Thursday, November 5, 2026

Cumhuriyet gazetesi - Orhan Bursalı - Sağ/aşırı sağ otoriter iktidarların kalesi yıkılırken.. - . 05.11.2026 04:00 Güncellenme: 05.11.2026 10:00

 Cumhuriyet

Orhan Bursalı
Son Köşe Yazıları

Sağ/aşırı sağ otoriter iktidarların kalesi yıkılırken...

05.11.2026 04:00
Güncellenme:

Toplumlar değişir dönüşür; büyük dönüşümlerin de bir momenti vardır. Demek ki Trump ABD için bu momentin ta kendisiydi. Son zamanların en büyük karmaşıklığı, belki de kaosu içine yuvarlanan dünya, Amerikan seçmenine fazla geldi!

Şüphesiz diyebilirsiniz ki petrolün yol açtığı pahalılık Amerikalıların Trump’a ve Cumhuriyetçilerine en büyük darbeyi indirdi. Evet, bunun rolü şüphesiz var ama bu muazzam tepkiyi, Demokratların ortalığı silip süpürmesini buna bağlamak büyük haksızlık olur.

Petrolün arkasında veya onunla elele yürüyen reel savaş vardı.

İsrail’in soykırımı vardı.

İran ve Körfez’de bir umut belirdi... İsrail’de de.

Kimse enseyi karartmasın.

En sonunda İran’a diz çöktürmek için atom bombası kullanmayı reddetmeyen bir lider vardı iktidarda...

Ne korkunç...

Bütün dünyayı ekonomik yaptırımlarla karşısına almak vardı.

Amerika’nın hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını yerle bir etme çalışması ve tek adam otoriterliğinin durmadan inşa edilmesi vardı.

Baştan sona ve durmadan yalan söyleyen, bugünü yarının tutmayan ve bazen bir sirk gösterisinin yöneticisi gibi davranan bir kişi vardı.

Kanada ve Meksika’yı, Grönland’ı işgal etmeye ve ABD’nin bir eyaletine dönüştürmeye yönelik akıl tutulması politikalar vardı.

En büyük müttefiklerden ve “dost”lardan biri kabul edilen Kanada’yı düşman ilan etme vardı.

Avrupa üzerindeki baskılar vardı. Şüphesiz Ukrayna ve Rusya konusundaki ikircikli politikaları da sayabilirsiniz.

Bir de yapay zekânın ABD’de gelecek şüphesi uyandıran gelişmesi ve Trump’ın “tek bir süper yapay zekâ bizi ve dünyayı yönetecek” söylemi vardı.

ABD’yi süper teknolojik şirketlerin eline terk eden anlayış vardı.

***

Diyeceksiniz ki dünyada olan bitenlerden Amerikalı çok da ilgilenmez, etkilenmez, bilmez.

Ama tüm bunların ABD toplumu üzerindeki yansımaları büyüktü ve tepki durdurulamazdı.

Pahalılık Amerikalıların hayatını değiştirdi. Yoksullaşma arttı, eşitsizlikler arttı.

Ama Amerikalıları bütün saydığımız politikaların dışında tutarsanız, seçmen kitlesini “göbeğini kaşıyan adam” derekesine düşürmüş olursunuz.

Hiç de öyle değil. Biz de bu sonucu net göreceğiz ve yaşayacağız ülkemizde.

***

Teksas gibi tutuculuğun şahı ve muhafazakârlığın çelikten kalesi bir eyalet düşüyorsa, hem de açık ara, Trump’ın iki yılda yaşattıkları, ülkede çok derin bir dip dalgası yarattı anlamına gelir. İnsanlar değişir, toplumlar değişir.

***

Birden aklıma “Paranın ne önemi var, mühim olan insanlık” şarkısı geldi.

Bu seçim, Elon Musk gibi aşırı sağcı iktidarların (İngiltere’deki faşistlerden tutun, Orbancılara, Alman faşist eğilimli partilere kadar...) müthiş para gücü ve kaynağı olanların da toplum üzerindeki etkisini sıfırladı veya yerle bir etti.

Musk gibiler, para ile seçmeni satın alabileceklerini düşündüler hep. Trump’ın seçilmesinde bunun etkisini belki de gördükleri içindir ki Teksas gibi muhafazakârlığın kalesinin tehlikeye girmemesi ve sürmesi için 212 milyon dolar reklam harcaması yaptı. Dünyanın en büyük harcamalarından biri, bir eyalet için.

