Tuesday, September 1, 2026

Dr. Elif Soyseven - Kulağınızdaki çizgiye değil, damarınıza bakın - 1 Eylul 2026 .

 

Kulağınızdaki çizgiye değil, damarınıza bakın!

Prof. Dr. Melih Us: “50 yaşında geçirilen kalp krizi 30’lu yaşlarda işaretlerini veriyor kalp-damar kontrolü 30’unda başlamalı”

Kulağınızdaki çizgiye değil, damarınıza bakın!

Babam vefat ettiğinde 61 yaşındaydı, uzun zamandır kalp hastasıydı, ilk kalp krizini 40 yaşında geçirmişti, evimizin her köşesinde, çantalarımızda, arabamızda, yazlık evde her yerde dil altı hapları bulundururduk. O yıllarda Türkiye’de bypass yapılamadığı için ameliyat olmak için Londra’ya veya Amerika’ya gidilirdi. Oysa bundan 30 yıl sonra bugün kalp ve damar hastalıkları önlenebilir hastalıklar kategorisinde, doktorlarımız her türlü yetkinliğe sahip, yeter ki hayatımızda yapacağımız birkaç değişiklikle kalp hastalıklarına karşı kendimizi koruyabilelim. Cem Yılmaz’ın geçirdiği kalp krizi gündeme bomba gibi düşünce dostum değerli Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Melih Us ile kalp ve damar sağlığını konuştuk. Dr.Us, kalp krizinin anatomisinden Türkiye'deki niteliksiz check-up'lara, glp-1 iğnelerine, kalp hastalıklarında cinsel hayata, frank çizgisi efsanesine, sporun riskine kadar hayati sorularımı yanıtladı. 

Geçmiş olsun Cem Yılmaz!

  1. "HAYAT DAMARI" NEDEN BU KADAR KRİTİK?

— Doktoru Cem Yılmaz'ın kalbinin ön damarından kriz geçirdiğini söyledi. Bu damar neden bu kadar önemli?

LAD denilen bir damar bu, halk arasında buna " hayat damarı " ya da "dul bırakan damar " deniyor. Bu tanım boşuna değil. Çünkü bu damar tıkandığında ya hayat kaybı oluyor ya da kalp büyük hasar görebiliyor çünkü bu, kalbin en önemli bölümünü, geniş ön duvarını besliyor. Orada hücre ölümü olursa ki buna miyokard enfarktüsü diyoruz, yani kalp kasının ölümü bu alandaki hasar ne kadar büyük olursa tablo o kadar ağır seyrediyor.

Kalbin üç ana koroner damarı var. Bunların en önemlisi LAD yani sol ön inen damar. Kalbin yaklaşık yüzde altmış beş işini bu damar yapıyor. İkincisi sirkumfleks, yüzde yirmi civarı. Üçüncüsü sağ koroner, yüzde on beş. Ama şunu da ekleyelim, sol ön inen ve sirkümfleks tek noktadan çıkıyor. Yani sol taraftaki damarlar toplamda yüzde seksen beş, sağ koroner arter de yüzde on beş işi üstleniyor.

"LAD'a halk arasında "hayat damarı " ya da " dul bırakan damar” deniyor. Boşuna değil."

— Cem Yılmaz'ın durumunu nasıl yorumluyorsunuz?

Basından elde ettiğimiz bilgilerle konuşuyoruz, elimizde tıbbi rapor yok. Ama söylenenlere bakılırsa o damarın en başında bir sorun vardı ki kalp bu kadar etkilenmiş. Cem Bey'in 53 yaşında olduğunu düşünürsek ve düzenli check-up yaptırdığını varsayarsak ki yaptırmaması bence mümkün değil, ama niteliksiz check-uplar yapıldıysa tespit edilememiş olabilir. 

  1. TÜRKİYE'DEKİ CHECK-UP YANILSAMASI

— Çoğu insan 'check-up yaptırdım, her şey iyi' diyor. Check-uplar ne kadar güvenli?

