Thursday, March 5, 2026

Elif Soyseven - Sizin rızanız var mı? - 5 Mart 2026 00:00 Güncelleme: 5 Mart 2026 10:23

 Elif  Soyseven

5 Mart 2026

Sizin rızanız var mı?


Minab’daki çocukların, Çekmeköy’deki öğretmenin, hayatı çalınan evlatlarımızın ve sessizce yok edilen annelerin sesi olmaya devam etmeliyiz. İnsanlık, kurbanın kimliğine bakmadan faili işaret edebildiğimiz cesur vicdanlarda gelişecektir. Umut hala var buna inanmak istiyoruz.


Sizin rızanız var mı?

5 Mart 2026 00:00

Güncelleme: 5 Mart 2026 10:23


Birkaç gün sonra 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. dünya, 8 Mart’a hazırlanırken yine o steril ve makyajlı vitrinini tazeliyor. Yine kürsülerden kadın hakları ve yaşamın kutsallığı üzerine cümleler kurulacak. Ancak bu cümlelerin altındaki devasa boşluk, son günlerde dökülen kanda ve mahkeme salonlarının soğuk duvarlarında tüm çıplaklığıyla duruyor. Bugün meselemiz sadece bir cinsiyetin hak mücadelesi değil ki, bugün meselemiz, hangi canın "yas tutmaya değer" görüldüğü ve hangi vahşetin "hukuki kılıflarla" meşrulaştırıldığıdır.


8 Mart Dünya Kadınlar Günü arifesinde, İstanbul’un ortasında iki Fatma Nur Çelik’in haberiyle sarsıldık. İki kurbanın adı aynıydı. İkisi de sistemin dişlileri arasında çırpınırken hayatlarını kaybettiler.


Fatma Nur’lardan biri Çekmeköy’de bir lise öğretmeniydi. “Can güvenliğim yok” diyerek defalarca resmi makamlara başvurdu, korkusunu ve tehditleri kurumsal kayıtlara geçirdi. Ancak o kayıtlar onu korumaya yetmedi. Görev yaptığı okulda, bir lise koridorunda öğrencisi tarafından öldürüldü.


Diğer Fatma Nur ise koruma mekanizmalarının boşluklarında kaybolan bir anneydi. Tecavüzcüsüyle evlendirilmiş, “aile” adı verilen bir düzenin içinde failine teslim edilmişti. Sonunda kızı da annesinin kaderini paylaştı. “Baba” dediği istismarcının kurbanı oldu, Hifa İkra ile annesi ölü bulundu. Oysa o anne sesini duyurmak için neler yapmış, bir gün başıma bir şey gelirse intihar demeyin bile demişti. Ancak sesini duyan, elini tutan, onu koca diye istismarcısıyla yaşamaya zorlayan hayattan kurtaran olmadı.


Eğer okulunda katledilen bir eğitimci ile failine emanet edilen bir annenin hayatı, öncelikli güvenlik ve hukuk politikalarının merkezinde yer almıyorsa, o zaman sokağın gerçeği karşısında ağır bir sınav veriyoruz demektir. Yasaların kâğıt üzerindeki varlığı, Fatma Nur’ların yaşam hakkını güvence altına almaya yetmiyorsa, sistemin tahkim edilmesi gereken boşlukları artık görmezden gelinemeyecek kadar büyüktür.


Adaletin karanlık yüzü: "Küçüğün rızası" dehşeti

Tecavüzcüsüyle evlendirilen kadınların ve çocukların hikâyeleri bu topraklarda yeni değil. Failin cezasını çekmesi gerekirken mağdurla aynı çatı altında “aile” zannedilen bir kafese kapatıldığı, şiddetin evlilik perdesiyle meşrulaştırıldığı bir düzen… Kadının hayatı, failin cezasından daha değersiz görülür, mağdurun kaderi, failin insafına bırakılır. Veya çocuk istismarı davalarında vicdanı parçalayan o cümle tutanaklara düşer: “Küçüğün rızası vardır.” Henüz oyun oynamaktan, arkadaşlarıyla koşmaktan, hayal kurmaktan başka bir iradesi olamayacak bir çocuğun yaşadığı dehşete “rıza” kılıfı giydirmek, suçu failden alıp savunmasız bir çocuğun omuzlarına yüklemektir. Bir çocuğun korkudan donmuş sessizliğini “rıza”, bir kadının hayatta kalmak için susuşunu “kabul” saymak, mağduru celladına teslim etmek demektir. İstanbul Sözleşmesi gibi yaşamsal standartların yokluğunda kadınlar ve çocuklar kaybolurken geriye tek bir soru kalıyor, “Küçüğün rızası var” diyorlar, peki ya sizin?