Bunun arka planında, Musk’ın şirketlerini ve merkez yönetimini Teksas’a taşıması da vardı. Kaliforniya gibi hep Demokratların olan eyaletten kaçarken Teksas’ta doluya tutuldu.

Ne yaptı Trump? “Kongre’yi kazanırsam yeniden, her seçmene 5 bin dolar vereceğim” vaadinde bulundu.

Kimseyi etkilemedi; ne Trump ne Musk... Seçmen sildi süpürdü. Bu bizim için de önemli bir mesaj.

***

Seçim sonuçları muhafazakârlığın kalesi olan ABD ve dünya için de önemli bir mesaj ve sonuç üretiyor.

Sağcılığın, aşırı sağcılığın, hukuk yasa anayasa tanımayan veya bunları kendi iktidarının aracına dönüştüren tüm dünyadaki benzer iktidarları şüphesiz zor duruma düşürecektir.

Rüzgârı tersine çevirme olasılığı da güçlüdür.

Orban yıkıldı, Polonya’daki de yıkıldı, Brezilya’daki ABD ye kaçtı, babası da hapiste.

İran ve Körfez’de bir umut belirdi, hatta İsrail’de bile…

Kimse enseyi karartmasın.

Milliyet gazetesi - Melih Aşık - 05 Kasım 2026 - Bay Kemal Vay Kemal

 

Melih Aşık

m.asik@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

CHP eski milletvekili Uluç Gürkan hayli uğraşmış, göz nuru dökmüş, Bay Kemal üzerine bir kitap yazmış.

Kitabın adı: “Bay Kemal Nereye Koşuyor?”

Acaba Bay Kemal gerçekten iktidara mı koşuyordu? Yoksa kendisine biçilen ya da bizzat benimsediği farklı bir tarihsel misyonu mu yerine getiriyordu?

Kılıçdaroğlu’nun hedefi seçim kazanarak siyasal iktidarı ele geçirmek miydi, yoksa bugün Özgür Özel’in önünü kesmek mi?

Kitap bu sorulara da yanıt arıyor...

Kemal Bey, genel başkanlık yaptığı 13 yıl boyunca 13 seçim kaybetti. Dünya siyaset tarihinde istifa etmeme rekorunu elinde bulunduran bir siyasetçidir.

Haberin Devamı

Göreve geldiği günden itibaren CHP’yi özünden uzaklaştırmaya, başkalaştırmaya çalıştı. Bu gidişi eleştirenler ise “Muhalefete muhalefet etmekle”, “Tam da iktidara yürürken partinin önüne taş koymakla” suçlandılar. Susturuldular. 

Kemal Bey böylece partiyi dönüştürme çabalarını rahatça sürdürdü. CHP tabanını uyuttu. Ya da taban, iktidara gelebilme umuduyla partinin kendi çizgisinden uzaklaşmasına kayıtsız kaldı.

Sonuçta 2023’te seçim bir kez daha kaybedildi.

Kemal Bey, muhalif seçmenin 13 yılını “İktidara geliyoruz” masalıyla heba etti. Çoğu zaman iktidarın koltuk değneği olmakla suçlandı. Şimdi ise son görevinin CHP’yi bölmek, iktidarın politikalarına destek olmak olduğu ileri sürülüyor. 

Uluç Gürkan’ın kitabı, Bay Kemal’in nereye varmak istediğini merak edenler için aydınlatıcı bilgiler taşıyor.

SAVAŞIN FATURASI

Avrupa hop oturup hop kalkıyor.

Hayat pahalılığına karşı protestolar dinmiyor.

İşçiler ücret artışı, emekliler insanca yaşam, gençler ucuz konut istiyor.

Avrupa bu noktaya nasıl geldi?

Önemli dönemeçlerden biri Rusya - Ukrayna savaşı oldu.

Avrupa, ABD’nin de baskısıyla Rusya’ya ağır yaptırımlar uyguladı. Doğal gaz alımını durdurdu. Yıllardır ucuz Rus gazıyla çalışan Avrupa sanayisi pahalı enerjiyle karşılaşınca maliyetler arttı, üretim pahalandı.

Avrupa hükümetleri Rusya’yı cezalandırmak isterken kendi ekonomilerine de ağır bir fatura çıkardılar.

Ardından ikinci darbe geldi. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş, Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği durma noktasına getirdi. Petrol ve doğal gaz fiyatları yeniden fırladı. Avrupa, bir kez daha kendisinin başlatmadığı ama desteklediği politikaların ekonomik sonuçlarıyla karşılaştı.