Ben bunlara " psikolojik check-up” diyorum. Kişiyi rahat ettirmek için yapılıyor ama ne baktığı belli değil. Birkaç kan testi, bir EKG, bir EKO... Bunlarla kalp damar hastalığını değerlendirmek çok yanlış. Türkiye’deki check-upların bazıları niteliksiz, bunlara check-up bile diyemeyiz, bunlar mini testler, kişi bunlara bakıp rahat hissediyor. 

Sigorta sistemleri de maalesef bunu destekliyor. Poliçeye " yılda bir check-up hakkı" koyuyorlar ama içeriğine bakınca eksik, ucuz maliyetli testler olduğu görülüyor. Oysa bunlar eksik testler, mesela karaciğer testlerinin ikisi var biri yok. Bazı hastaneler de telefon açıp " uygun fiyatlı check-up " teklif ediyor. İnsanlar iyi niyetle gidiyor ama gerçek check-up değiller aslında. Sonuç ne oluyor? Maalesef beklenmedik kalp krizleri. Oysa dünyada ölümlerin yarısından fazlasının sebebi kalp damar hastalıkları. Bir diğeri kanser, bazılarında erken tanı var ancak kanseri önceden belirleyemiyoruz. Ancak 2013'ten beri Dünya Sağlık Örgütü kalp hastalıklarını 'önlenebilir hastalıklar' grubuna aldı. Yani kalp ve damar hastalıkları önlenebilir! Yeter ki doğru tetkik yapılsın.

"Bunlara 'psikolojik check-up' diyorum. Kişiyi rahat ettiriyor ama kalbi korumuyor."

— Peki kaç yaşında gerçek bir kardiyolojik incelemeden geçmeliyiz?

Otuzlu yaşlarda, kırk yaş geç. Düşündüğünüzden çok daha geç. Ailesinde kalp hastalığı olan biri için otuz yaşında kardiyolojik kontrole almak lazım. Aile öyküsünde hiç kalp hastalığı yoksa en geç otuz beş yaşında. Neden? Çünkü bir damar on beş yılda tıkanıyor. Elli yaşında enfarktüs geçiren birinin hastalığı aslında otuz beşinde başlamış demektir. Bu nedenle kişinin temel bazını tespit etmek için 30’lu yaşlarda ilk tetkiki yapmak gerek. 

  1. DAMARLARI BİZ Mİ TIKIYORUZ?

— Damarlarımızı ne tıkıyor? Sigara mı, kolesterol mü, şeker mi?

Genetik faktörün yanında en önemli etken tütün ürünleri, ki artık genetik faktörler bile bertaraf edilebiliyor. Normalde damar iç duvarı kaygan ve yapışmazdır. Burada endotel bariyeri vardır. Tütün ürünleri bu bariyeri zımbayla delinmiş gibi deler. Sigara, puro, pipo, nargile, elektronik sigara, htp denilen ısıtılmış tütün ürünleri... Hiçbirinin farkı yok damar için. Ayrıca bu ısıtılmış tütün ürünleri akciğere çok zararlı ve ben inanıyorum ki önümüzdeki yıllarda yasaklanacak. Bu şekilde damar bariyeri kırılınca kötü kolesterol yani LDL ve VLDL veya trigliseritler içeriye giriyor ve birikmeye başlıyor.

