Ata Türk Devrimi” kitabında göz yaşartan bir olay var. Rıfat Börekçi’nin Kurtuluş Savaşı ile kuruluş savaşımındaki katkılarını Atatürk’ün başkanlığındaki Temsil Heyeti’nin muhasip üyesi (Akçe işleri sorumlusu) Mazhar Müfit Kansu şöyle anlatıyor:
YA KAHVE İÇMEK İSTERSE
“Ekmekçiye bile verecek akçamız kalmamıştı. Atatürk ortaya koyduğum çözümleri onaylamıyordu. Ödünç almak da istemiyordu. Bir kürküm vardı, sattım. Bir hafta bize Ankara Belediyesi bakmıştı. Sıkıntı içindeydik. Bir gün Müftü Efendi (Rıfat Börekçi) geldi. ‘Kahve içmek isterse’ diye korktum. Aramızda şöyle bir konuşma oldu:
-Müftü Efendi, sanırım kahve içmezsiniz değil mi?
-Evet içmem.
-Sigara?
-Onu da kullanmam. Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az olsa da yardımı görev bildik.
(Müftü Efendi cübbesinin altından bir torba çıkardı, saymaya başladı... Tam bin lira kâğıt akçe saydı. Bundan sonra sakladığım iki kesme şekeri çıkardım, iki kahve içtik.) Atatürk odasının kapısı önünde benden bilgi bekliyordu.
SAVURGANLIĞA BAŞLAMAYALIM
-Ne kadar?
-Bin.
-Gördün mü akşam ne ölçüde sıkışmıştık, bu hatıra gelir miydi? Allah bize yardım ediyor.
-Bugün öğle yemeğinde size bir ziyafet çekeceğim, çoktandır et yemedik.
-Savurganlığa başlamayalım.
-Bir kez... Yarın yine çorba, bulgura döneriz.
Yardımın arkası da gelmiş... Atatürk, Müftü Efendiyi çok severdi. İstanbul “Sultana başkaldırdı” diye ölüm fermanı verdiğinde din bilginlerini toplayarak bunun karşı fetvayla etkisini azaltan Rıfat Börekçi’dir. Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlanma savaşımında da Börekçi, hep Atatürk’ün yanında yer almıştı.
Günümüzde ise Diyanet İşleri Başkanlığı, savurganlıklarıyla gündeme geliyor. Toplum, Rıfat Börekçi gibi müftüleri, Diyanet İşleri Başkanlarını özlüyor.

No comments:
Post a Comment