Minab’da 165 Çocuk

28 Şubat 2026. 


İran’ın Minab kentindeki Shajareh Tayyebeh Kız İlkokulu, bölgedeki askeri hedefleri vurduğunu iddia eden İsrail’e ait hassas güdümlü füzelerin doğrudan hedefi oldu. ABD’nin lojistik ve istihbarat desteğiyle gerçekleştirilen bu saldırıda, 7-12 yaşlarında 165 kız çocuğu okul sıralarında katledildi. 165 çocuğun tek şansızlığı dünyayı yüzyıllardır kan gölüne çeviren petrol geçiş koridorlarından birinde doğmuş olmalarıydı.  


Çantalarında kalemleri olan bu 165 küçük can "stratejik hedef" haritalarında "ikincil hasar-collateral damage" denilerek hayattan koparıldı. Acaba bu 165 çocuk, Avrupa’nın orta yerinde olsaydı dünya nasıl bir sabaha uyanırdı? Dünya yine sessizce izler miydi? Fail Batı, kurbanlar ise İranlı, Gazzeli olunca Batı’nın "insancıl" refleksi aniden bir "stratejik analiz" soğukluğuna bürünüyor, başlıklar küçültülüyor, olaylar görmezden geliniyor. Bu sessizlik, jeopolitik dengelerin insani değerlerin önüne geçtiği bir çağın en ağır utancı aslında. Tabii İran’ın da elleri temiz değil, o da yıllardır kendi insanlarını gözünü kırpmadan yok ediyor. Mahsa Amini’lerden beri biliyoruz ki otoriter rejimler en çok kendi çocuklarının hayallerinden korkar. Ancak İran’ın bu baskıcı yapısı, bölgedeki diğer güçlere okul bahçelerine füze indirme ya da sivilleri "istatistik" sayma meşruiyeti vermez. Bir zulme karşı durmak, o zulmün tebaası sayılan çocukları "harcanabilir" görmeyi gerektirmez. Çıkarlar, petrol ve para yan yana gelince yine kadınlar, çocuklar ve gençler yok oluyor maalesef.


Teknolojik çağın ilkel karanlığı: Gisèle’den, Brooke’a, Masala’ya

21. yüzyılda, teknolojinin akıl almaz hızına paralel olarak vicdanlarımızın da "ehlileşeceğini", daha adil ve sevgi dolu bir toplum inşa edeceğimizi umut etmiştik. Oysa bugün, teknolojinin füzeleri daha "hassas" hale getirdiğini, kişiye özel, eve teslim bombalar ürettiğini görüyoruz. Ama tetiği çekenlerin merhametinin teknoloji ile aynı oranda artırmadığını bir gerçek.


Dünyanın her yerinde isimler değişiyor ama şiddetin sistematik yüzü değişmiyor. İster Fransa’da eşi tarafından onlarca erkeğe "sunulan" ve onuruyla direnen Gisèle Pelicot olsun, ister Hollywood’un parıltılı ışıkları altında çocuk yaşta istismara uğrayan Marilyn Monroe, isterse adalet arayan Masala... Hepsi aynı ilkel karanlığın kurbanları.


Minab’daki çocukların, Çekmeköy’deki öğretmenin, hayatı çalınan evlatlarımızın ve sessizce yok edilen annelerin sesi olmaya devam etmeliyiz. İnsanlık, kurbanın kimliğine bakmadan faili işaret edebildiğimiz cesur vicdanlarda gelişecektir. Umut hala var buna inanmak istiyoruz.


Ben bu yazıyı yazarken İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Gazze gibi İran saldırılarına da karşı çıkacaklarını açıklıyor ve Gisèle Pelicot’ya devlet nişanı takıyordu. İyiler kazansın!


 


 


No comments:

Post a Comment