En önemli nokta şu ki damarda yüzde elli darlık olana kadar hiçbir belirti vermiyor. Yüzde altmışa, yetmişe gelince belirti veriyor. Bu yüzden 'belirtim yok, sağlıklıyım' demek çok tehlikeli. Önce detaylı kan testleri yapmak lazım, eğer ailede bir kalp damar sorunu varsa otuz yaşında BT anjiyo ile görüntülemek lazım. Burada sorun bu tetkiklerin yapıldıktan sonra kimin değerlendirdiği, en büyük problem bu, kılavuzları takip etmeyen bir hekim, uzman olmayan bir hekim bunlara bakıyorsa maalesef eksik tedaviler yapılıyor. Eğer hekim Avrupa ve Amerika guideline değişikliklerini takip etmiyorsa sorun çıkıyor. Mesela hastanın koroner damarında plak varsa LDL kolesterolü 55’in altında tutmak gerek. Hala kolesterol ilaçlarına karşı bir çekince var, bundan vazgeçilmesi gerekiyor, bu kılavuzların mecburi tutulması gerekir. Sağlık Bakanlığı burada hastanın kolesterolünün düşürülmemesini malpraktis olarak değerlendirmesi gerekir. Çünkü hayati bir durum bu. Yanlış anlaşılmalardan biri de damar deyince herkes kalbi düşünüyor oysa damar sistemi tüm vücudu etkileyen bir sistem, ben kalp ve damar uzmanıyım, hasta şah damarından inme geçiriyor, beyin enfarktüsü geçiriyor, böbrekte oluyor böbrek yetmezliği geçiriyor veya libidosu düşük oysa oradaki damarı tıkanmış farkında değil. Yani damar sistemi tüm hastalıkları gösteren bir yapı. BT anjiyo yaptık kalp damarı iyi deyip, kolesterol hapını kesmek gibi bir şey yok, yani olaya daha bütüncül ve geniş yelpazeden bakmak gerekiyor. Bu noktada koruyucu hekimlik çok önemli, hastanın nereye doğru gittiğini görüp önlem almak gerekiyor, maalesef sayımız az ve sesimizi duyuramıyoruz. Dolayısıyla gerekli düzenlemeler yapılarak kılavuzlar takip edilirse sorunların önüne geçilmiş olur. 

— Homosistein, lipoprotein A,ApoB gibi faktörleri de sayıyor musunuz?

Evet, sadece kolesterol değil. Homosistein mesela damarı okside eden, bozan bir molekül. Bunu sekizin altında tutmak istiyoruz. Yüksekse dil altı B12 veriyoruz, düşüyor, bu kadar basit. Burada amaç yeni plak oluşumunu engellemek, hastada bir plak görürsek, başka plakların da gelmekte olduğunu anlıyoruz.

Lipoprotein A, ise yağ taşıyan genetik bir faktör artık tedavisi var. LP(A) ve ApoB bunlar plak oluşumu için tetikçi. Bunlar oksidasyona, damarın bozulmasına neden oluyor. Damar bir kez bozulduğunda kar topu gibi büyüyerek devam ediyor. Herkes sanıyor ki damar tıkandı kalp krizi oldu oysa enfarktüslerin yüzde yetmiş beş sebebi plağın damarı yırtmasıdır. Belki Cem Bey’de plak yırtıldı bilmiyoruz. Dolayısıyla plakla mücadele hayatla mücadele damarın sağlığı sizin hayatta kalma sürenizi belirliyor. 

— Bunu engellemek için neler var?

Oksidasyonu engellemek için glutatyon, NAD, alfa lipoik asit, eksozom, MK-7 var gibi şeyler var ama bunlar kişiye özel şeyler ve bunlar klasik tedaviler değil, kişiye özel şeyler ve randomize çalışmalar yok. Ama yüzde bir bile fayda olsa bizim için önemlidir. Bunlar kişiye özel olduğu için komşum söyledi deyip kullanmamak gerekiyor. 

— Şeker hastalığı kalp riskini nasıl artırıyor?

Ateroskleroz büyük damarlarda başlar, oysa diyabet ise uç damarlardan başlıyor. İkisi bir arada olursa çok kötü. Hem stent hem bypass prosedürleri diyabetik hastalarda çok daha zor.

Şeker hastalığının sinsi tarafı şu, şeker insanı mutlu eden bir hastalık. İnsan şeker yedikçe mutlu oluyor, ilk on yıl bir şey hissettirmiyor. On beşinci yılda damarları tutuyor. Yirminci yılda teslim alıyor. 

"Şeker hastalığı ilk on yıl bir şey hissettirmiyor. Ama on beşinci yılda damarları tutuyor, yirminci yılda teslim alıyor."