Haberin Devamı

Geçmişte ABD öncülüğündeki emperyal girişimlerden Batı’nın diğer sanayi ülkeleri de pay alırdı. Şimdi hesap değişti. ABD’nin peşinden gitmenin faturası büyüyor.

Avrupa için artık kendi çıkarlarını Washington’dan bağımsız düşünmenin zamanı geldi...

ABD’nin iki ünlü stratejisti Kissinger ve Brezinski ayrı zamanlarda dile getirmişlerdi:

“Avrupa için Rusya ile dostluk, düşmanlıktan daha kazançlıdır.”

Bir de bu yolu denemeli Avrupa...

İL - ÇE

MHP Lideri Devlet Bahçeli 19 ilçenin il yapılmasını böylece 81 il sayısının 100’e çıkarılmasını istemiş...

Bu ilçeler hangi ölçütlere göre seçildi? Nüfus ve ekonomik büyüklük mü, yoksa tarihî, coğrafi ve siyasi tercihler mi ağır bastı? Bilmiyoruz.

Ancak verilen liste üzerinde tartışmalar var.

Örneğin; 87 bin nüfuslu Samsun’un Vezirköprü ilçesine, 45 bin nüfuslu Bitlis’in Ahlat ilçesine, 103 bin nüfuslu Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesine listede ver verilmiş.

Haberin Devamı

Ancak nüfusu 400 bini aşan Gebze veya yaz nüfusu 600 bini bulan 220 bin nüfuslu Bodrum listede yer almıyor.

İl yapılacak ilçeler bugünlerde gündemde değil… Gerçekleşmesi için kanun çıkması lazım. Ancak üzerinde düşünüp fikir jimnastiği yapmak serbest...

BAY KEMAL VAY KEMAL

TİYATRO

Yaşadığımız coğrafya tiyatronun da ana vatanıdır. Anadolu’nun dört bir yanı eski Yunan ve Roma tiyatrolarıyla doludur. Fotoğrafta görülen de bir tiyatrodur. Rumelihisarı’nın avlusuna inşa edilmiş bir açık hava tiyatrosu... Ancak zamanın kültür bakanı burada tiyatro eseri oynanmasın diye tam orta yere bir mescit yaptırdı. Sahneyi bu şekilde iptal etmiş oldu.  Başka ülkede böyle bir girişim karşısında sanatsever halk ayağa kalkardı. Bizde maalesef kimse oralı olmadı. Gelecek nesillere bu manzara miras kaldı...

KARAR gazetesi - Mehmet Ocaktan - 04/11/2026 00:01 - Kapalı rejimler aklın ve bilimin katilidir

 KARAR  gazetesi  -

Kapalı rejimler aklın ve bilimin katilidir

Bu makaleyi dinle

00:00
05:37

Demokrasilerin en bariz özelliği, herkesin her şeyi konuşabildiği özgür bir tartışma ortamını yaratmasıdır. Bu sayede toplumun en yetkin akılları, farklı düşünen entelektüelleri, hatta aykırı düşünce sahipleri özgürce tartışarak yeni ufuklar açabilir, toplumlarına büyük hayaller kurdurabilirler.

Böylesine tartışmaya açık şeffaf toplumlarda seçkin siyasetçiler, üstün zekalar, en uç görüşleri bile tartışarak bilimin ve yüksek kültürün önünü açarlar aynı zamanda… Dahası böylesine açık toplumları yöneten akıllar, sadece ülke içindekilerin değil, dış dünyadan gelecek güçlü zekaların da önünü açarak yeni imkanlar oluştururlar.

Müslüman toplumların bugününden geriye doğru baktığımızda, ne yazık ki o günlerin bile gerisinde olduğumuz gerçeği ile yüz yüze kalıyoruz. Rivayet odur ki Mu’tezile ekolünün en parlak alimlerinden biri olan el-Cahiz, kimi zaman arkadaşlarıyla münazara ve münakaşa tertip etmek üzere çöle çıkar ve tartışmalar yaparmış. Bilginin ve doğruluğun ancak zihinsel bir mücadele, eleştiri ve test edilme sürecinden geçerek rüştünü ispat edebileceğini savunan el- Cahız’a göre, gerçek ilim, zıt görüşlerin eleştirilerine karşı dayanıklılık gösterebilmelidir. Muhaliflerden kaçan kişi, ilminin zayıf noktalarıyla yüzleşmekten korkuyor demektir.

