Wednesday, January 18, 2023

Önder Özar'ın "Hazar Türkleri" konu başlıklı, Mayıs 2022 tarihli yazısı

 İki ayda bir abonelerine dağıtılan Yeni ANA dergisinin  Mayıs-Haziran 2022 sayısında yayınlanan "Hazar Türkleri" konu başlıklı yazımın metnini ekte sunuyorum.


HAZAR TÜRKLERİ
24 Şubat 2022 tarihinden bu yana dünyamız, Rusya'nın uluslararası hukuka ve düzene aykırı olarak Ukrayna'ya gerçekleştirdiği istila harekatı ile büyük bir sarsıntı geçiriyor. Bir anlamda, Avrupa'da ikinci dünya savaşından sonra, bölgesel silahlı çatışmalar dışında büyük bir kırılma yaşanıyor. Bu yazımda, bu facianın çeşitli yönlerini incelemek gibi iddialı ve kapsamlı bir işe girişmeyi öngörmüyorum. Bununla beraber, Ukrayna'da süregiden savaşta öne çıkan bir başka konu üzerinde sayfaların izin verdiği ölçüde, durmak istiyorum.
Haritaya baktığımızda, Ukrayna'nın Karadeniz'in kuzeyinde geniş bir alanda yerleştiğini görebiliriz.  Bu geniş alanda bin yıl öncesinde bir Türk devletinin (Hazarlar) hüküm sürdüğü ülkemizde  yeterince biliniyor mu? Doğrusu kuşkuluyum. Bu kuşkumun temelinde Hazar devletinin ortaokul ve lise tarih kitaplarında yer almamasından ya da bir kaç satırla geçiştirilmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Gerçek o ki, M.S.620-1060 yıllları arasında dört yüzyıldan fazla hüküm süren Hazarlar tarihte bilinenler arasında en uzun ömürlü Türk Devletlerinden biridir.
Oysa, Cumhuriyetimizin kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk döneminde, Türk Ocağı "Türk Tarihi Heyeti" azalarından Afet Hf. ile Mehmet Tevfik, Samih Rıfat, Akçura Yusuf, Dr. Reşit Galip, Hasan Cemil, Sadri Maksudi, Şemseddin, Vâsıf ve Yusuf Ziya Beyler tarafından iktitaf,(derleme) tercüme ve telif yolları ile yapılmış bir teşebbüs olan "Türk Tarihinin Ana Hatları" kitabında Hazar Devleti'ne yer verilmiştir. (Sayfa 489 - 491) Atatürk'ün 1938'de ebediyete intikalinden, özellikle ikinci dünya savaşından sonra eğitim politikalarında yapılan degişiklikler kapsamında, Hazarlar ve ön Türklerle ilgili bazı bölümler öğretim programlarında unutulmuş ya da ihmal edilmiştir. Bu önemli konuya üzüntülerimi belirterek değinmekle yetiniyorum.
Hazarların Türk olduğu hususunda kaynaklarda görüş birliği bulunduğu anlaşılıyor.  M.S. 500'lü yıllarda Orta Asya'dan göç ederek Kuzey Kafkasya'ya yerleşen Türk kavimlerinden Sabir'lerin Sasaniler tarafından "Hazar" olarak adlandırıldığı biliniyor. 558 yılından itibaren Kafkaslarda hakim duruma geçen Sabir Hazarları'nın Göktürk imparatorluğunun batı kanadını oluşturduğu ve Bizanslılarla birlikte Sasanilere karşı  savaştıkları keza kaynaklarda kayıtlıdır. Göktürk İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra bağımsız devlet statüsüne kavuşan Hazarlar,  400 yıl süren hakimiyetleri boyunca, başta Bizans imparatorluğu, Sasaniler, Müslüman Araplar, Ruslar, Bulgar Türkleri ve diğer Türk soylu kavimler olmak üzere