— Şekerden bahsetmişken GLP-1 iğneleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Benim kanımca bu iğneler hastaların ömrünü 15 yıl uzatacak. Şeker kardiyometabolik hastalığa sebep oluyor çünkü şeker tüketilemeyince, yağ şeklinde depolanıyor, yağa dönüşüyor. Şimdi hasta diyor ki ben hiç yağ yemiyorum, işte makarna, pilav, simit yiyorum ki yağ yemesen de onlar yağa dönüşüyor, yağ bir depo mekanizması. Ve bunu engellediğimiz zaman ömür uzayacak. Örnek karaciğer yağlanması. Karaciğerin ilacı yok, tek ilacı diyet. Niye? Çünkü metabolizmayı hızlandırıp yağı azaltmak gerekiyor. Bu ilaçlar yarın orada da altın ilaçları olacak. Şu anda kullanım da çok yaygınlaştı. Ve olumlu etkilerini görmeye başladık. Obezite ciddi oranda azaldı toplumda. Bu ilaçlar sayesinde 10-15 yıl ömür uzayacak ve kaliteli yaşam olacak. Ancak reçeteli ve doktor kontrolünde kullanılması gerek. Çünkü ilaç pankreası forse ediyor, mide boşalımını geciktiriyor, beyne doyma hormonu yolluyor, insülin salgısını arttırıyor. Bu nedenle bu iğneleri kullananların mutlaka iki haftada bir en geç ayda bir karaciğer ve pankreas enzimlerine bakılması gerekiyor. Eğer enzimler yükselirse kesmek değil ara vermek gerekiyor. Bunlara özellikle dikkat edilmesi ve bu yüzden doktor kontrolünde alınması gerekiyor. 

  1. ÖLÜMCÜL TETİK: PLAK YIRTILMASI

— 'Yüzde yüz tıkanıklık yoktu, nasıl kriz geçirdi?' diye soran çok oluyor. Nasıl açıklarsınız?

En önemli noktalardan biri bu. Kalp krizlerinin yüzde yetmiş beşinin sebebi damarın ne kadar tıkalı olduğu değil, plak yırtılması. Yüzde otuz kırk darlığınız var diyelim. Plak aniden yırtılıyor ve damarı yüzde yüz kapatıyor. Ani ölüm veya büyük enfarktüs.

Yani illaki yüzde altmış yetmiş darlık olacak diye bir şey yok. Küçük ama istikrarsız bir plak çok daha tehlikeli olabiliyor. Dolayısıyla plakla mücadele aslında hayatla mücadele. Ben bunu şöyle özetliyorum, endotel doktoruyuz biz. Damar iç duvarını kaygan tutarsak, yapışacak materyalleri azaltırsak hastalık olmaz ya da olanı yavaşlatırız.

  1. KALP KRİZİNDE ALTIN DAKİKALAR

— Kalp krizi şüphesinde ne yapmalı?

Şüphe bile yeter hemen beklemeden hastaneye gitmek gerek. Hastaneyi de seçmek lazım, kardiyoloji birimi olan bir hastane olmalı. 

Hastaneye erişene kadar ne yapmalı? Hiçbir şey. Bu çok önemli. Eskiden 'dil altı hapı ver' denirdi. Ama eğer hastanın tansiyonu düşmüşse nitrat grubu ilaçlar tansiyonu daha da düşürür, hastayı kaybedebilirsiniz. Ambulans ekibini beklemek lazım. Hiçbir şey yapmadan beklemek gerek. 'Kendim giderim, arabayı kendim sürerim' çok büyük risk. Ambulans gelsin, damar yolu açsınlar, tansiyona baksınlar.

Neden erken müdahale bu kadar kritik? Ne kadar çabuk damarı açar ve kanı verirseniz, hasar o kadar az oluyor. Az hasarlı dokuları kurtarıyorsunuz. 'Kış uykusu' denen bir fenomen var, az hasarlı dokuları da kurtarmış oluyorsunuz. Ne kadar erken müdahale edilirse o kadar iyi.

  1. SPORUN GÖRÜNMEYEN TEHLİKESİ

— Spor hocalarının nabzı yükseltmesi neden risk yaratıyor?

Spora yeni başlayan, elli yaşında hiç spor geçmişi olmayan birine 'kardiyo yapacağız' demek tehlikeli. Çünkü nabız yüz otuzun üzerine çıkınca problem başlıyor.