Özgür tartışmaya önem veren Cahiz, Bağdat’ta bulunduğu sırada bilhassa Aristo’dan yapılan tercümelerden faydalanmış bir bilim insanıdır. Arap ve İslâm kültürünün altın çağında yaşayan Câhiz bu kültürün en büyük temsilcilerinden biri olmuş, hem dinî hem din dışı alanlarda eserler vermiştir. İslâm akılcılığının beşiği olan Basra’da doğması ve elde ettiği diğer imkânlar onu büyük zekâlardan biri yapmıştır. Dinî-siyasî sahadaki eserlerinde İslâm’ın ilk devirlerindeki meseleleri, din dışı eserlerinde ise İslâm kültürünü ve hümanizmasını inceledi. (İslam Ansiklopedisi)

Asıl parlak devrini, 220-233 (835-847) yılları arasında yaşayan ve eserlerini büyük ölçüde bu süreçte veren Cihiz’in aklı, bilimi önceleyen özgürlükçü ufkuyla günümüz Müslüman dünyasını mukayese ettiğimizde, halen Müslüman ülkelerin içinde bulunduğu bilimsel fukaralığın boyutlarını net bir şekilde görmek mümkün.

Çünkü günümüz Müslüman ülkelerinin büyük bir bölümünde despotik rejimler hakimdir. Maalesef eleştirel düşüncenin, akademik özgürlüğün, özgür tartışma ortamının olmadığı bu ülkelerde akıl devre dışı bırakıldığı için bilimin, kültürün, teknolojinin gelişmesi de mümkün olmamaktadır.

Zira kapalı rejimler kapılarını, pencerelerini gerçek dünyaya kapatarak oksijenin olmadığı karanlık gettolar oluştururlar.

Bugün Müslüman dünyada gerek resmi din anlayışı gerekse bilim üretmesi gereken Müslüman bilim insanları, ne yazık ki hukukun, şeffaflığın, fikir özgürlüğünün esas alındığı demokrasi konusunda henüz bir uzlaşmaya varabilmiş değiller.

Bu alimlerin önemli bir bölümü, hala dinin demokrasiyle bir arada olamayacağına inanıyor. Muhtemelen bu İslam uleması, icat ettikleri ‘fetva makamı’ gibi kutsallık arz eden imtiyazlarını demokrasiyle kaybedeceklerine inanıyorlar.

İşte Müslüman dünyadaki bu ‘resmi din’ anlayışı ve henüz yaşadığımız çağın gerçekliğine vakıf olamamış ulema takımı, maalesef Müslüman toplumları dinin özünden uzak tutmaktadır.

Hamid el-Ahmeri’nin şu tespiti meseleyi net bir şekilde özetlemektedir: “Dini kendi elinde bulundurup, insanları despotizmle yöneten kişilerin maslahatına göre yorumlayan bu kurumlar toplum üzerinde hakimiyet kurmanın yolunu açmaktadırlar. Dolayısıyla Batı’dan İslam dünyasına ve Müslüman toplumuna geçen bu kurumlar, karanlık ortaçağdaki despot klise kurumunun taklidiyle yapılandırılmış olup, din vasıtasıyla ruhları ve maddi güçle de bedenleri köleleştirme amacına matuftur.” (Muhammed Hamit el-Ahmeri, Entelektüelin Sorumluluğu, s.189)

Özellikle Yirminci yüzyıldaki siyasilerin dini bir araç olarak kullanmaları, karşıt cepheler oluşturmuş, laik kesimlerin din karşıtı söylemler oluşturmalarının yolunu açmıştır.

Bu çerçevede şunu da hemen açıkça ifade edelim dinin varlığı, müminlerde olduğu gibi laiklerin derinlerinde de mevcuttur. Yani, laikler de aslında din dairesinin dışında değildirler.

Eğer dini kendi asılları dışına çıkararak, siyasetin tam göbeğine yerleştirirsek, onu yeni çatışmalara ve düşmanlıklara kurban ederiz ki bu dine yapılabilecek en büyük haksızlıktır.

Unutmayalım farklı düşünce ve inanca sahip bireylere ve toplumlara mutlak bir denetim biçimini dayatan, kültürel anlamda birleştirici, bütünleştirici bir ruhla bir bakıma itaati esas alan otoriter yönetimler yönettikleri toplumu totaliter bir cehenneme doğru sürüklerler.