çeşitli kavimlerle inişli çıkışlı ilişkiler yaşadılar. VIII nci yüzyılın ilk yarısından sonra, Arapların saldırıları nedenile merkezlerini Volga nehrinin Hazar denizine döküldüğü Astrahan yerleşkesi civarına naklettiler. Ancak, Halife Harun Reşit döneminde karşı saldırıya geçen Hazarlar Musul'a kadar ilerlediler. IX ncu yüzyılda Baltık denizi ile Dinyeper nehrinin yukarı kısımları arasında oluşan Rus devleti, Hazarlar için yaşamsal bir tehdit meydana getirdi. Xncu yüzyılın ortalarında Kiyef Rus prensi Sviatoslav liderliğindeki Rus ordusu Hazarları ağır bir yenilgiye uğrattı. Diğer yandan, iç Asya'dan gelen Peçeneklerin ve diğer Türk kavimlerinin baskısı altında kalan Hazarlar 1060'lı yıllarda devlet olarak varlığını yitirdi.
Çeşitli dinlere mensup toplulukları barındıran Hazar Devleti diğer Türk devletlerinden farklı bir yapıya sahipti. Hanedan ve üst düzey yöneticilerin Yahudiliği kabul etmelerine karşın, halkın çoğunluğu geleneksel Gök-Tanrı inancını benimsemişti. Diğer yandan, Hazar Hakanlığının kuruluşunu izleyen erken dönemlerde Bizans İmparatorluğu'nun etkisiyle Hıristiyanlık da yaygınlaştı. Devletin yıkılışından sonra Hıristiyan Hazarlıların Rus ortodoks kilisesine bağlandığı   kaynaklarda belirtiliyor. Hazarların Yahudiliği kabul edişiyle ilgili olarak farklı tarihler öne sürülüyor. 1140'da yazılan Judah Halevi'nin "Kuzari" adlı kitabına göre, Hazar hanedanı 740 yılında Yahudiliği kabul etmiş. Arap tarihçi El- Mesudi (896 - 956) ise, bu olayın Halife Harun Reşid döneminde (786 - 809) gerçekleştiğini ifade ediyor.
VIII nci yüzyılda Halife Yezid b. Abdülmelik döneminde Azerbaycan Irminiye valiliğine atanan Mervan b. Muhammed komutasındaki 40 bin kişilik İslam ordusu karşısında ağır yenilgiye uğrayan Hazarlar, İslamiyeti kabul etmeleri şartıyla barış yaptılar. Bu olaydan sonra Hazar halkının bir kısmı Müslüman oldu.
Emevi ve Abbasi devletlerinin en güçlü dönemlerinde Kafkaslar'da müslüman Arap ordularına karşı duran Hazar Devleti'nin hatırı sayılır bir siyasal yapıya sahip olduğu kabul edilmektedir. Örneğin, İslam kaynakları Hazar Devletini Çin ve Bizans ile aynı ayarda tutmakta, Doğu Avrupa'nın en güçlü devleti olarak tanımlamaktadır. Xncu yüzyıl ortalarına kadar güçlü kimliğini koruyan Hazar Devleti askeri ve siyasi yapı bakımından Göktürk Devleti'ne benzerlik gösteriyordu.
Hazar Devleti'nin yönetim tarzı da dikkat çekicidir. Devlet başkanı büyük Hakan, ulusal çıkarların korunması, gözetimi ve denetimiyle görevliydi. Yürütme erki,  başvezir konumundaki "Hakanbeg"in yetkisindeydi. Hakanbeg'lere "yabgu", "tarkan" denirdi. Büyük Hakan, ordu savaşta yenilirse, hakanbeg'i görevden alır, ağır cezalar verirdi. Saltanat süresi en çok 40 yıldı.
Hazar tarihinin önemli uzmanlarından  Prof.Dr.D.M. Dunlop, " Hazarlar olmasaydı, Doğu Avrupa uygarlığının kalesi olan Bizans, Arapların karşısında çok uzun süre dayanamazdı. Büyük olasılıkla,bunun doğal sonucu olarak Hıristiyan ve İslam dünyalarının tarihi de bugünkünden daha farklı olurdu." görüşünü dile getirmiştir.