Şöyle açıklayayım: kalbe sağdan kan geliyor, akciğerde temizleniyor, soldan vücuda pompalanıyor. Hız artınca sağ kalpten yeterli kan gelemiyor. Kalp hızlanarak bunu kompanse etmeye çalışıyor. Ama yüz kırk, yüz elli, yüz yetmiş derken artık kalbi eğitmiyorsunuz, eziyet ediyorsunuz. Eğer o kişinin damarında tıkanıklık da varsa, kalp krizine davetiye çıkarılıyor.

Doğru kardiyo şu: birini yüz otuzda çalıştırırsınız, sonra yüz yirmiye düşer, tekrar yüz otuz, yüz yirmi — o bantta tutarsınız. Zamanla nabız düşmeye başlar, kalp performansı artar, nabız düşer. İşte sporcu kalbi de bu şekilde gelişir.

"Nabzı 170'e çıkaran spor hocası kalbi eğitmiyor, eziyet ettiriyor."

  1. FRANK ÇİZGİSİ EFSANESİ VE BİLİM BÜKÜCÜLER

— Cem Yılmaz'ın krizinin ardından sosyal medyada 'Frank çizgisi' viral oldu. Nedir bunu gerçekliği?

İki gündür her açtığım sayfada bu çizgi çıkıyor. Hiçbir damara bakmıyoruz, kardiyolojik test yaptırmıyoruz, kulağımıza bakarak mı ölçeceğiz? Tamamen saçmalık. O çizgi yaşla ilgili bir şey. Yaş ilerledikçe herkes o çizgiyi alıyor. Kalp kriziyle korelasyonu yok — sebep-sonuç ilişkisi değil, sadece birlikte görülüyor çünkü ikisi de yaşla ilgili.

Bunları anlatan bazı doktorlar var. Ben onlara 'bilim bükücü' diyorum. Bilimi kendi işlerine geldiği gibi büküyorlar. Çok tehlikeli. Sağlık otoritelerinin bu kişilerle ilgilenmesi lazım.

— Cem Yılmaz gibi tanınmış insanlar daha mı korunaksız?

Paradoks gibi ama evet. Çünkü etraflarında bir halka oluşuyor. O halka onları normal doktorlarla, gerçek tetkiklerle buluşturmuyor. Büyük ihtimalle uydurma check-up'lar yapılmış. 'Her şeyin iyi, aslan gibisin' denilmiş. Ama ne bakıldığı belli değil.

  1. GELECEĞİN İLAÇLARI VE BÜYÜK UMUT

— Yeni nesil ilaçlardan söz ettiniz. Kolesterol iğneleri ne?

Altı ayda bir yapılan kolesterol iğneleri var artık. Statinler gibi LDL'yi düşürüyor, üstelik lipoprotein A'yı da düşürüyor — bu daha önce hiçbir ilaçla mümkün değildi. Lipoprotein A genetik bir faktör. İlk defa tedavi edilebiliyor.

Türkiye'de de var ve uygulanıyor. Biraz pahalı — şu an altı aylık doz yüz yirmi bin lira civarı ama bazı özel sigortalar karşılıyor. İğneye başladıktan sonra kolesterol hapını üç ay sonra kesiyoruz.

8.STENT VE BYPASS: YÜZ SORUDA SÜRPRİZ YANIT

— 'Damarlarında darlık var, stent takılacak' dediklerinde ne yapmalı?

Eskiden yüzde elli beş darlık görünce direkt müdahale kararı alırdık. Artık FFR denen bir teknoloji var: damarın içine girip akım ölçüyoruz. Darlığın önündeki ve arkasındaki basınç farkına bakıyoruz. Akım yeterliyse stente gerek yok, yüzde yetmiş darlık bile olsa.

Neden bu kadar önemli? Çünkü stentin ilk altı ayında yüzde üçlük küçük bir risk var. Akım yetersizse bu riski kabul edebilirsiniz çünkü zaten yüzde yüz risk altındasınız. Ama kan akımı yeterli bir hastaya gereksiz stent takarsanız, o riski boşu boşuna yüklemiş olursunuz. Eğer FFR ile de karar verilemezse damarın içine ultrasonla giriyoruz IVUS denen yöntemle.

Bir de stentin kalitesi ve uygulanma biçimi çok önemli. 'Beş dakikada stent taktım' diye övünen hekime dikkat edin. Balonu yavaş şişirip damara minimal zarar verecek şekilde takmak, stentin ömrünü doğrudan etkiliyor. Hekimin tecrübesi burada belirleyici.

— Stentten sonra hayat nasıl oluyor?

Her şey değişmeli. Neden o stent gerekti diye sorgulamak lazım. Sigara bırakılacak, sigara içilen ortamdan uzak durulacak. Yağ metabolizmasına dikkat edilecek, ilaçlar düzenli kullanılacak. Uyku çok önemli: yedi sekiz saat uyku alınacak. Ve hayat boyu kan sulandırıcı kullanılacak çünkü stent yabancı bir materyal, pıhtı oluşmasın diye.

En büyük problem şu ki hastalar birkaç ay sonra unutuyor. İlaçların yarısını kullanmıyor. 'Çok ilaç veriyorsunuz' diye şikâyet ediyor. Oysa biz durup dururken vermiyoruz. Binlerce ilaç var, o on beş ilacı seçmemizin sebebi var.

— Peki hastalar bu ilaçlara neden bu kadar direniyor?

Türkiye'nin eğitim ve bilinç düzeyiyle çok ilgili. 'İlaç sanayinin uydurması', 'bizi kazıklıyorlar' gibi düşünceler var. Saçmalık. Bilim kanıt düzeyi olan bir şeydir. Kılavuzlar on binlerce kişilik randomize çalışmalara göre belirleniyor. Birkaç ilaç firması bunu etkileyemez ,30-40 yıl önce belki mümkündü, şimdi sıfır.

Biz bıkmadan aynı şeyleri söyleyip duruyoruz. Ama kişi ne kadarını alırsa. İşte bu yüzden gazeteciler bu kadar önemli sizler olmasaydı bu bilgiler bu kadar geniş kitlelere ulaşamayacaktı.

  1. HASTANEDEN ÇIKARKEN SORMAKTAN ÇEKINDIĞINIZ SORU

— Kalp sorunu olan birinin cinsel hayatına ne olur?

Tıp kitaplarında 'sevişmek iki kat çıkmaya eşdeğer efor' deniyordu eskiden. Dolayısıyla damarlar açık ve stent iyiyse kısıtlama uzun sürmez. Bypass'tan iki üç ay sonra bu tarz kısıtlamaları kaldırıyoruz. Stent sonrası bir iki haftada bile kaldırılabiliyor. Ama kişi yaşına ve kondisyonuna göre davranmalı.

Bir de çok bilinmeyen bir konu, 50 yaş sonrası erkeklerde testosteron düşüyorsa kalp kası için testosteron reçete ediyoruz tıpkı kadınlarda hormon replasman tedavisi gibi. Ama testosteron seviyesine bakılmadan, ölçülmeden testosteron uygulamak son derece tehlikeli. Bu konuda dikkatli olunmalı.

Bazı tansiyon ilaçları libidoyu etkileyebiliyor. Beta blokerler kalbi spesifik etkileyenler ve tüm vücudu etkileyenler olmak üzere ikiye ayrılır. Biz kalbe spesifik olanı kullanırız. O libidoyu etkilemez. Eğer ilaçlar cinsel hayatı etkiliyorsa başka bir problem vardır.

  1. TÜRKİYE KÖTÜ YAŞLANIYOR

— Sistemin genel tablosuna bakarsak Türkiye sağlık açısından ne durumda?

Son 25 yılda ortalama yaşam süresi yaklaşık 20 yıl arttı. Bu iyi bir durum. Sağlık sisteminin yaygınlaştırılması bunda etkili oldu. Ama şu an kalite sorunu var. Yaygınlaştı, evet ama kalitesizleşti. Önümüzdeki 15-20 yıl kaliteyi düzeltmek için kritik.