Hazarlar uzun süre "Gök-Tanrı" inanışına bağlı kaldılar. Ancak, Bizans ve Araplarla yakın ilişkiler, ayrıca Hakanlar ve soylu ailelerin Museviliği benimsemeleri, her üç dinin de ülkede yayılmasına yol açtı. İslam ve Musevilik resmi din olarak kabul edildi. Hıristiyanlık resmi din olmadı, ancak geniş ölçüde yaygınlaştı. İnanç konusundaki bu hoşgörü, özellikle Bizans'ta baskı altında olan Yahudiler için güvenli bir çekim merkezi oluşturuyordu. Hakanlığın en önemli kentlerinden Semender'de cami, kilise ve sinagogların yanyana inşa edilmiş olması bu hoşgörü ortamının belirgin bir örneği idi.
Yargı erki, dinlere göre atanan başkadıların uhdesindeydi. Başkadıların ikisi Müslümanların, ikisi Hıristiyanların, ikisi Musevilerin, biri de diğer inançlara sahip Hazaryalıların şikayetlerine ve davalarına bakıyorlardı.
Hazarların bir diğer özelliği, bozkırlarda konar-göçer yaşam tarzına alışkın olan Orta Asya çıkışlı kavimlerin aksine, yarı yerleşik bir yaşam modelini uygulamalarıdır. Hazarların yarı göçebe, yarı yerleşik bir yaşam tarzı sürdürdükleri, kış mevsimini kentlerdeki konutlarında, yaz mevsimini de çadırlarda geçirdikleri kazılardan elde edilen bulgulardan anlaşılmaktadır. VII nci yüzyıl sonuna kadar başşehir olan Belencer ve Semender'de büyük kentlerin kurulduğu, daha sonra başkent olan İdil'de kavimler arası ticaretin geliştiği keza kazılardan ortaya çıkmaktadır. Hayvancılığın yanı sıra, ticaret, tarım, bağcılık ve balıkçılık başlıca geçim kaynakları idi. Dış ticaretten sağlanan vergiler, Devlet'in en önemli gelir kaynağı idi.
Bu parlak dönem, Xncu yüzyıl sonlarında bir yandan Rusların Karadeniz'e inerek, kritik limanları ele geçirmesiyle (985), diğer yandan güney doğu'dan Peçenekler, Kumanlar ve Oğuzların baskısı sonucu sönmeye başladı ve büyük bir Türk Devleti 1060 'lı yıllarda tarih sahnesinden silindi.
Bugün, Hazar Türklerinin Polonya, Litvanya ve Macaristan gibi doğu ve orta Avrupa ülkelerine ve göç yoluyla batı Avrupa'ya ve Amerika'ya dağılmış oldukları kabul edilmektedir. Askenaz Yahudileri olarak bilinen Doğu Avrupa musevilerinin önemli bir kısmının Hazar kökenli olduğu, bunların İsrail Devletinin kuruluşunda kayda değer rol sahibi oldukları hususunda görüş birliğinden söz edilmektedir. Ayrıca, bugün Polonya ve Litvanya'da yaşamlarını sürdüren bir kaç bin Musevi Karaim Türkünün ve Kuzey Kafkasya'daki Karaçay'ların Hazar kökenli olduğu kabul edilmektedir.
Not: Bu yazının hazırlanmasında, İslam Ansiklopedisi'nde Prof. Dr. Ahmet Taşağıl'ın makalesi,  Büyükelçi (R) Kamuran Gürün'ün "Türkler ve Türk Devletleri Tarihi" kitabı, Kevin Alan Brook'un "Bir Türk İmparatorluğu Hazar Yahudileri" kitabı başta olmak üzere birden çok kaynaktan yararlanıldı.

No comments:

Post a Comment