Ama asıl dikkat çekmek istediğim şu: Türkiye daha yeni yaşlandı. Biz yaşlılığı yeni yeni tadıyoruz. Annelerimiz babalarımız 80'li yaşlara geliyor. 

Sorun şu ki biz 'kötü yaşlandık'. Bu nesil ki ben onlara 2. Dünya Savaşı çocukları, malnütrisyonlu çocuklar diyorum, çok hastalanmış olarak yaşlandılar. Hastaneler bu yaş grubundan kişilerle dolu. Halbuki Kuzey Avrupa'ya bakın 80 yaşında hala çalışan, aktif insanlar var. Biz kötü yaşlandık.

Türkiye'nin acilen kaliteli bakım evlerine ve geriatri hastanelerine ihtiyacı var. 10-15 yıl bekleyecek zamanımız yok. Ben sağlık politikasını yönetiyor olsaydım şimdiki kuşağın sağlığına yatırım yapardım ki 20-30 yıl sonra onlar sağlıklı yaşlansın, sisteme bu yükü bindirmesin.

"Biz kötü yaşlandık. Kuzey Avrupa'da 80 yaşında hala çalışan aktif insanlar var."

SONUÇ: DAMARINIZIN REÇETESİ

— Okuyucularımıza özetle ne tavsiye edersiniz?

Birincisi: Erken tanı. Ailede kalp hastalığı varsa 30 yaşında, yoksa 35 yaşında BT anjiyografi dahil kapsamlı tarama. Sadece kalp değil, tüm damarlar.

İkincisi: LDL kolesterolün güncel kılavuzlara göre tutulması. Damarda plak varsa 55'in altında olması lazım. Doktorunuz bunu söylemiyorsa ikinci görüş alın lütfen.

Üçüncüsü: Tütün ürünlerinin tamamından uzak durun. Puro, nargile, elektronik sigara fark etmez.

Dördüncüsü: Şeker hastalığının sessiz gittiğini unutmayın. On beşinci yılda sizi buluyor. Fazla kilolarınızdan kurtulun. 

Beşincisi: Sporda nabzınızı 130'un üzerine çıkartmayın. Siz profesyonel sporcu değilsiniz.

Ve en önemlisi: İlaçlarınızı bırakmayın. Doktorunuz sizi kazıklamak için o ilaçları yazmıyor. Her bir ilacın sebebi var.

"Beden denen bu makineyi bilinçli kullanmak gerek Benim yaşam hedefim 95 +."

Prof.Dr.Melih Us kimdir?

Prof. Dr. Melih Us, 1988 yılında Gülhane Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Melih Hulusi US Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi kliniğinde 1991-1996 yıllarında uzmanlık eğitimi aldı. “Tam arteryel revaskülarizasyonda orta dönem takip sonuçları” konulu tezini vererek 1996 yılında mezun oldu. 1996-1998 yıllarında aynı klinikte uzman, 1998-2001 yıllarında Yardımcı Doçent olarak çalıştı. 2001 döneminde Yüksek Öğretim Kurumu Doçentlik sınavında başarılı olarak Doçentlik ünvanını aldı. Eylül 2008 tarihinde GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Kalp Damar Cerrahi Kliniğinde Profesörlük unvanını aldı.

Üye olduğu bilimsel dernekler arasında Avrupa Kalp Damar Cerrahi Derneği, Akdeniz Kalp Damar Cerrahi Derneği, Türk Göğüs Kalp Damar Cerrahi Derneği, Türk Vasküler Cerrahi Derneği ve Fleboloji Derneği üyesi olup. Fleboloji Derneği yönetim kurulunda uzun dönem çalışmış ve 2014- 2016 yıllarında Fleboloji Derneği başkanlığı görevini icra etmiştir.

Başta erişkin kalp cerrahisi, minimal invasiv kalp cerrahisi ve damar cerrahisi alanlarında olmak üzere 68’i uluslararası, 81’i ulusal olmak üzere toplam 149 yayını, 69’u uluslararası çeşitli toplantılarda sunulmuş toplam 147 tebliği vardır.

No comments:

Post a Comment